TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Ihracat

AGRONEWS - Ihracat haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ihracat haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Manisa’da tarım sektörü gerileme eğiliminde Haber

Manisa’da tarım sektörü gerileme eğiliminde

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre Manisa’da tarım sektöründe düşüş yaşandı. Mart ayında Manisa’dan tarım sektörlerinden 81,9 milyon dolarlık ihracat gerçekleşti. Geçen yılın aynı döneminde ise 85 milyon dolar ihracat elde edilmişti. 2026 yılının ilk çeyreğinde de ihracat azaldı. 2025 yılının Ocak-Mart döneminde 251,8 milyon dolar olan ihracat, 2026’nın aynı döneminde 11 milyon dolar azalarak 240 milyon dolara geriledi. Ancak tarım sektöründe düşüş yaşanmasına rağmen 3 aylık ihracatta 58 ilden daha fazla ihracata imza attı. Tarım sektörlerinde aylık bazda en fazla artış yüzde 40,8 ile tütün sektöründe, toplamda ise yüzde 18,9’luk artışla hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektöründe gerçekleşti. Hububat, bakliyat, yağlı tohumlar ve mamulleri sektörü Mart ayında 17,9 milyon dolar toplamda ise ihracatını yüzde 18,9 artırarak 61 milyon dolarlık ihracatla ilk sırada yer aldı. Kuru meyve ve mamulleri sektörü aylık 18,9 milyon dolar, toplamda ise 53 milyon dolarla ikinci sırada yer aldı. Üçüncü sırada yer alan meyve sebze mamulleri aylık ihracatı 16,9 milyon dolar, toplamda ise 49 milyon dolar oldu. Dördüncü sıradaki tütün sektörü aylık ihracatını yüzde 40,8 artırarak 14 milyon dolara, toplamda ise yüzde 8,5 artırarak 35 milyon dolara yükseldi. Su ürünleri ve hayvansal ürünler sektöründe aylık ihracat yüzde 10,5 artışla 5 milyon dolara toplamda ise yüzde 3,8’lik artışla 14 milyon dolara yükseldi. Zeytin ve zeytinyağı ihracatında aylık ihracat yüzde 29,4 azalarak 3,8 milyon dolara toplamda da yüzde 26,4 milyon dolar azalarak 13 milyon dolara geriledi. Mobilya, kağıt ve orman ürünleri ihracatı yüzde 32,8’lik azalarak 2,8 milyon dolara, toplamda ise yüzde 37,3 azalarak 8 milyon dolara düştü. Yaş meyve sebze ihracatı aylık yüzde 7,4 azalarak 1,5 milyon dolara toplamda ise yüzde 0,2 azalarak 5 milyon dolara geriledi. Süs bitkileri ve mamulleri ihracatı aylık yüzde 42,1 düşerken toplamda ise yüzde 28,1’lik azalışla 497 bin dolara geriledi.

Hürmüz Boğazı aksaklıkları dünya çiftçilerini zorluyor Haber

Hürmüz Boğazı aksaklıkları dünya çiftçilerini zorluyor

ABD ve İsrail'in İran'a şubat sonunda saldırı başlatması ve İran'ın misilleme saldırılarıyla yaşanan gerilim, bölgenin özellikle Hürmüz Boğazı üzerinden küresel enerji ve gübre piyasalarındaki merkezi rolü dolayısıyla tarım açısından da önem taşıyor. Enerjinin gübre üretimi ve taşımacılığında temel bir girdi olması nedeniyle, bölgedeki kesintiler ve artan risk algısı tarımsal girdi piyasalarında oynaklığa yol açıyor. Çatışma öncesinde 70-80 dolar seviyesinde seyreden petrolün 110 dolar bandına tırmandığı görülüyor. Amerikan Otomobil Birliği (AAA) verilerine göre, ABD'de bir ay önce galon başına 3,6 dolar civarında bulunan motorinin ortalama fiyatının 5,5 doları geçmesi dikkati çekiyor. Bir yıl öncesine kıyasla da yüzde 50'den fazla artan motorinin, tarla hazırlığı, ekim, gübre uygulaması ve ürün taşımacılığı dahil olmak üzere üretimin birçok aşamasında kullanılması, enerji fiyatlarındaki artışın hem gübre üretim maliyetlerinin hem de çiftlik içi operasyon giderlerinin yükselmesine yol açıyor. Gübre fiyatları sert yükseliyor Saldırıların başlamasından bu yana, önemli bir bölümü Orta Doğu'da üretilen gübrenin fiyatı hızla yükseliyor. Sınırlı sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tedariki nedeniyle yaşanan tesis kapanmaları ve bakım çalışmaları, Hindistan ve Bangladeş'teki gübre üretimini de olumsuz etkiliyor. Çin'in yurt içi arz güvenliğini sağlamak amacıyla gübrede ihracat kısıtlamalarını sıkılaştırması, bahar ekim sezonu dolayısıyla yoğun talebin yaşandığı bir dönemde fiyatların daha da yukarı çıkmasına katkıda bulunuyor. Vadeli işlemlerde çatışmalar öncesindeki hafta ton başına 480 dolar civarında seyreden üre fiyatının 750 doları bulduğu görülüyor. Öte yandan, amonyak ve üreye ilişkin 2026 yılı fiyat varsayımlarını yaklaşık yüzde 25 yükselten Fitch Ratings, çatışmanın ve geçişlerdeki aksamaların ne kadar süreceğine dair belirsizliklere işaret ediyor. Kredi derecelendirme kuruluşu, Hürmüz Boğazı'ndaki kapanmanın daha uzun sürmesinin yıllık ortalama gübre fiyatı varsayımlarını daha da yukarı çekebileceği konusunda uyarıyor. Çiftçilerin manevra alanı daralıyor Amerikan Çiftlik Bürosu Federasyonunun (AFBF) analizine göre, ABD'li çiftçiler jeopolitik gerilimlerin gölgesinde ilkbahar ekim sezonuna giriyor. Gübre alımları, tarla hazırlıkları ve sezonun ilk gübre uygulamalarının halihazırda başladığı dikkate alındığında, girdi fiyatlarının aniden yükselmesi, çiftçilerin manevra alanını daraltıyor. Ülke genelindeki çiftçiler, en temel üretim girdilerinden biri olan gübre konusunda giderek artan bir belirsizlikle karşı karşıya bulunuyor. Girdi maliyetlerinin tarihsel olarak yüksek seviyelerde seyretmesi ve birçok emtia fiyatının önemli ölçüde düşmesi nedeniyle halihazırda zor durumda olan çiftçiler, gübre fiyatlarındaki oynaklığa daha az maruz kalan ürünlerin ekimine yönelmeyi de değerlendiriyor. Sezon başındaki gübre tedarik zinciri aksaklıklarının, girdi bulunabilirliği ve fiyatlar üzerinde orantısız derecede büyük etki yaratabileceği belirtiliyor. Küresel gübre arzında Orta Doğu kritik rol oynuyor AFBF'ye göre İran, amonyak üretiminde kullanılan temel ham madde olan doğal gaz açısından dünyanın en büyük rezervlerinden bazılarına sahip bulunuyor. Yaklaşık yüzde 46 azot içeren ve bitkisel üretimde merkezi rol oynayan üre, azotlu gübrelerin çoğunun temel girdisini oluşturuyor. Orta Doğu, küresel üre ihracatının yaklaşık yarısını, küresel amonyak ihracatının da yaklaşık üçte birini gerçekleştiriyor. İran, Katar, Suudi Arabistan ve Mısır'da üretilen büyük miktardaki üre, amonyak, fosfat, kükürt ve petrolün her yıl Hürmüz Boğazı üzerinden taşınması nedeniyle risk yalnızca İran'ın üretimiyle sınırlı kalmıyor. Gübre piyasasının küresel ölçekte entegre olması nedeniyle, bir bölgede yaşanan arz kesintileri başka yerlerde fiyatları ve bulunabilirliği doğrudan etkiliyor. ABD gübrenin bir kısmında ithalata bağımlı ABD, gübre talebini karşılamak için hem yerli üretime hem de ithalata dayanıyor. İthalat bağımlılığı, potasyumda yaklaşık yüzde 97, azotta yüzde 18 ve fosfatta yüzde 13 seviyelerinde seyrediyor. ABD doğrudan Orta Doğu'dan büyük miktarda gübre ithal etmese bile, bölgedeki fiyat hareketleri iç piyasayı etkiliyor. Basra Körfezi kaynaklı gübrelere bağımlı Hindistan veya Brezilya gibi ülkelerin alternatif tedarikçilere yönelmesi durumunda, küresel arz üzerindeki rekabetin artacağı ve bunun da ABD'li çiftçiler için fiyatları yukarı çekeceği ifade ediliyor. Avrupa tarım sektörüne yönelik plan üzerinde çalışıyor Avrupa Birliği'nde (AB) de tarım sektörü, Orta Doğu'daki gelişmelerden kaynaklanan enerji fiyatlarındaki hızlı artıştan doğrudan etkilenirken, üye ülkeler çiftçilerine çeşitli alanlarda destek sağlamak üzere adımlar atıyor. AB Komisyonu, çiftçilerin artan girdi maliyetlerine karşı desteklenmesi için Ortak Tarım Politikası araçlarının daha esnek kullanılabileceğine işaret ediyor. Komisyon ayrıca ithal gübreye bağımlılığı azaltmak amacıyla alternatif gübre kullanımını teşvik eden ve üretim maliyetlerini düşürmeyi hedefleyen planlar üzerinde çalışıyor. AB ülkelerinin liderleri, elektrik vergilerinin düşürülmesi, şebeke ücretlerinin azaltılması ve devlet yardımlarının genişletilmesi gibi önlemleri gündeme alıyor. AB ülkeleri çeşitli önlemleri devreye alıyor İspanya, Orta Doğu'daki çatışmaların etkilerine karşı tarım ve hayvancılığı destekleyecek 877 milyon avroluk kapsamlı bir paket açıklarken, İtalya'da da çiftçilerin en önemli girdilerinden dizel yakıtta litre başına 25 sent indirim sağlanıyor. Yunanistan hükümeti tarafından duyurulan yaklaşık 300 milyon avroluk paket kapsamında çiftçilere motorin için litre başına 16 sent sübvansiyon sağlanırken, gübre alımlarında yüzde 15'e kadar destek verileceği ifade ediliyor. Fransa ise daha hedefli ve sınırlı süreli destek mekanizmalarıyla tarım sektörünü korumayı tercih ediyor. Hükümet, çiftçilere doğrudan yakıt sübvansiyonu yerine kredi imkanları, sosyal prim ertelemeleri ve vergi kolaylıkları sağlayarak maliyet baskısını hafifletmeye çalışıyor.

Karadeniz Buğday Fiyatı Şubatta Yükselişe Geçti Haber

Karadeniz Buğday Fiyatı Şubatta Yükselişe Geçti

S&P Global Energy bünyesindeki Platts tarafından yayımlanan rapora göre, Karadeniz bölgesini temsil eden Milling Wheat Marker (MWM) fiyatı şubat ayında ortalama 231,32 dolar/ton seviyesinde gerçekleşti. Bu rakam ocak ayında görülen 227,19 dolar/ton ortalamasına göre önemli bir artışa işaret ederken, ağustos ayında kaydedilen 237,75 dolar/tondan bu yana en yüksek ortalama olarak kayda geçti. Rus limanlarında hava koşulları ihracatı zorladı Fiyatlardaki yükselişte en önemli faktörlerden biri sert kış koşulları oldu. Olumsuz hava özellikle Rusya’nın önemli ihracat noktalarından Kavkaz limanında operasyonları ciddi şekilde aksattı. Şubat ayının büyük bölümünde limandaki faaliyetler neredeyse durma noktasına gelirken, bazı sevkiyatların Novorossiisk limanına yönlendirildiği belirtildi. Platts’a konuşan bir Rus buğday tüccarı, derin deniz terminallerinde ciddi gecikmeler yaşandığını belirterek terminal sıralarındaki yoğunluğa dikkat çekti. Piyasa kaynaklarına göre Kavkaz’daki koşulların Mart ortasından sonra normalleşmesi bekleniyor. Öte yandan Rusya’nın güney bölgelerinde çiftçilerden gelen buğday arzının da düşük seyrettiği ifade ediliyor. Rusya’nın Mart sevkiyatı 3,5 milyon ton bekleniyor Tüm bu aksamalara rağmen Rusya’nın buğday ihracatının güçlü seyrini koruması bekleniyor. Rusya’nın önde gelen demiryolu lojistik şirketlerinden Rusagrotrans, şubattan devreden yüklemeler de dahil olmak üzere mart ayında toplam 3,5 milyon ton buğday sevkiyatı yapılabileceğini öngörüyor. Platts değerlendirmesine göre ise 2 Mart itibarıyla Karadeniz buğday göstergesi 235 dolar/ton seviyesinde bulunuyor.

KANATLI ETİ İHRACAT KISITLAMASININ TİCARİ SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞE ETKİLERİ Haber

KANATLI ETİ İHRACAT KISITLAMASININ TİCARİ SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞE ETKİLERİ

Sürdürülebilir Ticaret Derneği Başkanı Gökhan Erol, Ticaret Bakanlığı tarafından dün duyurulan kanatlı eti ihracatının durdurulması kararına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Erol, gıda arz güvenliği ve fiyat istikrarı hedeflerini anlamakla birlikte, bu tür ani kararların ihracat odaklı ilişkilere vereceği zararlara dikkat çekti. Sürdürülebilir Ticaret Derneği (STD) tarafından hazırlanan değerlendirmede, kararın muhtemel etkileri şu başlıklar altında sıralandı: Kazanılmış Pazarlar ve Müşteri Kaybı Uluslararası ticarette pazar kazanmanın ve müşteri güveni tesis etmenin yıllar süren emekler gerektirdiğini belirten Gökhan Erol, "İhracatçılarımızın tırnaklarıyla kazıyarak elde ettiği küresel pazar payı, bir sabah alınan ihracatı durdurma kararı ile ihracat pazarlarımızı rakiplerimize kaptırılma riskiyle karşı karşıyadır" dedi. Erol, tedarik zincirlerindeki bu kesintilerin Türk firmalarının "güvenilir tedarikçi" imajına ciddi zarar verdiğini vurguladı. Hukuki ve Ticari Taahhütler Kararın hukuki boyutuna değinilen açıklamada, ihracatçıların imzalanmış sözleşmelere ve teslim taahhütlerine uymak zorunda olduğu hatırlatıldı. Sevkiyatların aniden durmasının firmaları yüksek tazminat yükümlülükleri ve ticari davalarla karşı karşıya bırakabileceği ifade edildi. Ayrıca bu durumun lojistik ve ambalaj gibi yan sektörleri de sarsacağı öngörülüyor. Sürdürülebilir Ticaret Derneği’nden 3 Çözüm Önerisi İç piyasadaki fiyat dengesini korumak için ihracatı tamamen durdurmak yerine daha dengeli mekanizmaların devreye alınması gerektiğini savunan dernek, şu çözüm önerilerini sundu: • Kota Uygulaması: İhracatın tamamen yasaklanması yerine belirli kotalar dahilinde devam etmesi ve mevcut sözleşmelerin korunması. • Sektörel Destekler: Üretim maliyetlerini düşürecek hammadde destekleri ile iç piyasa fiyatlarının dengelenmesi. • İstişare Mekanizması: Stratejik kararlar alınmadan önce sektör temsilcileriyle bir araya gelinerek geçiş süreçlerinin planlanması. Başkan Gökhan Erol, dış pazarlardaki varlığın korunması için kararın yeniden gözden geçirilmesi ve ihracatçılara gerekli esnekliklerin tanınması hususunda karar alıcıları adım atmaya davet etti. Sürdürülebilir Ticaret Derneği (STD) Hakkında Sürdürülebilir Ticaret Derneği (STD), sürdürülebilirlik ve yeşil dönüşüm alanlarında Türkiye’nin uluslararası rekabet gücünü artırmak amacıyla kurulan öncü bir sivil toplum kuruluşudur. Dernek; Yeşil Dönüşüm, Toplumsal Etki ve Küresel Rekabet olmak üzere üç ana sütun üzerine inşa edilen projeleriyle, Birleşmiş Milletler’in Sosyal ve Ekonomik Sürdürülebilirlik Amaçlarını gözetmektedir. Enerji verimliliğinden dijital kalkınmaya, toplumsal cinsiyet eşitliğinden eğitimde fırsat eşitliğine kadar geniş bir yelpazede faaliyet gösteren STD, yerel üreticilerin küresel standartlara uyum sağlaması için stratejik yol haritaları geliştirmektedir. Bu kapsamda dernek, 2. Endüstriyel Sürdürülebilirlik ve Yeşil Dönüşüm Çalıştayı (ESYED) gibi ulusal çapta referans kabul edilen organizasyonların yönetiminde ve bilimsel süreçlerinde yer almaktadır. STD; kamu kurumları, akademi ve iş dünyası arasında sürdürülebilir bir gelecek için köprü görevi üstlenmeye devam etmektedir.

Zonguldak, Pelet Soba İhracatında Talep Artışı Haber

Zonguldak, Pelet Soba İhracatında Talep Artışı

Alaplı ilçesi Fatih Mahallesi'ndeki kendi atölyelerinde yaklaşık 4 yıldır soba üretimi yapan Taner Kılıç ile Recep Yılmaz, yurt içi ve yurt dışından gelen yoğun talepleri karşılamak için yoğun mesai harcıyor. Firma sahipleri Kılıç ile Yılmaz, son 5 yılda pelet soba üretimine ağırlık verdiklerini ve tasarımlarıyla Türk Patent ve Marka Kurumu'ndan patent aldıklarını söyledi. Avrupa'da savaş nedeniyle yaşanan doğal gaz sıkıntısının, pelet sobalara olan ilgiyi artırdığını belirten Yılmaz, "Atölyemizde imal edilen pelet sobalarını Belçika, Fransa, Macaristan, Tacikistan ve Sırbistan gibi ülkelere ihraç ediyoruz. Şu anda yurt dışı pazarımız, Türkiye pazarına göre daha güçlü. Avrupa, pelet konusunda bizden bir adım önde. Kömür ve odun yerine daha çok elektrikli pelet sobalar tercih ediliyor. Bulgaristan, Sırbistan ve Fransa başta olmak üzere 7 ülkeye ihracat gerçekleştirdik. Bu yıl ayrıca Avrupa'da yaşayan ve Türkiye'ye gelen Türk vatandaşlarına da pelet sobası sattık" dedi. İhracat siparişlerine yetişmekte zorlandıklarını dile getiren Taner Kılıç ise, önümüzdeki yıllarda pelet soba ve pelet yakıtına olan ilginin daha da artacağını ifade etti. Talaş, odun ve ağaç atıklarından üretilen peletlerin yakıt olarak kullanıldığı sobalar, çevre dostu yapısı ve kömüre oranla daha az kül bırakması nedeniyle Avrupalı tüketicilerin tercihleri arasında önemli bir yer edindi. Otomatik yükleme ve ateşleme sistemiyle çalışan pelet sobalar, pratik kullanımıyla da dikkat çekiyor.

Türkiye tohumda ihracatçı ülke oldu Haber

Türkiye tohumda ihracatçı ülke oldu

Antalya Ticaret Borsası ile Antalya Tarım Konseyi iş birliğinde hazırlanan Tarım Gündem Programının konukları Türkiye Tohumcular Birliği (TÜRKTOB) Başkanı M. Kayhan Yıldırım ile Türkiye Tohumculuk Endüstrisi Derneği (TÜRKTED) Başkanı Burak Gönen oldu. ATB Basın Danışmanı Vahide Yanık'ın hazırlayıp sunduğu programda tohum ve tohumculuk sektörü konuşuldu. "İsrail tohumuna bağımlılık algısı bilgi kirliliği" Türkiye Tohumcular Birliği Başkanı M. Kayhan Yıldırım, tohumun tarımın başlangıç noktası olduğunu belirtirken, "Tohum bir ülke için milli güvenlik meselesidir. Tohumu üreten ülkeler tarımda özgürlüğünü ve gıda güvenliğini sağlamıştır" dedi. Ülkedeki tarım ürünlerinde "İsrail tohumuna bağımlı" olunduğuna ilişkin algının tamamen yersiz olduğunu kaydeden Yıldırım, "İsrail'den bizim ne ithalatımız ne de ihracatımız var. 1980-90'lı yıllarda hibrit tohumda İsrail firmalarının sebep olduğu dominant etkideki algı hala devam ediyor. Bu bilgi kirliliğidir. Türkiye bırakın İsrail'e tohumda bağımlılığı, tohum ihracatında önemli bir yere sahiptir" dedi. Sertifikalı tohum 1,3 milyon tona ulaştı Yerli tohumun stratejik önemine dikkat çeken Yıldırım, pandeminin ardından, gıdaya bağımlılığın ön palana çıktığı ve savaşların olduğu bir dünyada tohumun öneminin daha da anlaşıldığını söyledi. Türkiye'de 2002 yılında 145 bin ton olan sertifikalı tohum miktarının, 2024 yılında 1,3 milyon tona ulaştığını bildiren Kayhan Yıldırım, "2018'den beri ülkemiz gerçek bir tohum ihracatçısı pozisyonundadır. 2018'de tohumda ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 8 iken, 2024'te bu rakam yüzde 134'e çıkmıştır. Türkiye dünya pazarında önemli bir aktördür. Tohumda 70 milyar dolarlık dünya pazarının içerisinde, Türkiye 750 milyon dolar ile 11'inci sıradadır. Kamunun desteği, özel sektörün Ar-Ge çalışmalarıyla tohumda 1 milyar doları aşma hedefindeyiz. Tohumda dünyada ilk 5'i girmeyi hedefliyoruz" diye konuştu. 14 bin 500 tescilli tohum Türkiye'nin 14 bin 500 tescilli tohum ürünü bulunduğuna dikkat çeken Kayhan Yıldırım, "Çeşitliliğimizin çok olması büyük avantaj. Sektörün talebi doğrultusunda raf ömrü uzun çeşitten, soğuğa dayanıklı çeşide kadar her türlü ıslah çalışmasını yapıp sektörün hizmetine sunabiliyoruz. Tarım milli meselesi, gıda güvenliğimizi garantiye almamız şart, tarım stratejik bir ürün. O nedenle tarıma öncelik verilmeli. Ekstra finans kaynakları, teşviklerle tarım desteklenmeli. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, ‘Köylü milletin efendisidir' demiş, evet ‘çiftçi bu ülkenin ikinci ordusudur, milli güvenliğidir'. Kırsaldan başlayarak tarımı desteklemeliyiz" ifadelerini kullandı. Antalya, sebze tohumculuğunun başkenti Türkiye Tohum Endüstrisi Derneği Başkanı Burak Gönen, İsrail ile 2023-2024'ten sonra ithalat ve ihracatın tamamen kapandığını vurgularken, "İsrail'den ne ithalat, ne ihracat yapıyoruz" dedi. Tohumculuğun özel sektörün katkısıyla ivme kazandığını, Antalya'nın da bir üs haline geldiğini kaydeden Gönen, "Tarımın merkezi Antalya, tohumculuğun merkezi Antalya vasfını kazandı. Bir çok tohum firması 1984'ten itibaren Antalya'da kurulmaya başladı. Uluslararası tohum firmaları da Antalya'da şirketler, tesisler kurmaya, ortaklıklar oluşturmaya başladı. Sebze tohumculuğu alanında faaliyet gösteren firmaların yaklaşık yüzde 80'i Antalya merkezlidir. Antalya sebze tohumculuğunun başkenti haline geldi" diye konuştu. İklim krizine dayanıklı yeni nesil tohumlar TÜRKTED olarak tohumculuğun gelişmesi için vizyon ortaya koyduklarını söyleyen Burak Gönen, "Tohum firmaları olarak ıslaha çalışmalarımızı hastalık ve zararlılara karşı geliştiriyoruz. İklim krizinin olduğu şu dönemde birim alandan daha yüksek verimi alacağımız çeşitleri üretmemiz lazım. İklim değişikliğiyle birlikte hastalık ve zararlılar artıyor, çalışmalarımızı bu yönde sürdürüyoruz" şeklinde konuştu. Hedef: Tohumda dünyada ilk 5 2000'li yıllardan sonra çiftçinin sertifikalı tohuma yöneldiğini belirten Gönen, "Sertifikalı tohum demek yüzde 30 oranında verim artışı, hastalıktan ari çeşit kullanılması demek" dedi. 2024'te 1,3 milyon ton olan sertifikalı tohum miktarını 2030 yılında 1,5 tona çıkarma hedefinde olduklarını anlatan Gönen, "Sertifikalı tohum demek kaliteli tohum demek" dedi. Tohumda ihracatın da sertifikalı tohumdan geçtiğini belirten Burak Gönen, bir domatesin renginden, raf ömrüne kadar, bir salkımda kaç domatesten olacağına hangi hastalıklara dayanıklı olacağına kadar ıslah çalışmalarıyla belirlendiğine dikkat çekti. Gönen, Türkiye'nin tohum ticaretinde 11'inci sırada olan yerini 5'inci sıraya yükseltme hedefinde olduklarını söylerken, "Tarımda mevcut politikalar güçlendirilmeli. Güçlü adımlar atılmalı" diye konuştu. 2026 asya pasifik tohumculuk kongresi Antalya'da Asya Pasifik Tohumculuk Kongresi'nin 1-5 Aralık tarihlerinde Antalya'da yapılacağını belirten Gönen, Çin'de yapılan kongreye 1400 delege, Hindistan'da yapılan kongreye 600 civarında delege katıldığını, Antalya'daki kongreye 2 binin üzerinde katılımcı beklediklerini kaydetti. Gönen, "APSA 2026'ya rekor katılım bekliyoruz" dedi. Gönen, Tohumculuk Kongre'sinin ticarete ve teknolojik anlana olumlu yansıyacağını da sözlerine ekledi.

Türkiye hamsi ihracatında Avrupa pazarında öne çıktı Haber

Türkiye hamsi ihracatında Avrupa pazarında öne çıktı

Türkiye'nin hamsi ihracatı, son açıklanan istatistiklere göre ağırlıklı olarak Avrupa pazarına yöneldi. Türkiye geneli hamsi ihracat raporuna göre en fazla ihracat yapılan ülkeler arasında gurbetçilerin yoğun olarak yaşadığı Belçika, Fransa ve Almanya ilk sıralarda yer aldı. Veriler, hamsinin yalnızca iç piyasada değil, uluslararası pazarda da önemli bir ekonomik değer oluşturduğunu ortaya koydu. Avrupa ülkelerinin yanı sıra Birleşik Devletler, Kanada ve Birleşik Krallık gibi ülkeler de Türk hamsisine talep gösteren pazarlar arasında yer aldı. Türkiye'den 2025 yılı Ocak-Aralık ayını kapsayan bir yıllık dönemde, 21 ülkeye 4 milyon 39 bin 477 kilogram karşılığı hamsi ihracatından 16 milyon 172 bin 978 dolar döviz girdisi sağlandı. Bir önceki yılın aynı döneminde ise 21 ülkeye 3 milyon 353 bin 217 kilogram karşılığı hamsi ihracatından 15 milyon 147 bin 738 dolar döviz elde edildi. En fazla hamsi ihracatı 4 milyon 787 bin 912 dolar ile Belçika ilk sırayı alırken, bu ülkeyi 4 milyon 594 bin 218 dolar ile Fransa, 2 milyon 207 bin 522 dolar ile Almanya takip etti. En az hamsi ihracatı ise 444 dolar ile Suriye'ye yapıldı. Trabzon'dan ihracata önemli katkı Trabzon ili hamsi ihracat raporu incelendiğinde, kentin Türkiye genelindeki ihracata dikkat çekici bir katkı sunduğu görüldü. Trabzon'dan yapılan hamsi ihracatında da Avrupa ülkeleri ön plana çıkarken, ihracatın hem miktar hem de ekonomik değer açısından istikrarlı seyrettiği kaydedildi. 2025 yılında Trabzon'dan 8 ülkeye 231 bin 426 kilogram hamsi karşılığı 662 bin 115 dolar döviz girdisi sağlanırken bir önceki yılın aynı döneminde ise 5 ülkeye 98 bin 715 kilogram karşılığı 417 bin 225 dolar döviz girdisi sağlanmıştı. Trabzon'dan yapılan hamsi ihracatında 415 bin 428 dolar ile Almanya'ya ilk sırayı alırken, bu ülkeyi 79 bin 735 dolar ile Birleşik Krallık, 54 bin 200 dolar ile Ukrayna takip etti.

Zor koşullara rağmen kayısı ihracatı 303 milyon dolara ulaştı Haber

Zor koşullara rağmen kayısı ihracatı 303 milyon dolara ulaştı

Malatya Ticaret Borsası (MTB) Başkanı Ramazan Özcan, 2025 yılının Malatya açısından oldukça zor geçtiğini belirterek, zirai don ve deprem gibi olumsuzluklara rağmen kuru kayısı ihracatında 303 milyon dolarlık gelir elde edildiğini söyledi. MTB'de düzenlenen toplantıda değerlendirmelerde bulunan Malatya Ticaret Borsası (MTB) Başkanı Ramazan Özcan, 2026 yılının hem Türkiye hem de Malatya için hayırlı olması temennisinde bulundu. 6 Şubat depremlerinin ardından Malatya'nın fiziki ve sosyal anlamda yaralarını sarmaya çalıştığını ifade eden Özcan, 12 Nisan 2025'te yaşanan zirai don olayının da kayısı üretimini ciddi şekilde etkilediğini kaydetti. 2025 yılında fındık hariç kuru meyve ihracatından elde edilen gelirin yaklaşık 303 milyon dolarlık bölümünün Malatya kayısısından sağlandığını belirten Özcan, kayısının Malatya ihracatının temel ve stratejik tarım ürünü olmaya devam ettiğini ifade ederek, "2025 yılında Malatya'dan toplam 47 bin 699 ton kuru kayısı ihracatı gerçekleştirdik. Bu ihracattan 303 milyon 584 bin dolar gelir elde edildi. Bir önceki yıl 76 bin ton ihracat yapılmıştı. Miktar bazında yüzde 38'lik bir düşüş yaşandı ancak gelirdeki düşüş yüzde 25 seviyesinde kaldı. Bu da fiyat artışlarının etkili olduğunu gösteriyor" dedi. Türkiye'nin 2025 yılında fındık hariç toplam 1,7 milyar dolarlık kuru meyve ihracatı yaptığını belirten Özcan, bunun yaklaşık 303 milyon dolarının Malatya kayısısından elde edilmesinin önemli olduğunu söyledi. Özcan, "Kayısı, hem Malatya hem de Türkiye ihracatı açısından stratejik bir tarım ürünü olmaya devam ediyor" ifadelerini kullandı. Malatya'nın sadece tarımda değil hayvancılıkta da bölgenin önemli merkezlerinden biri olduğuna dikkat çeken Özcan, yıllık yaklaşık 200 milyon dolarlık kırmızı et ticaretinin Malatya üzerinden gerçekleştiğini kaydetti.

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.