Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Biyoyakıt

AGRONEWS - Biyoyakıt haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Biyoyakıt haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Tahıl ve palm yağı fiyatlarında haftaya artışla başlandı Haber

Tahıl ve palm yağı fiyatlarında haftaya artışla başlandı

Küresel tarım emtia piyasalarında yeni haftaya sert fiyat hareketleri damga vurdu. ABD ile Çin arasında tarım ürünleri ticaretine yönelik yeni alım taahhütlerinin açıklanması, özellikle mısır ve buğday fiyatlarında güçlü yükselişi beraberinde getirdi. Aynı anda yükselen petrol fiyatları ve Orta Doğu’da devam eden belirsizlikler ise palm yağı piyasasını hareketlendirdi. Piyasalardaki yükselişin merkezinde, Beyaz Saray’ın Çin’in ABD’den tarım ürünü alımını artıracağına ilişkin açıklaması yer aldı. Buna göre Çin, 2028’e kadar her yıl en az 17 milyar dolarlık Amerikan tarım ürünü satın almayı kabul etti. Üstelik bu rakam, daha önce açıklanan soya fasulyesi alım taahhüdüne ek olarak gelecek. Piyasa açısından kritik nokta tam da burada başlıyor. Çünkü yeni anlaşmanın yalnızca soyayla sınırlı kalmayıp mısır, buğday ve diğer tarım ürünlerini de kapsayabileceği beklentisi fiyatları hızla yukarı taşıdı. Bloomberg'in haberine göre, Chicago’da işlem gören aktif mısır kontratları gün içinde yüzde 3,8’e kadar yükselerek son altı ayın en sert günlük hareketlerinden birini yaptı. Buğday yüzde 3’e yakın yükselirken, soya fasulyesi fiyatlarında da artış görüldü. Aslında piyasa geçen hafta tam tersine sert satış yaşamıştı. Trump ile Şi Cinping görüşmesinden sonra tarım alımlarına ilişkin somut detay gelmemesi, yatırımcıları hayal kırıklığına uğratmış ve mısır fiyatları bir haftada yaklaşık yüzde 5 gerilemişti. Şimdi ise Beyaz Saray’ın verdiği yeni mesaj, piyasada yönü yeniden yukarı çevirdi. Uzmanlara göre anlaşmanın en önemli etkisi, Çin’in yalnızca soya değil uzun süredir sınırlı tuttuğu mısır ve buğday alımlarına da geri dönebileceği beklentisi. Nitekim ABD Tarım Bakanlığı verileri, Çin’in yaklaşık iki yıldır ABD mısırında anlamlı alım yapmadığını gösteriyor. Buğday tarafında ise Trump-Şi zirvesi sonrası sınırlı geri dönüşler görülse de hacimler düşük kalmıştı. Öte yandan Çin’in resmi açıklamalarında tarım alım taahhütlerine ilişkin net ifadeler yer almaması dikkat çekiyor. Bu durum, piyasada iyimserlikle birlikte temkinli yaklaşımın da sürmesine neden oluyor. Tahıl piyasalarını etkileyen tek unsur ticaret anlaşmaları değil. Orta Doğu’daki savaşın enerji ve gübre piyasaları üzerindeki etkisi de fiyatlamalarda belirleyici olmaya devam ediyor. Hürmüz Boğazı’ndaki belirsizlik nedeniyle enerji ve gübre maliyetlerinin yükselmesi, tarım piyasalarında maliyet baskısını artırıyor. Bu durum özellikle üretim maliyetleri yüksek olan mısır gibi ürünlerde fiyatları destekleyen bir unsur olarak öne çıkıyor. Enerji piyasasındaki yükseliş, bitkisel yağ piyasasını da doğrudan etkiliyor. Palm yağı fiyatları, yükselen petrol ve zayıflayan Malezya ringgitinin etkisiyle son bir ayın en sert yükselişini yaşadı. Brent petrol fiyatlarının savaş kaynaklı risklerle yükselmeye devam etmesi, biyoyakıt talebine yönelik beklentileri güçlendiriyor. Palm yağı da biyodizel üretiminde kullanılan temel hammaddelerden biri olduğu için enerji fiyatlarındaki yükselişten destek buluyor. Malezya ringgitindeki değer kaybı ise palm yağını yabancı alıcılar açısından daha cazip hale getiriyor. Buna karşın talep tarafında zayıflık sürüyor. Malezya’nın mayıs ayının ilk yarısındaki palm yağı ihracatı önceki aya göre yüzde 1,6 geriledi. Özellikle en büyük alıcılar olan Hindistan ve Çin’e yapılan sevkiyatlarda sert düşüş dikkat çekti. Ayrıca Güney Amerika’da güçlü seyreden soya ve ayçiçeği üretiminin önümüzdeki dönemde piyasaya girecek olması, palm yağı fiyatlarındaki yükselişi sınırlayan unsurlar arasında gösteriliyor.

Gübre ve lojistik krizi tarım piyasalarını etkiledi Haber

Gübre ve lojistik krizi tarım piyasalarını etkiledi

Küresel tarım piyasaları, Ortadoğu’daki savaşın enerji ve gübre maliyetlerini yukarı çekmesi ve olumsuz hava koşullarının üretim risklerini artırmasıyla yeni bir fiyat döngüsüne girdi. 2023’ten bu yana en yüksek seviyelere çıkan fiyatlar, özellikle tahıllar ve yağlı tohumlar tarafında yukarı yönlü beklentileri güçlendiriyor. Dünya Bankası projeksiyonlarına göre, gıda fiyat endeksi bu yıl ve ardından 2027’de yükselişini sürdürecek. Bu artışın ana yükünü tahıllar, yağlı tohumlar ve gübre maliyetleri oluşturacak. Tahıl piyasaları artan gübre maliyetleri nedeniyle en hassas ürün grupları arasında yer alıyor. Buğday vadeli işlemlerinde bu yıl ortalama fiyatın yüzde 4, 2027’de ek yüzde 3 yükselmesi bekleniyor. Kuraklık, ekim alanlarında daralma ve lojistik sorunlar fiyatları yukarı taşıyor. Mısır fiyatlarında 2026’da yüzde 4’e yakın artış, 2027’de yüzde 1 ek yükseliş öngörülüyor. Gübre maliyetleri ve ABD’de ekim alanlarının daralması ana risk unsuru olarak gösteriliyor. Soya fasulyesi vadeli işlemlerinde bu yıl için yüzde 6 artış beklentisi hakim. Biyoyakıt talebi ve soya yağına yönelim fiyatları destekliyor. Ekonomim'den Evrim Küçük'ün haberine göre, Soya yağı ve bitkisel yağlara bakıldığında, 2026’da yaklaşık yüzde 8 artış, 2027’de yatay seyir beklentisi var. Enerji piyasasındaki yükseliş, bitkisel yağlar ve yağlı tohumlar üzerinde doğrudan etkili oluyor. Biyoyakıt talebinin artması, özellikle ABD ve Güneydoğu Asya’da bitkisel yağ kullanımını artırırken, arzın bir kısmının enerjiye kayması gıda tarafında fiyatları yukarı çekiyor. Bu eğilimin sürmesi halinde, yağlı tohum piyasasında fiyatların beklenenden daha güçlü kalabileceği değerlendiriliyor. Pirinç: Bu yıl ortalama fiyatta yüzde 2 düşüş olabilir fakat gelecek yıl yüzde 3 toparlanma öngörülüyor. Arz fazlası kısa vadede fiyatları baskılıyor. Şeker: Bu yıl ortalama fiyatın geçen yıla göre biraz gerilemesi bekleniyor. 2027’de ise yüzde 3 ek gerileme öngörülüyor. Ancak petrol fiyatlarına bağlı olarak etanol talebi bu düşüşü sınırlayabilir. Sığır eti: Bu yıl fiyatların yüzde 11 artması, 2027’de bunun üzerine yüzde 3 daha yükselmesi bekleniyor. Arz sıkışıklığı ve güçlü talep fiyatları yukarı çekiyor. Fiyatların itici gücü maliyet şokları Piyasalarda dikkat çeken en kritik unsur, arzdan ziyade maliyet kaynaklı baskı. Özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki aksamalar, gübre ve enerji fiyatlarını sert şekilde yukarı çekerek tüm tarım zincirinde maliyet tabanını yükseltti. Piyasadaki en çarpıcı değişim, fiziksel arzın halen görece yeterli olmasına rağmen üretim maliyetlerindeki artış kaynaklı olarak fiyatların yükselmesi. Hava riski ikinci dalgayı getirebilir 2026’nın ikinci yarısı için en büyük risk ise El Nino ihtimali. Uzmanlar, %60’ın üzerinde olasılıkla gelişebilecek bu hava olayı nedeniyle özellikle mısır, palm yağı, kahve, şeker gibi ürünlerde arz şoklarının yeniden gündeme gelebileceğini belirtiyor. Bu senaryonun gerçekleşmesi halinde mevcut fiyat artışlarının daha da hızlanabileceği vurgulanıyor. Kakao ve kahvede sert geri çekilme Küresel içecek piyasalarında 2025’teki sert yükselişin ardından 2026’da güçlü bir düzeltme süreci öne çıkıyor. Dünya Bankası verilerine göre içecek fiyat endeksi ilk çeyrekte yüzde 20 gerileyerek geçen yılın yaklaşık üçte bir altına indi. Kahve tarafında arzın toparlanması belirleyici oldu. Küresel üretimin 2025-26 sezonunda yaklaşık yüzde 2 artışla 179 milyon çuvala ulaşması beklenirken, fiyatlarda da sert düşüş öngörülüyor. Arabica fiyatlarının 2026 genelinde yüzde 14’ten fazla, Robusta’nın ise yüzde 18 gerilemesi bekleniyor. ABD’nin Brezilya kahvesine yönelik tarifeleri kaldırması da fiyatları aşağı çeken unsurlar arasında yer alıyor. Kakao piyasasında ise daha da keskin bir düzeltme dikkat çekiyor. Batı Afrika’da üretimin toparlanmasıyla birlikte fiyatların 2026’da yüzde 50’den fazla düşmesi bekleniyor. Arz-talep dengesinin normale dönmesiyle stok/kullanım oranı yeniden uzun vadeli ortalamalara yaklaşıyor. Buna karşın riskler tamamen ortadan kalkmış değil. Özellikle yılın ikinci yarısında oluşabilecek El Niño kaynaklı kuraklık, kahve ve kakao üretiminde yeni dalgalanmalara yol açabilir. Gübrede maliyet şoku derinleşiyor Tarım piyasalarında asıl baskı ürün fiyatlarından çok maliyet tarafında yoğunlaşıyor. Hürmüz Boğazı’ndaki aksamalar, özellikle gübre piyasasında sert bir arz şokuna yol açtı. Azotlu gübrelerin temel ürünü olan üre fiyatı mart ayında ton başına 725 dolara çıkarak aylık bazda yaklaşık yüzde 55 arttı. 2026 genelinde ise gübre fiyatlarında yüzde 60’a varan artış bekleniyor. Amonyak ve fosfat tarafında da üretim kesintileri sürerken, Çin’in ihracat kısıtlamaları ihtimali arzı daha da sıkılaştırabilecek bir risk olarak öne çıkıyor. Pamuk ve kauçuk yükselişte Tarımsal hammaddeler tarafında ise daha dengeli bir görünüm var. Vadeli işlemlerde bu yıl yüzde 27 yükselen pamuk fiyatlarının 2027’ye yükselişle girmesi bekleniyor. Bu yılın başından bu yana neredeyse yüzde 20 yükselen doğal kauçuk fiyatlarının geçen yılki ortalama fiyata göre yüzde 7 yükselmesi ve yükselişini gelecek yıl sürdürmesi bekleniyor. Ancak enerji maliyetleri ve küresel büyüme görünümü bu dengeyi hızla değiştirebilecek temel faktörler olmaya devam ediyor.

Bitkisel Atıktan Biyoyakıtta Yeni Yöntem Haber

Bitkisel Atıktan Biyoyakıtta Yeni Yöntem

Rusya’da bilim insanları, bitkisel hammaddeden biyoyakıt üretimi için daha verimli bir yöntem geliştirdi. Baltık Federal Üniversitesi ile Kazan Devlet Teknoloji Üniversitesi araştırmacılarının ortak çalışmasında, biyetanol üretimi için en uygun koşullar belirlendi. Rusya Bilim ve Yükseköğretim Bakanlığı’nın verdiği bilgilere göre, elde edilen biyoyakıt hem bağımsız enerji kaynağı olarak hem de klasik yakıtlara katkı maddesi olarak kullanılabilecek. Araştırmada en dikkat çekici bulgu, “buhar patlatma” yöntemi oldu. Bilim insanları, çam ağacı ve buğday samanı gibi hammaddeleri 165 ve 210 derece sıcaklıktaki doymuş buharla işleyerek en yüksek verimi elde etti. Bu yöntem sayesinde hammaddenin yapısı değişerek biyetanol üretimi için daha uygun hale geliyor. Ayrıca süreç, şekerlerin parçalanma hızını artırarak fermantasyon aşamasını da hızlandırıyor. Elde edilen sonuçlara göre bu yöntemle işlenen çam odunu, işlenmemiş hammaddelere kıyasla 1,7 ila 2,5 kat daha hızlı çözünebilir karbonhidrat açığa çıkarıyor. Özellikle 210 derece sıcaklıkta yapılan işlem, etanol üretimini yavaşlatan yan şekerlerin minimum düzeye indirilmesini sağladı. Böylece daha verimli ve hızlı bir üretim süreci elde edildi. Hesaplamalara göre bir ton odundan yaklaşık 200 kilogram, bir ton kuru samandan ise 140 kilogram etanol üretilebiliyor. Uzmanlar, bu teknolojinin yalnızca alternatif enerji üretimi açısından değil, aynı zamanda tarımsal ve bitkisel atıkların daha etkin değerlendirilmesi açısından da önemli olduğunu vurguluyor. Araştırma, Rusya’da sürdürülebilir enerji ve atık yönetimi alanlarında yeni bir adım olarak değerlendiriliyor. Rusya’da bilim insanları, bitkisel hammaddeden biyoyakıt üretimi için daha verimli bir yöntem geliştirdi. Baltık Federal Üniversitesi ile Kazan Devlet Teknoloji Üniversitesi araştırmacılarının ortak çalışmasında, biyetanol üretimi için en uygun koşullar belirlendi. Rusya Bilim ve Yükseköğretim Bakanlığı’nın verdiği bilgilere göre, elde edilen biyoyakıt hem bağımsız enerji kaynağı olarak hem de klasik yakıtlara katkı maddesi olarak kullanılabilecek. Araştırmada en dikkat çekici bulgu, “buhar patlatma” yöntemi oldu. Bilim insanları, çam ağacı ve buğday samanı gibi hammaddeleri 165 ve 210 derece sıcaklıktaki doymuş buharla işleyerek en yüksek verimi elde etti. Bu yöntem sayesinde hammaddenin yapısı değişerek biyetanol üretimi için daha uygun hale geliyor. Ayrıca süreç, şekerlerin parçalanma hızını artırarak fermantasyon aşamasını da hızlandırıyor. Elde edilen sonuçlara göre bu yöntemle işlenen çam odunu, işlenmemiş hammaddelere kıyasla 1,7 ila 2,5 kat daha hızlı çözünebilir karbonhidrat açığa çıkarıyor. Özellikle 210 derece sıcaklıkta yapılan işlem, etanol üretimini yavaşlatan yan şekerlerin minimum düzeye indirilmesini sağladı. Böylece daha verimli ve hızlı bir üretim süreci elde edildi. Hesaplamalara göre bir ton odundan yaklaşık 200 kilogram, bir ton kuru samandan ise 140 kilogram etanol üretilebiliyor. Uzmanlar, bu teknolojinin yalnızca alternatif enerji üretimi açısından değil, aynı zamanda tarımsal ve bitkisel atıkların daha etkin değerlendirilmesi açısından da önemli olduğunu vurguluyor. Araştırma, Rusya’da sürdürülebilir enerji ve atık yönetimi alanlarında yeni bir adım olarak değerlendiriliyor.

Küresel Tarım Emtia Fiyatları Yükselişe Geçti Haber

Küresel Tarım Emtia Fiyatları Yükselişe Geçti

Küresel tarım emtia piyasalarında yön yeniden yukarı döndü. ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik saldırıları artırabileceğine dair açıklamaları, savaşın uzayabileceği endişesini artırırken, tahıl ve yağlı tohum fiyatlarında yükselişi tetikledi. Chicago Board of Trade’de en aktif işlem gören buğday kontratı gün içinde yüzde 1,4’e kadar yükselirken, soya yağı fiyatları da yüzde 1,5 artış kaydetti. Mısır ve soya fasulyesinde de yukarı yönlü hareket dikkat çekti. Bloomberg'in haberine göre, fiyatlardaki artışta enerji piyasasındaki gelişmeler belirleyici oldu. Trump’ın açıklamaları sonrası petrol fiyatları sert yükselirken, bu durum tarımsal emtiayı da doğrudan etkiledi. Özellikle soya yağı gibi ürünlerin biyoyakıt üretiminde hammadde olarak kullanılması, yüksek petrol fiyatlarıyla birlikte bu ürünleri daha cazip hale getirdi. Trump, Orta Doğu’daki çatışmalara ilişkin yaptığı konuşmada net bir çözüm takvimi sunmazken, ABD’nin önümüzdeki iki ila üç hafta içinde İran’a 'çok sert' saldırılar düzenleyebileceğini ifade etti. Öte yandan savaşın sona ermesine 'çok yakın' olunduğunu da dile getirdi. Trump'ın bu çelişkili açıklamaları, piyasalarda belirsizliği artırdı. Ayrıca Trump, savaş öncesinde dünya petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına yönelik somut bir plan da ortaya koymadı. Bu durum, enerji ve gübre tedarikine yönelik risklerin devam edeceği beklentisini güçlendirdi. Piyasa uzmanlarına göre tarım emtia fiyatları büyük ölçüde petrol piyasasını takip ediyor. Cornucopia Agri Analytics stratejisti Tobin Gorey, tahıl fiyatlarındaki artışın enerji fiyatlarına kıyasla daha sınırlı kaldığını ancak piyasanın Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalması nedeniyle enerji ve gübre arzında sıkılaşma riskini fiyatladığını belirtiyor. Son fiyatlamalara göre buğday, Singapur saatiyle 12:50 itibarıyla yüzde 1,1 artışla bushel başına 6,04 dolara yükseldi. Soya yağı ise yüzde 1,4 değer kazanarak pound başına 68,06 cent seviyesine çıktı. Genel tabloda, Orta Doğu’daki jeopolitik risklerin uzaması halinde enerji fiyatları üzerinden tarım piyasalarına yansıyan baskının sürmesi bekleniyor. Bu da önümüzdeki dönemde tahıl ve yağlı tohum fiyatlarında oynaklığın yüksek kalacağına işaret ediyor.

Hürmüz Krizi, Küresel Tarım Ticaretini Tehdit Ediyor Haber

Hürmüz Krizi, Küresel Tarım Ticaretini Tehdit Ediyor

İran’daki savaş artık yalnızca enerji piyasalarının değil tarım sektörünün de meselesi haline geldi. Hürmüz Boğazı’nda yaşanan tıkanma; gübreden tahıla, şekerden pirince kadar kritik ürünlerde sevkiyatları yavaşlatıyor, navlun ve sigorta maliyetlerini sıçratıyor. Tarım piyasaları, pandemi sonrası en ciddi arz testiyle karşı karşıya. Körfez, hem tahıl ithalatının hem de azot bazlı gübre ihracatının önemli bir geçiş noktası. Uzayan bir çatışma; üretim maliyetlerini artırarak verimi düşürebilir, fiyatlara kalıcı bir “savaş primi” ekleyebilir. Küresel tarım ticaretinin önemli geçiş noktalarından Hürmüz’de tanker ve kuru yük gemilerinin rota değiştirmesi, teslim sürelerini haftalarca uzatıyor. Buğday en çok etkilenen ürün olmaya devam ederken, mısır orta düzeyde risk altında. Soya fasulyesinin ise doğrudan ticaret aksamalarından ziyade gübre ve enerji piyasaları aracılığıyla dolaylı olarak etkilenmesi muhtemel. İran, Irak ve Suudi Arabistan'ı da içeren Körfez bölgesi, ithal buğdaya büyük ölçüde bağımlı. Sevkiyatlarda gecikme yalnızca fiyatları değil, ekim planlarını ve stok yönetimini de etkiliyor. Yükselen petrol fiyatları biyoyakıt talebiyle tetiklenerek bitkisel yağ ve şeker piyasalarına ek talep yaratıyor; bu da gıda enflasyonuna yeni bir cephe açıyor. Piyasalarda oluşan “savaş primi”, pandemi sonrası normalleşmeye çalışan tedarik zincirlerini yeniden kırılgan hale getiriyor. Ürün bazında risk haritası ■ GÜBRE: Körfez ülkeleri küresel azotlu gübre ticaretinin yüzde 40-50’sini karşılıyor. Hürmüz’deki aksamalar üre ve amonyak sevkiyatını zorluyor. Yükselen fiyatlar özellikle mısır ve buğday gibi azot yoğun ürünlerde maliyet baskısını artırabilir. Uzun süreli bir aksama, Brezilya, Hindistan, Güney Asya ve AB'nin bazı bölgeleri gibi ithalata bağımlı büyük bölgelerde gübre bulunabilirliğini önemli ölçüde azaltabilir. ■ ŞEKER: Rafine beyaz şeker primi 107 $/tonla zirveye çıktı. Dubai’deki büyük rafinerilerin ham maddeyi Boğaz üzerinden temin etmesi arz daralması riskini büyütüyor. Yüksek petrol fiyatları Brezilya’da etanol üretimini teşvik ederek küresel şeker arzını daha da sıkılaştırabilir. ■ SOYA ÜRÜNLERİ: Soya yağı, artan petrol fiyatları ve biyoyakıt talebiyle son iki buçuk yılın zirvesini test etti. Soya küspesinde ise İran’ın önemli ithalatçı olması nedeniyle ticaret akışları hassas. ABD-Çin hattındaki siyasi gerilim, küresel soya ticaretini yeniden şekillendirebilir. ■ PİRİNÇ (BASMATİ): Yaklaşık 400 bin ton Hint basmati pirinci limanlarda ve yolda bekliyor. Navlun iki katına çıkarken yeni sözleşmeler durdu. Ortadoğu talebindeki kesinti fiyatları aşağı çekerken, lojistik düğüm çözülemezse arz-talep dengesi hızla tersine dönebilir. ■ BUĞDAY: Körfez ve Kuzey Afrika ithalata yüksek bağımlı. Hürmüz ve Kızıldeniz rotalarındaki riskler transit sürelerini uzatıyor. Fonların pozisyon kapaması fiyatlarda oynaklığı artırdı; kalıcı aksama fiyatları yukarı itebilir. Şu sıralar kile başına fiyat Chicago vadeli işlemlerinde 5.7 doların hemen altında. ■ MISIR: İran, Brezilya mısırının büyük alıcılarından. Sevkiyatta aksama, Brezilya’nın hasat döneminde ticaret dengesini zorlayabilir. Artan gübre maliyetleri üretim planlarını da etkileyebilir. Vadeli işlemlerde fiyatlar 4,30 dolar civarında. Rusya, İran’a buğday ithalatını askıya aldı ABD ve İsrail’in saldırıları sonrası Rusya’nın İran’a tahıl sevkiyatları geçici olarak durdu. İran, sezon için planlanan Rus buğdayının büyük bölümünü alsa da Karadeniz ve Hazar üzerinden yeni yüklemeler askıya alındı. Navlun ve sigorta primlerindeki artış ödeme kanallarını da zorlaştırıyor. Analistler, sevkiyatların yeniden başlamasını beklese de belirsizlik sürüyor.

DB Tarımsal Enerji’ye uluslararası güven Haber

DB Tarımsal Enerji’ye uluslararası güven

Biyoyakıt üretimindeki çevresel, sosyal ve ekonomik etkileri iyileştirme alanında yatırımlarda bulunan DB Tarımsal Enerji, ‘Uluslararası Sürdürülebilirlik ve Karbon Sertifikasyonu’ sağlayan International Sustainability and Carbon Certification’a (ISCC) üye olan ilk Türk şirketi oldu. Konu ile ilgili değerlendirmelerde bulunan DB Tarımsal Enerji Kurumsal İletişim ve Sürdürülebilirlik Yöneticisi Dr. Pınar Kılınç, her alanda kaynakların verimli kullanımı ve değer oluşturma odaklı sürdürülebilir büyümeyi hedeflediklerini vurgulayarak, “Ülkemizde ulaşım kaynaklı karbon emisyonlarının azaltılması, atıkların geri dönüşümü ve yerli kaynaklarla sürdürülebilir tarım uygulamalarına katkı sağlayacak bir iş modeli ile ilerliyoruz. Her adımda çevre ve kaynakların korunması misyonu ile ilerlemeyi öncellikli tutuyoruz” dedi. “Global alanda karar süreçlerine katılımı önemsiyoruz" ISCC’ye üyelik sürecini tamamlayan ilk Türk şirketi olmaktan duydukları memnuniyeti ifade eden Kılınç, üyelik sürecinin dünyadaki gelişmelere uyumu ve global alandaki karar süreçlerine katılım açısından önemli olduğunu belirtti. Şirket olarak biyoyakıt alanında ham madde temininden üretim potansiyeline kadar Türkiye’nin kapısında birçok fırsat olduğunu değerlendirdiklerini belirten Kılınç, “Bu kapsamda şirketimizin dünyadaki gelişmelere uyumu, sertifikasyon süreçlerinin takibi ve global alandaki karar süreçlerine katılımını önemsiyoruz. Şirketimiz, biyodizel ürünü için 2020 yılı başında ilk defa ISCC sertifikasyon sürecini tamamlamış ardından farklı ham maddeler ve final ürünlerini sertifikasyonuna eklemiştir” ifadelerini kullandı. ISCC hakkında Dünya genelinde 140 ülkede 273 üyesi ile bugüne kadar 55 binin üzerinde sertifikalandırma yapan ISCC, tüm pazarlar ve ham maddeler için sürdürülebilirlik sertifikasyonu sağlayan çok paydaşlı bir girişim olarak STK’lar, kamu kurumları, araştırma enstitüleri ve özel sektör katılımı ile faaliyetlerini yürütmektedir. Avrupa Birliği’nin (AB) zorunlu yasal gerekliliklerine uyumu sağlayan ISCC sertifikasyonu, küresel tedarik zinciri kapsamında bir ürünün yaşam döngüsü boyunca sürdürülebilirlik ve sera gazı emisyonlarının azaltılmasına odaklanmaktadır.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.