TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Gıda

AGRONEWS - Gıda haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Gıda haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Küresel gıda fiyatlarında Hürmüz alarmı çanları Haber

Küresel gıda fiyatlarında Hürmüz alarmı çanları

DÜNYA petrol ticaretinin beşte birinin ve sıvılaştırılmış doğalgazın önemli kısmının Hürmüz Boğazı’ndan geçtiğini söyleyen dünyanın önde gelen gıda tedarik şirketlerinden ABD merkezli Cargill CEO’su Murat Tarakçıoğlu, bölgede yaşanan gerilimin sadece enerji piyasalarını değil, küresel gıda sistemini de temelinden sarstığını ifade etti. Modern tarımın enerji ve gübreye mutlak bağımlı olduğunu ve Körfez ülkelerinin dünyanın küresel azot ihtiyacının yüzde 25’ini karşıladığını belirten Tarakçıoğlu, pirinç, buğday ve arpa gibi temel tarım ürünlerinin sevkiyatlarının durdurulduğunu ve bunun birçok ülkeyi etkilediğini söyledi. Tarakçıoğlu, birçok ülkeyi etkileyen bu durumun Körfez ülkelerine bağımlı olmayan Türkiye’yi ise etkilemediğini ifade etti. Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in, 28 Şubat’ta İran’ın çeşitli şehirlerine yönelik geniş çaplı hava saldırılarıyla başlayan ve İran’ın bölgedeki ABD üsleri ile İsrail anakarasını balistik füzelerle hedef almasıyla hızla bölgesel bir askerî çatışmaya dönüşen savaşla birlikte Ortadoğu’da tırmanan gerilim, küresel gıda tedarik zincirinin en kritik noktalarından birini tehdit ediyor. Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapatılması sadece enerji değil, tarım ürünleri ve gübre ticaretini de felç etme potansiyeli taşıyor. ENERJİ VE GÜBRE HÜRMÜZ’DEN GEÇİYOR Bölgedeki krizin dünya ekonomisine yansımalarını Hürriyet’e değerlendiren, dünyanın önde gelen gıda tedarik şirketlerinden ABD merkezli Cargill Gıda Türkiye, Ortadoğu ve Afrika Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Murat Tarakçıoğlu, “Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin beşte birinin geçtiği ve sıvılaştırılmış doğal gazın önemli kısmının taşındığı bir deniz koridoru. ABD ve İsrail’in, İran’a yönelik saldırılarının ardından bölgede yaşanan gerilim, sadece enerji piyasalarını değil, küresel gıda sisteminin temelini sarsıyor. Çünkü modern tarım, enerji ve gübreye mutlak bağımlı ve bu iki girdi de Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor” dedi. GÜBRE TALEBİNİN EN YÜKSEK OLDUĞU DÖNEM Tarakçıoğlu’nun aktardığına göre, enerji kadar, hatta daha kritik olan başka bir sorun daha var. O da gübre. Çünkü, Hürmüz Boğazı’ndan dünya genelinde ticarete konu olan toplam gübre hacminin üçte birinden fazlası geçiyor. Aylık bazda değerlendirildiğinde, bölgeden 3 ila 3.9 milyon ton gübre sevkıyatı gerçekleşiyor. Bu miktarın 1.5 ila 1.8 milyon tonunu sülfür, 1.2 ila 1.5 milyon tonunu ise üre (azot gübresi) oluşturuyor. Katar, Suudi Arabistan ve İran, dünyanın en büyük azot gübresi ihracatçıları arasında yer alıyor. Bu üç ülke küresel azot ihracatının toplam yüzde 25’ini karşılıyor. Hürmüz Boğazı’nın tamamen kapanması durumunda, küresel sülfür arzının yüzde 44’ü, üre arzının ise yüzde 30’u daralabilir. Sorun, zamanlaması itibarıyla de kritik. Çiftçilerin ekim sezonuna girdiği bahar ayları gübre talebinin de en yüksek olduğu dönem. Hürmüz Boğazı’ndaki kriz, tam bu dönemde gübre arzını kesintiye uğratmış durumda. Mısır gibi temel tarım ürünlerinde gübre arzının kısıtlanması küresel gıda tedarik zincirinin tamamına yayılabilir. DÜNYA GENELİNDE ENFLASYONU TETİKLER Bölgesel krizlerin tedarik zincirlerinde belirsizlik yarattığını belirten Tarakçıoğlu, bu tür dönemlerde, tedarik zincirlerinin esnekliğini artırarak hizmet sürekliliğini korumaya odaklandıklarını söyledi. Cargill gibi küresel gıda şirketlerinin bu tür krizleri yönetmek için kapsamlı bir strateji izlediğini belirten Tarakçıoğlu, savaşın bölgedeki olası ekonomik yansımalarını da şöyle değerlendirdi: “Savaşın etkisini çok net şekilde söyleyebilirim. Öncelikle petrolü etkiler. Körfez bölgesinden petrol akışı azaldığında fiyatlar yükselir. Petrol fiyatlarının artması demek, nakliye maliyetlerinin artması demek. Aynı zamanda petrokimya sektöründe üretilen ürünlerin fiyatları yükselir, fabrikaların maliyetleri artar ve doğalgaz fiyatları da yukarı gider. Bunların tamamı dünya genelinde enflasyonu doğrudan tetikleyen unsurlar olur. Petrole bağımlı ülkelerde ciddi krizler yaşanabilir. Özellikle petrol ithal eden Asya ülkeleri bu durumdan çok daha fazla etkilenir. Eğer Körfez’den petrol çıkışı durursa, bu ülkelerde ciddi sıkıntılar ortaya çıkabilir. Hatta bazı ülkelerde benzin kuyruklarının başladığına dair haberler görüyoruz. TÜRKİYE, KÖRFEZ’E BAĞIMLI ÜLKE DEĞİL Türkiye açısından ise tablo biraz farklı. Türkiye Körfez’e tamamen bağımlı bir ülke değil. Azerbaycan’dan gelen Bakü–Tiflis–Ceyhan hattı, Rusya’dan gelen hatlar ve Kuzey Irak’tan sağlanan tedarik var. Ayrıca Libya ve Cezayir’den de petrol geliyor. Bu nedenle Türkiye’nin enerji tedarikinde Körfez’e bağımlılığı sınırlı. Biz Akdeniz ülkesiyiz ve tedarikimizi daha çok bu hatlar üzerinden sağlıyoruz. Malezya gibi uzak bölgelerden gelen bazı ürünler Kızıldeniz üzerinden veya Afrika’nın etrafından taşındığı için maliyet ve süre artabilir, ancak Türkiye’nin genel gıda arzında ciddi bir sıkıntı beklenmez. Akdeniz’de bir savaş olmadığı sürece Türkiye’nin gıda güvenliği açısından büyük bir risk görünmüyor. Ancak Avrupa için aynı şeyi söylemek zor. Avrupa bu süreçten daha fazla etkilenebilir. GIDA FİYATLARI ARTAR MI Gıda fiyatlarında artış olup olmayacağının savaşın süresine bağlı olduğunu söyleyen Murat Tarakçıoğlu’na göre, savaşın birkaç hafta içinde sonlanması durumunda gıda fiyatlarında bir artış görülmeyebilir. Bununla birlikte gıda tedarik zincirinin enerji yoğun yapısı, risk faktörünü artıracağı görüşünde. Tarakçıoğlu, “Gıda ve Gübre Güvenli Geçiş Girişimi” adında yeni bir mekanizma öneriyor. Bu mekanizma, askeri bir deniz koridoru oluşturmak yerine, gıda ve gübre tankerlerine yönelik ticari geçiş düzenlemelerini koordine edecek ve İstanbul merkezli bir platform biçiminde işletilebilecek.

Türkiye İle Birleşik Krallık STA Görüşmelerinde Kritik Aşama Haber

Türkiye İle Birleşik Krallık STA Görüşmelerinde Kritik Aşama

Türkiye ile Birleşik Krallık arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması’nın (STA) kapsamının genişletilmesine yönelik müzakerelerde kritik bir aşamaya gelindi. Bloomberg HT’de Ceren Dilekçi Köseoğlu’nun sunduğu programa konuk olan Avrupa Türk Markalar Birliği Başkanı Vehbi Keleş, görüşmelerde dördüncü tura geçildiğini ve sürecin hızlı ilerlediğini söyledi. Keleş, iki tarafın da anlaşmanın güncellenmesi konusunda istekli olduğunu belirterek, “Umarım bu yıl sonu her şey tamamlanır ve önümüzdeki yılın ilk aylarında yeni serbest ticaret anlaşması devreye girer” dedi. Hedef: 2027’de yeni anlaşmanın yürürlüğe girmesi Brexit sonrası Birleşik Krallık’ın yeni ticaret ağları oluşturmaya yöneldiğini hatırlatan Keleş, Londra yönetiminin Güney Kore, İsviçre ve Körfez ülkeleriyle de temas halinde olduğunu ifade etti. Türkiye ile yürütülen müzakerelerin ise dördüncü tura ulaştığını kaydetti. Mevcut anlaşmanın ağırlıklı olarak mal ticaretini kapsadığını vurgulayan Keleş, yeni dönemde özellikle tarım ve hizmet sektörlerinin öne çıkacağını dile getirdi. Tarafların hedefinin, 2027’nin ilk aylarında güncellenmiş anlaşmayı devreye almak olduğu belirtildi. Türkiye–Birleşik Krallık Ticaret Hacmi 35 Milyar Dolara Yaklaştı Türkiye ile Birleşik Krallık arasındaki ticaret hacmi 2025 yılı itibarıyla güçlü seyrini sürdürüyor. Türkiye verilerine göre iki ülke arasındaki mal ticareti hacmi 24 milyar dolar seviyesinde bulunuyor. Keleş’in aktardığı bilgilere göre, Türkiye’nin Birleşik Krallık’a ihracatı 16,7 milyar dolar, Birleşik Krallık’ın Türkiye’ye ihracatı ise 7,2 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti. Hizmet ticaretinin de dahil edilmesiyle birlikte toplam ticaret hacminin 32 milyar dolara yaklaştığı görülüyor. 2024 yılında yaklaşık 7 milyar dolar olan hizmet ticaretinin, 2025’te 8 milyar dolar seviyesine ulaştığı tahmin ediliyor. Bu seviyelerin, iki ülke arasındaki ticarette rekor düzeylere işaret ettiği değerlendiriliyor. Öte yandan Birleşik Krallık verileri, ticaret hacminin daha yüksek bir tablo ortaya koyduğunu gösteriyor. İngiliz istatistiklerine göre mal ticareti hacmi 27,2 milyar dolara ulaşmış durumda. Buna yaklaşık 8 milyar dolar seviyesinde olduğu tahmin edilen hizmet ticareti eklendiğinde, toplam ticaret hacminin 35 milyar dolar düzeyine yaklaştığı görülüyor. Bu veriler ışığında genel tablo, Türkiye ile Birleşik Krallık arasındaki ekonomik ilişkilerin son yılların en güçlü seviyelerine ulaştığını ortaya koyuyor. Hangi sektörler öne çıkıyor? Son dönemde en hızlı artışın yaşandığı sektörler arasında gıda ve kuru gıda ürünleri, kablo ve elektrik kabloları, yedek parçalar ile elektrikli ve elektronik ev eşyaları yer alıyor. Tekstil sektöründe ise maliyet artışlarına bağlı olarak düşüş gözlendiği belirtildi. Buna karşın genel tabloya bakıldığında iki ülke arasındaki ticaretin olumlu bir seyir izlediği ifade edildi. Tarımda 5 milyar dolarlık potansiyel Birleşik Krallık’ın yıllık toplam ithalatının yaklaşık 947 milyar dolar olduğunu belirten Keleş, bunun yaklaşık 100 milyar dolarının gıda ithalatından oluştuğunu söyledi. Türkiye’nin bu pastadan aldığı payın yaklaşık 1 milyar dolar ve yüzde 1 seviyesinde olduğunu kaydetti. Bu oranın yüzde 5’e çıkması halinde Türkiye’nin Birleşik Krallık’a gıda ve tarım ihracatının 5 milyar dolara ulaşabileceğini ifade eden Keleş, güncellenmiş STA’nın bu açıdan önemli fırsatlar sunduğunu vurguladı. 40 milyar dolar hedefi gerçekçi mi? Türkiye ile Birleşik Krallık arasında orta vadede 40 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefi bulunuyor. Keleş, hizmet sektörünün de tam olarak hesaba katılmasıyla mevcut seviyenin zaten 35 milyar dolara yaklaştığını belirterek, 40 milyar dolar hedefinin “ulaşılabilir” olduğunu söyledi. Birleşik Krallık’ın yıllık ithalat hacminin 950 milyar dolara yaklaştığını hatırlatan Keleş, Türkiye’nin bu pastadan aldığı payın yüzde 2 seviyesinde kaldığını ifade etti. Bu oranın yüzde 5 ve üzerine çıkması halinde ticaret hacminin 70 milyar dolara kadar yükselebileceğini dile getirdi. Hindistan rekabeti Keleş, Birleşik Krallık’ın Hindistan ile imzaladığı yeni ticaret anlaşmasının Türkiye açısından rekabet baskısı oluşturduğunu söyledi. Birleşik Krallık’ta yaklaşık 254 bin ithalatçı firma bulunduğunu belirten Keleş, Türkiye’den yaklaşık 14 bin firmanın bu pazarda aktif olduğunu kaydetti. Hindistan yanı sıra Güney Kore, İsviçre ve Körfez ülkeleriyle yapılacak anlaşmaların da rekabeti artıracağını belirten Keleş, Türkiye ile Birleşik Krallık arasındaki güncellenmiş STA’nın bir an önce tamamlanmasının önemine dikkat çekti.

Amasya, Safran Üretimiyle ‘Kırmızı Altın’ Kazandırıyor Haber

Amasya, Safran Üretimiyle ‘Kırmızı Altın’ Kazandırıyor

Dünyanın en pahalı baharatı olarak bilinen safran, üretildiği Amasya’da 1 gramı 500 TL’den satılıyor. Amasya İl Tarım ve Orman Müdürlüğü yetkilileri, ‘kırmızı altın’ olarak adlandırılıp saksıda bile yetiştirilebilen bu ürünün sahtesine karşı uyardı. Amasya İl Tarım ve Orman Müdürlüğü Bitkisel Üretim ve Bitki Sağlığı Şube Müdürü Sefa Kılıç, "Safran bitkisi üretimi yapıldığı yerlerde ‘kırmızı altın’ diye değerlendirilmektedir. 150 çiçeğin toplanmasıyla bir gram kuru safran elde edilmektedir. Dünyanın en pahalı baharat bitkisidir. Gramı 500 TL’den satılmaktadır" dedi. "Saksıda bile yetiştirilebilir" Amasya’da 23 dekar üretimi yapılan bu bitkinin gıda, tekstil, parfüm ile ilaç sanayisinde kullanıldığına değinen Kılıç, "Safran bitkisi çok değerli olduğu için sahteciliği yapılmaktadır. İlimizde yetiştiriciliği açısından önde gelen lokasyonlardan olduğu için üreticilerimizden güvenle safran bitkisi alınabilir. Yetiştirmesi çok meşakkatli de değildir. Tarlada, bahçede hatta saksı da bile yetiştirilebilir" diye konuştu. "12 bin dönüm fazla soğan üretildi, alternatif ürünlere yönelen rahat etti" Amasya’nın Göynücek ilçesine bağlı Ayvalıpınar köyünde düzenlenen safran hasadına katılarak ürün toplayan Amasya Valisi Önder Bakan çiftçilere alternatif ürünleri de denemeyi tavsiye etti. Soğandaki ürün bolluğunu ve zirai donun vurduğu kirazı hatırlatan Vali Bakan, "Bu yıl yaklaşık 12 bin dönüm soğan fazla ekildi. Çiftçilerimizin geleneksel alışkanlıkları olduğu için hiçbir şekilde ondan vazgeçmediler. Alternatif ürünlere yönelen arkadaşlarımız kısmen daha rahat ettiler. Bazı bölgelerimiz sadece kiraza yönelmişlerdi. Zirai dondan dolayı maalesef yaşadığımız süreçte alternatif ürünleri sepetlerine koymadıkları için sıkıntı oluştu" şeklinde konuştu. Hasat programına AK Parti İl Başkanı Galip Uzun ve Göynücek Kaymakamı Osman Demirgül ile diğer yetkililer de katıldı.

Çarşamba pidesi ve Samsun pidesi dünyanın en iyi turtaları oldu Haber

Çarşamba pidesi ve Samsun pidesi dünyanın en iyi turtaları oldu

Tadı, dünyadaki lezzet otoriteleri tarafından da tescillenen Samsun'un coğrafi işaretli yiyeceklerinden 'Çarşamba pidesi', 'dünyanın en iyi turtası' seçildi. 'Dünyanın En İyi Yemekleri Listesi'nde 'En İyi Turtalar' kategorisinde ilk 2 sırayı Samsun'a ait lezzetler paylaştı. Gastronomi dünyasının önemli kaynaklarından biri olan Taste Atlas'ın en iyi turtalar listesinde ilk sırayı Çarşamba pidesi, ikinci sırayı ise Samsun pidesi aldı. Dünyanın En İyi Yemekleri Listesi'nde 'Top 100 Pies in the World' (Dünyanın en iyi 100 turtası) listesinde ilk 2 sırayı paylaşan Çarşamba ve Samsun pidelerini sırasıyla Gürcistan'ın haçapurisi, Lüblan'ın sfihası, Gürcistan'ın ajaruli khachapurisi, Bosna-Hersek'in kljukusası, Gürcistan'ın guruli khachapurisi, Hollanda'nın appeltaartı, Fas'ın pastillası ve Şili'nin pastel de choclosu takip etti. "Çarşamba pidesi her damak tadına uygun bir lezzet" Yıllardır Çarşamba pidesi yapan pide ustası Muhammet Terzi, "Pide ustası olarak baba mesleğini devam ettiriyorum. 29 yıldır Çarşamba pidesi yapıyorum. Samsun pidesi deyince akla Bafra, Terme ve Çarşamba pidesi geliyor. Bafra pidesi; sert, çıtır ve uzun. Terme pidesi; geniş, yağlı, yumuşak diye adlandırılıyor. Çarşamba pidesi ise bu iki pidenin ortasında hafif, çıtır, yumuşak herkesin damak tadına hitap eden bir pidedir. Çarşamba pidesinin içi kavrulmuş kıyma ve soğandan hazırlanır. İçinde az maydanoz ve karabiber ile harmanlayıp odun ateşinde pişiriyoruz. Pişme süresi yaklaşık 15 dakika. Çarşamba pidesinin hamuru da çeşitli aşamalardan oluşuyor. Hamur yaklaşık 6 saatlik bir süreçten geçiyor. İlk 2 saat kazanda yoğruluyor, 2 saat dolapta mayalanıyor, son 2 saatte de oda sıcaklığında bekletiyoruz. Kulak memesi kıvamına yani elle açılacak dereceye geldiğinde de pideye şeklini veriyoruz. Çarşamba pidesi yumuşak ve sert pide sevmeyip kıvamında pide sevenlere hitap ediyor. Hafif çıtır ve yumuşak olması iki tarafın da isteğini karşılıyor. Çarşamba pidesi; malzemesi, pişim aşaması, hamuru ve lezzeti ile herkes tarafından beğenilerek tüketiliyor. Bence Samsun pidesi denilince akla ilk Çarşamba pidesi gelmeli. Belli bir kesim çok gevrek pide ya da yumuşak sevebilir ama kimse 'Çarşamba pidesini sevmiyorum' diyemez. Çünkü Çarşamba pidesi her kesimin damak zevkine hitap eder" dedi. Samsun'da her ailede pide yaptırma kültürü olduğuna dikkat çeken Dursun Kahraman ise, "Samsun'da geleneksel olarak pide yaptırma kültürü var. Evlerde hazırlanan pide içi Çarşamba, Terme ve Bafra'da hemen hemen aynı. Bafra soğanı diri, Çarşamba ve Terme ise ölleyerek koyar. Tereyağı ile kavuran da sade kavuran da var. Dana kıymadan iç harcı hazırlanır. İyi bir pide ustası bu harçtan güzel bir Samsun pidesi çıkartır. Samsun'da aileler hafta sonları evlerde toplandığında pide içi hazırlar sabahın erken saatlerinde fırınlara gideriz. Herkes istediği pideyi tarif eder ve yaptırır. Bu yıllardan beri bir gelenektir. Çarşamba pidesi dünyanın en iyi seçilmeyi hak ediyor. Türkiye'de Samsun pidesi isim yapmıştır. Bunun ortasında da Çarşamba pidesi yer alır. Çarşamba pidesi çıtır, tereyağlı ve lezzetli bir pidedir" diye konuştu. Namı önce Samsun'da coğrafi işaret tesciliyle, sonra da ülke sınırlarını aşan Çarşamba pidesi birçok uluslararası gurme tarafından dünyanın en iyi ekmeği ve turtası olarak gösterilirken, en iyi yiyecekler listesinde de ilk sıralarda yer almaya devam ediyor.

Skal Çukurova’dan Tarihi Adım: Adana’ya Gastronomi Müzesi Yolda Haber

Skal Çukurova’dan Tarihi Adım: Adana’ya Gastronomi Müzesi Yolda

Dünyada 22 ülkede 90 bini aşkın turizm profesyonelini bir araya getiren Skal International’a bağlı Çukurova Kulübü, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Yaratıcı Şehirler Ağı’na gastronomi alanında aday gösterilen Adana’ya gastronomi müzesi kazandırılması için önemli bir adım attı. Kulüp Başkanı Erol Altun ve Çukurova’nın turizmine yön veren duayen isimler, projeye yön vermek amacıyla müzecilik alanında Türkiye’nin önde gelen isimlerinden Emin Mahir Balcıoğlu ile bir araya geldi. “Festival şehri Adana, gastronomiyle kültürel liderliğe ilerleyebilir” Etkinliğin açılışında konuşan Skal Çukurova Kulübü Başkanı Erol Altun, Adana'nın sahip olduğu köklü mutfak kültürü, özgün lezzetleri ve güçlü festival geleneğiyle Türkiye’nin gastronomi turizminde en iddialı şehirlerinden biri olduğuna dikkati çekti. Başkan Altun, “Adana, kebaptan şalgama, tencere yemeklerinden tatlılara, lezzetli balıklarından deniz ürünlerine uzanan geniş yelpazesiyle hem yerel hem de uluslararası ziyaretçilere eşsiz tatlar sunuyor. Portakal Çiçeği Karnavalı, Adana Lezzet Festivali ve Altın Koza Uluslararası Film Festivali gibi etkinlikler, kenti yıl boyunca kültürel ve turistik bir cazibe merkezi haline getiriyor. Zengin çeşitliliğine sahip tarım havzası sayesinde taze ürünlere erişim kolaylığı, Adana mutfağını sürdürülebilir kılıyor ve dinamik şehir yaşamı gastronomiyi sadece yemekle sınırlamayıp sosyal ve kültürel bir deneyime dönüştürüyor. Bu yönüyle Adana, hem Türkiye’nin hem de dünyanın gastronomi haritasında öne çıkmaya hazır güçlü bir potansiyel taşıyor. Skal Çukurova Kulübü olarak, Adana’nın kamu, özel sektör ve sivil toplum dinamikleriyle iş birliği içinde gastronomi müzesi kazandırmak amacıyla yola çıktık. Müzecilik alanında dünya otoritesi Emin Mahir Balcıoğlu’nun verdiği eşsiz destek motivasyonumuzu güçlendiriyor, heyecanımızı artırıyor.” dedi. Altun, gastronomi müzesi projesinin hayata geçirilmesinde büyük destek veren Adana Büyükşehir Belediyesi Kent Tarihi ve Tanıtımı Daire Başkanı İlhan Taş’a teşekkür etti. “Türkiye olarak gastronomi rönesansına ihtiyacımız var” Mimarlık ve akademisyenlik geçmişinden sonra müzecilik alanında önemli projelerin küratörlüğünü üstlenen Emin Mahir Balcıoğlu ise konuşmasının ilk bölümünde müzecilik hakkında genel bilgiler verdi ve dünya genelinde müzeciliğin son 50 yılda yaşadığı dönüşümü anlattı. İtalya ve Fransa örneklerini vererek bu ülkelerin sıradan yemek kültürlerinden dünya markası mutfaklar çıkardığına dikkati çeken Balcıoğlu, vizyoner bakış açısıyla özetle şunları söyledi: “Bizim de bir gastronomi rönesansına ihtiyacımız var. Bunu tetikleyecek projelerden biri de gastronomi müzesi olabilir. Bu müzede tarihten günümüze yemek tarifleri ve kullanılan araç-gereçler sergilenecek. Türk mutfağını şekillendiren göçler, kültürel etkileşimler ve yerel mutfak gelenekleri anlatılacak. Osmanlı’dan günümüze uluslararası etkileşimler, fast food kültürü ve sokak yemekleri işlenecek. Besin maddeleri, sağlıkla ilişkileri, beslenme alışkanlıkları aktarılacak. En önemlisi, geçici sergiler düzenlenecek. Örneğin baklava hamurunun Avrupa’ya yayılışı ya da farklı kültürlerde aldığı formlar üzerine bir sergi hazırlanıp yurt dışına da taşınabilecek. Müze sadece sergi alanı olmayacak; aynı zamanda uygulamalı mutfak içerecek. Ünlü şeflerin atölyeleri, genç şefler için eğitimler, yarışmalar düzenlenecek. Restoranda ise bu yeni deneyimler ziyaretçilere sunulacak. Kütüphane, arşiv ve araştırma merkezi gibi bölümlerle birlikte sürdürülebilir bir yapıya sahip olacak. Sanat müzelerinin aksine bu müze gelir üretebilecek. Çünkü gastronomi hem turizm hem de günlük yaşamla doğrudan bağlantılı. Bu nedenle kamu-özel sektör işbirliğiyle kurulması en doğru yol. Devlet yer sağlayabilir, özel sektör ise finansman ve işletme desteği verebilir. Zaten Türkiye’de ve Adana’da bu projeyi destekleyecek birçok güçlü kurum mevcut.” “Gastronomi müzesi için en uygun şehir Adana” Adana’nın gastronomi müzesi projesi için en uygun şehir olduğuna işaret eden Balcıoğlu, “Adana, güçlü ekonomisi ve eşsiz mutfak kültürüyle gastronomi müzesi için ideal bir şehir. Böyle bir müze, şehrin kültürel yaşamına canlılık katacağı gibi turizm hareketliliğini de artıracak. Dünyada örnekleri görüldüğü gibi, bu tür projeler bölgenin ekonomik değerini de yükseltir.” diye konuştu. İnteraktif toplantıda Skal Çukurova Kulübü üyeleri gastronomi müzesi projesine yönelik düşüncelerini paylaştı, ortak akılla hem Türk mutfağının dünya çapında hak ettiği yere ulaşması hem de kentin uluslararası marka değerinin güçlenmesi için destek vermeyi sürdüreceklerini dile getirdi.

Şanlıurfa’da isotun yolculuğu başladı Haber

Şanlıurfa’da isotun yolculuğu başladı

Şanlıurfa'nın vazgeçilmez lezzetleri arasında yer alan isotun üretimi başladı. Kadınların ellerinde birçok aşamadan geçen isot, mutfaklarda birçok yemeğe lezzet katıyor. Şanlıurfa'da eylül aynın gelmesiyle birlikte biber hasadı ve isot üretimi de başladı. Urfa yemeklerine tat, koku ve lezzet veren isot, zorlu bir üretim serüveninin ardından sofralara ulaşıyor. İsot, günün her öğününde farklı şekillerde tüketiliyor. İsot, kentin vazgeçilmez lezzetleri arasında yer alan çiğköfte başta olmak lahmacun ve tepsi yemekleri gibi birçok yemeğin olmazsa olamazları arasında yer alıyor. Büyük emek kadınların Şanlıurfa, Türkiye'nin pul biber ihtiyacının önemli bir kısmını karşılarken kadın işçiler de üretimde büyük rol oynuyor. İsot üretimi için sabahın ilk ışıklarıyla üretim tesislerine giden kadın işçiler, biberlerin ayıklanma aşamasından son aşamasına kadar birçok görevi yerine getiriyor. Kadınların ellerinde işlem gören biberler, salça ve isot haline getiriliyor. Kadın işçiler isotun acısı ve hava sıcaklığının verdiği zorluklar altında çalışarak ailelerinin geçimine katkı sağlıyor. Kadın işçiler, çuvalı 20 liradan temizlenen biber ile günlük ortalama bin lira kazanıyor. Üreticiler ise biberin sofralara ulaşan son hali olan isotun (pul biber) kilosunu 350 ile 400 lira arasında satışa sunuyor. "Bu yıl sezona verimli başladık" Sezona verimli bir şekilde başladıklarını aktaran üretici Mehmet Polat, "Şanlıurfa'da 8'inci ayda biber sezonu başlar, 11'inci ayda biter. Toplam 3 aylık bir biber sezonumuz var. Üretim sürecinde kadınlar biberin yeşilini, çöpünü, sapını temizlerler. Kırmızı olan kısmını da makinalara atarız. Burada biberler parçalanarak tohumları bir tarafa, biberi ise bir tarafa ayıklanarak 3 çeşit biber çıkarılır. Kırmızı olan çeşidinde ter işlemi olmaz. Mor ve siyah olanda ise talebe göre 3 ve 4 gün olacak şekilde ter işlemi yapılır. Ter işleminden sonra da makinalardan geçip hazır halde sofralara gelir. Burada günlük çalışan kadınlar var. Bu 3 aylık sezonda kadınlar çalışmaya devam eder. Burada 20 ila 30 arasında çalışan kadın var. Onlar da evlerine bir katkı, kendilerine fayda olsun diye devamlı yanımızda çalışan ablalarımızdır. Geçen sene bu tarihlerde kilosunu 16 ila 17 liraya aldığımız biberleri bu sene 13 ila 14 liraya alıyoruz. Birinci sınıf kalitede biberler geliyor fakat işçiliğimizde yüzde 40 artış oldu. Şu anda 1 kilogram pul biber toptan 350 ila 450 lira arasında satılıyor" dedi. Sıcak havanın etkisi ve biberin acı olmasının işlerinin en zor yanı olduğuna değinen Zübeyyir Polat, "Bu sene de hayırlısıyla biber sezonunu açtık. Urfa sıcağı altında ve biberin de acı olması işimizi daha da zorlaştırıyor. Sıcak hava biber için çok faydalı, sıcak olmazsa biberimiz kurumaz. Gün oluyor hava sıcaklığı 45 ila 50 dereceye kadar ulaşıyor. Emeğimizin karşılığında tam istediğimiz maddi karşılığı da alamıyoruz. Biraz daha zor ve zahmetli bir iş. Ev yapımı biber satışımızı 400 liradan satışa sunduk. İlk hasadımızın fiyatı bu şekilde. İlerleyen süreçte rekolteye göre bu fiyatlar değişebilir" şeklinde konuştu. İsot temizliğinde çalışan işçilerden Zehranur Baynal ise "Sabah erken saatlerde geliyoruz. Birinci zorluğumuz bu. Emeğimizle çalışıyoruz. Bazen akşam saatlerine kadar çalışıyoruz. Bazen de daha erken saatlerde işimizi bitirip eve gidiyoruz. Ellerimizin biberin acısından dolayı yandığı çok oluyor. Bu şekilde ailemize destek olmaya çalışıyoruz. Emeğimizin karşılığını alıyor muyuz, 1 çuval biberin yapımı karşılığında 20 lira veriyorlar. Günde tek başıma olsam 50 çuval çıkarabilirim" diye konuştu.

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.