Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#İzmir

AGRONEWS - İzmir haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, İzmir haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Ege Tarım Zirvesi’nde “Beka” uyarısı yapıldı Haber

Ege Tarım Zirvesi’nde “Beka” uyarısı yapıldı

Ege Üniversitesi Tarım Topluluğu tarafından düzenlenen Ege Tarım Zirvesi 2026, sektörün paydaşlarını ve akademik dünyayı bir araya getirdi. Zirvenin büyük ilgi gören ilk panelinde, iklim değişikliğiyle birlikte kapıya dayanan su krizi ve sürdürülebilir tarım stratejileri masaya yatırıldı. EÜ Ziraat Fakültesi Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü Başkanı Prof. Dr. Şerafettin Aşık’ın moderatörlüğünde yapılan “Kuraklıkla Mücadele: Tarımda Su Yönetimi Stratejileri” başlıklı oturumda, Türkiye’nin tarımsal geleceği için kritik uyarılar yapıldı. Ege Tarım Zirvesi 2026 kapsamında gerçekleştirilen ilk panelde, suyun sadece bir kaynak değil, stratejik bir beka meselesi olduğu vurgulandı. Panelde; İzmir Demokrasi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Cenk Küçükyumuk, Devlet Su İşleri İşletme ve Bakım Dairesi Şube Müdürü Selçuk Güzelses ve Üretici Aydın Çondur, kısıtlı su kaynaklarının verimli kullanımı için geliştirilen yeni nesil çözüm önerilerini paylaştı. “FARKINDALIK YETMEZ, BİLİNÇ SÜRDÜRÜLEBİLİR OLMALI” Prof. Dr. Cenk Küçükyumruk, sunumunda kuraklığın artık bir "ihtimal" değil, coğrafyamızın kaçınılmaz bir gerçeği olduğunun altını çizdi. Prof. Dr. Küçükyumruk “Kuraklık, içinde bulunduğumuz coğrafyanın kaçınılmaz bir gerçeğidir. Ancak en büyük sorunumuz, bu konudaki farkındalığın kalıcı olmamasıdır. Önemli olan, bu bilinci her an canlı tutarak sürdürülebilir hale getirmektir. Bugün tarımda su kullanım oranları kritik seviyelere ulaşmış durumda. Unutmamalıyız ki küçük görünen tasarruflar bile büyük etkiler yaratma gücüne sahiptir. Özellikle sulama sistemlerindeki verimsizlik en temel problemlerimizden biri. Sulama, aslında ciddi bir uzmanlık alanıdır; bitkinin kök yapısından su ihtiyacına kadar teknik detaylara hâkim olunmadan doğru bir uygulama yapılamaz. İklim değişikliği artık kapımızda değil, günlük yaşamımızın tam içinde. Yağış rejimleri değişiyor, sıcaklıklar hızla artıyor ve Akdeniz havzasında yer alan ülkemiz bu krizin tam odağında bulunuyor. 2030 ve 2040 projeksiyonları bize gösteriyor ki; eğer suyumuzu bugünden doğru yönetmeye başlarsak, yaklaşan bu büyük krizin etkilerini ancak o zaman en aza indirebiliriz” dedi. “MEVCUT SUYLA TARIM ARTIK İMKÂNSIZ” Sunumunda su kaynaklarının alarm verdiğini ve artık geri dönülemez bir noktaya yaklaşıldığını hatırlatan Selçuk Güzelses ise “Küresel ısınmayla birlikte sıcaklıklarda yaşanan yaklaşık 1,5 derecelik artış, bölgemizi geri dönülemez bir noktaya sürüklüyor. Ege Bölgesi, özellikle İzmir ve Aydın, bu kuraklıktan en ağır darbeyi alan yerlerin başında geliyor. Gediz Havzası’ndaki su kaybımız dehşet verici boyutlarda. 1960’lı yıllarda Demirköprü Barajı’na gelen su miktarı 1,5 milyar metreküp seviyesindeyken, bugün bu rakam maalesef 243 milyon metreküpe kadar geriledi. Mevcut bu su miktarıyla geniş tarım alanlarımızı sulamamız artık imkânsız hale geldi. Bazı bölgelerimizde sulama süresi bir aya kadar düştü ve bu şartlar altında tarımsal üretimi sürdürülebilir kılmak oldukça zor. Çiftçilerimiz çaresizce yer altı sularına yöneliyor fakat orada da durum iç açıcı değil. Yer altı su seviyeleri dramatik bir şekilde 10 metreden 110 metreye kadar çekildi. Artık bu kaynakları büyük ölçüde içme suyu için ayırmak zorundayız, bu yüzden yeni kuyu açımını ciddi şekilde sınırlandırdık. Kendi kaynağımız tükenirken, tarımsal geleceğimizi bu riskli döngüden kurtarmak zorundayız” diye konuştu. “PAMUKTAN VAZGEÇİP BUĞDAYA YÖNELİYORUZ” Sunumunda çiftçi gözüyle kuraklığın sahada yarattığı mecburiyetleri ve çözüm yollarından bahseden Aydın Çondur “Kuraklığın sahadaki yıkıcı etkilerini biz üreticiler bizzat yaşıyoruz. Su kaynaklarımız o kadar kısıtlı bir hale geldi ki, bölge tarımının simgesi olan pamuk üretiminden vazgeçip artık su bulamadığımız için buğdaya yönelmek zorunda kalıyoruz. Bu durum, maalesef en verimli arazilerimizin potansiyelini yeterince değerlendiremememiz anlamına geliyor. Ancak bu kriz, bize su kullanım alışkanlıklarımızı değiştirmeyi de öğretti. Eskiden hoyratça yaptığımız sulamanın yerini, artık çok daha az suyla üretim yapma bilinci alıyor. Doğru teknikler ve kuraklığa dayanıklı yeni çeşitlerle verimi artırmanın yollarını keşfediyoruz. Şunu unutmamalıyız ki; sadece tarlada değil, günlük hayatımızdaki en küçük bireysel tasarruf bile geleceğimiz için büyük bir kurtuluş reçetesi olabilir” dedi. Konferansta; kapalı sulama sistemlerinden sensör destekli otomasyonlara, hayvancılıkta küçükbaşın teşvik edilmesinden deniz suyunun arıtılmasına kadar pek çok teknolojik ve stratejik çözüm ele alındı. Oturumun kapanışında, bilinçli su kullanımı sağlanmadığı takdirde bir gıda krizinin kaçınılmaz olduğu uyarısında bulunuldu.

Zeytin sektörü buluşması İzmir’de başladı Haber

Zeytin sektörü buluşması İzmir’de başladı

İZFAŞ tarafından düzenlenen Olivtech-12. Zeytin, Zeytinyağı, Süt Ürünleri ve Teknolojileri Fuarı, 100'ün üzerinde katılımcı ve 5 ülkeden sektör temsilcilerinin katılımı ile Fuar İzmir'de başladı. 2 Mayıs'a kadar çeşitli etkinliklerle devam edecek olan fuarın açılışına CHP Tarım ve Orman Politikaları Kurulu Başkanı Sencer Solakoğlu, Zafer Partisi İzmir İl Başkanı Sinan Bezircilioğlu, İzmir Ticaret Odası Meclis Başkanı Selami Özpoyraz, İzmir Ticaret Borsası (İTB) Meclis Başkanı Ömer Gökhan Tuncer, EBSO Yönetim Kurulu Üyesi İdil Yiğitbaşı, Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) Meclis Başkan Yardımcısı İzzet Şanlı, bürokratlar, akademisyenler, sektör profesyonelleri katıldı. "Değerini bulmasını sağlamamız gerekiyor" Dünyanın en güzel zeytinyağının bu topraklarda üretildiğini söyleyen İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, "İnsanların ilk yerleşik düzene geçtiği, tarım yapmaya başladığı toprakların mirasçılarıyız. Sahip olduğumuz bu değeri anlamak, bilmek, hakkını vererek bunu işlemek, emeğe, ürüne, markaya dönüştürmek ve değerini bulmasını sağlamak gerekiyor. Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün bir anlamda İzmir'e görev olarak verdiği fuarlar şehri kimliğini düşününce böyle bir fuara ev sahipliği yapmak da en çok şehrimize yakışırdı. Görevimizi yapmış olmanın huzurunu yaşıyoruz" dedi. "Zeytinyağı üretimi açısından öncüyüz diyebiliriz" Fuarların zorlu şartlarda gerçekleştiğini söyleyen Tugay, başarılı bir katılım olduğunu ifade etti. Çok katmanlı ve paydaşlı bir fuar düzenlendiğini kaydeden Tugay, markalaşmaya, teknolojiye, pazarlamaya vurgu yaparak, "Türkiye'de 200 milyondan fazla zeytin ağacımız, 3 milyon 750 bin ton zeytin üretimimiz var. Yılda ortalama 300 bin ton zeytinyağı, 700 bin tonun üzerinde sofralık zeytin üretiyoruz. 400 bin ailemiz geçimini doğrudan zeytinden sağlıyor. Dünya sıralamasına baktığımızda sofralık zeytinde üretim ve ihracatta ilk üçteyiz. İspanya ve Mısır ile rekabet halindeyiz. Zeytinyağında aynı şekilde hem üretimde hem ihracatta ilk beş içindeyiz. 120 ülkeye zeytinyağı, 130 ülkeye sofralık zeytin ihraç ediyoruz. Zeytin sektörünün dünyadaki ana aktörlerinden birisidir Türkiye. Bu bilinçle hem gurur duymalı hem de bu sorumluluğun ağırlığını hissetmeliyiz diye düşünüyorum. İzmir, bu sorumluluğun altından kalkmak için çok çalışan, çaba gösteren şehirlerimizden biridir. Yağlık zeytin üretiminde Türkiye'nin birinci kenti. Türkiye genelindeki zeytin üretiminin yaklaşık yüzde 14'ünü, yağlık zeytin üretiminin yaklaşık yüzde 18'ini tek başımıza karşılıyoruz. 20 milyonun üzerinde zeytin ağacı, yaklaşık 520 bin ton toplam zeytin üretimimiz var. Zeytinyağı üretimi açısından öncüyüz diyebiliriz" dedi. "Bunlar boş sözler değil" Zeytin Konseyi'ne sahip olduklarını, herkesin destek olabileceğini söyleyen Tugay, markalaşmanın da irdelenmesi gerektiğini söyledi. Tugay, "Ürettiğimiz ürünleri başka ülkelere markasız olarak toplu ihraç ediyoruz. Onlar marka haline getiriyor. Kendi ürünleri olarak satıyor. Bizim 1 liraya sattığımız şeyi onlar 5-10 liraya satıyor" dedi. Geçen yıl kooperatiflere 694 milyon lira destek verdiklerini söyleyen Tugay, "Geleceğin tarımını, ülkesini birlikte kuracağız. Bunlar asla boş sözler değil. Ben bu ülkenin bir evladı olarak bu görevin başındayım. İnsanlarımız istediği sürece bu görevi yapmaya devam edeceğim. Benim olmadığım zamanlar bu ülkenin başka evlatları burada olacaklar. Bu ülkenin evlatları bu ülkenin kurtuluşunu sağlayacaklar. Türkiye kendi çocuklarıyla şifa bulacak" şeklinde konuştu. "Çok çalışıyoruz ama para kazanamıyoruz" CHP Tarım ve Orman Politikaları Kurulu Başkanı Sencer Solakoğlu ise, "Türkiye'de zenginliği yerin altında aramayın: En büyük zenginliğimiz yeşil altın zeytin" başlıklı bir konuşma gerçekleştirdi. Türkiye'de üretilen ancak markalaşamayan ürünlere vurgu yapan Solakoğlu, "Çok çalışıyoruz ama para kazanamıyoruz. Çok çalışıp para kazanmamamızın da en büyük sebebi, biz hiçbir zaman desteklenmiyoruz. Zeytinyağımızı, peynirimizi markalaştıramamışız, hep fasonculuğa kaçmışız. Standardın olmadığı yerde markalaşmanın olması mümkün değil. Bu konuda hiçbir destek yapılmıyor" diye konuştu. Solakoğlu, Türk mutfağının dünyada tanıtılması gerektiğini söyledi. 100'ün üzerinde katılımcı Olivtech Fuarı, sektördeki yenilikleri ve teknolojik gelişmeleri sergilemek, sektör profesyonellerini bir araya getirerek iş birliği olanakları oluşturmak amacıyla düzenlenirken, üretimden işleme ve tüketime uzanan geniş bir yelpazede faaliyet gösteren paydaşları aynı çatı altında buluşturmayı hedefliyor. 100'ün üzerinde katılımcının yer aldığı fuarda, Türkiye'nin 19 farklı şehrinin yanı sıra Almanya, Fransa, İsveç, Kanada ve Libya'dan katılımcılar da bulunuyor. Zeytin ve zeytinyağı başta olmak üzere süt ürünleri ve tarım teknolojilerine odaklanan fuar, katılımcılara güncel trendleri takip etme, yeni iş bağlantıları kurma ve sektörel gelişmelere dair kapsamlı bir perspektif kazanma imkanı sunuyor. Fuarı ülkemizin yanı sıra Balkanlar, Avrupa, Orta Doğu ve Kuzey Afrika başta olmak üzere farklı coğrafyalardan sektör profesyonellerinin ziyaret etmesi bekleniyor. Fuar, zengin etkinlik programıyla da dikkat çekiyor. Söyleşiler, mutfak atölyeleri, tadım etkinlikleri, lansmanlar, deneyim alanları ve sergi ile zenginleşen program kapsamında üretimden tüketime uzanan süreç farklı başlıklar altında ele alınacak. Tarımda dönüşüm, gıdada kalite, üretim süreçleri, markalaşma, sürdürülebilirlik, değer zinciri, tüketim alışkanlıkları ve gastronomi gibi konuların değerlendirileceği etkinlikler, sektörün güncel dinamiklerine ışık tutacak.

Tarım sezonunun ilk yarısında yağışlar rekor düzeye çıktı Haber

Tarım sezonunun ilk yarısında yağışlar rekor düzeye çıktı

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerinden derlediği bilgilere göre, her sene çiftçilerin sulama dönemine denk gelen 1 Ekim-30 Eylül aralığında ülkeye düşen ortalama yağış miktarına "su yılı yağışları" deniyor. Bu yağışlar, meteorolojik kuraklık durumunu ortaya koyuyor. Bu kapsamda yılın ilk yarısına denk gelen 1 Ekim 2025-31 Mart 2026 döneminde ülke genelinde metrekareye ortalama 468,8 kilogram yağış kaydedildi. Bu miktar, su yılı normali olan metrekareye 374,3 kilogram yağışın yüzde 25, geçen yıl aynı dönemdeki metrekareye 250,2 kilogram yağışın ise yüzde 87 üzerinde gerçekleşti. Su yılının ilk 6 aylık döneminde yağışlar, normalin ve geçen yılın aynı döneminin üzerine çıkarak Türkiye genelinde son 38 senenin en yüksek seviyesine ulaştı. Antalya, en fazla yağış alan il oldu Yağışlar, Kastamonu, Gümüşhane, Bayburt ve Artvin çevrelerinde yer yer normaline göre yüzde 20'nin üzerinde azaldı; İzmir, Balıkesir, Antalya, Mersin, Adana, Diyarbakır, Siirt, Şırnak, Van ve Hakkari çevrelerinde ise yüzde 60'ın üzerinde arttı. Bölge genelinde su yılı yağışları, tüm bölgelerde normalin ve geçen yılın üzerinde gerçekleşirken en fazla artış, yüzde 39 ile Güneydoğu Anadolu'da kaydedildi. Su yılı 6 aylık yağışlarda Ege ve İç Anadolu bölgelerinde son 11 yılın en yüksek seviyesi görüldü. İl geneli yağışlarda en fazla yağış metrekareye 904,5 kilogramla Antalya'da, normaline göre en fazla artış yüzde 74 ile Şırnak'ta kaydedildi. En az yağış alan il, metrekareye 199,5 kilogramla Iğdır, normaline göre en fazla azalma gösteren il ise yüzde 17 azalışla Rize oldu. 2026 su yılı yağışlarında Ordu'da son 58, Ağrı'da son 38, Düzce ve Zonguldak'ta son 31, İzmir ve Manisa'da son 27 senenin en yüksek seviyesi kaydedildi. Yağışlar, tüm bölgelerde arttı Marmara Bölgesi'nde su yılı yağışları, metrekareye 514,5 kilogram oldu. Yağışlar, normaline göre yüzde 15, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 57 arttı. Ege Bölgesi'nde su yılı yağışları, metrekareye 566,3 kilogram seviyesinde gerçekleşti. Yağışlar, normaline kıyasla yüzde 29, geçen yılın aynı dönemine oranla yüzde 100 yükseldi. Akdeniz Bölgesi'nde su yılı yağışları, metrekareye 691,3 kilogram olarak kayıtlara geçti. Yağışlar, normaline göre yüzde 35, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 100'den fazla artış gösterdi. İç Anadolu Bölgesi'nde su yılı yağışları, metrekareye 275,1 kilogram olarak belirlendi. Yağışlar, normaline göre yüzde 18, geçen yılın aynı dönemine oranla yüzde 100'den fazla arttı. Karadeniz Bölgesi'nde su yılı yağışları, metrekareye 417,6 kilogram düzeyinde ölçüldü. Yağışlar, normaline kıyasla yüzde 7, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 6 artış kaydetti. Doğu Anadolu Bölgesi'nde su yılı yağışları, metrekareye 435,4 kilogram olarak hesaplandı. Yağışlar, normaline oranla yüzde 34, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 100'den fazla yükseldi. Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde su yılı yağışları, metrekareye 573,4 kilogram seviyesine çıktı. Yağışlar, normaline göre yüzde 39, geçen yılın aynı dönemine oranla yüzde 100'den fazla artış gösterdi.

Balıkçılar dikkat: Av yasağı için tarih açıklandı Haber

Balıkçılar dikkat: Av yasağı için tarih açıklandı

Bilimsel, çevresel, ekonomik ve sosyal hususlar dikkate alınarak yürürlüğe konulan düzenlemeler kapsamında, deniz ekosisteminin korunması ve gelecek nesillere aktarılması hedeflenmektedir. Teknolojik gelişmeler balıkçılık sektörüne önemli katkılar sağlarken, bilinçsiz ve aşırı avcılık denizlerdeki biyolojik çeşitliliği tehdit etmektedir. Bu nedenle uygulanan av yasakları, su ürünleri stoklarının sürdürülebilirliği açısından büyük önem taşımaktadır. Bu kapsamda Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından, deniz ve iç sulardaki su ürünlerinin korunması ve balıkçılığın sürdürülebilirliğinin sağlanması amacıyla uygulanan av yasağı döneminin, gırgır ve trol tekneleri için 15 Nisan'da başlayacağı bildirildi. Yasağın, 31 Ağustos'a kadar devam edeceği bildirildi. Bakanlık tarafından getirilen kurallara uyulması şartıyla, av yasağının başladığı 15 Nisan itibarıyla gırgır ve trol teknelerinin Türk kara suları dışındaki uluslararası sularda avcılık faaliyetine devam edebileceği de belirtildi. BELİRLİ TÜRLER İÇİN UYGULANAN YASAKLAR 6/1 Numaralı Ticari Amaçlı Su Ürünleri Avcılığının Düzenlenmesi Hakkında Tebliğ doğrultusunda uygulanacak tür bazlı av yasakları ise şöyle: (Kalkan: 15 Nisan- 15 Haziran, karides: 15 Nisan- 31 Ağustos (uzatma ağları hariç), akivades, kidonya, kum şırlanı, deniztarağı ve istiridye: 15 Nisan- 31 Ağustos, lambuka, akya ve sarıkuyruk: 15 Nisan- 15 Mayıs, denizpatlıcanı: 1 Mayıs- 31 Ekim, ahtapot: 15 Nisan- 31 Ekim, mavi yengeç: 1 Mayıs- 30 Eylül" STOK TESPİTİ ZORUNLULUĞU Av yasağı süresince istihsali yasaklanan su ürünlerinin satışı, nakli ve imalatta kullanılması kesinlikle yasak olduğu da belirtildi. Yasak başlamadan önce avlanan ve satışa sunulacak ürünler ile işleme, değerlendirme ve muhafaza tesislerinde bulunan ürünler için, yasağın başlamasından itibaren en geç 24 saat içerisinde ürünün veya tesisin bulunduğu yerdeki İl/İlçe Müdürlüğü’ne başvurularak stok tespiti yaptırılması zorunlu olduğuna dikkat çekildi. Stok tespiti yapılan ürünlerin, ilgili müdürlükten izin alınmadan kullanılmayacağı, satılamayacağı, nakledilemeyeceği ve ihraç edilemeyeceği de belirtildi. GELENEKSEL KIYI BALIKÇILIĞI SERBEST Öte yandan, tebliğ hükümlerine uyulması şartıyla, uzatma ağları ve çapari gibi yöntemlerle faaliyet gösteren geleneksel kıyı balıkçılığı yapan balıkçı tekneleri için avcılığın dönem boyunca serbest olacağı belirtildi. 7/24 DENETİM 629 kilometrelik kıyı şeridi ve güçlü balıkçılık filosu ile su ürünleri üretimi açısından önemli bir potansiyele sahip olan İzmir'de, bu potansiyelin sürdürülebilir şekilde kullanılması ve yasa dışı, kayıt dışı ve düzensiz avcılığın önlenmesi amacıyla; istihsal yerleri, karaya çıkış noktaları, balıkçı barınakları, toptan ve perakende satış yerleri ile yol güzergahlarında denetimler 7 gün 24 saat esasına göre aralıksız olarak sürdürüleceği bildirildi.

Antalya’da serada kuzugöbeği üretimi: İlk denemede 650 kg Haber

Antalya’da serada kuzugöbeği üretimi: İlk denemede 650 kg

Bahar yağışlarının ardından dağlık ve ormanlık alanlarda doğal yollarla yetişen Kuzugöbeği mantarı, gerek yemeklerde kullanmak için gerekse toplayıp satmak için vatandaşların dağlık kesimlere akın etmesine neden oluyor. Kuzugöbeği Mantarı Manavgat’ta girişimci Ziraat Mühendisi Ömer Şahin’e ilham oldu. Şahin, Seydiler Mahallesi’nde kurduğu laboratuvar ve seralarda Türkiye’de ilk kez ticari anlamda Kuzugöbeği mantarı yetiştirmeyi başardı. Türkiye’de ilki başardı Yıllardır Kuzugöbeği mantarı ile ilgili araştırmalar yaptığını belirten Ziraat Mühendisi Ömer Şahin, "Uzun dönemdir kuzugöbeğiyle ilgili araştırmalar yapıyorum. Kendimiz yıllarca doğadan çıkan kuzugöbeklerini üreticilerimizden, çiftçilerimizden, toplayanlarımızdan alarak İzmir'e, ihracatçılarımıza göndermek suretiyle bu işin içerisindeydik. Türkiye'de ilk defa ticari anlamda kuzugöbeği üretimine başladık. Bunun geçmişi dört beş yıla dayanır. Araştırmalar, denemeler, sonuçlandırmalar bu yıl ilk defa dört ayrı seramızda dört ayrı çeşitle üretime başladık. Mutluyum çünkü zor bir süreçti" dedi. Kuzugöbeğini serada yetiştirdi Kurduğu laboratuvarda kuzugöbeği tohumlarını ve misallerini üreterek seralarda toprağa diktiklerini belirten Şahin, "Toprağımıza dikimden ekimden sonra onların besi torbalarını da vererek üretim aşamasına başladık. Türkiye'de bir ilk diyorum çünkü ticari anlamda kuzugöbeği üretiminin Türkiye'de olmadığını biliyoruz. İlk defa bu yıl bizler seralarımızda bunun denemesini, üretimini, aşamalarını gerçekleştirmiş olduk. Tabii ki amatör olarak çeşitli ortamlara, kuzugöbeği tohumlarının yayılması şeklinde çalışmalar var. Bunları da takdirle karşılıyoruz. Ancak ticari anlamda ilk defa bu süreci biz tamamladık" ifadelerini kullandı. "Yeni bir gelir kapısı açıldı" Muz ve çilekten sonra bölge üreticiler için yeni bir gelir kapısı açılmış olduğunu söyleyen Ziraat Mühendisi Ömer Şahin, "Üreticilerimize yeni bir çeşit, yeni bir bitki, yeni bir gelir kapısı hatta yeni bir ihracat kapısı açmış olmanın gururunu yaşıyorum. Sürdürülebilirliğini tamamladıktan sonra, gördükten sonra üreticilerimize bu konuda danışmanlıklar, yardımlar, tohum üretimiyle, tohumla ilgili ürün vermeler söz konusu olacak. İnşallah üreticilerimize bu bölgede üretilmesi bakımından söylüyorum. Muzdan ve çilekten sonra yeni ama hem gelir kapısı iyi hem de mantarın değeri bakımından, ürünün değeri bakımından çok değerli çok ender bir ürünü yetiştirmiş ve sunmuş olacağız" şeklinde konuştu. "Yeni bir yemek kültürü oluşuyor" Kuzugöbeği Mantarının sofralarda yeni bir yemek kültürü oluşturacağının altını çizen Şahin, "Bu yıl ilk defa dört çeşidimizi seralarımıza diktiğimizi söyledim. Onlardan verimler elde ettik ve iç piyasada bunu tükettik. Bu da beni ayrıca sevindirdi. Çünkü iç piyasada bunun değerini bilen zevkini bilen tadını bilen insanlarımız ve işletmelerimiz olduğunu gördük. Daha çok ihracat ürünü derken oysa iç piyasa bunu harcıyor, tüketiyor. Bu geliştikçe yeni bir yemek kültürü alışkanlıklarımızın içerisine girecek. Üreticilerimize bu anlamda danışabilecekleri tohum alabilecekleri bir ortam oluşturmanın da gururunu yaşamış olacağız" dedi. Toplam 900 kilogram ürün toplandı Çeşitli parsel denemeleri yaptıklarını ve toplamda 900 kilogram ürün aldıklarını söyleyen Şahin, "Gelecek dönemlerde, gelecek yıllarda bu ürünün sahilden itibaren yukarılara bin 200 metre rakımlara kadar bir ürün yelpazesini dağıtmış olmanın çalışmasını da yapmış olacağız. Hedefimiz dekarda bir ton ürün almaktı. 600650 kilogram arası ürün aldık. Çeşitli parsel denemelerimiz vardı. Parsel denemelerimizden parsel bazında ürün aldığımız parselleri dekara çevirdiğimizde dokuz 900 kilogramı yakalamış olduk. Hedefimiz bundan sonra dekardan bir ton mantar olmak üzere olacak" ifadelerini kullandı.

Gübre tedariği sürüyor, satışlar %25 arttı Haber

Gübre tedariği sürüyor, satışlar %25 arttı

Küresel ticaretin büyük bölümü deniz taşımacılığı üzerinden gerçekleşiyor. Hürmüz Boğazı dünya ticaretinin en kritik geçiş noktalarından biri. Yaşanan sıcak savaş Hürmüz Boğazı’ndan geçişi etkilediği andan itibaren dünyanın gözü petrol başta olmak üzere enerji koridorunun güvenliğine odaklansa da bu boğaz aynı zamanda bir tarım koridoru da. Nitekim Avrupa Birliği ülkeleri de hem tarım hem enerji koridoru olan bu boğazdan geçişleri ana gündemlerine alırken GÜBRETAŞ Genel Müdürü Aytaç Onkun da “Bu bölgede yaşanan gelişmeler yalnızca petrol ve doğal gaz piyasalarını değil, gübre üretiminde kullanılan birçok hammaddenin tedarik zincirini de etkileyebiliyor” dedi. Onkun, küresel gelişmelerin yakından takip edildiğini belirterek şirket faaliyetlerinin tüm tesislerde planlanan program doğrultusunda sürdüğünü ifade etti. Onkun, gübre tedariğinin kesintisiz sürdüğünü ve son dönemde yüzde 25’lik bir artışta yaşandığını kaydederek çiftçilerin de gübreyi kullanım dönemine uygun şekilde temin etmesinin piyasa dengesi açısından önem taşıdığına işaret etti. Türkiye Tarım Kredi Kooperatiflerinin 1.598 kooperatif ve 1 milyondan fazla çiftçi ortağı ile Türkiye’nin en yaygın tarımsal organizasyonlarından biri olduğunu hatırlatan Onkun, GÜBRETAŞ’ın bu yapı içinde stratejik bir rol üstlendiğini belirtti. Genel Müdür Aytaç Onkun, “Son dönemde yakın coğrafyada yaşanan jeopolitik gelişmeler sonucu küresel ticaret hatlarında artan riskler, enerji ve hammadde piyasalarında önemli dalgalanmalara yol açarken gübre sektörü de bu gelişmelerden doğrudan etkileniyor. İsrail ve ABD'nin 28 Şubat’ta İran’a yönelik başlattığı hava saldırılarının ardından bölgede artan gerilim ve İran’ın misillemeleri sonrasında küresel ticaretin en kritik geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı’nda riskler artmış durumda. Bölgedeki gelişmeler, gübre üretiminde kullanılan bazı ham maddelerin ve tarım ürünlerinin taşınmasında gecikmelere yol açabilecek potansiyel riskler oluşturuyor” değerlendirmesini yaptı. Hürmüz’deki riskler tedarik zincirini etkiliyor “Bazı bölgelerde ortaya çıkan güvenlik sorunları ve jeopolitik gerilimler tedarik zincirlerinde yeni riskler oluşturabiliyor” diyen Onkun, “Bölgemizde yaşanan gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Tarım Kredi Kooperatifleri ortakları olan çiftçilerimizin üretim için ihtiyaç duyduğu gübre girdisinin güvenilir ve kesintisiz şekilde sağlanması en önemli önceliğimizdir” diye konuştu. Tarım Kredi Kooperatiflerinde uygulanan bazı tedbirlerin satışların durdurulduğu anlamına gelmediğini belirten Onkun, bu uygulamaların stokların etkin yönetilmesi ve kötüye kullanımın önlenmesi amacıyla gerçekleştirildiğini ifade ederek şöyle konuştu: “Alınan tedbirlerin amacı, stokların etkin yönetilmesi ve üreticilerimizin ihtiyaç duydukları dönemde gübreye ulaşabilmelerini sağlamaktır. Çiftçilerimizin gübreyi kullanım dönemine uygun şekilde temin etmeleri piyasa dengesi açısından önem taşıyor.” İlkbahar için tüm planlamaları hazır Yaptığı değerlendirmede de gübre satışlarının kesintisiz sürdüğünü ifade eden Genel Müdür Aytaç Onkun, ilkbahar üretim dönemi için gerekli planlamaların tamamlandığını söyledi. Onkun, “Tarım Kredi ortaklarının ve diğer çiftçilerimizin, üreticilerimizin ihtiyacı olan gübreler için ilkbahar dönemini planladık. Çiftçilerimizden endişeye kapılmamalarını rica ediyorum. Tarım Kredi Kooperatifleri dün olduğu gibi bugün de çiftçilerimizin yanında olmaya devam edecektir” ifadelerini kullandı. Gübre satışları durmadı, aksine arttı Son günlerde kamuoyunda gübre satışlarının durdurulduğu yönünde ortaya atılan iddialara ilişkin ise Onkun, Tarım Kredi Kooperatiflerinde satışların kesintisiz sürdüğünü söyledi. Onkun, yılbaşından bu yana Tarım Kredi gübre satışlarının geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 25 arttığını belirterek şunları söyledi: “Normal şartlarda Tarım Kredi Kooperatiflerinin günlük gübre satışı yaklaşık 10 bin ton civarındaydı. Savaşın başladığı ilk günlerde sektördeki diğer satıcıların satışlarını durdurması veya yavaşlatmasıyla oluşan gübre ihtiyaçlarının karşılanmasını görevini de Tarım Kredi üstlendi. Talep ciddi şekilde arttı ve günlük satışlarımız 20 bin tonun üzerine çıktı. Buna rağmen etkin stok yönetimi sayesinde çiftçilerimizin ihtiyaçlarını karşılamaya devam ediyoruz.” Çevreci ve modern tesis yatırımları devam ediyor Şirketin yatırımları hakkında da bilgi veren GÜBRETAŞ Genel Müdürü Aytaç Onkun, “Yarımca Limanı’ndaki tesislerimizde yürüttüğümüz yatırım projesi kapsamında depo, idari bina ve operasyon ofislerinin inşasına devam edildiğini belirtmek isterim. Bu yatırımla birlikte tesiste çevre dostu ve modern depolama altyapısını devreye almayı, ara nakliye maliyetlerini azaltmayı ve gübre tedarik zincirinin kritik halkalarından biri olan depolama faaliyetlerini daha verimli hale getirmeyi hedefliyoruz. Ayrıca İzmir tesislerimizde yürütülen modernizasyon çalışmalarını tamamladık; sıvı ve toz gübre üretim tesislerimiz artık daha modern ve verimli. GÜBRETAŞ’ın üretim ve Ar-Ge kapasitesi, Tarım Kredi ailesinin geniş saha gücüyle birleştiğinde çiftçimiz için güçlü bir sinerji ortaya çıkıyor” şeklinde konuştu. Ar-Ge ile 33 yeni ürün geliştirdi Genel Müdür Aytaç Onkun, sürdürülebilir tarım uygulamalarının yaygınlaşmasıyla birlikte organomineral gübreler, biyostimülantlar ve bitki besleme ürünlerine olan talebin arttığını ifade ederek, şu değerlendirmede bulundu: “2023’ten bu yana organomineral gübreler, biyostimülantlar, sıvı bitki besleme ürünleri ve özel formülasyonlu verim artırıcı çözümlerden oluşan 33 yeni ürünü çiftçilerimizle buluşturduk. Bu kadar kısa sürede bu ölçekte ürün geliştirmek güçlü bir Ar-Ge kapasitesinin ve ekip çalışmasının sonucudur. Amacımız yalnızca ürün sayısını artırmak değil, teknoloji ve inovasyonla çiftçilerimizin ürünlerinden aldığı verimliliği artıracak çözümler geliştirmektir.” “Tarım ve Orman Bakanlığımız gerekli önlemleri alıyor” Küresel belirsizliklerin yaşandığı bu süreçte devlet kurumlarının da gerekli tedbirleri aldığını belirten GÜBRETAŞ Genel Müdürü Aytaç Onkun, özellikle Tarım ve Orman Bakanlığının gübre tedariği konusunda süreci yakından takip ettiğini söyledi. Onkun şu bilgiyi verdi: “Tarım ve Orman Bakanlığımız küresel gelişmelerin tarımsal üretimimizi olumsuz etkilememesi için gerekli tedbirleri almaya devam ediyor. Bakanlığımızla koordineli şekilde özellikle yurt dışından ilave gübre tedarikine yönelik çalışmalarımız da sürüyor. Türkiye güçlü bir tarımsal üretim kapasitesine sahip. Küresel dalgalanmalara rağmen gübre tedariğinin sürdürülebilir şekilde yönetildiğini görüyoruz. GÜBRETAŞ olarak biz de güçlü lojistik altyapımız ve kurumsal yapımızla bu süreci başarıyla yöneten şirketlerden biriyiz.”

Seferihisar, Satsuma Mandalina Hasadında Yüksek Verim Bekliyor Haber

Seferihisar, Satsuma Mandalina Hasadında Yüksek Verim Bekliyor

İzmir’in Seferihisar ilçesinde Satsuma mandalinasının hasadı başladı. Yüksek rekoltenin beklendiği sezonda Seferihisarlı çiftçiler, mandalinayı hale 15 liradan sattıklarını, pazarda ise kilogram fiyatının ortalama 50 liraya kadar çıktığını belirtiyor. Sonbahar ve kış aylarının vazgeçilmez meyvesi olan Satsuma mandalinasının merkezi olarak bilinen Seferihisar'da hasat sezonu açıldı. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte bahçelere gelen kadın işçiler; gün boyunca, olgunlaşan mandalinaları ağaçlardan topluyor. Sepetlenen ürünler, erkek işçiler tarafından küfelerle taşınarak kamyonlara yükleniyor. Hasadı tamamlanan mandalinalar, sevkiyata hazırlanarak İzmir ve çevre illerdeki pazarlara gönderiliyor. Türkiye'nin narenciye üretimi ve ihracatında önemli bir yere sahip olan İzmir’de yılda ortalama 135 bin ton mandalina üretiliyor. Doğal C vitamini deposu olması, grip ve soğuk algınlığına karşı bağışıklık sistemini güçlendirmesiyle bilinen Satsuma mandalinasının hasadı Ocak ayına kadar devam edecek. Rekoltenin bu yıl beklenenden fazla olduğunu kaydeden Seferihisarlı çiftçiler, mandalinanın kilogramını hale 15 liradan sattıklarını, pazarda ise fiyatının ortalama 50 liraya kadar çıktığını belirtiyor. 12 aylık serüven Mandalina yetiştirme sürecinin 12 aylık bir döngü olduğunu belirten üretici Sebahattin Çakal, "Mevsimsel işlere ilk olarak yılbaşı civarı budamayla başlarız. Budamanın ardından toprağa kimyasal ve hayvansal gübre atılır. Nisan ve Mayıs aylarında ağaçlar çiçek açar, ardından tomurcuk oluşur. Bu süreçte ilaçlama ve gübreleme işlemleri devamlı olarak yapılır. Bahar aylarında, mevsim şartlarına göre Nisan veya Mayıs gibi, sulama hortumları serilir ve sulamaya başlanır. Hasadımız Ekim ayında başlar ve bölgemizde 10-15 Ocak'a kadar sürer. Hasat, Ekim ayında olgunlaşan ve sararanların kesilmesiyle kademeli olarak yapılır. Bu iş kalabalık işçi gerektirdiği için toplama işini biz yapmayız, ürünü tüccara veririz ve onlar toplar." dedi. Çekirdeksiz ve ince kabuklu Satsuma cinsi mandalinanın özelliklerine de değinen üretici Çakal, "Çekirdeksiz ve ince kabuklu olan Satsuma cinsidir. Mandalina deyince akla bu gelmelidir. Gümüldür merkezli bölgemizin mandalinasının kalitesini hiçbir yer tutamaz; bunu yiyen bilir. Kaliteli mandalina ince kabuklu olur, yendiğinde ağızda dağılır ve iç kabuğu sert olmaz. Bu özellikler bizim bölgemizin orijinal ürünlerinde mevcuttur. Piyasada diğer cinslerin çoğalması bizi etkilese de, kalite olarak Satsuma mandalinasını tutmazlar. Ayrıca mandalina, özellikle kışın gribal hastalıklara karşı C vitamini deposu olmasıyla adeta bir ilaç ve tüketilmesi gerekir." ifadelerini kullandı. Bahçeden pazarlara Yaklaşık 28 yıldan beri mandalina toplaması ve alım-satım işleriyle uğraştığını kaydeden tarım işçisi Mustafa Kara, "Hasadımız Ekim ayında başlar; bu dönemde olmuş, iyi mandalinaları keseriz. Hasat süreci Kasım, Aralık ayları boyunca devam ederek Ocak sonuna kadar sürer. Çalışmaya sabah 7.30'da başlar, akşam 4'te bırakırız. Bu sene bahçeler iyi ürün verdi; verim ve kalitemiz güzel. Şu anda Gümüldür mandalinası diye de bilinen Satsuma cinsi mandalinayı kesiyoruz. Bu cins, tat oranı ve aromasıyla meşhurdur, çok lezzetlidir. Satsuma mandalinası ince kabuk olarak bilinir ve bu özelliğiyle çok farklıdır. Kalitesi dışarıdan bakıldığında renginden ve ince kabuğundan anlaşılır. Ayrıca iç çekirdeği olmaz; bu da yerken fark edilir. Lezzetli bir ürün olduğu için herkesin yemesini tavsiye ediyoruz. Ürünlerimiz ağırlıklı olarak İzmir üzerinden yurt dışına ihraç ediliyor. Yurt içinde ise İstanbul, Ankara ve Bursa gibi büyük şehirlere ve Türkiye'nin büyük bir bölümüne gidiyor." sözlerini kullandı. C vitamini deposu Bahçelerden mandalina toplayarak geçimini sağlayan tarım işçisi Filiz Çelik ise "Bu çalışma sisteminde arkadaş ve grup uyumu çok önemli. Herkes elinden geleni yaparak birbirini tamamlıyor. Örneğin, erkekler çoğunlukla küfeyi taşır, kiloca hafif olan arkadaşlarımız ise ağaca çıkar. Kadınlar da genelde ağacın eteklerinden, orta kısımlarından toplar. Bir ağaca başladığımızda, altından üstüne kadar tamamen temizleyip bitiriyoruz. Ayrıca Kışın hastalıklarla boğuştuğumuz bu dönemde, gribe karşı C vitamini sağladığı için herkesin bu ürünleri yemesini tavsiye ederiz" diye ekledi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.