Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Biyoteknoloji

AGRONEWS - Biyoteknoloji haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Biyoteknoloji haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Sunar Yatırım Ar-Ge merkezi mısırın geleceğini şekillendiriyor Haber

Sunar Yatırım Ar-Ge merkezi mısırın geleceğini şekillendiriyor

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı onaylı, sektöründe ilk ve tek olan Ar-Ge Merkezine yatırımlarını her geçen gün artırarak inovasyon çalışmalarını sürdüren şirket, üretim tesisine giren her mısır tanesini yüzde 100 değerlendirerek, ürettiği mısır nişastası ve türevleriyle gıda sektörü dışında da ürünün kullanımını destekliyor. Mısırın kullanım alanlarını geliştirmeye yönelik Ar-Ge çalışmalarının önemine dikkat çeken Sunar Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mustafa Nuri Çomu konuya ilişkin açıklamasında; "İşimizin çok büyük bir bölümünü oluşturan mısır, bugün yüzlerce üründe hammadde olarak kullanılan, çok geniş endüstriyel etki alanına sahip, stratejik bir üründür. Sunar Yatırım olarak mısırı yalnızca üretip işlenen bir ürün değil, yeni ürünlere entegre edilen ve sanayiye katma değer katan bir ekosistem olarak görüyoruz. Nişasta bazlı çözümlerden biyobozunur ürünlere, sürdürülebilir üretim süreçlerinden farklı sektörlere yönelik inovatif uygulamalara uzanan çalışmalarımızla, mısırın potansiyelini sürekli genişletiyoruz. Bu yaklaşım hem ülkemizin üretim gücünü hem de küresel pazarlardaki rekabetçiliğimizi ileri taşıyor" dedi. Yüzlerce üründe ham madde olarak kullanılıyor Tarımın en stratejik ürünlerinden biri haline gelen ve birçok sektör için stratejik hammadde olarak tanımlanan mısır, sadece bir gıda hammaddesi olmanın ötesinde, yüzlerce farklı ürünün üretiminde önemli rol oynayan çok yönlü bir kaynak olarak öne çıkıyor. Sunar Yatırım bünyesinde yer alan Sunar Mısır, bu güçlü hammaddenin potansiyelini açığa çıkarmak amacıyla Ar-Ge yatırımlarını sürekli artırarak, mısırın üretiminden işlenmesine ve farklı sektörlerde inovatif ürünlere dönüşümüne kadar geniş bir değer zincirini yönetiyor. Mısır, bugün birçok ürünün temel hammaddesi olarak gıda, tekstil, ambalaj, kağıt, kimya ve daha birçok sektörde kritik bir rol oynuyor. Şirketin Ar-Ge yaklaşımı, yalnızca ürün geliştirme değil, aynı zamanda sürdürülebilirlik, verimlilik ve yeni pazar oluşturma ekseninde şekilleniyor. Mısır nişastasından biyoplastik poşet üretimine uzanan Ar-Ge gücü Sunar Yatırım Ar-Ge Merkezi, 2018 yılında T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından onaylanmasının ardından; nişasta bazlı ürünler, biyoteknoloji, proses optimizasyonu ve sürdürülebilir çözümler alanlarında yoğun çalışmalar yürütüyor. Gıda sektörünün yanı sıra kozmetik, kimya ve ilaç gibi farklı sektörlere yönelik geliştirilen ürünler, mısırın çok yönlü kullanım potansiyelini ortaya koyuyor. Bugün nişasta ve nişasta bazlı ürünler gıda sektörü ile beraber ambalaj, kağıt, kimya ve tekstil endüstrilerinde de yoğun biçimde kullanılıyor. Market poşetleri, çöp torbaları, endüstriyel ambalajlar, tarım (malç filmleri) ve pipet gibi ürünler üretiliyor. Bu alanda geliştirdiği çözümlerle hem mevcut pazarlarda derinleşiyor hem de yeni kullanım alanları geliştiriyor. 2025 yılında Ar-Ge yatırımı 2 katına çıkartıldı Ürünlerini 100’den fazla ülkeye ihraç eden Sunar Mısır, Ar-Ge gücünü, teknoloji ve insan kaynağı yatırımlarıyla artırıyor. 2025 yılında Ar-Ge ekibine yeni araştırmacılar dahil edilirken, yüksek lisans yapan çalışan sayısında yüzde 60 artış sağlandı. Kimya ve gıda mühendisliğinin yanı sıra biyoteknoloji alanındaki uzmanların da ekibe katılması ile multidisipliner yapı güçlendirildi. Aynı dönemde Ar-Ge harcamaları iki katına çıkarılırken, bütçenin önemli bir bölümü ekipman yatırımları ve çalışan yetkinliklerinin geliştirilmesine ayrıldı. Kimyasal analiz, tekstür ve biyoteknoloji alanlarında yapılan yatırımlar, merkezin teknik kapasitesini ileri seviyeye taşıdı. Ar-Ge vizyonu sürdürülebilirlik odağında şekilleniyor Sunar Mısır’ın Ar-Ge stratejisinde sürdürülebilirlik merkezi bir rol oynuyor. Biyobozunur ürünler, enerji verimliliği sağlayan prosesler ve karbon ayak izini azaltmaya yönelik çalışmalar, öncelikli araştırma alanları arasında yer alıyor. 2026 hedefleri doğrultusunda; sürdürülebilir ve sağlıklı ürünlere odaklanarak yeni ürünlerin pazara sürülmesi, ithal ikame çözümler geliştirilmesi ve uluslararası pazarlarda rekabet gücünün artırılması planlanıyor. Aynı zamanda enerji tasarrufu ve çevresel etkiyi azaltan üretim süreçleriyle daha sürdürülebilir bir sanayi yapısına katkı sağlanması hedefleniyor.

Mersin’de akıllı tarım yatırımları hız kazandı Haber

Mersin’de akıllı tarım yatırımları hız kazandı

Tarımda teknoloji üre­ten merkez haline gelen Mersin Agropark, yeni Ar-Ge alanları, atölye tipi yapı­lar ve yüksek katma değerli üre­tim hedefleriyle Çukurova’nın tarımda ilerlemesine öncülük ediyor. Mersin Agropark Ge­nel Müdürü M. Murat Hocagil, bölgenin tarım teknolojilerinde Türkiye’nin örnek merkezlerin­den biri olmayı hedeflediklerini söyleyerek, odak tarım modeliy­le katma değerli üretimi amaç­ladıklarını kaydetti. Tarım, gıda ve teknolojiyi ay­nı çatı altında buluşturan Mer­sin Agropark, yürüttüğü Ar-Ge projeleri, üniversite-sanayi iş birlikleri ve yeni yatırım plan­larıyla bölgenin tarımsal dönü­şümüne katkı sağlamaya devam ediyor. Yaklaşık 800 dekarlık alanda faaliyet gösteren Agro­park’ta bugün 15 firma tarafın­dan 19 ayrı proje yürütülürken, özellikle akıllı tarım, biyotekno­loji, yapay zeka destekli üretim sistemleri ve topraksız tarım uygulamaları öne çıkıyor. “Tarım ve teknolojiyi aynı merkezde buluşturuyoruz” Agropark’ın kuruluş amacı­na ilişkin değerlendirmelerde bulunan Hocagil, üniversiteler, araştırmacılar ve özel sektörün ortak çalışma kültürüyle önemli bir ekosistem oluşturduklarını söyledi. Hocagil, “Tarım ve gıda sektö­ründe Ar-Ge yapmak isteyen gi­rişimciler için güçlü bir altyapı oluşturduk. Üniversitelerin bilgi birikimini özel sektörün üretim gücüyle buluşturarak yenilikçi projelerin ortaya çıkmasına kat­kı sağlıyoruz. Mersin Agropark bugün sadece bölgenin değil, Türkiye’nin önemli tarım tekno­lojisi merkezlerinden biri haline gelmiştir” dedi. Agropark bünyesinde yürütü­len projelerin büyük bölümünü akıllı tarım uygulamaları, biyo­teknoloji çalışmaları ve sürdürü­lebilir üretim modelleri oluştu­ruyor. Sensör destekli sistemler, otomasyon teknolojileri, dijital tarım uygulamaları ve yapay ze­ka tabanlı çözümlerle üretimde verimliliğin artırılması hedefle­niyor. Hocagil, biyoteknoloji ala­nında hastalıklara dayanıklı yeni türlerin geliştirilmesi, bitki ısla­hı ve yeni tohum çalışmaları yü­rütüldüğünü belirterek, modern sera teknolojileriyle daha az su kullanılarak yüksek verimli üre­tim yapılabildiğini kaydetti. “Odak tarım modeliyle katma değerli üretim hedefliyoruz” Mersin Agropark’ın bölgesel üretim potansiyeline göre şekil­lenen “odak tarım” modeli üze­rinde çalıştığını vurgulayan Ho­cagil, Mersin ve Çukurova’nın lojistik gücü, iklim avantajı ve üretim kapasitesinin yüksek katma değerli ürünlerle değer­lendirilmesi gerektiğini söyledi. Narenciye, muz, seracılık ürünleri ile tıbbi ve aromatik bitkilerin öncelikli alanlar ara­sında yer aldığını belirten Hoca­gil, akıllı sera sistemleri ve top­raksız tarım uygulamalarının yaygınlaştırılmasıyla hem ve­rimliliğin hem de ihracat kapa­sitesinin artırılmasının hedef­lendiğini ifade etti. Yeni hedef: Atölye tipi Ar-Ge alanları Agropark’ın büyüme hedefle­rine ilişkin de bilgi veren Hocagil, mevcut projelerin artık yalnız­ca ofis ve tarımsal araziyle sınırlı kalmadığını, uygulama ve proto­tip geliştirme alanlarına ihtiyaç duyulduğunu söyledi. Bu kap­samda yeni genişleme çalışmala­rının sürdüğünü belirten Hoca­gil, mevcut yerleşkenin kuzey bö­lümünde farklı büyüklüklerde 11 adet atölye tipi yapı planlandığı­nı açıkladı. Söz konusu alanlar­da büyük ölçekli makine tasarımı, prototip üretimi ve teknik Ar-Ge çalışmalarının yürütülebilece­ğini ifade eden Hocagil, “Tarım teknolojileri geliştiren girişim­cilerin ihtiyaçlarına daha güçlü cevap verecek bir altyapı oluştu­ruyoruz. Bu yatırımlar sayesinde bölgemizin teknoloji üretim ka­pasitesi daha da güçlenecek” diye konuştu.

Yeni Nesil Tarım Uygulamaları Üretimde Dönüşüm Sağlıyor Haber

Yeni Nesil Tarım Uygulamaları Üretimde Dönüşüm Sağlıyor

Tarım, geçmişte olduğu gibi bugün de ülkelerin ekonomisinde stratejik bir yere sahip. Ancak artan nüfus, iklim değişikliği ve doğal kaynakların sınırlılığı, üretim biçimlerinin yeniden düşünülmesini zorunlu kılıyor. İşte yeni nesil tarım uygulamaları tam da bu noktada devreye giriyor. Yeni nesil tarım uygulamalarıyla sensörler, yapay zekâ, nesnelerin interneti, uzaktan algılama sistemleri ve biyoteknoloji gibi teknolojilerden yararlanarak üretim sürecini veriye dayalı hâle getirmek amaçlanıyor. Böylece yalnızca daha fazla ürün almakla kalınmıyor, suyu, gübreyi ve pestisitleri doğru zamanda ve doğru miktarda kullanarak hem maliyeti hem de çevresel baskıyı azaltmak mümkün hâle geliyor. Bu sistemler, kullanılan teknolojiye, ürüne ve üretim koşullarına göre su tüketimini ve zirai ilaç kullanımını ciddi oranlarda azaltma potansiyeli sunuyor. Üretim sürecinin tahmine değil, ölçüm ve analize dayanarak planlanabilmesi, daha isabetli kararlar alınmasını ve kaynakların daha verimli kullanılmasını sağlıyor. Tarımda kullanılan yapay zekâ destekli sistemlerle toprağın işlenmesinden hasada kadar tüm aşamalar analiz edilebiliyor. Uydu görüntüleri ve geçmiş üretim verileri karşılaştırılarak bitkilerdeki gelişim farklılıkları erken dönemde tespit ediliyor. Böylece olası verim kayıpları önceden görülebiliyor ve girdi kullanımı daha bilinçli planlanabiliyor. Yeni nesil teknolojiler yalnızca mevcut süreci iyileştirmiyor, üretim sistemlerinin yeniden tasarlanmasına da imkân tanıyor. Örneğin “Dijital ikiz” adı verilen teknolojiyle üretim alanının sanal bir modeli oluşturularak bu model üzerinde farklı sulama, gübreleme ya da ekim senaryoları deneniyor. Olası riskler gerçek uygulamaya geçmeden önce simülasyon ortamında değerlendiriliyor. Böylece daha planlı ve güvenli kararlar alınabiliyor. Örneğin tarlamızda mısır yetiştireceğimizi düşünelim. Öncelikle tarlamızdan toprak örneği alarak analiz yaptırmakla işe başlarız. Bu bize mısır üretimi sırasında bitkinin ihtiyaç duyduğu besin maddelerini doğru ve dozunda kullanma imkânı verir. Mısır tohumlarını tarlamıza ekerken doğru derinlikte ekmemiz hayati bir önem taşır. Klasik mibzerlerle bazı tohumlar doğru derinliğe yerleşirken bazıları yüzlek kalabilir ya da gereğinden daha derine gömülebilir. Bu durum çimlenmeyi zorlaştırır ve verim kaybına yol açar. Yani daha tohum ekim aşamasındayken farkında olmadan kayıp yaşarız. Oysa sensörlü mibzerlerle tarlamızdaki eğimi ve toprak yapısını dikkate alarak tohumların homojen bir derinliğe yerleşmesini sağlarız. Ekim aşamasından sonra toprak nemini, ortam sıcaklığını ve yaprak yüzeylerindeki nemi düzenli olarak izleriz. Bu veriler doğrultusunda sulama suyu miktarını belirler ve zamanında sulama yaparız. Uzaktan algılama, görüntü işleme ve sensör teknolojileri sayesinde mısır tarlamızdaki bitkilerin gelişimini yakından takip ederek gerekli önlemleri zamanında almış oluruz. Ayrıca ekinlerimize bulaşan hastalıklar, zararlılar ve yabancı otlara karşı entegre (bütüncül) mücadele yaklaşımını uygulayabiliriz. Entegre mücadele, yalnızca kimyasal ilaçlara başvurmak yerine biyolojik ve kültürel yöntemleri de içeren bütüncül bir yaklaşımı ifade eder. Tarımsal zararlıların neden olduğu kayıp müdahale maliyetini aşacak olduğunda doğru teşhisle, doğru dozda, doğru zamanda ve uygun ekipmanla müdahale etme imkânı bulabiliriz. Dahası bu teknolojiler sayesinde mısır tarlamızın farklı alanlarında o bölüme özel sulama, gübreleme ve ilaçlama programları da uygulayabiliriz. Bu da yine girdi tasarrufu ve verim artışı olarak bize geri döner. Bu sayede, tüm girdi maliyetlerinde (tohum, gübre, ilaç ve su kullanımında) tasarruf sağlanıyor. Daha az kaynak kullanılarak üretim yapılıyor. Böylece karbon ayak izi azalıyor, biyolojik çeşitlilik korunuyor. İnsan, hayvan ve çevre sağlığını birlikte ele alan “Tek Sağlık” yaklaşımı da bu sayede güçleniyor. “Bitti mi?” diye soracak olursanız hayır, dahası da var. Ürettiğimiz mısırların uygun hasat olgunluğuna ulaşıp ulaşmadığını da yeni nesil tarım uygulamalarından elde ettiğimiz gerçek zamanlı verilerle belirleyebilir ve doğru zamanda hasat yapabiliriz. Depomuza aldığımız ürünlerde ise ortamdaki oksijen miktarını ayarlayarak ürünlerimizi hem depo zararlılarından koruyabilir hem de daha uzun süre depolayarak değer yitimi olmadan satabiliriz. Ayrıca gerçek zamanlı verileri işleyerek sonraki hasat dönemlerini daha verimli planlayabiliriz. Türkiye’de durum nedir? Ülkemizde üreticilerin yeni nesil tarım uygulamalarına ilişkin bilgi kaynakları çeşitlilik gösteriyor. Yaş grubuna bağlı olarak üreticiler bu tür bilgilere öncelikle sosyal medya platformları (YouTube, Facebook, TikTok, Instagram, LinkedIn) üzerinden ulaşıyor. Sosyal medya platformlarını tarım temalı televizyon programları, tarım teknolojisi fuarları, tarımsal ekipman bayileri ve teknik temsilcileri takip ediyor. Sosyal medya ve internet gibi açık erişim kanallarının etkin kullanımı, üreticilerin yeni teknolojilere yönelik farkındalığını artırıyor. Şimdilik sulama teknolojilerinde farkındalık daha yüksekken otomasyon ve robotik uygulamalarda daha düşük düzeyde bulunuyor. Araştırmalar, üreticilerin yenilikçi tarım teknolojilerine karşı genel olarak olumlu bir tutum sergilediğini gösterse de uygulama oranları hâlâ sınırlı düzeyde bulunuyor. Özellikle dijitalleşme, yapay zekâ ve otomasyon gibi alanlarda maliyet, teknik altyapı ve bilgiye erişim eksikliği önemli engeller olarak öne çıkıyor. Sonuç olarak yeni nesil tarım uygulamaları üretim süreçlerini daha ölçülebilir, daha planlı ve daha sürdürülebilir hâle getiriyor. Ancak bu dönüşümün gerçekleşmesi için yalnızca teknolojinin varlığı yeterli değil. Üreticilerin bu sistemlere erişebilmesi, doğru bilgiye ulaşabilmesi ve ekonomik olarak desteklenmesi de gerekiyor. Bu nedenle entegre politika ve destek mekanizmalarının hayata geçirilmesi, üreticilerin teknolojiye uyumunu hızlandırarak gıda güvenliği ile tarımsal sürdürülebilirliğe güçlü bir katkı sağlayabilir. Tarımın geleceği, teknoloji ile doğa arasında denge kurabilen ve kararlarını ölçülebilir verilere dayandıran üretim modellerinde yatıyor.

Antalya'da laboratuvar ortamında yerli fidanlar üretiliyor Haber

Antalya'da laboratuvar ortamında yerli fidanlar üretiliyor

Manavgat ilçesinde 2017'de örtü altı muz üretimine başlayan girişimci Şevki Öncel, yurt dışından getirttiği fidanlardan istediği verimi alamayınca 2 yıl önce 3 bin metrekarelik alana ANATOM'u kurdu. Steril kıyafetlerle girilen merkezin laboratuvarında bioteknoloji ve ziraat mühendislerinden oluşan 60 kişilik ekip, yaklaşık 70 çeşit fidanın anaçlarından aldıkları numunelerle mikroskop altında melezleme yapıyor. Kavanozlarda özel sıvı besinler içerisine büyümeye bırakılan bitki hücreleri gelişim evrelerine göre çeşitli odalarda bekletiliyor. Merkezde bademden şeftaliye, ahudududan yaban mersine, mangodan avokadoya kadar çok sayıda yerel ve tropikal meyvenin fidan üretimi yapılıyor. Laboratuvar ortamında büyüyen hastalıklara dayanıklı, iklim şartlarına uygun verimi yüksek fidan ve tohumlar üreticilere gönderiliyor. "Yanlış fidan ve sıkıntılı ürünlerden dolayı ciddi bedeller ödedik" ANATOM AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Şevki Öncel, AA muhabirine, ülke tarımına katkı sağlamak için 6 yıl kadar önce tarımsal üretime başladığını ve bu alanda birçok yatırım yaptığını söyledi. Ürün yelpazesini çeşitlendirmek için ülkede yetişmeyen fidan ve tohumların üretimini yaptıklarını belirten Öncel, "Akdeniz iklimine uygun tropikal meyve ve çeşitli tohumları getirttik ama bu süreçte yanlış fidan ve sıkıntılı ürünlerden dolayı ciddi bedeller ödedik. Bunun üzerine bu işin ehil ellerde olması gerektiğine karar verdik." dedi. Yaşanan sorunlardan dolayı tohumu kendilerinin üretmesi gerektiği düşüncesiyle ANATOM'u kurduklarını anlatan Öncel, sağlıklı, iklim şartlarına dayanıklı ve verimli tohumlar üretmeye başladıklarını vurguladı. "Mikroplardan arındırılmış, sağlıklı bitkiler üretiyoruz" Tohum laboratuvarı için 100 milyon liralık yatırım yaptıklarını dile getiren Öncel, sözlerine şöyle devam etti: "Yılda 4 milyon fidan üretimi yapabilecek bir laboratuvar merkezine sahibiz. Anaçlardan aldığımız numuneleri laboratuvar ortamında çoğaltarak, mikroplardan arındırılmış, sağlıklı bitkiler üretiyoruz. Aynı zamanda ülkemizde olmayan çeşitli fidanları laboratuvarda üreterek ismi ve tesciliyle beraber yerli ve milli yapıyoruz. Merkezimizde şu anda 60-70 çeşit fidan üretiyoruz ve Akdeniz iklimine uygun tropik meyvelere de geniş yer veriyoruz. Ülkemize bir faydamız olsun, üreticiler sağlıklı, virüsten arındırılmış, her türlü yaşam şartları test edilmiş fidanlarla bu işe başlasınlar, hayal kırıklıklarıyla sektörden uzaklaşmasınlar istiyoruz." Öncel, laboratuvarda üretilen fidan ve tohumların yüzde 60'ını iç pazara yüzde 40'ını ise dış pazara gönderdiklerini kaydetti. Türk cumhuriyetleri başta olmak üzere, İran ile Gürcistan'a fidan ve tohum satışı yaptıklarını aktaran Öncel, bunların dışında Fransa, İspanya ve Yunanistan gibi Avrupa ülkelerinden bazı tarım firmalarının kendileriyle ticaret yapmak istediğini ifade etti. "Bu tür tesisler ülkemizin geleceği için çok önemli" Siparişe özel ürünleri de laboratuvarda yetiştirdiklerini vurgulayan Öncel, tohumun fidan aşamasına gelmesi için 6-7 ay gerektiğini ancak hücreden çoğaltılan bitkinin 21 gün gibi kısa bir süreye ihtiyaç duyduğunun altını çizdi. Laboratuvardaki bir kavanozun içinde 20 bitki yer aldığını ve bunu 1000 bitkiye kadar çoğaltma imkanına sahip olduklarını ifade eden Öncel, sözlerini şöyle sürdürdü: "Yıllarca yurt dışından aldığımız fidanlardan nedeniyle Türkiye'de olmayan zararlı böcek ve hastalıkların ülkemize geldiğini gördük. En azında biz şu anda kendi üretimimiz için bunu engellemiş olduk. İthalat için dışarıya paramız gitmiyor, bunun yanı sıra kendi çeşitlerimizi kendimiz geliştirebiliyoruz. Tohum ve fidanlar stratejik bir konu. O yüzden bu tür tesisler ülkemizin geleceği için çok önemli." Öncel, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından AR-GE belgesini aldıktan sonra TÜBİTAK ile çalışmaya başlayacaklarını da sözlerine ekledi.

Tekirdağ'da tadıyla dikkati çeken "Osmanlı çileği" üretildi Haber

Tekirdağ'da tadıyla dikkati çeken "Osmanlı çileği" üretildi

Birim Müdürü Doç. Dr. Hayat Topçu, AA muhabirine, virüsten ve bakteriden ari şekilde üretim yaptıklarını söyledi. Bölgedeki üreticilerin, Osmanlı çileğini tanıması amacıyla 1,5 yıl önce çalışmalara başladıklarını belirten Topçu, "Osmanlı çileği, Türkiye için önemli, çünkü Türkiye'ye has bir bitki. Meyveleri, taşımaya dayanıksız ancak aroması çok güzel ve değerli. Kokusu bizim için gerçekten önemli bir bitki."dedi. Topçu, başta Tekirdağ olmak üzere Trakya'da Osmanlı çileğinin tanınırlığını ve devamlılığını sağlamak adına üretim çalışması yaptıklarını vurgulayarak, "Üretilen çileklerimizi seralarımıza aldık. Birimimizde yaklaşık 2 bin çilek fidemiz mevcut. Tüplü şekilde yetiştirmeye devam ediyoruz. Talep eden üreticilerimize ulaştırıyoruz."diye konuştu. Osmanlı çileğinin tüm özellikleriyle diğer çileklerden farklı olduğuna dikkati çeken Topçu, "Bizim için Osmanlı çileğini değerli kılan, tadı ve aroması. Başka hiçbir çilekte bulunmayan tat, aroma ve kokuya sahip. Bunun için yeni çeşit geliştirmek isteyen özellikle araştırmacılar ve melezleme ıslahı yapan üreticilerimiz, Osmanlı çileğini ana bitki olarak kullanıyor." ifadesini kullandı. Osmanlı çileğinin daha fazla üretilmesi gerektiğine vurgu yapan Topçu, üretimi arttırarak, tüketicilerin taleplerini rahatlıkla karşılayabileceklerinin altını çizdi.

Edirne'de kıl keçisi gen kaynakları korunuyor Haber

Edirne'de kıl keçisi gen kaynakları korunuyor

Trakya Üniversitesinden yapılan açıklamaya göre, Tarım ve Orman Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğünce (TAGEM) hayata geçirilen projenin yürütücülüğü, Keşan Meslek Yüksekokulu Müdürü ve Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Süleyman Kök tarafından gerçekleştiriliyor. Proje kapsamında Edirne Damızlık Koyun Keçi Yetiştiriciler Birliğine üye 26 yetiştiricinin 5 bin 762 kıl keçisi 5 yıl incelenecek. Açıklamada görüşlerine yer verilen Kök, projeyle kıl keçisi ırkının yerli gen kaynaklarının sürdürülebilirliğinin hedeflendiğini bildirdi. Önemli bir projenin hayata geçirildiğini aktaran Doç. Dr. Kök, şunları kaydetti: "Proje kapsamında 26 sürüde 5 yıl süreyle süt verimleri yönünden seleksiyon çalışması ve aynı zamanda morfolojik açıdan tip sabitlemesi yapılacaktır. 5 yıllık süre sonunda sürünün kıl keçisi taban sürüsü tüm işletmelerde tamamen yenilenmiş olacak ve tüm hayvanların verim kayıtları belirlenmiş olacaktır. Projedeki sürüler 5 yıl sonra elit sürülere dönüştürülebilecektir. Tarım Orman Bakanlığı, TAGEM bünyesinde yürütülmekte olan diğer projelerde olduğu gibi projeye katılan yetiştiricilerin her yıl anaç keçi ve tekelerine, doğan yavrularına yıllık maddi destekte sağlanmaktadır. Proje başarılı bulunduğu takdirde 5'er yıllık sözleşmeler halinde yenilenmektedir. Projenin temel amacı, ülkemizin damızlık ihtiyacını yerli ırklardan karşılamak ve hayvansal protein kaynaklarını sürdürebilmektir."

Keçilerin et ve süt verimi suni tohumlamayla artırılacak Haber

Keçilerin et ve süt verimi suni tohumlamayla artırılacak

Yükseköğretim Kurulu tarafından "Bölgesel Kalkınma Odaklı Misyon Farklılaşması ve İhtisaslaşması Programı" kapsamında 2018'de "tarım ve hayvancılık" alanında pilot üniversite seçilen SİÜ, tarım ve hayvancılık alanında ülkede lokomotif olmayı hedefliyor. Bu kapsamda et ve süt verimi yüksek ırkların artırılması amacıyla çalışma başlatan Siirt Üniversitesince, Siirt-Kurtalan kara yolu Başur Çayı mevkisinde 30 dönüm alanda Küçükbaş Hayvan Reprodüktif Biyoteknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi kuruldu. İspanya, Macaristan ve Almanya'dan yüksek verimli damızlık 105 keçi satın alındı. Erkek keçilerden alınan spermalar, merkezde dişi keçilere nakledilecek. Satın alınan dişi keçiler sayesinde de sürü ırkının geliştirilmesi amaçlanıyor. Yüksek verimli kültür ırkı keçilere ait dondurulmuş spermalar muhafaza da edilerek başta Siirt olmak üzere ülkede küçükbaş hayvan yetiştiriciliğinin gelişmesi, sektörel ve bölgesel olarak istihdam ve kalkınmanın artırılmasına katkı sunulması hedefleniyor. Hayvancılığa katkı sunacak merkezin bir süre sonra faaliyete geçmesi planlanıyor. "Ülkemizin ilk ve tek tesisi" SİÜ Rektörü Prof. Dr. Nihat Şındak, AA muhabirine, tarım ve hayvancılık alanında ihtisaslaşan bir üniversite olarak tarımda fıstık, hayvancılıkta ise keçi üzerinde çalışmaları yoğunlaştırdıklarını söyledi. Bu amaçla kurdukları merkezin yakında faaliyete geçeceğini ifade eden Şındak, yaptıkları anlaşmalarla İspanya'ya özgü sütçü bir ırk olan Murcia-Granada cinsinden 15 erkek ve 20 dişi, Macaristan'dan et ve süt verimi yüksek Afrika orijinli Anglo-Nubian cinsi 11 erkek ve 19 dişi ile Almanya'dan et verimi üstün Boer cinsi 15 erkek ve 25 dişi keçi satın aldıklarını belirtti. Şındak, kurdukları merkezin belirli ülkelerde bulunduğunu dile getirerek, "Ülkemizde de sadece burada bulunan, yeni kurulan bir tesisten bahsediyoruz. Küçükbaş hayvanların spermalarının alınıp dondurulması ve suni tohumlama yoluyla kullanılması için elde edilen payetlerin (bir ucu kapalı, bir ucu açık plastik küçük çubuk) üretildiği yer olarak geçiyor. Dolayısıyla büyükbaş hayvanlarla ilgili var ama küçükbaş hayvanlar için bir üretim merkezi bulunmuyordu. Bu manada ülkemizin ilk ve tek tesisi olarak burası yer alacak." dedi. "Spermalar dondurulduktan sonra eksi 196 santigrat derecede depolanacak" Bu çalışmalarla her laktasyon döneminde bölgedeki kıl keçilerinden elde edilen 100 litrelik süt miktarını 700 litrenin üzerine çıkarmayı hedeflediklerini belirten Şındak, sadece süt değil et verimi için de bu çalışmaların yapılacağını kaydetti. "Burada verim düzeyi yüksek ırktan hayvanları barındıracağız ve onların genetik özelliklerinin yerli ırklarımıza aktarılmasını sağlamak amacıyla onlardan elde edeceğimiz spermaları suni tohumlama yoluyla bizim ırk hayvanlara aktarmak suretiyle verimi yüksek melez yavrular elde edeceğiz. Keçilerden elde edilen spermalar dondurulduktan sonra eksi 196 santigrat derecede depolanacak. Dolayısıyla 50 yıl ömrü bulunan bu spermalar Türkiye'nin neresinde ihtiyaç olursa oraya gönderilebilecek ve oralarda hayvancılıkta verimin artışına katkı sağlayacak." ifadelerini kullanan Şındak, merkezdeki laboratuvarda embriyo nakil çalışmalarının da yapılacağını söyledi. Şındak, bu çalışmalarla yüksek verimli bir hayvandan elde edilecek embriyoların düşük verimli hayvanlara transferiyle yüksek verimli yavrular elde edileceğini söyledi. Bu merkezin sadece sperma üretim merkezi değil aynı zamanda embriyo nakil ve üretim merkezi de olacağını dile getiren Şındak, "Türkiye için ihtiyaç duyulan damızlık keçi yerine damızlık keçi tohumunun üretimini sağlayacağız ve onun yurt sathında verimi artıracak bir metot olarak kullanımını halkın hizmetine açacağız." diye konuştu. Tarım ve Orman Bakanı Vahit Kirişci'nin geçen ay Siirt'i ziyaretinde, "Küçükbaşta bu spermle ilgili uygulama destek kapsamında değildi. Büyükbaştaki benzer bir desteği küçükbaş için de inşallah vermiş olacağız." ifadeleriyle destek müjdesi verdiğini hatırlatan Şındak, bunun önemine işaret etti. Şındak, "Vatandaşlarımız yüksek verimli ırklara ait melezler elde etmek istediklerinde bunun masrafı Bakanlık tarafından karşılanacak. Bu çok önemli bir haber. Bir başka anlamı daha var, veteriner hekimler için farklı bir istihdam alanı. Şimdiye kadar büyükbaş hayvanlarda suni tohumlamada görev alan veteriner hekimler, bundan sonra küçükbaş hayvanların suni tohumlamalarında da görev alacaklar." ifadelerini kullandı. "Tesislerimiz biyogüvenlik koşulları altında inşa edilmiştir" Merkezin sorumlusu Doç. Dr. Yalçın Yaman da merkezin 30 dönüm alanda kurulduğunu, 3 bin 500 metre kapalı alana sahip olduğunu söyledi. Merkezde laboratuvar ve depolama ünitelerinin yer aldığını ifade eden Yaman, "Laboratuvarlarımız suni tohumlama ve embriyo transfer kısımlarından oluşuyor. 600 baş kapasiteli 2 ağılımız, 200 baş kapasiteli karantina ağılımız var. Tesislerimiz biyogüvenlik koşulları altında inşa edilmiştir. Burada insan giriş ve çıkışı ile her türlü hayvan giriş ve çıkışı biyogüvenlik koşullarına bağlı olarak kontrol altında olacaktır." dedi. "Eğitimler verilecek, suni tohumlama kursları açılacak" Veteriner Fakültesi Klinik Bilimler Bölümü Dölerme ve Suni Tohumlama Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Eser de merkezde elde edilecek spermaların uzun yıllar boyunca hiç bozulmadan saklanabileceğini belirterek, bu sayede üreticilere suni tohumlama hizmeti sunacaklarını söyledi. Eser, bu merkezin örnek teşkil edeceğini anlatarak, "Burada veteriner hekimlere eğitimler verilecek ve küçükbaş hayvan suni tohumlama kursları açılacak. Bu sayede öncelikle bölgemiz, daha sonra Türkiye çapında küçükbaş hayvanlarda suni tohumlamanın nasıl yapıldığını öğretmeye çalışacağız." şeklinde konuştu. Kaynak: Anadolu Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.