TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Biyoçeşitlilik

AGRONEWS - Biyoçeşitlilik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Biyoçeşitlilik haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Antalya’da 250 Endemik Bitki İçin Koruma Vurgusu Haber

Antalya’da 250 Endemik Bitki İçin Koruma Vurgusu

Antalya Büyükşehir Belediyesi nikah salonunda düzenlenen panelde, Antalya’da bulunan kritik derecede tehlike altındaki nadir ve hassas bitki türlerine ilişkin güncel veriler paylaşıldı. Akademisyenler, kentte tespit edilen endemik, hassas ve kritik olarak tehlike altında bulunan bitki türlerine dair güncel araştırma sonuçlarını paylaştı. Özellikle iklim değişikliği, kontrolsüz arazi kullanımı ve yangın risklerinin bölgedeki biyolojik çeşitlilik üzerindeki etkileri detaylı olarak ele alındı. Kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları ve ekolojik çalışmalara katkı sunan paydaşların katılımıyla gerçekleşen etkinlikte, bitki biyoçeşitliliğinin korunmasına yönelik örnek uygulamalar ve belediyenin sahada yürüttüğü çalışmalar ele alındı. Etkinliğe katılan uzmanlar, bitki türlerinin karşı karşıya olduğu tehditlere karşı bilimsel ve kurumsal iş birliklerinin güçlendirilmesi gerektiğinin altını çizdi. Panelde biyoçeşitliliğin korunmasına yönelik mevcut yasal çerçeveler, izleme yöntemleri, koruma planları ve dünyadaki iyi uygulama örnekleri üzerinden değerlendirmeler yapıldı. Endemik türlerin merkezi Antalya Antalya Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Çiğdem Hacıoğlu, panelin açılışında Antalya’nın endemik bitki konusundaki zenginliğine vurgu yaparak, "Antalya, Türkiye’de endemik bitkileri içinde barındıran çok güzel bir coğrafya. Yok olmaya yüz tutmuş birçok bitki türünü de aynı şekilde bu coğrafya muhafaza etmektedir. Ben Antalya Lara bölgesinde kum zambaklarını görerek büyüdüm. İnşallah torunlarımın da görmesini çok arzu ediyorum. Bu yüzden de bitki çeşitliliğimizi ve endemik türlere sahip çıkmayı çok önemsiyorum. Hakikaten var olan zenginliklerimize sahip çıkmak bizim için çok önemli. Eminim bu panel de bu konuların ne kadar önemli olduğunu ortaya çıkaracaktır" dedi. Hacıoğlu, Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin dünya çapında bir ödül olan Yeşil Bayrak Ödülü’ne layık görüylesinin mutluluğunu yaşadığının da altını çizdi. Akademisyen ve uzmanlardan bilimsel sunumlar "Antalya’nın Floristik Zenginliği ve Koruma Önerileri" başlıklı bir sunum yapan Akdeniz Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İsmail Gökhan Deniz, dünyada 250 endemik bitkinin Antalya dışında hiçbir yerde yetişmediğini belirtti. Prof. Dr. Deniz, "Antalya bize biyoçeşitlilik bakımından inanılmaz bir zenginlik sunuyor. Tabii ki bunları hummalı çalışmalarla geleceğe taşımalıyız. Türkiye’de şu an 10 bin bitki türü var. 3 bin tanesi dünya üzerinde sadece Türkiye’de yetişiyor. Bunlardan 750 tanesi Antalya’da ve Türkiye’de yetişen türler. Fakat 250 tanesi Antalya dışında hiçbir yerde yetişmiyor. Avrupa’da insanlar ellerinde olan endemik türleri geleceğe yansıtmak için dönümlerce yer tahsis ediyorlar. Ekolojik köprüler yapıyorlar. Akla gelebilecek birçok çalışmayı ortaya koyuyorlar. Biz de bu çalışmaları geçebilecek birçok çalışma gerçekleştiriyoruz. Yeşil Bayrak Ödülü de bu başarılardan bir tanesi" diyerek Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne bu prestijli ödülü Antalya’ya kazandırdıkları için teşekkür etti. Geleceğe yönelik ortak hedefler Panelde bir diğer ilgi çekici başlık ise Batı Akdeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü’nde görev yapan Ziraat Mühendisi Dr. Ahu Çınar’ın "Antalya’nın Doğal Sofrası: Yenilebilir Otlar" konulu sunumu oldu. Katılımcılar, Antalya’da yenilebilir otları öğrendikten sonra Antalya özelinde biyoçeşitlilik araştırma ve izleme projelerinden örneklerin sunumunu yapan Antalya Orkidelerini ve Biyoçeşitliliği Koruma Derneği Üyesi Peyzaj Yüksek Mimarı Pınar Kınıklı’nın sunumu sayesinde biyoçeşitlilik ile ilgili yapılan çalışmalar hakkında bilgi sahibi oldu. Panel sonunda Antalya’da bitki biyoçeşitliliğinin korunması adına uygulanabilecek güncel ve sürdürülebilir yöntemler üzerine fikir alışverişinde bulunuldu. Katılımcılar, özellikle eğitim, farkındalık çalışmaları ve doğal alanların korunmasına yönelik yeni projelerin geliştirilmesi konusunda görüş bildirdi. Etkinliğin gelecekte yapılacak bilimsel ve kurumsal çalışmalara önemli bir zemin hazırladığı ifade edildi.

Balon Balığı Avlayan Balıkçılara Destek 2025-2026'da da Sürecek Haber

Balon Balığı Avlayan Balıkçılara Destek 2025-2026'da da Sürecek

İstilacı Türlere Karşı Kararlı Mücadele Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, balon balığı avcılığına yönelik 2020'de başlatılan destek programının 2025-2026 yıllarında da devam edeceğini açıkladı. Balıkçıların kuyruk başına destek alacağını belirten Yumaklı, istilacı türlerin sucul biyoçeşitlilik ve ekosistem üzerindeki olumsuz etkilerinin azaltılmasının hedeflendiğini söyledi. Destekleme Oranları Artırıldı Bakan Yumaklı, benekli balon balığı (Lagocephalus sceleratus) için destekleme fiyatının yüzde 100 artırılarak 25 TL'ye, diğer türler için ise yüzde 400 artırılarak 10 TL'ye çıkarıldığını ifade etti. Destekleme kapsamında 2020'den bu yana 373 bin 494 balon balığı avlanarak, yaklaşık 28 milyon bireyin ekosisteme girişinin engellendiğini belirtti. Ekonomiye Katkı Sağlanacak Balon balıklarının ilaç, deri ve tekstil gibi sanayi kollarında değerlendirilerek ekonomiye kazandırılmasına yönelik çalışmaların da sürdüğünü dile getiren Yumaklı, "Bu türün av baskısı altında tutulmasıyla hem su ürünleri kaynaklarının korunması hem de balıkçıların desteklenmesi sağlanıyor," dedi. Tehlike Yayılıyor Kızıldeniz’den Akdeniz’e gelen balon balıklarının yayılımının Ege ve Marmara’dan Karadeniz’e kadar genişlemesinin öngörüldüğüne dikkat çeken Yumaklı, bu durumun biyoçeşitlilik üzerindeki olası tehlikelerine işaret etti. Bakanlık, istilacı türlerin kontrol altına alınması için çalışmalarını kararlılıkla sürdürüyor. Bu programın, sucul biyoçeşitliliğin korunması, balıkçılığın desteklenmesi ve istilacı türlerle mücadelede etkili bir adım olduğu vurgulanıyor.

Gıda Hakkı İçin Küresel Kollektif Eyleme Çağrı Haber

Gıda Hakkı İçin Küresel Kollektif Eyleme Çağrı

FAO, özellikle gıda güvenliği ve beslenme alanında çeşitli acil müdahale projeleri ile birçok bölgedeki açlıkla mücadele ediyor. Gıda temini sağlamak, kriz bölgelerinde gıda güvenliğini artırmak ve yerel tarımsal altyapıyı güçlendirmek için çalışmalarını sürdürüyor. Eğitim ve okul beslenme programları gibi projeler ile, sağlıklı gıdalara erişim konusunda büyük rol oynayan FAO’nun, iklim değişikliği ile mücadeleye yönelik uygulamaları da çiftçilerin üretimlerini sürdürülebilir şekilde artırmasına yardımcı oluyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Genel Direktörü Dr. QU Dongyu, Dünya Gıda Günü’nde hükümetler, özel sektör, akademi, sivil toplumlar ve bireylerin oluşturduğu bir küresel iş birliği ile gıda hakkı için kolektif eyleme duyulan ihtiyacın altını çizdi. "Daha İyi Bir Yaşam ve Daha İyi Bir Gelecek İçin Gıda Hakkı" başlıklı yazısında, tüm çiftçilerin küresel nüfusu besleyecek kadar gıda üretebildiğini, ancak yaklaşık 730 milyon kişinin doğal ve insan kaynaklı afetler yüzünden açlıkla mücadele ettiğini belirtti. MİLYARLARCA İNSAN SAĞLIKSIZ BESLENİYOR Dr. QU Dongyu, tüm insanların yeterli gıdaya erişim hakkına sahip olduğunu vurgulayarak, gıda çeşitliliğinin ve erişilebilirliğinin önemine dikkat çekti. Dongyu'nun kaleme aldığı yazıya göre, günümüzde dünya genelindeki çiftçiler kalori ihtiyacını karşılayacak kadar gıda üretebiliyor, ancak 2,8 milyar insan sağlıklı beslenemiyor. Gıda hakkının, sadece açlıkla mücadele değil, aynı zamanda sağlıklı ve besleyici bir diyetin tüm dünyada erişilebilir olmasını sağlamayı hedeflemekle ilgili olduğunu söyleyen Dr. QU Dongyu, gıda sistemlerinin verimli, sürdürülebilir ve kapsayıcı olmasının gerekliliğini vurguladı. KOLLEKTİF EYLEM GEREKİYOR Kollektif eylemin önemine dikkat çeken Dr. QU Dongyu, bu mücadelenin yalnızca hükümetler tarafından değil, tüm toplum kesimlerinin iş birliğiyle gerçekleşebileceğini belirtirken, "Özellikle de gençler- çün­kü gıda güvenliği olan bir gelecek onların hakkı. Geleceği onlar tasarlıyor ve karar veriyor. BM Gelecek Zirvesi’nden çıkan tüm çağrı­lar onların eylemleriyle belirlenmektedir" dedi. Dr. QU Dongyu, "Çiftçiler, biyoçeşitliliği ar­tıran ve doğal kaynakları so­rumlu bir şekilde yöneten bir sürdürülebilir tarım uygula­masıyla fark yaratabilirler. İş­letmeler, besleyici ve çeşitli gıdaları daha uygun fiyatlı ha­le getirebilirler. Akademi ve sivil toplum, veri toplayarak, iyileştirilmesi gereken alan­ları tespit ederek, bilimsel teknoloji çözümlerini uygula­yıp, hedeflere yönelik ilerle­meyi takip ederek hükümetle­ri sorumlu tutabilir" diyerek herkesin elini taşın altına koyması gerektiğini belirtti. Tarımsal gıda sistemlerini dönüştürerek daha sürdürülebilir ve kapsayıcı hale getirmek için çalışan FAO, bu süreçte, bilgi teknolojileri, biyoteknoloji, yapay zeka gibi yenilikçi alanların kritik bir rol oynadığını açıkladı. Tüketicilere düşen görevin sağlıklı yaşam tarzları benimsemek, gıda israfını azaltmak ve gıda çeşitliliğini teşvik etmek olduğunu ekledi. Kapsayıcı ve sürdürülebilir bir tarımsal gıda sistemi için hep birlikte çalışılması gerektiğini söyledikten sonra "Eylemlerimiz Geleceğimizdir" cümlesiyle mesajını noktaladı.

“Tunceli’nin biyoçeşitliliği aşırı otlatma tehdidi altında” Haber

“Tunceli’nin biyoçeşitliliği aşırı otlatma tehdidi altında”

Dr. Mehmet Yavuz Paksoy, "Bitki örtüsünün zayıflaması veya yok olması da erozyonla sonuçlanmaktadır. Sonuç olarak verimli toprak tamamen yok olmakta ve çölleşmeye kadar varabilecek sorunlar ortaya çıkmaktadır” dedi. Tunceli, Türkiye’nin biyoçeşitlilik anlamında en zengin bölgelerinden biri. Ancak bu zenginlik, son zamanlarda aşırı ve kapasitenin üzerinde yapılan otlatma faaliyetleri ve madenler nedeniyle tehdit altında. Konuya ilişkin bilgi veren Munzur Üniversitesi Tunceli Meslek Yüksekokulu Tıbbi Dokümantasyon ve Sekreterlik Bölümünden Doç. Dr. Mehmet Yavuz Paksoy, yaylalarda sürdürülebilir hayvancılık ve biyolojik çeşitliliğin zarar görmemesi için önlem alınması gerektiğine vurgu yaptı. Türkiye’nin en önemli doğal kaynaklarından olan yaylalarda hayvancılığın besin ihtiyacının yaklaşık yüzde 60 ile 65’inin karşılandığını aktaran Doç. Dr. Mehmet Yavuz Paksoy, “Bitkiler, uzun zaman dilimleri boyunca yoğun otlatmaya maruz kaldıklarında kendilerini toparlama ve yenileme imkanı bulamamaktadır. Bitki örtüsünün zayıflaması veya yok olması da erozyonla sonuçlanmaktadır. Sonuç olarak verimli toprak tamamen yok olmakta ve çölleşmeye kadar varabilecek sorunlar ortaya çıkmaktadır” dedi. "Plansız otlatma ciddi zarar veriyor" Plansız otlatmanın ülke genelinde olduğu gibi Tunceli yaylalarında da mevcut olduğunu kaydeden Doç. Dr. Paksoy, “Bu da bitkilerin klimaks dediğimiz en verimli seviyeye ulaşmasının önüne geçmektedir. Aşırı otlatma yaylalarımızın ve meralarımızın ot kalitesinde ve verimliliğinde önemli düşüşlere neden olmaktadır. Ülkemizde bir çok yaylada zamansız ve taşıma kapasitesinin üzerinde yapılan otlatma sonucu klimaks bitki örtüsü oluşamıyor ve bölgeye tamamen çalımsı ve dikenli türlerin hakim duruma geçtiği bir vejetasyona dönüşmektedir” diye konuştu. "Kapasitenin üzerinden hayvan, yaylaya çıkarılıyor" Meraların bozulmasında en büyük tehlikelerden birinin de kapasitelerinin çok üzerinde hayvanlarla otlatma olduğunu dile getiren Paksoy, “İlimizde en büyük etkinin bu olduğunu düşünmekteyiz. Yaylalarımıza kapasitenin çok üzerinde hayvanın çıktığı bilinmektedir. Bu durum meraların verimliliklerinin korunması ve bu alanda istenilen miktarda hayvansal ürün üretimine imkan bırakmamaktadır. Yaylalarımızda sürdürülebilir hayvancılık yapılması, verimli kullanılması ve biyolojik çeşitliliğin zarar görmemesi için bazı önlem alınması gerekmektedir. Bunların birincisi yem bitkileri tarımının arttırılması, çayır ve meraların ıslah edilmesi ve otlatmanın bir düzen içinde uygulanması yapılabilecek tedbirlerin başında gelmektedir” şeklinde konuştu. "Endemik türler tehdit altında" Tunceli’de yapılan flora çalışmaları sonucunda bin 300 bitkinin yayılış gösterdiğini ifade eden Paksoy, “Birçok endemik bitki de yine ilimizde yayılış göstermektedir. Bunların çoğu da yüksek dağ bitkileri olduğu için yani yaylalarda olduğu için bu aşırı otlatma sonucu endemik bitkilerimiz de tehdit altına girmektedir. 2022 yılında Pülümür ilçesinde yaptığımız arazi çalışmalarında özellikle Dağbek ve Karagöz Köyleri arasında özel toprak yapısına sahip bölgede çok dar bir alanda 6 tane endemik türün bir arada yetiştiği, yayılış gösterdiğini tespit ettik. Bu bölgeler yine otlatma ve maden aramaları tehdidi altındadır. Yani sadece otlatma değil bir de maden tehdidi bulunmaktadır” ifadelerini kullandı. "Arıcılık faaliyetleri biyoçeşitliliği koruyor" Arıların doğaya zarar vermek bir yana bitkilerin tozlaşması ve nesillerini devam etmesi açısından son derece önemli olduğuna vurgu yapan Doç. Dr. Paksoy, “Sadece bal arısı olarak düşünmeyelim değişik türdeki arılar sayesinde bitkilerin tozlaşması gerekmektedir. Bitkilerin melezleşmesi, ya da alt türleşme gibi yeni bitkilerin oluşması arılar sayesinde sağlanıyor. Mutualizm yaşam dediğimiz en önemli birliktelik bitkilerle arılar arasındaki yaşam ve tozlaşmadır. Bu sayede biyolojik çeşitlilik de korunuyor. Yani bazı hayvancılık faaliyetleri aşırı olduğunda zararlı olduğu gibi bazıları da yapılmazsa doğaya da zarar verebilmektedir. Ama özellikle insanlar tarafından yapılan arıcılık, bitkilerin tozlaşmasında, nesillerinin devamında çok büyük bir görev üstlenmektedir. Doğa için de yaylalarımızın geleceği için de arıcılık faaliyetlerinin daha da fazla teşvik edilmesi gerekmektedir” ifadelerini kullandı.

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.