TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Izmir

AGRONEWS - Izmir haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Izmir haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

İzmir’de Tarım Örgütlerinden Su Krizi Açıklaması Haber

İzmir’de Tarım Örgütlerinden Su Krizi Açıklaması

İzmir’deki ziraat ve tarım örgütleri, son dönemde artan kuraklık ve su krizi tartışmalarında tarımın haksız bir şekilde hedef gösterilmesine dikkat çekti. Ziraat Odaları İzmir Koordinasyon Kurulu, TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi, Sulama Kooperatifleri İzmir Birliği, Ziraatçılar Derneği İzmir Şubesi, İzmir Tarım Grubu, Kent Konseyi Tarım Çalışma Grubu ve Türkiye Ziraatçılar Derneği ortak basın açıklaması yaptı. Türkiye Ziraatçılar Derneği MYK Üyesi İzmir Şube Başkanı İlker Ağın ise su varlıklarının korunmasının zorunluluk olduğunu belirterek, “Ne kadar su varsa o kadar tarım var. Bunu unutmamak gerekiyor” ifadelerini kullandı. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Hakan Çakıcı da arazi kullanım planlamasının önemine dikkat çekerek, “Her zaman suya ulaşmak, sağlıklı suya ulaşmak ve sağlıklı gıdaya ulaşmak üstün kamu yararı terimiyle ön plana çıkmalıdır” diye konuştu. "YAKLAŞIM EKSİK VERİYE DAYALI" İzmir Kent Konseyi Tarım Çalışma Grubu’ndan Ahmet Tomar, yaptığı açıklamada, “Son yıllarda artan kuraklık, iklim değişikliği ve su krizi tartışmalarında tarım sektörü sıklıkla su tüketiminin başlıca sorumlusu olarak gösterilmektedir. Ancak bu yaklaşım eksik veriye dayalı, bütüncül bakıştan uzak ve stratejik açıdan sakıncalıdır” dedi. Tomar, tarımda kullanılan suyun büyük kısmının doğal su döngüsüne geri döndüğünü vurgulayarak, “Dünya genelinde su kullanımının yaklaşık %70’i tarımsal üretimde gerçekleşmektedir. Türkiye’de ise bu oran %75’dir. Tarımda kullanılan suyun önemli bir bölümü toprak, yeraltı suyu ve atmosfer sistemi içinde yeniden dolaşıma katılmaktadır” ifadelerini kullandı. Ayrıca sulanan alanların dünya tarımsal üretiminde kritik rol oynadığını belirten Tomar, “Dünya toplam işlenen tarım alanlarının yaklaşık %20’si sulanmaktadır. Sulanan alanlar, dünya tarımsal üretiminin yaklaşık %40’ını sağlamaktadır. Bitkisel üretim değerinin yaklaşık %50–55’ini, sebze üretiminin %70’ten fazlasını, meyve üretiminin büyük bölümünü, pamuk, mısır, çeltik gibi stratejik ürünlerin neredeyse tamamını sulanan alanlar karşılamaktadır” dedi. "TARIM GIDA GÜVENLİĞİNİN TEMELİDİR" Tomar, Türkiye’nin kişi başına düşen su miktarının yaklaşık 1.300 m³ olduğunu ve önümüzdeki yıllarda bunun 1.000 m³’ün altına düşme riskine dikkat çekerek, “Bu gerçek, suyun her sektörde daha verimli yönetilmesini zorunlu kılmaktadır. Ancak çözüm; tarımı ötekileştirmek, üreticiyi suçlamak ya da tarımsal üretimi kısmak değildir” ifadelerini kullandı. Tarımın stratejik önemini vurgulayan Tomar, “Tarım; gıda güvenliğinin temelidir. Milli güvenlik açısından stratejik bir sektördür. Kırsal istihdamın ve sosyal dengenin ana unsurudur” diyerek pandemi süreci, Rusya-Ukrayna savaşı ve küresel krizlerin, gıda arzının enerji ve savunma sanayi kadar kritik olduğunu ortaya koyduğunu belirtti. "TARIM SEKTÖRÜ SUYU İSRAF EDEN BİR ALAN DEĞİL" Tomar, su sorunlarının kaynağını havza bazlı üretim planlamasının yetersizliği, su tüketimi yüksek ürünlerin yanlış bölgelerde yetiştirilmesi, açık kanalet sistemi ve vahşi sulama yöntemleri ile yeraltı suyunun kontrolsüz kullanımı olarak özetledi. Çözüm önerilerini de sıralayan Tomar, “Havza bazlı üretim planlaması yapmak, modern basınçlı sulama sistemlerini yaygınlaştırmak, su verimliliği yüksek üretim modellerine geçmek, arıtılmış atık suların tarımda kullanımını artırmak ve çiftçiyi teknoloji ile desteklemek doğru yaklaşımdır. Tarım sektörü ‘su israf eden bir alan’ değil, doğru yönetilmediğinde risk oluşturan bir alandır. Çözüm; üretimi azaltmak değil, verimliliği artırmaktır. Su politikaları ile tarım politikaları birlikte ele alınmalı; sürdürülebilir, bilimsel ve stratejik bir yönetim anlayışı benimsenmelidir” dedi. İLKER AĞIN: "SADECE ÜRETİM İLİŞKİLERİNİ DEĞİL, KAR VE ÇEVRENİN İLİŞKİLERİNİ DE BİRLİKTE DÜŞÜNMEK DEMEKTİR” Türkiye Ziraatçılar Derneği MYK Üyesi İzmir Şube Başkanı İlker Ağın, Bozdağ ve çevresinde altın aranmasının önünü açan ihaleye tepki gösterdi. Ağın, Tarım Bakanlığı’nın geçen yıl teoride kalan su merkezli tarım planlamasına işaret ederek, “Biz kuyularımızın ne kadar kaçak olduğunu, o kuyularda ne kadar su çekildiğini bilmeden, böyle sıcak bir iklimde Türkiye’nin Hollanda’sı olma iddiasındaki Küçük Menderes’e teslim etmenin nedenlerini ortadan kaldırmadan, aynı zamanda sularımızı kontrolsüzce ve hunharca tüketirken bir taraftan kirleterek ama bir taraftan da su fakirliğine doğru hızla ilerlediğimiz bir dönemde su varlıklarımız olan dağlarımızı, ovalarımızı, ormanlarımızı, özellikle madencilik faaliyetleri adı altında talan ederken bir taraftan kirletirken böyle bir planlamadan üretmek mümkün değil” ifadelerini kullandı. “SU VARLIKLARIMIZ HER YÖNÜYLE KORUNMALI” Ağın, madencilik faaliyetlerinin su kaynaklarını tahrip ettiğini vurgulayarak, “Su varlıklarımız her yönüyle korunmalı. Özellikle madencilik faaliyetleri adı altındaki su varlıklarımızın tahribatını hızla önüne geçirmeliyiz." dedi. “NE KADAR SU VARSA O KADAR TARIM VAR” Kuraklığa dayanıklı ürünlerin önemine dikkat çeken Ağın, “Hiçbir ürün birbirinin yüzde yüz ikamesi değildir. Su alabilen bir çiftçiden 11 birim ürün alabilirsiniz, kuraklığa dayanıklı ektiğiniz bir çeşit ise 5 birim verir. Ne kadar su varsa o kadar da tarım var. Bunu unutmamak gerekiyor” ifadelerini kullandı. “ÇİFTÇİ ÖRGÜTLÜ YAPILARLA DESTEKLENMELİ” Ağın, tarım planlamasında çiftçilerin örgütlü yapılarla desteklenmesinin önemini şöyle açıkladı: “Çiftçi ancak örgütlü bir yapı içerisinde hem kontrol edilebilir, hem planlanabilir, hem de her şey denetlenebilir. En başta bizim tarımda üreticilerimizin sağlıklı örgütlerle bu süreç üzerinden planlama yapması gerekiyor.” HAKAN ÇAKICI: “KAYNAKLAR DOĞRU KULLANILMIYOR” TMMOB Ziraat mühendisleri odası İzmir şube başkanı Hakan Çakıcı, arazi kullanım planlamasının Türkiye’de ihmal edildiğini belirterek, suya ve sağlıklı gıdaya erişimin üstün kamu yararı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Çakıcı, yerleşim alanları, tarım arazileri, sanayi bölgeleri ve maden sahalarının bilimsel esaslara göre planlanmamasının ciddi sorunlara yol açtığını ifade etti. “ARAZİ PLANLAMASI TÜRKİYE’DE YOK SAYILIYOR” Türkiye’de arazi planlamasına ilişkin bütüncül bir çalışma yapılmadığını dile getiren Çakıcı, “Bizim temelde anlattığımız konu arazi planlamasıdır. Suyun dağılımının planlanması, ürün desenlerinin hazırlanması gibi konular bunun içindedir. Ancak Türkiye’de maalesef arazi planlaması ile ilgili ciddi ve kapsamlı bir çalışma yapılmıyor” dedi. Arazi planlamasının; yerleşim alanlarının, tarım alanlarının ve sanayi bölgelerinin doğru konumlandırılmasını kapsadığını söyleyen Çakıcı, bu alanların birbirine karıştığını ve bunun da çevresel ve ekonomik sorunları büyüttüğünü belirtti. “TARIM ALANLARINA MADEN BASKISI PLANLAMA EKSİKLİĞİNİN SONUCUDUR” Özellikle altın madenleri üzerinden yaşanan tartışmalara dikkat çeken Çakıcı, “Tarım alanlarına madenlerin verdiği zarar gündeme geldiğinde, aslında planlama eksikliğiyle karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz” diye konuştu. Bu noktada kamu yararı kavramının doğru yorumlanması gerektiğini vurgulayan Çakıcı, sağlıklı suya ve sağlıklı gıdaya erişimin “üstün kamu yararı” olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. “SAĞLIKLI SU VE GIDAYA ERİŞİM ÜSTÜN KAMU YARARIDIR” Çakıcı, “Her zaman suya ulaşmak, sağlıklı suya ulaşmak ve sağlıklı gıdaya ulaşmak üstün kamu yararı terimiyle ön plana çıkmalıdır. Planlamayı bu önceliğe göre yapmak zorundayız” ifadelerini kullandı. Enerji ve maden ihtiyacı gibi gerekçelerle kısa vadeli çözümlere yönelmenin uzun vadede daha büyük sorunlar doğurduğunu belirten Çakıcı, vatandaşın sağlıklı yaşam hakkının göz ardı edilmemesi gerektiğini dile getirdi. “BAKANLIKLAR ARASI KOORDİNASYON YETERSİZ” Çevre, şehircilik ve iklim politikalarının birlikte ele alınması gerektiğini ifade eden Çakıcı, geçmişte bu başlıkların bir araya getirilmesi yönünde adımlar atıldığını ancak uygulamada beklenen bütüncül yaklaşımın sağlanamadığını söyledi. “Çevreye zarar vermeden, iklim değişikliğini de dikkate alarak tüm sürecin organize edilmesi gerekir” diyen Çakıcı, yanlış tarım politikaları ve günübirlik enerji çözümlerinin arazi kullanım planlamasını ikinci plana ittiğini kaydetti. Gelinen noktada temel sorunun kaynakların doğru planlanmaması olduğunu belirten Çakıcı, “Temelde kaynakların doğru kullanılmaması, planlamanın doğru yapılmamasından kaynaklanıyor. Bu nedenle hem su hem toprak hem de tarım alanları üzerindeki baskı artıyor” dedi. Çakıcı, arazi kullanım planlamasının bilimsel veriler ışığında ve kamu yararı öncelenerek yapılması gerektiğini söyledi.

İzmir’de Tarım Örgütlerinden Su Krizi Tepkisi Haber

İzmir’de Tarım Örgütlerinden Su Krizi Tepkisi

İzmir’deki ziraat ve tarım örgütleri, son dönemde artan kuraklık ve su krizi tartışmalarında tarımın haksız bir şekilde hedef gösterilmesine dikkat çekti. Ziraat Odaları İzmir Koordinasyon Kurulu, TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi, Sulama Kooperatifleri İzmir Birliği, Ziraatçılar Derneği İzmir Şubesi, İzmir Tarım Grubu, Kent Konseyi Tarım Çalışma Grubu ve Türkiye Ziraatçılar Derneği ortak basın açıklaması yaptı. Türkiye Ziraatçılar Derneği MYK Üyesi İzmir Şube Başkanı İlker Ağın ise su varlıklarının korunmasının zorunluluk olduğunu belirterek, “Ne kadar su varsa o kadar tarım var. Bunu unutmamak gerekiyor” ifadelerini kullandı. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Hakan Çakıcı da arazi kullanım planlamasının önemine dikkat çekerek, “Her zaman suya ulaşmak, sağlıklı suya ulaşmak ve sağlıklı gıdaya ulaşmak üstün kamu yararı terimiyle ön plana çıkmalıdır” diye konuştu. "YAKLAŞIM EKSİK VERİYE DAYALI" İzmir Kent Konseyi Tarım Çalışma Grubu’ndan Ahmet Tomar, yaptığı açıklamada, “Son yıllarda artan kuraklık, iklim değişikliği ve su krizi tartışmalarında tarım sektörü sıklıkla su tüketiminin başlıca sorumlusu olarak gösterilmektedir. Ancak bu yaklaşım eksik veriye dayalı, bütüncül bakıştan uzak ve stratejik açıdan sakıncalıdır” dedi. Tomar, tarımda kullanılan suyun büyük kısmının doğal su döngüsüne geri döndüğünü vurgulayarak, “Dünya genelinde su kullanımının yaklaşık %70’i tarımsal üretimde gerçekleşmektedir. Türkiye’de ise bu oran %75’dir. Tarımda kullanılan suyun önemli bir bölümü toprak, yeraltı suyu ve atmosfer sistemi içinde yeniden dolaşıma katılmaktadır” ifadelerini kullandı. Ayrıca sulanan alanların dünya tarımsal üretiminde kritik rol oynadığını belirten Tomar, “Dünya toplam işlenen tarım alanlarının yaklaşık %20’si sulanmaktadır. Sulanan alanlar, dünya tarımsal üretiminin yaklaşık %40’ını sağlamaktadır. Bitkisel üretim değerinin yaklaşık %50–55’ini, sebze üretiminin %70’ten fazlasını, meyve üretiminin büyük bölümünü, pamuk, mısır, çeltik gibi stratejik ürünlerin neredeyse tamamını sulanan alanlar karşılamaktadır” dedi. "TARIM GIDA GÜVENLİĞİNİN TEMELİDİR" Tomar, Türkiye’nin kişi başına düşen su miktarının yaklaşık 1.300 m³ olduğunu ve önümüzdeki yıllarda bunun 1.000 m³’ün altına düşme riskine dikkat çekerek, “Bu gerçek, suyun her sektörde daha verimli yönetilmesini zorunlu kılmaktadır. Ancak çözüm; tarımı ötekileştirmek, üreticiyi suçlamak ya da tarımsal üretimi kısmak değildir” ifadelerini kullandı. Tarımın stratejik önemini vurgulayan Tomar, “Tarım; gıda güvenliğinin temelidir. Milli güvenlik açısından stratejik bir sektördür. Kırsal istihdamın ve sosyal dengenin ana unsurudur” diyerek pandemi süreci, Rusya-Ukrayna savaşı ve küresel krizlerin, gıda arzının enerji ve savunma sanayi kadar kritik olduğunu ortaya koyduğunu belirtti. "TARIM SEKTÖRÜ SUYU İSRAF EDEN BİR ALAN DEĞİL" Tomar, su sorunlarının kaynağını havza bazlı üretim planlamasının yetersizliği, su tüketimi yüksek ürünlerin yanlış bölgelerde yetiştirilmesi, açık kanalet sistemi ve vahşi sulama yöntemleri ile yeraltı suyunun kontrolsüz kullanımı olarak özetledi. Çözüm önerilerini de sıralayan Tomar, “Havza bazlı üretim planlaması yapmak, modern basınçlı sulama sistemlerini yaygınlaştırmak, su verimliliği yüksek üretim modellerine geçmek, arıtılmış atık suların tarımda kullanımını artırmak ve çiftçiyi teknoloji ile desteklemek doğru yaklaşımdır. Tarım sektörü ‘su israf eden bir alan’ değil, doğru yönetilmediğinde risk oluşturan bir alandır. Çözüm; üretimi azaltmak değil, verimliliği artırmaktır. Su politikaları ile tarım politikaları birlikte ele alınmalı; sürdürülebilir, bilimsel ve stratejik bir yönetim anlayışı benimsenmelidir” dedi. İLKER AĞIN: "SADECE ÜRETİM İLİŞKİLERİNİ DEĞİL, KAR VE ÇEVRENİN İLİŞKİLERİNİ DE BİRLİKTE DÜŞÜNMEK DEMEKTİR” Türkiye Ziraatçılar Derneği MYK Üyesi İzmir Şube Başkanı İlker Ağın, Bozdağ ve çevresinde altın aranmasının önünü açan ihaleye tepki gösterdi. Ağın, Tarım Bakanlığı’nın geçen yıl teoride kalan su merkezli tarım planlamasına işaret ederek, “Biz kuyularımızın ne kadar kaçak olduğunu, o kuyularda ne kadar su çekildiğini bilmeden, böyle sıcak bir iklimde Türkiye’nin Hollanda’sı olma iddiasındaki Küçük Menderes’e teslim etmenin nedenlerini ortadan kaldırmadan, aynı zamanda sularımızı kontrolsüzce ve hunharca tüketirken bir taraftan kirleterek ama bir taraftan da su fakirliğine doğru hızla ilerlediğimiz bir dönemde su varlıklarımız olan dağlarımızı, ovalarımızı, ormanlarımızı, özellikle madencilik faaliyetleri adı altında talan ederken bir taraftan kirletirken böyle bir planlamadan üretmek mümkün değil” ifadelerini kullandı. “SU VARLIKLARIMIZ HER YÖNÜYLE KORUNMALI” Ağın, madencilik faaliyetlerinin su kaynaklarını tahrip ettiğini vurgulayarak, “Su varlıklarımız her yönüyle korunmalı. Özellikle madencilik faaliyetleri adı altındaki su varlıklarımızın tahribatını hızla önüne geçirmeliyiz." dedi. “NE KADAR SU VARSA O KADAR TARIM VAR” Kuraklığa dayanıklı ürünlerin önemine dikkat çeken Ağın, “Hiçbir ürün birbirinin yüzde yüz ikamesi değildir. Su alabilen bir çiftçiden 11 birim ürün alabilirsiniz, kuraklığa dayanıklı ektiğiniz bir çeşit ise 5 birim verir. Ne kadar su varsa o kadar da tarım var. Bunu unutmamak gerekiyor” ifadelerini kullandı. “ÇİFTÇİ ÖRGÜTLÜ YAPILARLA DESTEKLENMELİ” Ağın, tarım planlamasında çiftçilerin örgütlü yapılarla desteklenmesinin önemini şöyle açıkladı: “Çiftçi ancak örgütlü bir yapı içerisinde hem kontrol edilebilir, hem planlanabilir, hem de her şey denetlenebilir. En başta bizim tarımda üreticilerimizin sağlıklı örgütlerle bu süreç üzerinden planlama yapması gerekiyor.” HAKAN ÇAKICI: “KAYNAKLAR DOĞRU KULLANILMIYOR” TMMOB Ziraat mühendisleri odası İzmir şube başkanı Hakan Çakıcı, arazi kullanım planlamasının Türkiye’de ihmal edildiğini belirterek, suya ve sağlıklı gıdaya erişimin üstün kamu yararı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Çakıcı, yerleşim alanları, tarım arazileri, sanayi bölgeleri ve maden sahalarının bilimsel esaslara göre planlanmamasının ciddi sorunlara yol açtığını ifade etti. “ARAZİ PLANLAMASI TÜRKİYE’DE YOK SAYILIYOR” Türkiye’de arazi planlamasına ilişkin bütüncül bir çalışma yapılmadığını dile getiren Çakıcı, “Bizim temelde anlattığımız konu arazi planlamasıdır. Suyun dağılımının planlanması, ürün desenlerinin hazırlanması gibi konular bunun içindedir. Ancak Türkiye’de maalesef arazi planlaması ile ilgili ciddi ve kapsamlı bir çalışma yapılmıyor” dedi. Arazi planlamasının; yerleşim alanlarının, tarım alanlarının ve sanayi bölgelerinin doğru konumlandırılmasını kapsadığını söyleyen Çakıcı, bu alanların birbirine karıştığını ve bunun da çevresel ve ekonomik sorunları büyüttüğünü belirtti. “TARIM ALANLARINA MADEN BASKISI PLANLAMA EKSİKLİĞİNİN SONUCUDUR” Özellikle altın madenleri üzerinden yaşanan tartışmalara dikkat çeken Çakıcı, “Tarım alanlarına madenlerin verdiği zarar gündeme geldiğinde, aslında planlama eksikliğiyle karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz” diye konuştu. Bu noktada kamu yararı kavramının doğru yorumlanması gerektiğini vurgulayan Çakıcı, sağlıklı suya ve sağlıklı gıdaya erişimin “üstün kamu yararı” olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. “SAĞLIKLI SU VE GIDAYA ERİŞİM ÜSTÜN KAMU YARARIDIR” Çakıcı, “Her zaman suya ulaşmak, sağlıklı suya ulaşmak ve sağlıklı gıdaya ulaşmak üstün kamu yararı terimiyle ön plana çıkmalıdır. Planlamayı bu önceliğe göre yapmak zorundayız” ifadelerini kullandı. Enerji ve maden ihtiyacı gibi gerekçelerle kısa vadeli çözümlere yönelmenin uzun vadede daha büyük sorunlar doğurduğunu belirten Çakıcı, vatandaşın sağlıklı yaşam hakkının göz ardı edilmemesi gerektiğini dile getirdi. “BAKANLIKLAR ARASI KOORDİNASYON YETERSİZ” Çevre, şehircilik ve iklim politikalarının birlikte ele alınması gerektiğini ifade eden Çakıcı, geçmişte bu başlıkların bir araya getirilmesi yönünde adımlar atıldığını ancak uygulamada beklenen bütüncül yaklaşımın sağlanamadığını söyledi. “Çevreye zarar vermeden, iklim değişikliğini de dikkate alarak tüm sürecin organize edilmesi gerekir” diyen Çakıcı, yanlış tarım politikaları ve günübirlik enerji çözümlerinin arazi kullanım planlamasını ikinci plana ittiğini kaydetti. Gelinen noktada temel sorunun kaynakların doğru planlanmaması olduğunu belirten Çakıcı, “Temelde kaynakların doğru kullanılmaması, planlamanın doğru yapılmamasından kaynaklanıyor. Bu nedenle hem su hem toprak hem de tarım alanları üzerindeki baskı artıyor” dedi. Çakıcı, arazi kullanım planlamasının bilimsel veriler ışığında ve kamu yararı öncelenerek yapılması gerektiğini söyledi.

Bayındır’da yetişen nergis bilimin odağında Haber

Bayındır’da yetişen nergis bilimin odağında

Nergisten ilaca: Galantamin etken maddesi Bilim dünyasının nergise olan ilgisinin temelinde, Amaryllidaceae familyasına ait bazı bitkilerde bulunan galantamin adlı alkaloid yer alıyor. Galantaminin, beyinde sinir iletiminde görev alan asetilkolin maddesinin düzeyini artırıcı etkisi sayesinde, Alzheimer hastalığının hafif ve orta evrelerinde kullanılan onaylı bir ilaç etken maddesi olduğu belirtiliyor. Uzmanlara göre, galantamin doğada sınırlı sayıda bitkide bulunurken, nergis türleri bu yönüyle farmasötik araştırmalar açısından büyük önem taşıyor. Avrupa başta olmak üzere birçok ülkede nergis türleri, bu etken maddeye yönelik bilimsel çalışmaların merkezinde yer alıyor. Klinik kullanımda yer alıyor Galantaminin etkisinin yalnızca laboratuvar çalışmalarıyla sınırlı kalmadığını belirten uzmanlar, söz konusu maddenin dünya genelinde sağlık otoritelerince onaylı olarak kullanılan bir ilaç etken maddesi olduğunu vurguluyor. Hafif ve orta dereceli Alzheimer vakalarında kullanılan bu etken madde, modern tıpta önemli bir yere sahip bulunuyor. Araştırmalarda nergis bitkisinde bulunan likorin ve narsiklasin gibi diğer alkaloidlerin de antikanser, antiviral ve antimikrobiyal özellikleri açısından bilimsel çalışmalara konu olmaya devam ettiği ifade ediliyor. Uzmanlardan uyarı Öte yandan, uzmanlar, nergis bitkisinin özellikle soğan kısmı başta olmak üzere tüm bölümlerinin zehirli alkaloidler içerdiğini hatırlatarak, evde hazırlanan kür ve karışımların ciddi sağlık riskleri taşıdığı uyarısında bulunuyor. Tıpta kullanılan etken maddelerin tamamının, kontrollü dozlarda ve laboratuvar ortamında elde edildiği vurgulanıyor. Bayındır için katma değer potansiyeli Mis kokulu çiçekleriyle festivallere renk katan Bayındır nergisinin, bilimsel araştırmalar ve doğru tarımsal yatırımlarla değerlendirilmesi halinde, estetik değerinin yanı sıra sağlık ve biyoteknoloji alanında da katma değer üreten bir ürün haline gelebileceğine dikkat çekiliyor.

İzmir’in ilk dikim yaban mersini hasat edildi Haber

İzmir’in ilk dikim yaban mersini hasat edildi

İzmir Tarım ve Orman İl Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamaya göre, Ege Bölgesi genelinde toprak pH değerlerinin yaban mersini için uygun olmaması nedeniyle bu ürünün genellikle saksıda ya da topraksız tarım yöntemiyle yetiştirildiği bildirildi. Böyle bir üretim metodunun da teknoloji yatırımı ve yüksek girdiler gerektirdiğinden üretim maliyetinin arttığı kaydedilen açıklamada, Ödemiş İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü’nün 2021 yılında başlattığı çalışmalar sonucunda Bozdağ Mahallesi’nin yaban mersini yetiştiriciliği için uygun şartlara sahip olduğu bildirildi. Analiz için üretici Zafer Tepe'ye ait Gündalan mevkiindeki parselden alınan toprak numunelerinin yapılan laboratuvar analizinde pH değerinin 4.48 olduğu tespit edilince, alanda yaban mersini bahçesi kurulmasına karar verildiği öğrenildi. Bir dekar alanda dikilen 400 adet yaban mersini fidanı, üçüncü yılın sonunda ilk meyvesini verdi. Yapılan çalışmalarla ilgili bilgi veren İzmir Tarım ve Orman İl Müdürü Mustafa Şahin, ılıman iklim kuşağına adapte olmuş bir meyve türü olan yaban mersininin temel olarak kuvvetli asitli ve organik maddece zengin topraklarda yetişebildiğini belirtti. İzmir Tarım ve Orman İl Müdürü Mustafa Şahin, yapılan çalışmanın başarılı sonuçlar verdiğini belirterek, "İlçe Müdürlüğü teknik personelimiz başarılı bir çalışma gerçekleştirerek ilimizde ilk defa toprakta bu bitkinin yetiştirilmesini sağlandı. Üreticimiz Zafer Tepe’nin bahçesindeyiz. Bu bahçede temin ettiğimiz 400 adet fidanın dikimi 2021 yılında gerçekleştirildi ve üreticimiz tarafından bahçeye damla sulama sistemi kuruldu. Bugüne kadar da fidanların gelişimde herhangi bir olumsuzluk gözlenmedi. 3. yılın sonunda ilk hasadı gerçekleştirdik. Ürün ekonomik açıdan da katma değeri yüksek bir ürün. İlk hasatta 1 dekarlık bahçenin tamamından toplamda 35-40 kg civarında blueberry, yaban mersini meyvesi hasat edildi ve üreticimiz mahsulünü 400 TL fiyatla sattı. Elde edilen verim ve ürünün satış fiyatı birlikte değerlendiğinde çalışmanın bölge şartlarında gayet başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Ürün verimi zamanla artan bir ürün. 8 yılın sonunda 20 kat artması bekleniyor" dedi.

Koyun ve çobanların kıymeti bilinmedi, en büyük sorun yangınlar oldu Haber

Koyun ve çobanların kıymeti bilinmedi, en büyük sorun yangınlar oldu

Geçtiğimiz hafta İzmir Ödemiş'te meydana gelen orman yangınında keçi ve koyun sürülerinin otladığı alanlardaki ormanlık alanlarda yangının ilerlememesi önemli bir konuyu gündeme getirdi. Aydın dağlarında çobanlık yapan 46 yaşındaki İbrahim Kundak, koyun ve keçi sürüsünün yayıldığı bölgelerde tabandaki otlar temizlendiği için yangının yürümediğini belirterek, "Bir zamanlar koyun ve keçiler ormana zarar veriyor denilerek sanki orman zararlısı imiş gibi gösterdiler. Ancak son yıllardaki yangınlar gösterdi ki, çobanlar ve koyun-keçiler tam tersine ormanın koruyucusu ve faydalılarmış" diye konuştu. "2025 yılının ilk 6 ayında 3 bin 44 yangın çıktı" Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre; 2025 yılının ilk 6 ayında 1305'i ormanlık alanda 1739'u da orman dışı alanda olmak üzere toplam 3 bin 44 yangın çıktı. Meydana gelen bu yangınların 624'ü ise Temmuz ayının ilk haftasında meydana geldi. Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında ciddi risk oluşturan yangınlar özellikle Aydın, Muğla ve İzmir için ciddi tehdit oluşturmaya başladı. "Koyun ve keçinin girdiği yerde yangın yürümez" Aydın ile İzmir dağlarında yaklaşık 33 yıldır çobanlık yapan İbrahim Kundak, yangının zemini otlardan temizlenmeyen ormanlık alanlarda çok hızlı ilerlediğini ve kontrol altına almanın da çok güç olduğunu belirterek, "Çocukluğumdan beri dağlarda ve ormanlık alanlarda çobanlık yaparım. Daha önceki yıllarda defalarca dile getirdik. Kimse dikkate almadı. Koyun ve keçinin yayıldığı alanda yangın çıksa bile ateş yürümez. Koyun ve keçiyi orman için zararlı görüyorlardı. Eskiden yangın çıksa bile bu kadar ormanlık alan yanmazdı. Dağlarda çobanlar ve sürü sayısı azaldı, çıkan yangınların önün alınmaz hale geldi. Son Ödemiş yangınında çobanların bulunduğu alanlardaki ormanlar yanmadı, keçi ve koyunun faydasını gördüler. Türkiye'de orman yangınlarına karşı yapılacak en kolay ve en faydalı mücadele bence dağlarda koyun-keçi ve çoban sayısını artırmak olacaktır" diye konuştu.

Muğla’da aromatik bitkiler ekonomiye katkı sağlıyor Haber

Muğla’da aromatik bitkiler ekonomiye katkı sağlıyor

Tesisin sunduğu hizmet yalnızca Muğla ile sınırlı kalmıyor; Aydın, İzmir ve Antalya gibi illerden gelen talepler de karşılanıyor. Elde edilen uçucu yağlar, sıvı sabun, şampuan, kolonya, güneş kremi gibi yüksek katma değerli ürünlere dönüştürülerek kooperatifler aracılığıyla pazarlanıyor. Ören: "Lavantalarımızdan elde ettiğimiz yağı ekonomiye kazandırıyoruz" Yerkesik Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Feyzullah Ören elde edilen yağlardan çeşitli ürünler elde ettiklerini söyleyerek: "Büyükşehir Belediyemizden aldığımız 200 bin adet tıbbi aromatik bitkiyi, Koku Vadisi projesi kapsamında toprakla buluşturduk. Lavantaların hasat dönemindeyiz. Buradan elde ettiğimiz uçucu yağları sıvı sabun, şampuan, kolonya, güneş kremi gibi katma değeri yüksek ürünlere dönüştürerek pazarlıyoruz. Bu süreçte desteğini esirgemeyen Muğla Büyükşehir Belediye Başkanımız Ahmet Aras’a teşekkür ederiz" dedi. Paşalı: "Lavanta çiçeklerimi yağa dönüştürüp kooperatifimize satacağım" Filiz Paşalı elde ettiği ürünleri kooperatife satarak gelir elde edeceğini belirterek: "Büyükşehir’den aldığım 6 bin adet lavantayı Akçaova Mahallemizdeki arazime diktim. Üretmiş olduğum lavantaların çiçeklerini hasat ederek bugün distilasyon tesisine getirdim. Burada ürünümü yağa dönüştürerek kooperatifimize satacağım. Bu süreçte destek olan Muğla Büyükşehir Belediye Başkanımız Ahmet Aras’a teşekkür ediyorum" Babacık: "Tesisimize gelen ürünlerden uçucu yağ elde ediyoruz" Muğla Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi’nde görevli Gıda Teknikeri Ahmet Babacık vatandaşların verilen hizmetten memnun olduğunu belirterek: "Yerel Tohum Merkezi’ndeki Distilasyon Tesisimizde vatandaşlarımızdan, vakıflardan, kooperatiflerden ve Koku Vadisi proje alanından gelen tıbbi aromatik bitkilerden uçucu yağ elde ediyoruz. Verdiğimiz hizmetten vatandaşlarımız çok memnun kalıyor" dedi. Başkan Aras: "Muğla’nın toprağına, üreticisine ve geleceğine yatırım yapıyoruz" Kıyı Ege Belediyeler Birliği ve Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras distilasyon merkezi ile ürünlerin katma değere dönüştüğünü belirterek, "Muğla’nın bereketli topraklarını koruyarak üretimi desteklemek, bizim temel önceliklerimizden biri. Yerel Tohum Distilasyon Tesisimiz bu anlayışın somut bir örneği. Kadın üreticilerimizden kooperatiflerimize kadar herkesin emeğini katma değere dönüştüren bu merkezle sadece tarımsal üretimi değil, kırsal kalkınmayı da güçlendiriyoruz. Lavanta, kekik, adaçayı gibi tıbbi aromatik bitkilerden elde edilen uçucu yağlar, sabun, şampuan ve kolonya gibi ürünlerle hem iç pazarda hem de dış pazarda karşılık buluyor. Bu süreç, yerelden kalkınmanın ve sürdürülebilir ekonominin güçlü bir halkasıdır. Muğla Büyükşehir Belediyesi olarak üreticimizin her adımında yanında olmaya, onları sadece desteklemekle kalmayıp aynı zamanda birlikte üretmeye ve birlikte büyümeye devam edeceğiz" dedi.

Don afeti İzmir’in yüksek kesimlerinde tüm ürünleri vurdu Haber

Don afeti İzmir’in yüksek kesimlerinde tüm ürünleri vurdu

TZOB Başkanı Bayraktar: “65 ilde hasar oluştu” Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, İzmir’in Kemalpaşa ilçesindeki 75. Yıl ve Cumhuriyet mahallelerinde don zararını yerinde inceledi. Bayraktar, sadece İzmir değil, 65 ilde tarımsal üretimin don, kuraklık ve mevsim kaymaları nedeniyle zarar gördüğünü belirtti. “İlkbahardayız ama kışı yaşıyoruz, bu çok ciddi bir mevsim kayması. Tarımsal üretim desenini yeniden gözden geçirmemiz gerekebilir,” dedi. İzmir'de kiraz ve üzüm üretimi tehdit altında Bayraktar, İzmir’in özellikle ihracat kalemi olan kirazda ciddi kayıplar yaşandığını, bunun dışında üzüm, şeftali, nektarin, kayısı ve kivide de büyük zarar oluştuğunu vurguladı. “Bazı ürünler yüzde 100 zarar gördü. Bu ürünleri bu yıl hiç göremeyeceğiz,” diyerek, bu durumun yoksul kesimleri daha da zorlayacağını söyledi. Genç çiftçiler göç edebilir Tarımsal üretimdeki belirsizlik ve maddi kayıpların gençleri tarımdan uzaklaştırdığına dikkat çeken Bayraktar, “Gençleri artık tarlada göremiyoruz. Bu destekler sağlanmazsa büyükşehirlere göç hızlanır,” uyarısında bulundu. TARSİM ve borç yapılandırması çağrısı Don olayının ardından çiftçilerin büyük çoğunluğunun sigorta yaptırmadığını hatırlatan Bayraktar, TARSİM eksperlerinden memnun olmayan çiftçilerin TZOB’a bildirimde bulunmasını istedi. Ayrıca bankalara olan çiftçi borçlarının da yapılandırılması gerektiğini vurguladı. Ağaçlar kurudu, önümüzdeki yıl meyve vermeyebilir Don nedeniyle bazı ağaçların ve dalların kuruduğunu, bu ağaçların önümüzdeki yıl meyve vermeyeceğini söyleyen Bayraktar, çiftçilere nakit destek verilmesi gerektiğini vurguladı. “Bir gecede emek yok oldu. Açık fabrikada üretim yapıyoruz. Doğal afetlerin en büyük mağduru çiftçidir,” dedi. Kemalpaşa’dan Manisa’ya Bayraktar’ın Kemalpaşa’daki incelemelerine Kemalpaşa Ziraat Odası Başkanı Bülent Oray da katıldı. Heyet, İzmir’deki incelemelerin ardından Manisa’ya geçerek üreticilerle bir araya geldi.

Urla’da sakız enginarında hasat zamanı: Tarlada 20, tezgahta 50 TL Haber

Urla’da sakız enginarında hasat zamanı: Tarlada 20, tezgahta 50 TL

Mayıs sonuna kadar hasat sürecek Urla’ya özgü, karaciğer dostu olarak bilinen sakız enginarında hasat heyecanı başladı. Aralık ayında başlayan hasat, mayıs sonuna kadar devam edecek. Tarladan 20 TL’ye çıkan enginar, pazarda 40-50 TL arasında alıcı buluyor. Ürünler yapraklı ya da çanak formunda Türkiye’nin dört bir yanına gönderiliyor. İnternetten tüm Türkiye’ye ulaşıyor Urla Ziraat Odası Başkanı Muharrem Uslucan, enginarın lezzetinin Türkiye’de benzeri olmadığını belirterek, “Pandemiden sonra internet satışları sayesinde ürünümüz artık Türkiye’nin her yerine ulaşıyor” dedi. Kooperatiflerin desteğiyle enginar daha geniş kitlelere tanıtılıyor. Soğuk ve kuraklık üreticiyi zorladı Uslucan, bu yıl mart ortasında yaşanan kırağının ürünlere zarar verdiğini belirtti: “Soğuktan etkilendik, sonra toparladık ama kuraklık artarak devam ediyor. Her yıl daha zor bir sezon geçiriyoruz.” İlçede yaklaşık 800 dönüm arazide enginar üretimi yapılıyor. Gençler tarıma kazandırılamıyor Üretimdeki en büyük sıkıntının gençlerin tarlaya uzak kalması olduğunu vurgulayan Uslucan, “60 yaş üstü üreticilerimiz çalışmaya devam ediyor ama gençleri toprakla barıştıramadık” dedi. Festivalle tanıtım artıyor Her yıl düzenlenen Uluslararası Urla Enginar Festivali sayesinde ürünün tanıtımı yapılıyor. Bu yılki festival, 25-26-27 Nisan tarihlerinde düzenlenecek. “Enginar her şekilde tüketilebilir” 67 yaşındaki üretici Bülent Karabin, enginarın her türlü yemekte kullanılabileceğini söyleyerek, “Ağustos ayında sulayıp üretime başlıyoruz. Sabah erkenden tarlaya gelip çalışıyoruz” dedi. Eşi Gül Karabin ise masrafların çok olduğunu belirterek, “Gün boyu çalışıp akşam da evde enginar temizliyoruz. Yaz-kış buradayız” ifadelerini kullandı.

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.