TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Ekonomi

AGRONEWS - Ekonomi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ekonomi haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Küresel gıda fiyatlarında Hürmüz alarmı çanları Haber

Küresel gıda fiyatlarında Hürmüz alarmı çanları

DÜNYA petrol ticaretinin beşte birinin ve sıvılaştırılmış doğalgazın önemli kısmının Hürmüz Boğazı’ndan geçtiğini söyleyen dünyanın önde gelen gıda tedarik şirketlerinden ABD merkezli Cargill CEO’su Murat Tarakçıoğlu, bölgede yaşanan gerilimin sadece enerji piyasalarını değil, küresel gıda sistemini de temelinden sarstığını ifade etti. Modern tarımın enerji ve gübreye mutlak bağımlı olduğunu ve Körfez ülkelerinin dünyanın küresel azot ihtiyacının yüzde 25’ini karşıladığını belirten Tarakçıoğlu, pirinç, buğday ve arpa gibi temel tarım ürünlerinin sevkiyatlarının durdurulduğunu ve bunun birçok ülkeyi etkilediğini söyledi. Tarakçıoğlu, birçok ülkeyi etkileyen bu durumun Körfez ülkelerine bağımlı olmayan Türkiye’yi ise etkilemediğini ifade etti. Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in, 28 Şubat’ta İran’ın çeşitli şehirlerine yönelik geniş çaplı hava saldırılarıyla başlayan ve İran’ın bölgedeki ABD üsleri ile İsrail anakarasını balistik füzelerle hedef almasıyla hızla bölgesel bir askerî çatışmaya dönüşen savaşla birlikte Ortadoğu’da tırmanan gerilim, küresel gıda tedarik zincirinin en kritik noktalarından birini tehdit ediyor. Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapatılması sadece enerji değil, tarım ürünleri ve gübre ticaretini de felç etme potansiyeli taşıyor. ENERJİ VE GÜBRE HÜRMÜZ’DEN GEÇİYOR Bölgedeki krizin dünya ekonomisine yansımalarını Hürriyet’e değerlendiren, dünyanın önde gelen gıda tedarik şirketlerinden ABD merkezli Cargill Gıda Türkiye, Ortadoğu ve Afrika Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Murat Tarakçıoğlu, “Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin beşte birinin geçtiği ve sıvılaştırılmış doğal gazın önemli kısmının taşındığı bir deniz koridoru. ABD ve İsrail’in, İran’a yönelik saldırılarının ardından bölgede yaşanan gerilim, sadece enerji piyasalarını değil, küresel gıda sisteminin temelini sarsıyor. Çünkü modern tarım, enerji ve gübreye mutlak bağımlı ve bu iki girdi de Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor” dedi. GÜBRE TALEBİNİN EN YÜKSEK OLDUĞU DÖNEM Tarakçıoğlu’nun aktardığına göre, enerji kadar, hatta daha kritik olan başka bir sorun daha var. O da gübre. Çünkü, Hürmüz Boğazı’ndan dünya genelinde ticarete konu olan toplam gübre hacminin üçte birinden fazlası geçiyor. Aylık bazda değerlendirildiğinde, bölgeden 3 ila 3.9 milyon ton gübre sevkıyatı gerçekleşiyor. Bu miktarın 1.5 ila 1.8 milyon tonunu sülfür, 1.2 ila 1.5 milyon tonunu ise üre (azot gübresi) oluşturuyor. Katar, Suudi Arabistan ve İran, dünyanın en büyük azot gübresi ihracatçıları arasında yer alıyor. Bu üç ülke küresel azot ihracatının toplam yüzde 25’ini karşılıyor. Hürmüz Boğazı’nın tamamen kapanması durumunda, küresel sülfür arzının yüzde 44’ü, üre arzının ise yüzde 30’u daralabilir. Sorun, zamanlaması itibarıyla de kritik. Çiftçilerin ekim sezonuna girdiği bahar ayları gübre talebinin de en yüksek olduğu dönem. Hürmüz Boğazı’ndaki kriz, tam bu dönemde gübre arzını kesintiye uğratmış durumda. Mısır gibi temel tarım ürünlerinde gübre arzının kısıtlanması küresel gıda tedarik zincirinin tamamına yayılabilir. DÜNYA GENELİNDE ENFLASYONU TETİKLER Bölgesel krizlerin tedarik zincirlerinde belirsizlik yarattığını belirten Tarakçıoğlu, bu tür dönemlerde, tedarik zincirlerinin esnekliğini artırarak hizmet sürekliliğini korumaya odaklandıklarını söyledi. Cargill gibi küresel gıda şirketlerinin bu tür krizleri yönetmek için kapsamlı bir strateji izlediğini belirten Tarakçıoğlu, savaşın bölgedeki olası ekonomik yansımalarını da şöyle değerlendirdi: “Savaşın etkisini çok net şekilde söyleyebilirim. Öncelikle petrolü etkiler. Körfez bölgesinden petrol akışı azaldığında fiyatlar yükselir. Petrol fiyatlarının artması demek, nakliye maliyetlerinin artması demek. Aynı zamanda petrokimya sektöründe üretilen ürünlerin fiyatları yükselir, fabrikaların maliyetleri artar ve doğalgaz fiyatları da yukarı gider. Bunların tamamı dünya genelinde enflasyonu doğrudan tetikleyen unsurlar olur. Petrole bağımlı ülkelerde ciddi krizler yaşanabilir. Özellikle petrol ithal eden Asya ülkeleri bu durumdan çok daha fazla etkilenir. Eğer Körfez’den petrol çıkışı durursa, bu ülkelerde ciddi sıkıntılar ortaya çıkabilir. Hatta bazı ülkelerde benzin kuyruklarının başladığına dair haberler görüyoruz. TÜRKİYE, KÖRFEZ’E BAĞIMLI ÜLKE DEĞİL Türkiye açısından ise tablo biraz farklı. Türkiye Körfez’e tamamen bağımlı bir ülke değil. Azerbaycan’dan gelen Bakü–Tiflis–Ceyhan hattı, Rusya’dan gelen hatlar ve Kuzey Irak’tan sağlanan tedarik var. Ayrıca Libya ve Cezayir’den de petrol geliyor. Bu nedenle Türkiye’nin enerji tedarikinde Körfez’e bağımlılığı sınırlı. Biz Akdeniz ülkesiyiz ve tedarikimizi daha çok bu hatlar üzerinden sağlıyoruz. Malezya gibi uzak bölgelerden gelen bazı ürünler Kızıldeniz üzerinden veya Afrika’nın etrafından taşındığı için maliyet ve süre artabilir, ancak Türkiye’nin genel gıda arzında ciddi bir sıkıntı beklenmez. Akdeniz’de bir savaş olmadığı sürece Türkiye’nin gıda güvenliği açısından büyük bir risk görünmüyor. Ancak Avrupa için aynı şeyi söylemek zor. Avrupa bu süreçten daha fazla etkilenebilir. GIDA FİYATLARI ARTAR MI Gıda fiyatlarında artış olup olmayacağının savaşın süresine bağlı olduğunu söyleyen Murat Tarakçıoğlu’na göre, savaşın birkaç hafta içinde sonlanması durumunda gıda fiyatlarında bir artış görülmeyebilir. Bununla birlikte gıda tedarik zincirinin enerji yoğun yapısı, risk faktörünü artıracağı görüşünde. Tarakçıoğlu, “Gıda ve Gübre Güvenli Geçiş Girişimi” adında yeni bir mekanizma öneriyor. Bu mekanizma, askeri bir deniz koridoru oluşturmak yerine, gıda ve gübre tankerlerine yönelik ticari geçiş düzenlemelerini koordine edecek ve İstanbul merkezli bir platform biçiminde işletilebilecek.

Ağrı’da ‘küpe’ skandalı: Hayvan pasaportu ticareti mi yapılıyor? Haber

Ağrı’da ‘küpe’ skandalı: Hayvan pasaportu ticareti mi yapılıyor?

Ağrı’dan ulaştırılan görüntülerde, onlarca hayvan kulak küpesinin yerde düzenli bir şekilde dizildiği görülüyor. Takipçimizden gelen bilgilere göre bu işlem; usulsüz şekilde düzenlenen "Veteriner Sağlık Raporu" için kanıt oluşturmak amacıyla yapılıyor. Yerdeki her bir küpe, aslında sistemde var olan ancak fiilen orada olmayan bir hayvanı temsil ediyor. "Küpeler Satılıyor, Usulsüz Rapor Düzenleniyor" Gelen ihbardaki iddialar yenilir yutulur cinsten değil: Küpe Ticareti: Yerdeki kayıtlı küpelerin belli bir fiyat karşılığında satıldığı ve küpesiz (kayıt dışı) hayvanlara takıldığı öne sürülüyor. Personele Baskı: Veteriner sağlık raporlarının, görevli personele yapılan ağır baskılar neticesinde usulsüz şekilde düzenlendiği iddia ediliyor. Yol Kontrolü İddiası: Bu küpelere istinaden düzenlenen sağlık raporlarıyla iki tır dolusu hayvanın yola çıktığı, ancak Erzurum yol kontrol noktasında bu duruma göz yumulduğu savunuluyor. GEÇMİŞTEN BUGÜNE SKANDAL: Kulak küpesinde büyük skandal! Karaborsaya düştü, çifti 600 liradan satılıyor! Hayvancılık Sistemi Çöküyor mu? Hayvanların kimliği sayılan kulak küpelerinin yerde "evrak tamamlama" aracı olarak kullanılması, Türkiye’nin hayvan hastalıklarıyla mücadelesini ve gıda güvenliğini kökten sarsıyor. Kayıtlı hayvanın küpesi yerde, kayıtsız hayvan ise sahte belgelerle yollarda... Bu durum, hem haksız kazanç kapısı aralıyor hem de salgın hastalıkların kontrolsüzce yayılmasına zemin hazırlıyor.

AB’de tarımda dijital dönüşüm Haber

AB’de tarımda dijital dönüşüm

Avrupa Birliği'nin (AB) tarım sektörü, jeopolitik gerilimler, iklim değişikliği ve çiftçi protestoları ile zorlu bir dönemden geçerken üretimini ve dayanıklılığını akıllı tarım ve dijital teknolojilerle artırmaya çalışıyor. "Tarımda Dijital Çağ" başlıklı dosya haberi kapsamında derlediği bilgilere göre, 450 milyonu aşan nüfusa sahip AB'de 9,1 milyon çiftlik yer alıyor. AB tarım sektöründeki çeşitli faaliyetlerde yaklaşık 17 milyon kişi çalışıyor. AB ülkelerinde çiftçiler, 157 milyon hektar arazi kullanırken bu, AB'nin toplam alanının yüzde 38'ini oluşturuyor. AB'deki çiftliklerin yaklaşık yüzde 93'ü aile çiftliği sınıfına giriyor. AB ülkeleri, tarımı hayati sektör olarak görüyor ve bu alana Ortak Tarım Politikası (CAP) aracılığıyla ciddi ölçüde AB kaynağı sağlıyor. Çiftçiler, doğrudan desteklere ek olarak, kırsal alan, iklim eylemi ve doğal kaynak yönetimi için de farklı program ve imkanlardan yararlanıyor. Mevcut Birlik bütçesi kapsamında çiftçilere yılda 38 milyar avro kadar doğrudan ödeme, 13 milyar avro kırsal kalkınma desteği ve 3 milyar avro civarında ürün desteği sunuluyor. AB'nin tarım ürünlerinde toplam ticaret hacmi de yıllık 400 milyar avroyu buluyor. AB, bu ticarette 50 milyar avroya yakın fazla veriyor. - Tarımdaki sınamalar AB tarımı, son dönemde iklim değişikliği, ekonomik sürdürülebilirlik ve düzenleyici baskılar odaklı, kritik ve birbirine bağlı zorluklarla karşılaşıyor. Tarımda artan girdi maliyetleri, kuraklık ve sel gibi şiddetli hava olayları, düşük gelir ve karmaşık çevresel şartlar, başlıca sorunlar olarak sıralanıyor. Küresel çatışmaların tarım ürünlerindeki tedarik zincirlerini, yakıt ve gübre maliyetlerini etkilemesi de önemli sorunlar arasında yer alıyor. - Tarım yeniden şekilleniyor Son dönemde AB ülkelerindeki tarımsal üretim, akıllı tarım ve dijital teknolojilerle yeniden şekilleniyor. Verimlilik, sürdürülebilirlik ve çevresel etki arasında denge kurmayı hedefleyen AB, son yıllarda akıllı tarım uygulamalarını yaygınlaştırarak sektörde dönüşüme hız vermek istiyor. Tarımsal üretimin, dijitalleşme, yapay zeka, robotik sistemler ve uydu tabanlı izleme teknolojileri sayesinde geleneksel yöntemlerin ötesine taşınarak daha öngörülebilir ve çevre dostu yapıya kavuşturulması amaçlanıyor. AB'nin Yeşil Mutabakat ve Tarladan Sofraya Stratejisi kapsamında desteklediği akıllı tarım uygulamaları, hem büyük hem de küçük ölçekli çiftliklerde etkin biçimde kullanılıyor. Akıllı tarımın temelinde veriye dayalı karar alma süreçleri yer alıyor. Bu kapsamda toprak nemi, besin değerleri, sıcaklık, bitki sağlığı ve hava koşulları gibi parametreler, sensörler, dronlar ve uydu sistemleri aracılığıyla sürekli izleniyor. Elde edilen veriler, çiftçilere hangi tarlaya ne kadar su verileceğinden hangi ürünün ne zaman hasat edileceğine kadar pek çok konuda yol gösteriyor. Bu uygulamalar, artan iklim baskıları ve gıda güvenliği risklerine karşı Avrupa tarımının en önemli güvenceleri arasında görülüyor. - Uydular ve sensörler devreye alındı Aynı zamanda AB projeleri kapsamında tarım arazileri detaylı şekilde haritalandırılıyor. Uydu görüntüleri ve yer sensörlerinden elde edilen bilgilerle toprak yapısı analiz edilerek gübreleme ve sulama işlemleri optimize edilebiliyor. Böylece hem girdi maliyetleri düşürülüyor hem de çevresel etkiler azaltılıyor. AB destekli projelerde zararlılara karşı pestisit kullanımını azaltacak akıllı yönetim sistemleri de önemli yer tutuyor. Yapay zeka destekli robotik tuzaklar sayesinde tarlalardaki zararlıların popülasyonu gerçek zamanlı takip ediliyor. Yeni sistemler sayesinde gereksiz ilaçlamanın önüne geçilmesi ve biyolojik çeşitliliğin korunması hedefleniyor. AB'de geliştirilen dijital araçlar, su yönetimi, hayvan sağlığı takibi ve iklim verilerinin analizi gibi alanlarda da çiftçilere destek sunuyor. - AB'de çiftçilerin yüzde 93'ü en az bir bilgi teknolojisi kullanıyor AB Komisyonu Ortak Araştırma Merkezi'nin "AB tarımında dijitalleşmenin durumu: Çiftlik anketlerinden elde edilen bilgiler" başlıklı çalışması, teknolojinin Avrupa tarımını nasıl değiştirdiğine dair bilgi sunuyor. Bu çalışmaya göre, AB'de çiftçilerin yüzde 93'ü en az bir bilgi teknolojisi veya yazılım aracı kullanıyor. Çiftçilerin yüzde 79'u ürün odaklı dijital teknolojilerden, yüzde 83'ü de hayvancılık sektörüne özgü dijital araçlardan yararlanıyor. Tarımsal üretimdeki yeni teknolojileri benimsemenin temel itici güçleri arasında verimlilik artışı, uzun vadeli maliyet tasarrufu, düzenleyici baskılar ve yaşam kalitesinin iyileştirilmesi yer alırken kurulum maliyetinin yüksekliği ve sınırlı beceriler, önemli engeller olmaya devam ediyor. Ayrıca Avrupalı çiftçilerin büyük çoğunluğu, dijitalleşmenin sektöre ekonomik faydalar sağlayacağına, çevresel kazanımlar getireceğine ve sosyal etkilerinin olumlu olacağına inanıyor. Diğer taraftan, yeni teknolojiler ve uygulamalara rağmen akıllı tarım ekipmanlarının maliyeti, özellikle küçük çiftçiler için önemli bir engel oluşturabiliyor. Bu nedenle özellikle bitkisel veya hayvansal üretime özgü "daha pahalı" teknolojiler daha az benimseniyor. Bu kapsamda, Avrupa'da tarım dijital dönüşüm yaşarken yüksek maliyetler, bu sürecin önünde engel olmaya devam ediyor.

Tarım sayımında sona gelindi Haber

Tarım sayımında sona gelindi

Tarım politikalarının belirlenmesinde önemli rol oynayan verilerin derlenmesi amacıyla geçen yıl temmuz ayında başlatılan genel tarım sayımında son aşamaya gelindi. TÜİK ile Bakanlık işbirliğinde Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı genel tarım sayımında alan çalışması büyük oranda bitirildi. Çalışmanın hedef kitlesinde yer alan yaklaşık 4,2 milyon üretici ve çiftçinin yüzde 96'sı ile anket yapıldı. Kalan yüzde 4'lük kesimin büyük bölümünü, ulaşılamayan ve vefat gibi nedenlerle görüşme yapılamayanlar oluşturdu. Sayım kapsamında tarımsal işletmenin yasal statüsü, yöneticisi, arazi kullanımı, tasarruf şekli, sulama durumu, hayvan varlığı, alet ve makine kullanımı ile diğer getirici faaliyetleri gibi birçok yapısal konuda detaylı bilgi derlendi. Geçen yıl temmuz ayından beri yürütülen veri toplama sürecinde aktif rol oynayan sayım bürolarının görevi, 30 Ocak itibarıyla sona erdi. TÜİK bölge müdürlüklerinde görev yapan yaklaşık 300 kısmi süreli proje personeli tarafından kalan az sayıda anket için telefonla görüşme yöntemiyle veri derlenmesine devam ediliyor. - Üç tema için araştırma yapılacak Bu yılın ilk yarısında sahadan derlenen verilerin analizi ve kalite kontrol çalışmalarının yapılması, ikinci yarısında da temel sonuçların kamuoyu ile paylaşılması planlanıyor. Ayrıca, nisan ve mayıs aylarında Genel Tarım Sayımı Projesi kapsamında örnekleme yoluyla üç ayrı tematik araştırmanın yürütülmesi hedefleniyor. "Tarımsal iş gücü", "tarımda teknoloji kullanımı", "hayvan barınakları, gübre ve toprak yönetimi" temalarında yürütülecek araştırmalara ait sonuçların 2027 yılı içinde yayımlanması öngörülüyor.

17. Güney Ege Gıda, Tarım ve Hayvancılık Fuarı Milas’ta açıldı Haber

17. Güney Ege Gıda, Tarım ve Hayvancılık Fuarı Milas’ta açıldı

Programda sırasıyla Milas Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Reşit Özer, Muğla İl Tarım ve Orman Müdürü Seyfettin Baydar, Milas Belediye Başkanı Fevzi Topuz ve Milas Kaymakamı Mustafa Ünver Böke de birer konuşma gerçekleştirdi. Konuşmasında Milas'ın tarımsal üretimdeki önemine değinen İl Müdürü Seyfettin Baydar, “Tarımın köklü geçmişe sahip olduğu, bereketli topraklarıyla ülkemizin önemli üretim merkezlerinden biri olan Milas'ta düzenlenen Tarım Fuarı'nın açılışında sizlerle birlikte olmaktan büyük memnuniyet duyuyorum. Milas, yalnızca Muğla'nın değil, ülkemizin de önemli tarım havzalarından biridir. Zeytinden bal üretimine, hayvancılıktan arıcılığa kadar geniş bir üretim yelpazesiyle bölge ekonomisine ve ülke tarımına önemli katkılar sunmaktadır" dedi. Baydar, Muğla'nın tarımsal ihracat verilerine de değinerek, 2025 yılında 75 milyon dolar bitkisel üretim ve 745 milyon dolar su ürünleri ihracatı ile toplamda 820 milyon dolarlık tarımsal ihracata ulaşıldığını ifade etti. Tarım fuarlarının sektör açısından büyük önem taşıdığını belirten Baydar, “Tarım fuarları üreticilerimizi yeni teknolojilerle buluşturan, bilgi ve tecrübenin paylaşıldığı, sektör paydaşlarını bir araya getiren önemli platformlardır. Tarımda verimliliği artırmak, sürdürülebilir üretimi güçlendirmek ve çiftçilerimizin rekabet gücünü yükseltmek açısından bu tür organizasyonlar büyük önem taşımaktadır" diye konuştu. Tarım ve Orman Bakanlığı'nın desteklerine de değinen Baydar, son 10 yılda üreticilere 2,7 milyar TL, yalnızca 2025 yılında ise 724 milyon TL'nin üzerinde destekleme ödemesi yapıldığını belirtti. Baydar ayrıca, hayata geçirilen planlı üretim destekleme modeli ile üreticilerin hangi havzada hangi ürüne ne kadar destek alacağını önceden bilerek üretim planlaması yapabileceğini ifade etti. Fuarın düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür eden Baydar, “Expoline firmamızın bu yıl 17'ncisini düzenlediği Gıda, Tarım ve Hayvancılık Fuarı'nın gerçekleşmesinde emeği geçen tüm kurum ve kuruluşlara, fuara katılım sağlayan 208 firmamıza ve kıymetli üreticilerimize teşekkür ediyorum. Milas Tarım Fuarı'nın bölgemiz, üreticilerimiz ve ülkemiz tarımı için hayırlı olmasını diliyorum" dedi. Milas Kaymakamı Mustafa Ünver Böke ise konuşmasında fuarın 17 yıldır düzenlenmesinin önemli bir başarı olduğunu belirterek, “17 yıl gibi uzun soluklu devam eden bir fuar organizasyonu, bu etkinliğin sahiplenildiğinin önemli bir göstergesidir. Katılımın da oldukça yüksek olduğunu görüyorum. Bu fuarın daha uzun yıllar devam etmesini diliyorum" ifadelerini kullandı. Kaymakam Böke ayrıca, fuarın kadın üretici dostu bir tarım fuarı olmasına yönelik temennisini dile getirerek, tarımda kadın emeğinin ekonomiye büyük katkı sağladığını ve Muğla'nın bu konuda öne çıkan illerden biri olduğunu vurguladı. Konuşmaların ardından açılış kurdelesi kesilerek fuarın resmi açılışı gerçekleştirildi. Protokol üyeleri daha sonra fuar alanındaki stantları ziyaret ederek katılımcılarla bir araya geldi.

TİGEM 120 reforme küçükbaş hayvanı satışa çıkarıyor Haber

TİGEM 120 reforme küçükbaş hayvanı satışa çıkarıyor

Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM), Polatlı Tarım İşletmesi Müdürlüğü tarafından yetiştirilen 120 reforme küçükbaş hayvanın satışı için ihale açtığını duyurdu. İhaleye katılmak isteyenlerin, belirlenen şartlar çerçevesinde başvuruda bulunması gerekmektedir. Bu ihale, açık artırma usulü ile gerçekleştirilecektir. İhale süreci ve tarihleri nelerdir? İhale, 24 Mart Salı günü, Polatlı Tarım İşletmesi Müdürlüğü bünyesinde bulunan Alım-Satım ve İhale Komisyonu huzurunda gerçekleştirilecektir. İhale süreci, katılımcıların açık artırma usulü ile teklif vermesi üzerine şekillenecektir. Bu süreçte, katılımcıların dikkat etmesi gereken bazı önemli hususlar bulunmaktadır. İhaleye katılmak isteyenler, gerekli belgeleri ve şartları temin etmek için Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü ile iletişime geçebilirler. Ayrıca, ihale şartnamesine, TİGEM'in resmi web sitesi olan 'www.tigem.gov.tr' adresinden ulaşmak mümkündür. Reforme küçükbaş hayvanların özellikleri nelerdir? Reforme küçükbaş hayvanlar, genellikle yüksek verimlilik ve dayanıklılık özellikleri ile bilinmektedir. Bu hayvanların yetiştirilmesi, tarımsal üretimde önemli bir yer tutmakta ve çiftçilere ek gelir sağlamaktadır. TİGEM tarafından sunulan bu fırsat, üreticilerin hayvancılık faaliyetlerini geliştirmelerine katkıda bulunmayı hedeflemektedir. Hayvanların sağlıklı bir şekilde yetiştirilmesi ve bakımlarının düzenli olarak yapılması, bu süreçte büyük önem taşımaktadır. TİGEM, bu tür hayvanların satışını gerçekleştirerek, sektördeki üreticilere önemli bir destek sunmayı amaçlamaktadır. İhaleye katılmak için gerekli şartlar nelerdir? İhaleye katılmak isteyenlerin, belirli şartları yerine getirmesi gerekmektedir. Bu şartlar arasında, katılımcıların finansal yeterliliklerini kanıtlamaları ve gerekli belgeleri sunmaları yer almaktadır. İhale şartnamesinde yer alan detaylar, katılımcıların süreci daha iyi anlamalarına yardımcı olacaktır. Bu tür ihaleler, tarım sektöründe rekabeti artırmakta ve üreticilerin daha kaliteli hayvanlara ulaşmalarını sağlamaktadır. TİGEM'in düzenlediği bu ihale, küçükbaş hayvancılık alanında önemli bir fırsat sunmaktadır.

Anavarza Bal’dan “Yaşasın Arılar” departmanı Haber

Anavarza Bal’dan “Yaşasın Arılar” departmanı

Her yıl milyonlarca arı kolonisi; iklim değişikliği, yanlış tarım uygulamaları ve ekosistem kaybı nedeniyle yok oluyor. Arıyı ekosistemin kilit taşı olarak gören Anavarza Bal, bu kaybı yavaşlatmak ve doğanın döngüsünü korumaya yardımcı olmak adına stratejik ve kurumsal bir yapı kurdu. “Yaşasın Arılar Departmanı” arılarla ilgili küresel koruma protokollerini Türkiye’ye entegre etmek için çok yönlü çalışmalar yürütecek. Departman aynı zamanda, saha uygulamaları, tedarik zinciri eğitimleri, akademik iş birlikleri ve etki ölçümleme süreçleriyle arıcılık ekosistemi için; kalıcı, etkisi ölçülebilir ve raporlanan bir yapı kurmayı hedefliyor. Küresel ölçekte azalan arı popülasyonu, yalnızca bal üretimini değil; tarımsal üretimi, gıda güvenliğini ve ekonomik sürdürülebilirliği de doğrudan etkiliyor. Dünya genelinde gıda üretiminin yaklaşık yüzde 35’i arıların sağladığı polinasyon sayesinde gerçekleşiyor. Buna karşın iklim değişikliği, pestisit kullanımı ve ekosistem kaybı nedeniyle bazı bölgelerde arı kolonilerinde yüzde 30-50 arası kayıplar raporlanıyor. Ayrıca, küresel ölçekte arıların tarıma sağladığı tozlaşma hizmetinin yıllık ekonomik değerinin yaklaşık 500 milyar dolar civarında olduğu tahmin ediliyor. Can Sezen: Arıları yaşatmak geleceği korumaktır’ Anavarza Bal Genel Müdürü Can Sezen, departmanın kuruluşuna ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Arılar yalnızca üretimin bir parçası değil, yaşamın sürdürülebilirliğinin temel taşıdır. Türkiye, ballı bitki çeşitliliği açısından dünyada öne çıkan ülkeler arasında yer alıyor. Bu mirasın korunması, arı popülasyonunun devamlılığıyla doğrudan bağlantılı. Arıları korumadan tarımı, tarımı korumadan gıdayı, gıdayı korumadan geleceği korumak mümkün değil. ‘Yaşasın Arılar Departmanı’nı işte bu sorumluluğu sistemli, kalıcı ve ölçülebilir şekilde üstlenmek için kurduk. Amacımız, arıların ihtiyaçlarını gören ve onların haklarını sahada savunan kurumsal bir model oluşturmak.” Yaşasın Arılar Departmanı’nın çalışma alanları arasında şunlar bulunuyor: ● Küresel Standartlarda Koruma: Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü ve BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) protokollerini temel alarak, Türkiye’deki arı refahı standartlarını yükseltecek faaliyetler hayata geçirmek. ● Arıcı Eğitimleri ve Teknoloji Desteği: Tedarik zincirindeki arıcılara, arı haklarını ve sağlığını merkeze alan modern üretim teknikleri eğitimi vermek. ● Akademik İş Birlikleri: Üniversiteler ve STK’larla ortaklık kurarak arı ölümlerinin önüne geçecek biyoçeşitlilik projeleri planlamak. ● Arı Hakları Diplomasisi: Toplumda arı farkındalığı yaratmak ve arıların ekosistemdeki haklarını savunmak adına kamuoyu bilgilendirme çalışmaları yürütmek.

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.