Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Hollanda

AGRONEWS - Hollanda haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Hollanda haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

40 bin gence teknolojik çiftlik desteği: 10 yılda tapu imkânı Haber

40 bin gence teknolojik çiftlik desteği: 10 yılda tapu imkânı

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) ile Tarım Teknolojileri Kümelenmesi Vakfı’nın (TÜME) geliştirdiği proje ile 81 ilde tarıma ilgi duyan 40 bin genç için 100 büyükbaş kapasiteli 40 bin teknolojik çiftlik kurulması planlanıyor. Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi (MAKÜ) Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Dalgar, bir grup gazeteciye yaptığı değerlendirmede, tarımdaki yaşlanma riskine dikkat çekerek, Türkiye’de çiftçi yaş ortalamasının 59 olduğunu, 18-32 yaş arası genç çiftçilerin oranının ise sadece yüzde 5 civarında kaldığını aktardı. Eğitimden geçecekler YÖK ile TÜME’nin ortaklaşa yürüttüğü proje kapsamında ilk çiftliğin üniversitelerinde kurulacağını söyleyen Dalgar, “Ülke çapında otonom, yapay zekaya dayalı çiftlikler kurulacak. Çiftlikler ilk etapta 10 üniversitede kurulacak. Bunlar Ege, Ankara, Selçuk, Urla, Samsun 19 Mayıs, Harran, Erzurum Atatürk ve Tekirdağ Üniversitesi olarak belirlendi. Bir ayağı köyde olan, atasından kalma toprakları olan gençleri 3’er, 6’şar ay iyi bir eğitimden geçireceğiz. Tarıma ilgisi olan tüm gençler başvurabilecek. Onları donatacağız, akredite edeceğiz. Sonra da bu gençlere ‘hadi köyünden bana 4-5 dönüm arazi göster, oraya senin çiftliğini kuralım’ diyeceğiz” bilgisini verdi. Son teknoloji çiftlik Dalgar, Hollanda, Avusturya, Portekiz ve ABD’de teknolojiyle yönetilen çiftlikleri incelediklerini ve bu kapsamda kurulacak çiftliklerde son teknoloji robotların yer alacağını söyleyerek, “Teknolojiyi kullanan, bilimsel ve ideal standartlarda hayvancılık yapan gençler ile örneğin buzağı ölümlerini düşüreceğiz. Ortalama 25 litre süt alımını 45 litreye çıkaracağız. TÜME, üniversitelerde teknolojiye dayalı çiftlikler kuracak. Proje 10 üniversiteyle sınırlı kalmayacak. Hedef 40 bin çiftlik kurarak Türkiye genelinde 40 bin genci teknolojiyi kullanarak tarım, hayvancılık yapan bir noktaya taşımak. Eylül sonunda Şanlıurfa’daki Teknofest’e kadar 40 çiftliğin kurulması hedefleniyor” dedi. Yerli makineler Dalgar, TÜME Vakfı’nın gençlerin köyünde çiftliği kuracağını belirterek, “Gençler bekarsa 2, evliyse 3 asgari ücret maaş verilecek. Başarısına, performansına göre 5 ile 10 yıl sonunda da tamamen çiftlik o gence bırakılacak. Tarım teknolojisi üreten şirketler bu vakfın ekosisteminin paydaşı. Mesela süt sağım robotu üreten bir şirket düşünün. 40 bin çiftlik kurulduğunda 40 bin süt sağım robotu satacaksınız. Dolayısıyla bu işin sponsorluğunu da onlar üstleniyor. Yani fonu onlar finanse edecek. Çiftliğimizde yem itme robotu, gübre temizleme robotu, sağım robotu, yem karma robotları bulunacak. Bunların bazıları daha önce İsrail’den ithal ediliyordu. Şimdi Isparta’da bir firma yerli olarak üretiyor ve onları kullanıyoruz. Ayrıca yerli firmaların ürünlerine laboratuvar ortamında tam test deney raporu verebilmek için Tarım ve Orman Bakanlığı’na başvuru yaptık. Ağustos ayı gibi yetki almış olacağız” dedi. Gençler toprağı sürmüyor Türkiye’de çiftçi yaş ortalaması 59’a yükseldi. Türkiye’de tarım sektöründe çalışan nüfus yaklaşık 5 milyonken, Bakanlık verilerine göre Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıtlı çiftçi sayısı 2,3 milyonu aştı. Bitkisel üretim açısından bakıldığında, ÇKS’ye kayıtlı çiftçilerin yüzde 14’ü genç, yüzde 59’u orta yaşlı, yüzde 27’si ise 65 yaş üstü. Hayvansal üretimde ise yüzde 23’ü genç çiftçi, yüzde 61’i orta yaşlı ve yüzde 16’sı 65 yaş üstü yetiştiriciden oluşuyor. Tarımın meslek olarak görülmemesi, ailelerin çocuklarını tarım dışı sosyal güvenliği olan işlere yönlendirmesi, köylerde sosyal altyapının zayıf olması, iklim değişikliği, su kısıtı, maliyet yükselişleri gençlerin alana olan ilgisini azaltıyor. Yem ithalatı için çözüm Dalgar, Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü (TAGEM) ile Türkiye’nin yem ithalatına çözüm olacak bir proje başlattıklarını da belirterek, “Büyükbaş hayvan, tavuk, balık yemlerinde soya yoğun miktarlarda kullanıldığı için yıllık 4 milyar dolara yakın soya ithalatı var. Soyada su tüketimi fazla olduğu için üretim Türkiye’de istenilen seviyeye gelmiyor. Bunun az su isteyen, daha yüksek verimli türlerini üretebilmek için TAGEM’le bitkisel yem üzerinde bir çalışma başlatıyoruz” diye konuştu.

Diyarbakır’da kalkınma vizyonu çalıştayı başladı Haber

Diyarbakır’da kalkınma vizyonu çalıştayı başladı

Diyarbakır Valiliği, Tarımsal Strateji ve Politika Geliştirme Merkezi, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu ve Diyarbakır AB Bilgi Merkezi işbirliğinde 'Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da Tarım Gıda ve Sanayi Odaklı Kalkınma Vizyonu Çalıştayı' başladı. Çalıştayda konuşan DTSO Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kaya 'Barış sürecinin devam ettiği bir ortamda en önemli gücümüzden biri olan tarım ve tarımsal sanayinin bundan sonraki sürecini doğru oturtmak ve doğru bir şekilde kanalize etmek için 2 günlük bir çalıştay organize ediyoruz." dedi. Çalıştay fikrinin TARPOL Başkanı Mehmet Mehdi Eker'e ait olduğunu belirten Kaya, tarımın bölgenin en güçlü ve sürdürülebilir alanlarından biri olduğuna dikkat çekerek 'Tarım bu bölgenin en büyük güçlerinden bir tanesi. Ticarette de böyledir. Yeni bir iş arayışındansa kendi güçlü olduğunuz alanlarda büyüyerek ilerlemelisiniz. Tarım da bu anlamda bölgenin en güçlü olduğu sürdürülebilir bir alan. 12 bin 500 yıllık bir tarihten bahsediyoruz. Çayönü, hem hayvanların hem bitkilerin ilk ıslah edildiği bölge. Buradan dünyaya yayıldığını söylüyoruz." diye konuştu. Diyarbakır'a Hollanda örneği Tarımda geleneksel yöntemlerin dışına çıkılması gerektiğini vurgulayan Kaya, Diyarbakır'ın potansiyelini Hollanda örneği üzerinden anlattı. Kaya '120 milyar euroya yakın ihracatı olan Hollanda'nın sulanabilir arazisi 9 milyon dönüm. Diyarbakır'ın ise 4 milyon 200 bin dönüm sulanabilir arazisi var. Kralkızı, Dicle ve Silvan barajlarının suladığı alan 3 milyon 750 bin dönüm. Bu rakamlar Diyarbakır'ın ciddi bir potansiyele sahip olduğunu gösteriyor. Ama doğru yapmamız lazım. Hollanda bunu tahıldan yeni nesil üretime geçişle sağlamış. Biz de teknolojiyi ve yeni üretim sistemlerini getirerek bu başarıyı Diyarbakır merkezli ve bölgeyi de kapsayacak şekilde bir pozisyona koyabiliriz." diye konuştu. Diyarbakır Valisi Murat Zorluoğlu ile birlikte üzerinde çalıştıkları 'Çılgın Proje'ye dikkat çeken Kaya 'Kralkızı, Dicle ve Silvan barajlarının sulama alanlarında TPAO'nun geçmişte petrol aradığı ve kapattığı yaklaşık 3 bin noktada sıcak su bulunuyor. Bu bizim için önemli bir fırsat' ifadelerini kullandı. Konuşmaların ardından DTSO Başkanı Mehmet Kaya, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'a hediye takdim ederken, toplantı çekilen hatıra fotoğrafları ile son buldu. Çalıştay, tematik oturumlar ve çalışma gruplarının çalışmalarıyla devam ediyor.

İzmir’de Tarım Örgütlerinden Su Krizi Açıklaması Haber

İzmir’de Tarım Örgütlerinden Su Krizi Açıklaması

İzmir’deki ziraat ve tarım örgütleri, son dönemde artan kuraklık ve su krizi tartışmalarında tarımın haksız bir şekilde hedef gösterilmesine dikkat çekti. Ziraat Odaları İzmir Koordinasyon Kurulu, TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi, Sulama Kooperatifleri İzmir Birliği, Ziraatçılar Derneği İzmir Şubesi, İzmir Tarım Grubu, Kent Konseyi Tarım Çalışma Grubu ve Türkiye Ziraatçılar Derneği ortak basın açıklaması yaptı. Türkiye Ziraatçılar Derneği MYK Üyesi İzmir Şube Başkanı İlker Ağın ise su varlıklarının korunmasının zorunluluk olduğunu belirterek, “Ne kadar su varsa o kadar tarım var. Bunu unutmamak gerekiyor” ifadelerini kullandı. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Hakan Çakıcı da arazi kullanım planlamasının önemine dikkat çekerek, “Her zaman suya ulaşmak, sağlıklı suya ulaşmak ve sağlıklı gıdaya ulaşmak üstün kamu yararı terimiyle ön plana çıkmalıdır” diye konuştu. "YAKLAŞIM EKSİK VERİYE DAYALI" İzmir Kent Konseyi Tarım Çalışma Grubu’ndan Ahmet Tomar, yaptığı açıklamada, “Son yıllarda artan kuraklık, iklim değişikliği ve su krizi tartışmalarında tarım sektörü sıklıkla su tüketiminin başlıca sorumlusu olarak gösterilmektedir. Ancak bu yaklaşım eksik veriye dayalı, bütüncül bakıştan uzak ve stratejik açıdan sakıncalıdır” dedi. Tomar, tarımda kullanılan suyun büyük kısmının doğal su döngüsüne geri döndüğünü vurgulayarak, “Dünya genelinde su kullanımının yaklaşık %70’i tarımsal üretimde gerçekleşmektedir. Türkiye’de ise bu oran %75’dir. Tarımda kullanılan suyun önemli bir bölümü toprak, yeraltı suyu ve atmosfer sistemi içinde yeniden dolaşıma katılmaktadır” ifadelerini kullandı. Ayrıca sulanan alanların dünya tarımsal üretiminde kritik rol oynadığını belirten Tomar, “Dünya toplam işlenen tarım alanlarının yaklaşık %20’si sulanmaktadır. Sulanan alanlar, dünya tarımsal üretiminin yaklaşık %40’ını sağlamaktadır. Bitkisel üretim değerinin yaklaşık %50–55’ini, sebze üretiminin %70’ten fazlasını, meyve üretiminin büyük bölümünü, pamuk, mısır, çeltik gibi stratejik ürünlerin neredeyse tamamını sulanan alanlar karşılamaktadır” dedi. "TARIM GIDA GÜVENLİĞİNİN TEMELİDİR" Tomar, Türkiye’nin kişi başına düşen su miktarının yaklaşık 1.300 m³ olduğunu ve önümüzdeki yıllarda bunun 1.000 m³’ün altına düşme riskine dikkat çekerek, “Bu gerçek, suyun her sektörde daha verimli yönetilmesini zorunlu kılmaktadır. Ancak çözüm; tarımı ötekileştirmek, üreticiyi suçlamak ya da tarımsal üretimi kısmak değildir” ifadelerini kullandı. Tarımın stratejik önemini vurgulayan Tomar, “Tarım; gıda güvenliğinin temelidir. Milli güvenlik açısından stratejik bir sektördür. Kırsal istihdamın ve sosyal dengenin ana unsurudur” diyerek pandemi süreci, Rusya-Ukrayna savaşı ve küresel krizlerin, gıda arzının enerji ve savunma sanayi kadar kritik olduğunu ortaya koyduğunu belirtti. "TARIM SEKTÖRÜ SUYU İSRAF EDEN BİR ALAN DEĞİL" Tomar, su sorunlarının kaynağını havza bazlı üretim planlamasının yetersizliği, su tüketimi yüksek ürünlerin yanlış bölgelerde yetiştirilmesi, açık kanalet sistemi ve vahşi sulama yöntemleri ile yeraltı suyunun kontrolsüz kullanımı olarak özetledi. Çözüm önerilerini de sıralayan Tomar, “Havza bazlı üretim planlaması yapmak, modern basınçlı sulama sistemlerini yaygınlaştırmak, su verimliliği yüksek üretim modellerine geçmek, arıtılmış atık suların tarımda kullanımını artırmak ve çiftçiyi teknoloji ile desteklemek doğru yaklaşımdır. Tarım sektörü ‘su israf eden bir alan’ değil, doğru yönetilmediğinde risk oluşturan bir alandır. Çözüm; üretimi azaltmak değil, verimliliği artırmaktır. Su politikaları ile tarım politikaları birlikte ele alınmalı; sürdürülebilir, bilimsel ve stratejik bir yönetim anlayışı benimsenmelidir” dedi. İLKER AĞIN: "SADECE ÜRETİM İLİŞKİLERİNİ DEĞİL, KAR VE ÇEVRENİN İLİŞKİLERİNİ DE BİRLİKTE DÜŞÜNMEK DEMEKTİR” Türkiye Ziraatçılar Derneği MYK Üyesi İzmir Şube Başkanı İlker Ağın, Bozdağ ve çevresinde altın aranmasının önünü açan ihaleye tepki gösterdi. Ağın, Tarım Bakanlığı’nın geçen yıl teoride kalan su merkezli tarım planlamasına işaret ederek, “Biz kuyularımızın ne kadar kaçak olduğunu, o kuyularda ne kadar su çekildiğini bilmeden, böyle sıcak bir iklimde Türkiye’nin Hollanda’sı olma iddiasındaki Küçük Menderes’e teslim etmenin nedenlerini ortadan kaldırmadan, aynı zamanda sularımızı kontrolsüzce ve hunharca tüketirken bir taraftan kirleterek ama bir taraftan da su fakirliğine doğru hızla ilerlediğimiz bir dönemde su varlıklarımız olan dağlarımızı, ovalarımızı, ormanlarımızı, özellikle madencilik faaliyetleri adı altında talan ederken bir taraftan kirletirken böyle bir planlamadan üretmek mümkün değil” ifadelerini kullandı. “SU VARLIKLARIMIZ HER YÖNÜYLE KORUNMALI” Ağın, madencilik faaliyetlerinin su kaynaklarını tahrip ettiğini vurgulayarak, “Su varlıklarımız her yönüyle korunmalı. Özellikle madencilik faaliyetleri adı altındaki su varlıklarımızın tahribatını hızla önüne geçirmeliyiz." dedi. “NE KADAR SU VARSA O KADAR TARIM VAR” Kuraklığa dayanıklı ürünlerin önemine dikkat çeken Ağın, “Hiçbir ürün birbirinin yüzde yüz ikamesi değildir. Su alabilen bir çiftçiden 11 birim ürün alabilirsiniz, kuraklığa dayanıklı ektiğiniz bir çeşit ise 5 birim verir. Ne kadar su varsa o kadar da tarım var. Bunu unutmamak gerekiyor” ifadelerini kullandı. “ÇİFTÇİ ÖRGÜTLÜ YAPILARLA DESTEKLENMELİ” Ağın, tarım planlamasında çiftçilerin örgütlü yapılarla desteklenmesinin önemini şöyle açıkladı: “Çiftçi ancak örgütlü bir yapı içerisinde hem kontrol edilebilir, hem planlanabilir, hem de her şey denetlenebilir. En başta bizim tarımda üreticilerimizin sağlıklı örgütlerle bu süreç üzerinden planlama yapması gerekiyor.” HAKAN ÇAKICI: “KAYNAKLAR DOĞRU KULLANILMIYOR” TMMOB Ziraat mühendisleri odası İzmir şube başkanı Hakan Çakıcı, arazi kullanım planlamasının Türkiye’de ihmal edildiğini belirterek, suya ve sağlıklı gıdaya erişimin üstün kamu yararı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Çakıcı, yerleşim alanları, tarım arazileri, sanayi bölgeleri ve maden sahalarının bilimsel esaslara göre planlanmamasının ciddi sorunlara yol açtığını ifade etti. “ARAZİ PLANLAMASI TÜRKİYE’DE YOK SAYILIYOR” Türkiye’de arazi planlamasına ilişkin bütüncül bir çalışma yapılmadığını dile getiren Çakıcı, “Bizim temelde anlattığımız konu arazi planlamasıdır. Suyun dağılımının planlanması, ürün desenlerinin hazırlanması gibi konular bunun içindedir. Ancak Türkiye’de maalesef arazi planlaması ile ilgili ciddi ve kapsamlı bir çalışma yapılmıyor” dedi. Arazi planlamasının; yerleşim alanlarının, tarım alanlarının ve sanayi bölgelerinin doğru konumlandırılmasını kapsadığını söyleyen Çakıcı, bu alanların birbirine karıştığını ve bunun da çevresel ve ekonomik sorunları büyüttüğünü belirtti. “TARIM ALANLARINA MADEN BASKISI PLANLAMA EKSİKLİĞİNİN SONUCUDUR” Özellikle altın madenleri üzerinden yaşanan tartışmalara dikkat çeken Çakıcı, “Tarım alanlarına madenlerin verdiği zarar gündeme geldiğinde, aslında planlama eksikliğiyle karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz” diye konuştu. Bu noktada kamu yararı kavramının doğru yorumlanması gerektiğini vurgulayan Çakıcı, sağlıklı suya ve sağlıklı gıdaya erişimin “üstün kamu yararı” olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. “SAĞLIKLI SU VE GIDAYA ERİŞİM ÜSTÜN KAMU YARARIDIR” Çakıcı, “Her zaman suya ulaşmak, sağlıklı suya ulaşmak ve sağlıklı gıdaya ulaşmak üstün kamu yararı terimiyle ön plana çıkmalıdır. Planlamayı bu önceliğe göre yapmak zorundayız” ifadelerini kullandı. Enerji ve maden ihtiyacı gibi gerekçelerle kısa vadeli çözümlere yönelmenin uzun vadede daha büyük sorunlar doğurduğunu belirten Çakıcı, vatandaşın sağlıklı yaşam hakkının göz ardı edilmemesi gerektiğini dile getirdi. “BAKANLIKLAR ARASI KOORDİNASYON YETERSİZ” Çevre, şehircilik ve iklim politikalarının birlikte ele alınması gerektiğini ifade eden Çakıcı, geçmişte bu başlıkların bir araya getirilmesi yönünde adımlar atıldığını ancak uygulamada beklenen bütüncül yaklaşımın sağlanamadığını söyledi. “Çevreye zarar vermeden, iklim değişikliğini de dikkate alarak tüm sürecin organize edilmesi gerekir” diyen Çakıcı, yanlış tarım politikaları ve günübirlik enerji çözümlerinin arazi kullanım planlamasını ikinci plana ittiğini kaydetti. Gelinen noktada temel sorunun kaynakların doğru planlanmaması olduğunu belirten Çakıcı, “Temelde kaynakların doğru kullanılmaması, planlamanın doğru yapılmamasından kaynaklanıyor. Bu nedenle hem su hem toprak hem de tarım alanları üzerindeki baskı artıyor” dedi. Çakıcı, arazi kullanım planlamasının bilimsel veriler ışığında ve kamu yararı öncelenerek yapılması gerektiğini söyledi.

İzmir’de Tarım Örgütlerinden Su Krizi Tepkisi Haber

İzmir’de Tarım Örgütlerinden Su Krizi Tepkisi

İzmir’deki ziraat ve tarım örgütleri, son dönemde artan kuraklık ve su krizi tartışmalarında tarımın haksız bir şekilde hedef gösterilmesine dikkat çekti. Ziraat Odaları İzmir Koordinasyon Kurulu, TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi, Sulama Kooperatifleri İzmir Birliği, Ziraatçılar Derneği İzmir Şubesi, İzmir Tarım Grubu, Kent Konseyi Tarım Çalışma Grubu ve Türkiye Ziraatçılar Derneği ortak basın açıklaması yaptı. Türkiye Ziraatçılar Derneği MYK Üyesi İzmir Şube Başkanı İlker Ağın ise su varlıklarının korunmasının zorunluluk olduğunu belirterek, “Ne kadar su varsa o kadar tarım var. Bunu unutmamak gerekiyor” ifadelerini kullandı. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Hakan Çakıcı da arazi kullanım planlamasının önemine dikkat çekerek, “Her zaman suya ulaşmak, sağlıklı suya ulaşmak ve sağlıklı gıdaya ulaşmak üstün kamu yararı terimiyle ön plana çıkmalıdır” diye konuştu. "YAKLAŞIM EKSİK VERİYE DAYALI" İzmir Kent Konseyi Tarım Çalışma Grubu’ndan Ahmet Tomar, yaptığı açıklamada, “Son yıllarda artan kuraklık, iklim değişikliği ve su krizi tartışmalarında tarım sektörü sıklıkla su tüketiminin başlıca sorumlusu olarak gösterilmektedir. Ancak bu yaklaşım eksik veriye dayalı, bütüncül bakıştan uzak ve stratejik açıdan sakıncalıdır” dedi. Tomar, tarımda kullanılan suyun büyük kısmının doğal su döngüsüne geri döndüğünü vurgulayarak, “Dünya genelinde su kullanımının yaklaşık %70’i tarımsal üretimde gerçekleşmektedir. Türkiye’de ise bu oran %75’dir. Tarımda kullanılan suyun önemli bir bölümü toprak, yeraltı suyu ve atmosfer sistemi içinde yeniden dolaşıma katılmaktadır” ifadelerini kullandı. Ayrıca sulanan alanların dünya tarımsal üretiminde kritik rol oynadığını belirten Tomar, “Dünya toplam işlenen tarım alanlarının yaklaşık %20’si sulanmaktadır. Sulanan alanlar, dünya tarımsal üretiminin yaklaşık %40’ını sağlamaktadır. Bitkisel üretim değerinin yaklaşık %50–55’ini, sebze üretiminin %70’ten fazlasını, meyve üretiminin büyük bölümünü, pamuk, mısır, çeltik gibi stratejik ürünlerin neredeyse tamamını sulanan alanlar karşılamaktadır” dedi. "TARIM GIDA GÜVENLİĞİNİN TEMELİDİR" Tomar, Türkiye’nin kişi başına düşen su miktarının yaklaşık 1.300 m³ olduğunu ve önümüzdeki yıllarda bunun 1.000 m³’ün altına düşme riskine dikkat çekerek, “Bu gerçek, suyun her sektörde daha verimli yönetilmesini zorunlu kılmaktadır. Ancak çözüm; tarımı ötekileştirmek, üreticiyi suçlamak ya da tarımsal üretimi kısmak değildir” ifadelerini kullandı. Tarımın stratejik önemini vurgulayan Tomar, “Tarım; gıda güvenliğinin temelidir. Milli güvenlik açısından stratejik bir sektördür. Kırsal istihdamın ve sosyal dengenin ana unsurudur” diyerek pandemi süreci, Rusya-Ukrayna savaşı ve küresel krizlerin, gıda arzının enerji ve savunma sanayi kadar kritik olduğunu ortaya koyduğunu belirtti. "TARIM SEKTÖRÜ SUYU İSRAF EDEN BİR ALAN DEĞİL" Tomar, su sorunlarının kaynağını havza bazlı üretim planlamasının yetersizliği, su tüketimi yüksek ürünlerin yanlış bölgelerde yetiştirilmesi, açık kanalet sistemi ve vahşi sulama yöntemleri ile yeraltı suyunun kontrolsüz kullanımı olarak özetledi. Çözüm önerilerini de sıralayan Tomar, “Havza bazlı üretim planlaması yapmak, modern basınçlı sulama sistemlerini yaygınlaştırmak, su verimliliği yüksek üretim modellerine geçmek, arıtılmış atık suların tarımda kullanımını artırmak ve çiftçiyi teknoloji ile desteklemek doğru yaklaşımdır. Tarım sektörü ‘su israf eden bir alan’ değil, doğru yönetilmediğinde risk oluşturan bir alandır. Çözüm; üretimi azaltmak değil, verimliliği artırmaktır. Su politikaları ile tarım politikaları birlikte ele alınmalı; sürdürülebilir, bilimsel ve stratejik bir yönetim anlayışı benimsenmelidir” dedi. İLKER AĞIN: "SADECE ÜRETİM İLİŞKİLERİNİ DEĞİL, KAR VE ÇEVRENİN İLİŞKİLERİNİ DE BİRLİKTE DÜŞÜNMEK DEMEKTİR” Türkiye Ziraatçılar Derneği MYK Üyesi İzmir Şube Başkanı İlker Ağın, Bozdağ ve çevresinde altın aranmasının önünü açan ihaleye tepki gösterdi. Ağın, Tarım Bakanlığı’nın geçen yıl teoride kalan su merkezli tarım planlamasına işaret ederek, “Biz kuyularımızın ne kadar kaçak olduğunu, o kuyularda ne kadar su çekildiğini bilmeden, böyle sıcak bir iklimde Türkiye’nin Hollanda’sı olma iddiasındaki Küçük Menderes’e teslim etmenin nedenlerini ortadan kaldırmadan, aynı zamanda sularımızı kontrolsüzce ve hunharca tüketirken bir taraftan kirleterek ama bir taraftan da su fakirliğine doğru hızla ilerlediğimiz bir dönemde su varlıklarımız olan dağlarımızı, ovalarımızı, ormanlarımızı, özellikle madencilik faaliyetleri adı altında talan ederken bir taraftan kirletirken böyle bir planlamadan üretmek mümkün değil” ifadelerini kullandı. “SU VARLIKLARIMIZ HER YÖNÜYLE KORUNMALI” Ağın, madencilik faaliyetlerinin su kaynaklarını tahrip ettiğini vurgulayarak, “Su varlıklarımız her yönüyle korunmalı. Özellikle madencilik faaliyetleri adı altındaki su varlıklarımızın tahribatını hızla önüne geçirmeliyiz." dedi. “NE KADAR SU VARSA O KADAR TARIM VAR” Kuraklığa dayanıklı ürünlerin önemine dikkat çeken Ağın, “Hiçbir ürün birbirinin yüzde yüz ikamesi değildir. Su alabilen bir çiftçiden 11 birim ürün alabilirsiniz, kuraklığa dayanıklı ektiğiniz bir çeşit ise 5 birim verir. Ne kadar su varsa o kadar da tarım var. Bunu unutmamak gerekiyor” ifadelerini kullandı. “ÇİFTÇİ ÖRGÜTLÜ YAPILARLA DESTEKLENMELİ” Ağın, tarım planlamasında çiftçilerin örgütlü yapılarla desteklenmesinin önemini şöyle açıkladı: “Çiftçi ancak örgütlü bir yapı içerisinde hem kontrol edilebilir, hem planlanabilir, hem de her şey denetlenebilir. En başta bizim tarımda üreticilerimizin sağlıklı örgütlerle bu süreç üzerinden planlama yapması gerekiyor.” HAKAN ÇAKICI: “KAYNAKLAR DOĞRU KULLANILMIYOR” TMMOB Ziraat mühendisleri odası İzmir şube başkanı Hakan Çakıcı, arazi kullanım planlamasının Türkiye’de ihmal edildiğini belirterek, suya ve sağlıklı gıdaya erişimin üstün kamu yararı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Çakıcı, yerleşim alanları, tarım arazileri, sanayi bölgeleri ve maden sahalarının bilimsel esaslara göre planlanmamasının ciddi sorunlara yol açtığını ifade etti. “ARAZİ PLANLAMASI TÜRKİYE’DE YOK SAYILIYOR” Türkiye’de arazi planlamasına ilişkin bütüncül bir çalışma yapılmadığını dile getiren Çakıcı, “Bizim temelde anlattığımız konu arazi planlamasıdır. Suyun dağılımının planlanması, ürün desenlerinin hazırlanması gibi konular bunun içindedir. Ancak Türkiye’de maalesef arazi planlaması ile ilgili ciddi ve kapsamlı bir çalışma yapılmıyor” dedi. Arazi planlamasının; yerleşim alanlarının, tarım alanlarının ve sanayi bölgelerinin doğru konumlandırılmasını kapsadığını söyleyen Çakıcı, bu alanların birbirine karıştığını ve bunun da çevresel ve ekonomik sorunları büyüttüğünü belirtti. “TARIM ALANLARINA MADEN BASKISI PLANLAMA EKSİKLİĞİNİN SONUCUDUR” Özellikle altın madenleri üzerinden yaşanan tartışmalara dikkat çeken Çakıcı, “Tarım alanlarına madenlerin verdiği zarar gündeme geldiğinde, aslında planlama eksikliğiyle karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz” diye konuştu. Bu noktada kamu yararı kavramının doğru yorumlanması gerektiğini vurgulayan Çakıcı, sağlıklı suya ve sağlıklı gıdaya erişimin “üstün kamu yararı” olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. “SAĞLIKLI SU VE GIDAYA ERİŞİM ÜSTÜN KAMU YARARIDIR” Çakıcı, “Her zaman suya ulaşmak, sağlıklı suya ulaşmak ve sağlıklı gıdaya ulaşmak üstün kamu yararı terimiyle ön plana çıkmalıdır. Planlamayı bu önceliğe göre yapmak zorundayız” ifadelerini kullandı. Enerji ve maden ihtiyacı gibi gerekçelerle kısa vadeli çözümlere yönelmenin uzun vadede daha büyük sorunlar doğurduğunu belirten Çakıcı, vatandaşın sağlıklı yaşam hakkının göz ardı edilmemesi gerektiğini dile getirdi. “BAKANLIKLAR ARASI KOORDİNASYON YETERSİZ” Çevre, şehircilik ve iklim politikalarının birlikte ele alınması gerektiğini ifade eden Çakıcı, geçmişte bu başlıkların bir araya getirilmesi yönünde adımlar atıldığını ancak uygulamada beklenen bütüncül yaklaşımın sağlanamadığını söyledi. “Çevreye zarar vermeden, iklim değişikliğini de dikkate alarak tüm sürecin organize edilmesi gerekir” diyen Çakıcı, yanlış tarım politikaları ve günübirlik enerji çözümlerinin arazi kullanım planlamasını ikinci plana ittiğini kaydetti. Gelinen noktada temel sorunun kaynakların doğru planlanmaması olduğunu belirten Çakıcı, “Temelde kaynakların doğru kullanılmaması, planlamanın doğru yapılmamasından kaynaklanıyor. Bu nedenle hem su hem toprak hem de tarım alanları üzerindeki baskı artıyor” dedi. Çakıcı, arazi kullanım planlamasının bilimsel veriler ışığında ve kamu yararı öncelenerek yapılması gerektiğini söyledi.

İspanya, Kuş Gribi Artışı Nedeniyle Ülke Genelinde Kümesleri Kapattı Haber

İspanya, Kuş Gribi Artışı Nedeniyle Ülke Genelinde Kümesleri Kapattı

İspanya Tarım, Balıkçılık ve Gıda Bakanlığı, kuş gribi vakalarındaki artış nedeniyle ülke genelindeki tüm çiftliklerde kümes hayvanlarının kapalı alanlarda tutulmasını zorunlu kılan bir kararname yayımladı. Avrupa ülkeleri artan kuş gribi (H5N1) salgını nedeniyle alarm durumuna geçti. İspanya Tarım, Balıkçılık ve Gıda Bakanlığı’ndan, kuş gribinin yayılmasını önlemek ve kontrol altına almak amacıyla bugünden itibaren ülkedeki tüm çiftliklerde kümes hayvanlarının kapalı alanda tutulmasını zorunlu kılan bir kararname yayımlandı. Kararname, kümes hayvanlarının satış amacıyla pazarlara veya kültürel etkinliklere götürülmesini de yasaklıyor. Resmi Gazete yayımlanarak yürürlüğe giren kararname, ördek ve kazların diğer kümes hayvanları ile bir arada tutulmamasını, yabani kuşların erişebildiği açık su kanallarıyla kümes hayvanlarının temasının kesilmesini veya bu su kaynaklarının arıtılmasını da zorunlu kılıyor. Kararnameye göre, kümes hayvanlarının beslenmesi ve sulanması amacıyla dış mekanda kurulu depoların da yabani kuşlara karşı korunması gerekiyor. "İspanya'da sulak alanlarda çok sayıda göçmen kuş gözlemlendi" İspanya Tarım Bakanlığının verilerine göre kümes hayvanları ile göç yolunda İspanya’dan geçen yabani kuşların etkilendiği yaklaşık 100 vaka resmi kayıtlara geçti. Ancak bazı bölgelerde salgın nedeniyle daha fazla kuş gribi kaynaklı hayvan ölümlerinin olduğu belirtiliyor. Bakanlıktan yapılan açıklamada, "İspanya'da sulak alanlarda çok sayıda göçmen kuş gözlemlendi. Bu, yılın bu dönemi için tipik bir durum. Ancak sıcaklıklardaki düşüş virüsün hayatta kalmasını kolaylaştıran bir etken. Kısıtlama önlemleri, kümes hayvanları ile virüsü taşıyabilecek göçmen kuşlar arasındaki teması önlemeyi amaçlamaktadır" denildi. Kuş gribinin yayılması, İspanya’da 4 aydan kısa bir sürede 2,5 milyondan fazla kuşun ölümüne yol açtı. Geçtiğimiz hafta yapılan açıklamayla sadece yüksek riskli bölgelerde 10 Kasım’dan itibaren tüm kümes hayvanlarının kapalı alanda tutulmasını zorunlu kılan İspanya Tarım, Balıkçılık ve Gıda Bakanlığı’nın yeni kararnamesiyle karantina kararı tüm ülkedeki çiftlikleri kapsayacak şekilde genişletilmiş oldu. Almanya’da 1,5 milyon kümes hayvanı öldü veya itlaf edildi Avrupa’da en çok kuş gribi vakasının görüldüğü ülkelerin başında gelen Almanya’da hayvan hastalıklarında sorumlu kurum olan Friedrich Loeffler Enstitüsü'ne (FLI) göre, 1 Eylül'den bu yana Almanya'da 97 çiftlikteki 1,5 milyon hayvan kuş gribi nedeniyle ya öldü ya da itlaf edildi. Ayrıca, yabani kuşlarda yaklaşık 850 doğrulanmış vaka bulunuyor. FLI, salgın durumunda herhangi bir iyileşmenin görünmediğini bildirdi. Friedrich Loeffler Enstitüsü (FLI) Başkanı Christa Kühn, Alman medyasına yaptığı açıklamada, "Hem kümes hayvanı çiftliklerinde hem de yabani kuşlarda enfekte hayvan sayısı artıyor. Bu artış, bugüne kadarki en kötü kuş gribi kışlarından biri olan 2020/2021 sonbaharındaki artıştan daha fazla. Çiftliklerin sürekli gözetimine rağmen virüs görünüşe göre her köşeyi ve bucağı buluyor" açıklamasında bulundu. "Kıta geneli için tehdit" açıklaması Uzamanlar, İngiltere, İrlanda, Hollanda, Belçika, Polonya ve Fransa başta olmak üzere Avrupa Birliği’nde 27 ülkeden 15’inde artan kuş gribi vakalarının önce kıta geneli için tehdit oluşturduğunu belirtirken, bunun bir küresel bir soruna dönüşebileceği uyarısı yapılıyor.

Antalya’dan Hollanda’ya Kardelen İhracatı Başlıyor Haber

Antalya’dan Hollanda’ya Kardelen İhracatı Başlıyor

Antalya'nın Akseki ilçesi Çimi köyünde Tarım ve Orman Bakanlığının 2015 yılında başlattığı proje kapsamında oluşturulan üretim parsellerinden, bu yıl 293 bin 400 adet "Galanthus Elwesii" türü kardelen soğanı sökülerek Hollanda’ya ihraç edilecek. Kardelen üretimi ve ihracatını gerçekleştiren Mehmet Oğuz, doğayı koruma amaçlı üretim yapıldığını ve bu sayede bölgedeki kardelen varlığının sürdürülebilir hale getirildiğini belirtti. Bakanlık İzniyle Üretim ve İhracat Kardelen ihracatı yapan Mehmet Oğuz, 2015 yılında Tarım ve Orman Bakanlığından aldıkları izinle kendi arazilerinde kardelen soğanı üretimine başladıklarını söyledi. 2016 yılında damızlık parseller oluşturarak ihracata uygun üretim yaptıklarını belirtti. Kotaya Göre Söküm Yapılıyor Daha önce kaçak yollarla yapılan doğadan sökümün önüne geçmek amacıyla Bakanlık tarafından kota uygulamasına geçildiğini aktaran Oğuz, üretim parsellerinden sadece belirlenen miktarda söküm yapıldığını vurguladı. Tohumdan Yumru Soğan Üretimi Çimi Mahallesi'ndeki arazilerinde 2 milyon 500 bin tohumdan yaklaşık 600 bin adet yumru soğan elde ettiklerini ifade eden Oğuz, bitkilerin hem kökten hem de tohumdan çoğalarak doğayı koruduklarını belirtti. Çimi Yaylası'nda Kardelenler Yok Oluyor Bilinçsiz ve kaçak sökümler nedeniyle Çimi Yaylası'ndaki kardelenlerin büyük oranda yok olduğunu söyleyen Oğuz, Tarım Bakanlığına yapılan başvuru sonucu doğadan sökümün 5 yıl süreyle yasaklandığını hatırlattı. Üretimde Başarı: 250 Kilogram Tohumla Başladı 2016 yılında 250 kilogram tohumla başladıkları üretim sürecinde bugün 600 binin üzerinde büyük boy kardelen soğanı elde ettiklerini belirten Oğuz, doğaya da sürekli olarak elek altı ürünlerin bırakıldığını kaydetti. Çimi Yaylası Türkiye'nin En Kaliteli Kardelenini Yetiştiriyor Çimi Yaylası'nın fiziksel koşulları sayesinde Türkiye'nin en kaliteli kardelen soğanlarının burada yetiştiğini ifade eden Oğuz, Toroslar’ın diğer bölgelerindeki kardelenlerin Çimi Yaylası kadar iyi kalitede olmadığını dile getirdi. Bilinçli Üretimle Doğaya Destek Geçtiğimiz yıl 2 milyon 500 bin kardelen tohumu toprakla buluşturduklarını belirten Oğuz, file üzerinde yapılan bilinçli ekim sayesinde ürünlerin sağlıklı şekilde büyüdüğünü söyledi. Kardelen Soğanlarının Sökümüne 5 Yıl Yasak Çimi, Çanakpınar ve Sadıklar mahalle muhtarlarının başvurusu sonucunda Tarım ve Orman Bakanlığı, bölgede kardelen soğanlarının doğadan sökümünü 5 yıl süreyle yasakladı. Ayrıca kaçak sökümlere karşı ciddi cezai yaptırımlar uygulanacağı Resmi Gazete’de yayımlanan tebliğ ile duyuruldu.

Antalya’dan Hollanda’ya Kardelen İhracatı Başlıyor Haber

Antalya’dan Hollanda’ya Kardelen İhracatı Başlıyor

Antalya'nın Akseki ilçesi Çimi köyünde Tarım ve Orman Bakanlığının 2015 yılında başlattığı proje kapsamında oluşturulan üretim parsellerinden, bu yıl 293 bin 400 adet "Galanthus Elwesii" türü kardelen soğanı sökülerek Hollanda’ya ihraç edilecek. Kardelen üretimi ve ihracatını gerçekleştiren Mehmet Oğuz, doğayı koruma amaçlı üretim yapıldığını ve bu sayede bölgedeki kardelen varlığının sürdürülebilir hale getirildiğini belirtti. Bakanlık İzniyle Üretim ve İhracat Kardelen ihracatı yapan Mehmet Oğuz, 2015 yılında Tarım ve Orman Bakanlığından aldıkları izinle kendi arazilerinde kardelen soğanı üretimine başladıklarını söyledi. 2016 yılında damızlık parseller oluşturarak ihracata uygun üretim yaptıklarını belirtti. Kotaya Göre Söküm Yapılıyor Daha önce kaçak yollarla yapılan doğadan sökümün önüne geçmek amacıyla Bakanlık tarafından kota uygulamasına geçildiğini aktaran Oğuz, üretim parsellerinden sadece belirlenen miktarda söküm yapıldığını vurguladı. Tohumdan Yumru Soğan Üretimi Çimi Mahallesi'ndeki arazilerinde 2 milyon 500 bin tohumdan yaklaşık 600 bin adet yumru soğan elde ettiklerini ifade eden Oğuz, bitkilerin hem kökten hem de tohumdan çoğalarak doğayı koruduklarını belirtti. Çimi Yaylası'nda Kardelenler Yok Oluyor Bilinçsiz ve kaçak sökümler nedeniyle Çimi Yaylası'ndaki kardelenlerin büyük oranda yok olduğunu söyleyen Oğuz, Tarım Bakanlığına yapılan başvuru sonucu doğadan sökümün 5 yıl süreyle yasaklandığını hatırlattı. Üretimde Başarı: 250 Kilogram Tohumla Başladı 2016 yılında 250 kilogram tohumla başladıkları üretim sürecinde bugün 600 binin üzerinde büyük boy kardelen soğanı elde ettiklerini belirten Oğuz, doğaya da sürekli olarak elek altı ürünlerin bırakıldığını kaydetti. Çimi Yaylası Türkiye'nin En Kaliteli Kardelenini Yetiştiriyor Çimi Yaylası'nın fiziksel koşulları sayesinde Türkiye'nin en kaliteli kardelen soğanlarının burada yetiştiğini ifade eden Oğuz, Toroslar’ın diğer bölgelerindeki kardelenlerin Çimi Yaylası kadar iyi kalitede olmadığını dile getirdi. Bilinçli Üretimle Doğaya Destek Geçtiğimiz yıl 2 milyon 500 bin kardelen tohumu toprakla buluşturduklarını belirten Oğuz, file üzerinde yapılan bilinçli ekim sayesinde ürünlerin sağlıklı şekilde büyüdüğünü söyledi. Kardelen Soğanlarının Sökümüne 5 Yıl Yasak Çimi, Çanakpınar ve Sadıklar mahalle muhtarlarının başvurusu sonucunda Tarım ve Orman Bakanlığı, bölgede kardelen soğanlarının doğadan sökümünü 5 yıl süreyle yasakladı. Ayrıca kaçak sökümlere karşı ciddi cezai yaptırımlar uygulanacağı Resmi Gazete’de yayımlanan tebliğ ile duyuruldu.

Muğla'dan Su Ürünlerinde Rekor İhracat Haber

Muğla'dan Su Ürünlerinde Rekor İhracat

MUĞLA (İHA) - Türkiye’nin su ürünleri ihracatında büyük bir başarıya ulaşıldı. 2000’lerde yalnızca 59 milyon dolar seviyesinde olan ihracat, 2024 sonunda 34 kat artışla 2 milyar 19 milyon doları geçti. Türkiye Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçı Birlikleri Sektör Kurulu Başkanı Sinan Kızıltan, hedefin 2025 yılında 2,5 milyar dolara ulaşmak olduğunu belirtti. Türkiye’nin yıllık su ürünleri üretimi ise 1 milyon 8 bin tona ulaştı. MODERN TESİSLER VE YETİŞTİRİCİLİK ÖNE ÇIKIYOR Kızıltan, su ürünleri sektöründe modern tesis yatırımları sayesinde önemli bir mesafe kat edildiğini vurguladı. Türkiye’de 553 bin ton su ürünü yetiştiricilikle elde edilirken, bu yöntem toplam üretimin yüzde 55’ini oluşturuyor. Norveç’in 13 milyar dolarlık ihracat potansiyeline dikkat çeken Kızıltan, Türkiye’nin de bu seviyelere ulaşabileceğini ifade etti. LEVREK ZİRVEDE, ÇİPURA VE SOMON TAKİPTE Levrek, 570 milyon dolarla ihracat lideri olmaya devam etti. İngiltere, İtalya ve Hollanda levrek ihracatında ilk üç sırayı aldı. Çipura ihracatı ise yüzde 22 artışla 508 milyon dolara çıktı. Türk somonu, yüzde 31’lik artışla 497 milyon dolarlık ihracat hacmine ulaştı ve bu alanda Rusya Federasyonu lider alıcı oldu. ORKİNOS İHRACATINDA BÜYÜK SIÇRAMA 2024 yılında orkinos ihracatı yüzde 153 artarak 51 milyon dolardan 129 milyon dolara yükseldi. Japonya 99 milyon dolarlık alımla başı çekerken, Güney Kore 29 milyon dolarlık talepte bulundu. Alabalık ihracatı 117 milyon dolar olurken, diğer su ürünlerinin toplam ihracatı 210 milyon dolara çıktı. Alabalıkta sırasıyla Almanya, Rusya ve Hollanda en çok talepte bulunan ülkeler oldu. 

Türkiye'nin İki Tekerli Taşıt İhracatında Hollanda Lider Haber

Türkiye'nin İki Tekerli Taşıt İhracatında Hollanda Lider

BURSA (İHA) - Türkiye, 2024’te iki tekerlekli kara taşıtları olan bisiklet, motorlu bisiklet ve motosiklet ihracatında önemli bir performans sergiledi. Hollanda, 21,7 milyon dolarlık ihracat ile zirveye çıkarken, Fas ve Irak oransal olarak en büyük artışların görüldüğü ülkeler oldu. Geçtiğimiz yıl 120 ülkeye iki tekerlekli araç ihraç eden Türkiye, toplamda 76 milyon dolarlık ihracat gerçekleştirdi. Bu rakam bir önceki yılın 86 milyon dolarlık ihracatına göre bir düşüşe işaret etse de bazı ülkelere yönelik ihracat artışı dikkat çekti. HOLLANDA İLK SIRAYA YÜKSELDİ İtalya, Almanya ve Fransa gibi Avrupa ülkelerine ihracatta düşüş görülürken, Hollanda’ya yapılan ihracat, 2023'teki 17,5 milyon dolarlık seviyeden yüzde 24 artışla 21,7 milyon dolara ulaştı. Bu başarı, ülkeyi Türkiye'nin en çok iki tekerlekli taşıt ihraç ettiği ülke konumuna taşıdı. Öte yandan, 2023'te ilk sırada yer alan Finlandiya'ya ihracat yüzde 2,8 düşerek 19,1 milyon dolara geriledi ve bu ülke ikinci sıraya düştü. FAS VE IRAK BÜYÜK ARTIŞ YAKALADI Miktar olarak bakıldığında en büyük artış Romanya’da görüldü. Türkiye’nin Romanya’ya ihracatı, 3,7 milyon dolardan yüzde 68,7 artarak 6,3 milyon dolara yükseldi. Oransal anlamda ise en büyük sıçrama Fas ve Irak’ta yaşandı. Fas’a yapılan ihracat yüzde 455 artarak 437 bin dolara, Irak’a yapılan ihracat ise yüzde 286,8 artışla yaklaşık 400 bin dolara çıktı. Türk ihracatçıları, azalan satışların etkisini yeni pazarlarla dengeleyerek büyümeye devam etmeyi hedefliyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.