Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Çin

AGRONEWS - Çin haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Çin haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Tahıl ve palm yağı fiyatlarında haftaya artışla başlandı Haber

Tahıl ve palm yağı fiyatlarında haftaya artışla başlandı

Küresel tarım emtia piyasalarında yeni haftaya sert fiyat hareketleri damga vurdu. ABD ile Çin arasında tarım ürünleri ticaretine yönelik yeni alım taahhütlerinin açıklanması, özellikle mısır ve buğday fiyatlarında güçlü yükselişi beraberinde getirdi. Aynı anda yükselen petrol fiyatları ve Orta Doğu’da devam eden belirsizlikler ise palm yağı piyasasını hareketlendirdi. Piyasalardaki yükselişin merkezinde, Beyaz Saray’ın Çin’in ABD’den tarım ürünü alımını artıracağına ilişkin açıklaması yer aldı. Buna göre Çin, 2028’e kadar her yıl en az 17 milyar dolarlık Amerikan tarım ürünü satın almayı kabul etti. Üstelik bu rakam, daha önce açıklanan soya fasulyesi alım taahhüdüne ek olarak gelecek. Piyasa açısından kritik nokta tam da burada başlıyor. Çünkü yeni anlaşmanın yalnızca soyayla sınırlı kalmayıp mısır, buğday ve diğer tarım ürünlerini de kapsayabileceği beklentisi fiyatları hızla yukarı taşıdı. Bloomberg'in haberine göre, Chicago’da işlem gören aktif mısır kontratları gün içinde yüzde 3,8’e kadar yükselerek son altı ayın en sert günlük hareketlerinden birini yaptı. Buğday yüzde 3’e yakın yükselirken, soya fasulyesi fiyatlarında da artış görüldü. Aslında piyasa geçen hafta tam tersine sert satış yaşamıştı. Trump ile Şi Cinping görüşmesinden sonra tarım alımlarına ilişkin somut detay gelmemesi, yatırımcıları hayal kırıklığına uğratmış ve mısır fiyatları bir haftada yaklaşık yüzde 5 gerilemişti. Şimdi ise Beyaz Saray’ın verdiği yeni mesaj, piyasada yönü yeniden yukarı çevirdi. Uzmanlara göre anlaşmanın en önemli etkisi, Çin’in yalnızca soya değil uzun süredir sınırlı tuttuğu mısır ve buğday alımlarına da geri dönebileceği beklentisi. Nitekim ABD Tarım Bakanlığı verileri, Çin’in yaklaşık iki yıldır ABD mısırında anlamlı alım yapmadığını gösteriyor. Buğday tarafında ise Trump-Şi zirvesi sonrası sınırlı geri dönüşler görülse de hacimler düşük kalmıştı. Öte yandan Çin’in resmi açıklamalarında tarım alım taahhütlerine ilişkin net ifadeler yer almaması dikkat çekiyor. Bu durum, piyasada iyimserlikle birlikte temkinli yaklaşımın da sürmesine neden oluyor. Tahıl piyasalarını etkileyen tek unsur ticaret anlaşmaları değil. Orta Doğu’daki savaşın enerji ve gübre piyasaları üzerindeki etkisi de fiyatlamalarda belirleyici olmaya devam ediyor. Hürmüz Boğazı’ndaki belirsizlik nedeniyle enerji ve gübre maliyetlerinin yükselmesi, tarım piyasalarında maliyet baskısını artırıyor. Bu durum özellikle üretim maliyetleri yüksek olan mısır gibi ürünlerde fiyatları destekleyen bir unsur olarak öne çıkıyor. Enerji piyasasındaki yükseliş, bitkisel yağ piyasasını da doğrudan etkiliyor. Palm yağı fiyatları, yükselen petrol ve zayıflayan Malezya ringgitinin etkisiyle son bir ayın en sert yükselişini yaşadı. Brent petrol fiyatlarının savaş kaynaklı risklerle yükselmeye devam etmesi, biyoyakıt talebine yönelik beklentileri güçlendiriyor. Palm yağı da biyodizel üretiminde kullanılan temel hammaddelerden biri olduğu için enerji fiyatlarındaki yükselişten destek buluyor. Malezya ringgitindeki değer kaybı ise palm yağını yabancı alıcılar açısından daha cazip hale getiriyor. Buna karşın talep tarafında zayıflık sürüyor. Malezya’nın mayıs ayının ilk yarısındaki palm yağı ihracatı önceki aya göre yüzde 1,6 geriledi. Özellikle en büyük alıcılar olan Hindistan ve Çin’e yapılan sevkiyatlarda sert düşüş dikkat çekti. Ayrıca Güney Amerika’da güçlü seyreden soya ve ayçiçeği üretiminin önümüzdeki dönemde piyasaya girecek olması, palm yağı fiyatlarındaki yükselişi sınırlayan unsurlar arasında gösteriliyor.

ABD ile Çin arasında dev anlaşma piyasaları hareketlendirdi Haber

ABD ile Çin arasında dev anlaşma piyasaları hareketlendirdi

ABD Beyaz Sarayı, ABD ile Çin arasında yapılan kritik bir zirve sonrası küresel piyasaları doğrudan etkileyecek kapsamlı bir ekonomik anlaşma paketinin kabul edildiğini duyurdu. ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping arasında gerçekleşen görüşmelerde iki ülke, ticari ilişkileri yeniden yapılandıracak yeni mekanizmalar üzerinde tam mutabakata vardı. Anlaşmanın en önemli başlıklarından biri, iki ülke arasında ticaret ve yatırım süreçlerini düzenleyecek yeni kurumsal yapılar oldu. Bu kapsamda “Ticaret Kurulu” ve “Yatırım Kurulu” adıyla iki yeni mekanizmanın kurulacağı açıklandı. Ekonomik paketin en dikkat çeken maddelerinden biri havacılık sektöründe yaşandı. Çin, Çinli hava yolu şirketleri için ABD’li Boeing’den 200 adet uçak alımını onayladı. Bu anlaşmanın ABD’de istihdamı artıracağı vurgulandı. Tarım alanında da büyük bir uzlaşma sağlandı. Çin’in 2026–2028 yılları arasında ABD’den her yıl en az 17 milyar dolarlık tarım ürünü satın alacağı ve bazı ABD tarım ürünlerine yönelik ithalat kısıtlamalarının kaldırılacağı belirtildi. Ayrıca Çin’in, nadir toprak elementleri ve kritik mineraller gibi küresel tedarik zincirini etkileyen alanlarda ABD’nin endişelerini gidermeye yönelik adımlar atacağı ifade edildi. Haberde genel olarak bu anlaşmanın, uzun süredir gerilimli seyreden ABD–Çin ticaret ilişkilerinde yeni bir dönemin başlangıcı olduğu ve küresel piyasalarda risk algısını değiştirdiği vurgulanıyor.

Hürmüz gerilimi: Tedarikte risk artıyor Haber

Hürmüz gerilimi: Tedarikte risk artıyor

ABD ile İran arasında Hürmüz Boğazı’nda tırmanan gerilim, enerji piyasalarının yanı sıra gübre ve yarı iletken tedarik zincirlerinde de yeni riskleri gündeme getirdi. Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD), Hürmüz Boğazı’ndaki fiili kapanmanın küresel ekonomide enerji, ticaret ve finans kanalları üzerindeki baskıyı hızla artırdığını değerlendiriyor. Kurumun mart ayında yayımladığı Orta Doğu değerlendirmesini güncelleyerek, Hürmüz kaynaklı sarsıntıların küresel bir kalkınma riskine dönüştüğü uyarısında bulunduğu belirtildi. UNCTAD verilerine göre, dünyanın en kritik deniz güzergahlarından biri olan Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişleri mart başından bu yana yüzde 95 geriledi. Küresel deniz yoluyla yapılan petrol ticaretinin dörtte birini ve dünya gübre ihtiyacının önemli bir kısmını taşıyan bu hattaki aksama, enerji fiyatlarının yanı sıra nakliye ücretleri ve savaş riski sigorta primlerinde de keskin artışlara yol açtı. Krizin çok boyutlu etkilerini izlemek amacıyla UNCTAD, “Hürmüz Boğazı İzleme Paneli”ni hayata geçirirken, bu platform deniz taşımacılığı, gıda, enerji ve finans göstergelerini düzenli olarak güncelleyerek mevcut şokun gelişimini takip edecek. Kurum, bu platformla krizin geçmişteki Kovid-19 ve Ukrayna savaşı gibi küresel sarsıntılarla kıyaslanmasına da olanak sağlayacak. UNCTAD, gerilim bugün sona erse dahi bazı kalıcı hasarların kaçınılmaz olduğunu da vurguluyor. Dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği bu stratejik su yolundaki belirsizlik, ekonomi yönetimleri ve uzmanlar tarafından üç temel senaryo üzerinden takip ediliyor. “SÜVEYŞ”, “KIZILDENİZ” VE “UKRAYNA” MODELLERİ Süveyş Kanalı’nda 2021’de yaşanan “Ever Given” kazasında olduğu gibi, krizin diplomasi yoluyla hızla çözülmesi durumunda piyasalarda anında rahatlama bekleniyor. Bu senaryoda, borsaların kayıplarını hızla telafi edeceği ve akaryakıt fiyatlarının birkaç hafta içinde normal seviyelerine döneceği öngörülüyor. Ancak uzmanlar, olası bir çatışmada İran’ın petrol altyapısının zarar görmesi durumunda iyileşme sürecinin sekteye uğrayabileceği konusunda uyarıyor. Kızıldeniz’deki Husi saldırılarına benzer şekilde trafiğin uzun süre aksaması, risk priminin fiyatlara kalıcı olarak yansımasına neden olabilir. Hürmüz Boğazı’nın, Kızıldeniz’in aksine “baypas” edilebilecek güçlü bir alternatifinin bulunmaması, bu modeli küresel ekonomi için daha riskli hale getiriyor. Suudi Arabistan’ın mevcut boru hatlarının, deniz yolu kapasitesini ikame etmekte yetersiz kalması bu endişeyi tetikliyor. Krizin Rusya-Ukrayna savaşı gibi yıllara yayılması, en karamsar senaryo olarak değerlendiriliyor. Avrupa’nın Rusya’ya yönelik yaptırımlar sonrası Körfez petrolüne artan bağımlılığı, Hürmüz’deki olası bir ablukayı Ukrayna savaşından daha yıkıcı hale getirebilir. Bu durumun enerji fiyatlarında kalıcı yükselişe, sanayi üretiminde maliyet krizine ve küresel arz sözleşmelerinin tamamen yeniden yazılmasına yol açabileceği belirtiliyor. GÜBRE VE YARI İLETKEN SEKTÖRÜ TEHDİT ALTINDA Orta Doğu’daki gerilim bugün sona erse dahi, küresel ekonomi için bazı kalıcı hasarlar kaçınılmaz görünüyor. Körfez kaynaklı gübre teslimatlarındaki aksamaların, mevsimsel üretim döngüsü nedeniyle tarımsal verimliliği bir yıl boyunca etkilemesi bekleniyor. Katar’da doğal gaz üretimiyle elde edilen ve çip endüstrisi için kritik öneme sahip olan asil gazların (neon, kripton, ksenon) sevkiyatındaki kesintiler, yapay zeka çiplerinin küresel arzını ciddi şekilde sekteye uğratabilir. Bu gazlar özellikle litografi ve yarı iletken üretim süreçlerinde kullanılıyor. Analistler, gerilimin düşmesi halinde borsaların neredeyse anında, akaryakıt istasyonlarının ise birkaç gün içinde rahatlayacağını öngörürken, krizin yapısal bir hal alması durumunda küresel teknoloji ve gıda arzının ağır darbe alacağını vurguluyor. KÜRESEL ÜRE ARZININ YARISI DEVRE DIŞI Asya piyasaları analisti Sadi Kaymaz, yaptığı değerlendirmede, Hürmüz Boğazı’nda tırmanan krizin enerji sektörünün ötesine geçerek kritik alanlarda ciddi tedarik kayıplarına yol açtığını vurguladı. Kaymaz, özellikle küresel tarımsal üretim için hayati öneme sahip olan üre ve gübre piyasasında büyük bir darboğaz yaşandığına dikkati çekti. Küresel üre ticaretinin yüzde 45’inin Basra Körfezi’ndeki üreticiler tarafından karşılandığını hatırlatan Kaymaz, “Bölgedeki çatışmalar nedeniyle bu üretimin yarısından fazlası tamamen devre dışı kalmış durumda. Üretimi sürdüren tesisler ise Hürmüz Boğazı’ndaki abluka sebebiyle ürünlerini dünya pazarlarına ulaştıramıyor. Şu an itibarıyla Körfez’de çok yüksek miktarda ürün mahsur kalmış vaziyette.” değerlendirmesinde bulundu. 44 GEMİ GEÇİŞ BEKLİYOR Çatışmaların başlangıcından bu yana boğazdan yalnızca 11 gübre yüklü geminin geçebildiğini belirten Kaymaz, “Geçiş yapabilen gemilerin sadece 4’ü üre taşıyordu. Halihazırda Körfez’de, yarısı üre yüklü olmak üzere toplam 44 gübre gemisi mahsur kalmış durumda. Öte yandan, azot tesislerini yeniden faaliyete geçirmek teknik olarak oldukça güç. Savaş sona erse dahi, kapasitenin eski seviyesine ulaşması ciddi bir zaman alacaktır.” ifadelerini kullandı. ÇİN’İN KISITLAMA KARARI KRİZİ DERİNLEŞTİRİYOR Küresel arzı daraltan bir diğer kritik unsurun Çin’in dış ticaret politikası olduğunu ifade eden Kaymaz, üre arzındaki daralma ve tırmanan fiyatlar nedeniyle Çin’in gübre ihracatını büyük oranda durdurduğunu belirtti. Kaymaz, bu durumun küresel tarımsal üretim ve gıda güvenliği üzerindeki baskıyı artırdığı uyarısında bulundu.

Çin 2026 Gıda Fuarı, Hazır Gıda Fuarı ve Tarım Fuarı açıldı Haber

Çin 2026 Gıda Fuarı, Hazır Gıda Fuarı ve Tarım Fuarı açıldı

10–12 Nisan tarihleri arasında, 10. Çin Uluslararası Gıda ve İçerik Fuarı, 4. Çin Uluslararası Hazır Gıda Sanayi Fuarı ve 15. Guangdong Modern Tarım Fuarı (toplu olarak “2026 Gıda Fuarı, Hazır Gıda Fuarı ve Tarım Fuarı” olarak anılmaktadır), Guangdong Modern Uluslararası Fuar Merkezi’nde düzenlendi. “Herkes için bir şölen, geleceğin tadına bakmak” temasıyla bu yılki etkinlik, üç fuarı eşi benzeri görülmemiş bir ölçekte birleştirerek tarım ve gıda sektöründe sergileme, ticaret, etkileşim ve iş birliğini entegre eden ulusal düzeyde kapsamlı bir platform oluşturdu. Bu organizasyon, 15. Beş Yıllık Plan döneminin ilk yılında tarım ve gıda sektöründe kalite ve verimliliğin artırılmasına ve kırsal kalkınmanın güçlendirilmesine güçlü bir ivme kazandırdı. Gelişim ve Birikimle Ölçeğin Büyümesi Tarım ve Kırsal İşler Bakanlığı Tarım Ticaret Tanıtım Merkezi tarafından düzenlenen Gıda Fuarı, bugüne kadar dokuz kez gerçekleştirilmiş ve altı yıldır Dongguan’da düzenlenmektedir. 50.000 metrekareyi aşan toplam sergi alanıyla bu yılki fuar, 23 ülkeden ve Çin’in 31 eyalet düzeyindeki bölgesinden 1.671 tarım ve gıda işletmesini bir araya getirdi. Bu durum, fuarın ölçeğinde ve uluslararası düzeyinde önemli bir artışa işaret etmektedir. Fuar, tarım ve gıda sektörünün tüm zincirini kapsayacak şekilde 9 ana bölümden oluşmaktadır: Marka ve Yerel Mutfaklar, Uluslararası İş Birliği, Hazır Gıda ve Hammadde, Yenilikçi İçerikler, Sağlık ve Atıştırmalık Gıdalar, Çay-Kahve-İçecek, Ambalaj ve Teknoloji, Ulusal Özel Tarım Ürünleri ve Kırsal Kalkınma Alanı. Böylece “çiftlikten sofraya” tüm süreç tek bir çatı altında sergilenmektedir. Küresel İş Birliği ve Uluslararası Katılım Bu yıl 1.000 metrekarelik özel bir uluslararası iş birliği alanı oluşturuldu. İtalya, İspanya, Brezilya, Malezya, Sri Lanka ve Kırgızistan’ın bağımsız ülke stantlarının yanı sıra Orta-Doğu Avrupa, Afrika ve Uluslararası Ticaret Merkezi gibi pavyonlar yer aldı. Rus yulafı, Vietnam ejder meyvesi, Etiyopya kahvesi ve İspanyol jambonu gibi ürünler ziyaretçilere sunuldu. Eş zamanlı olarak Çin-Tayland tarım ticareti yatırım buluşmaları ve uluslararası alıcı toplantıları düzenlenerek küresel tarım ticaretinin güçlendirilmesi hedeflendi. Hazır Gıda Sektörüne Teknoloji Desteği Hazır gıda fuarı, yeni ulusal standartlar, gıda teknolojileri ve ürün geliştirme süreçlerine odaklandı. Hazır tüketilebilir, ısıtılabilir ve pişirilebilir gıdalar ile birlikte yapay zekâ destekli mutfak ekipmanları, gıda saklama teknolojileri ve dijital üretim sistemleri tanıtıldı. Ayrıca 1000’den fazla büyük yemekhaneyi ve distribütörü üreticilerle buluşturan özel bir ticaret sistemi oluşturuldu. Kırsal Kalkınma ve Üretim-Ticaret Bağlantısı Kırsal kalkınma alanında Hunan, Guizhou, Chongqing ve Xinjiang gibi bölgelerden 99 işletme yer aldı. Amaç, yerel ürünlerin büyük pazarlarla buluşmasını sağlamak ve çiftçi gelirlerini artırmaktı. Dongguan şehri de 208 yerel gıda işletmesiyle fuarda yer alarak bölgenin güçlü gıda sanayi yapısını sergiledi. Sektörün Geleceğine Yön Veren Etkinlikler Fuar boyunca üretim-ticaret buluşmaları, standart geliştirme seminerleri ve uluslararası ticaret toplantıları düzenlendi. Uzmanlar ve sektör temsilcileri, tarım ve gıda sektörünün geleceği, marka geliştirme ve uluslararası ticaret gibi konuları tartıştı. Organizatörler, bu fuarın sadece bir sergi değil; aynı zamanda ticaret, iş birliği ve küresel tarım-gıda sektörünün gelişimi için bir platform olduğunu vurguladı.

Taklamakan Çölü’nde buğday yetiştirilmeye başlandı Haber

Taklamakan Çölü’nde buğday yetiştirilmeye başlandı

Teknoloji, Çölü Tarım Alanına Dönüştürdü Çin'in en zorlu coğrafyalarından biri olan Taklamakan Çölü'nde yürütülen "çöl buğdayı" projesi, geçtiğimiz dönemde dikkat çekici sonuçlar verdi. Yaklaşık 547 hektarlık alanda ekilen buğdayın yeşerme ve fide tutma oranı %90'ın üzerine çıktı. Bu başarı, dünyanın en büyük çöllerinden biri olan Taklamakan için bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. Pivot Sprinkler Sistemiyle Verimlilik Patlaması Projenin başarısının ardındaki anahtar, modern sulama teknolojileri oldu. "Pivot sprinkler" olarak bilinen döner başlıklı püskürtme sistemleri, suyun etkin kullanımını sağlayarak ekstrem koşullarda verimliliği artırdı. Bu sistemin en çarpıcı etkilerinden biri ise iş gücü ihtiyacında yaşanan radikal düşüş. Daha önce yaklaşık 30 kişinin yaptığı işi artık sadece 4 kişi yürütebiliyor. Sadece Buğday Değil: Çeşitlendirilmiş Tarım Taklamakan Çölü'ndeki çalışmalar buğday üretimiyle sınırlı kalmadı. Son iki yılda bölgede mısır, gül ve farklı tarım ürünlerinin de büyük ölçekli hasatları gerçekleştirildi. Bu durum, teknolojinin sadece bir ürün için değil, çöl ekosisteminde çeşitli tarım faaliyetlerinin sürdürülebilirliği için de bir model oluşturduğunu gösteriyor. Çölleşmeyle Mücadelede Tarihi Dönüşüm Çin, yıllardır derin bir çölleşme kriziyle karşı karşıyaydı. 1990'ların sonunda her yıl Lübnan büyüklüğünde (yaklaşık 10,400 km²) bir arazi çölleşiyordu. Ancak yürütülen yoğun ağaçlandırma ve teknoloji odaklı tarım projeleri sayesinde, yıllık çölleşme hızı geçmişteki 10,000 kilometrekareden yaklaşık 2,300 kilometrekareye kadar geriledi. Bu, çölleşmeyle mücadelede küresel ölçekte dikkate değer bir başarı. Editör Yorumu Taklamakan'daki bu başarı, sadece bir tarım projesinden çok daha fazlasını temsil ediyor. İklim değişikliği ve artan gıda ihtiyacı karşısında, dünyanın kurak ve yarı kurak bölgeleri için potansiyel bir yol haritası sunuyor. Pivot sprinkler gibi akıllı sulama sistemleri, su kıtlığı çeken bölgelerde tarımın verimliliğini ve sürdürülebilirliğini kökten değiştirebilir. Çin'in elde ettiği sonuçlar, çölleşmeyi tersine çevirmenin mümkün olduğunu ve teknolojinin bu mücadelede nasıl bir kaldıraç görevi görebileceğini kanıtlıyor.

İran savaşı kimyasal pestisit fiyatlarını yükseltti Haber

İran savaşı kimyasal pestisit fiyatlarını yükseltti

İran savaşı ve buna bağlı olarak yükselen ham petrol fiyatları, tarımda bir kritik maliyet kalemini daha yukarı taşımaya başladı. Asya’da kimyasal pestisit fiyatları son haftalarda yükselişe geçerken, üretici şirketlerin daha yüksek fiyat beklentisiyle yeni siparişlerde frene basması, piyasada kısa vadeli arz sıkışıklığını da derinleştiriyor. Piyasadaki gelişmeleri analiz eden Bloomberg'in haberine göre, bazı tarım kimyasallarının fiyatı son haftalarda yüzde 10 ila 12 yükseldi. Hindistan’da 1 Nisan’dan itibaren yeni artışların da gündemde olduğu belirtiliyor. Çin’de de benzer bir hareket dikkat çekiyor. Ülkede yaygın kullanılan yabancı ot ilacı glifosatın fiyatı bu ay yüzde 14 yükseldi. Çin, bu üründe dünyanın önemli ihracatçıları arasında yer aldığı için buradaki fiyat hareketi yalnızca iç piyasayı değil, daha geniş bölgesel dengeyi de etkileyebilecek nitelik taşıyor. Tarım kimyasallarındaki bu yükseliş, savaşın çiftçi üzerindeki maliyet baskısını daha da artırıyor. Çünkü birçok ülkede gübre fiyatları da aynı dönemde yükselirken, Avustralya gibi yerlerde yakıt arzı da daha kırılgan hale gelmiş durumda. Böylece çiftçi aynı anda birden fazla girdide maliyet şokuyla karşı karşıya kalıyor. Nitekim Avustralya hükümeti de pazartesi günü, savaş kaynaklı aksamaların ardından gıda güvenliği ve tarımsal tedarik zincirlerini gözden geçirme kararı aldı. İnceleme kapsamında bitki koruma ürünleri ve gübre gibi kritik girdiler de yer alıyor. Bu adım, sorunun artık yalnızca ticari değil, aynı zamanda stratejik bir tarım ve gıda arz güvenliği meselesi olarak görüldüğünü ortaya koyuyor. Piyasalardaki belirsizliğin sürdüğünü belirten Rabobank Şanghay Kıdemli Tahıllar, Yağlı Tohumlar ve Tarımsal Girdiler Analisti Lief Chiang, petrokimya ve temel kimyasal fiyatlarındaki oynaklığın devam ettiği bir ortamda birçok pestisit şirketinin geçici olarak fiyat vermeyi durdurduğunu söylüyor. Petrol, yaygın kullanılan tarım kimyasallarının üretiminde uygun maliyetli ve kritik bir hammadde olduğu için, enerji piyasasındaki her sert hareket pestisit fiyatlarına da hızlı şekilde yansıyor. Girdi maliyetlerinin daha da yükselmesi halinde bazı üreticilerin ilaç kullanımını azaltmak zorunda kalabileceği belirtiliyor. Bu ise yalnızca çiftçinin gelirini değil, verimi, toplam tarımsal üretimi ve nihayetinde gıda fiyatlarını da etkileyebilecek bir risk anlamına geliyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.