Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Karadeniz

AGRONEWS - Karadeniz haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Karadeniz haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Barajlarda su seviyesi yükseldi: Üretimde bereket dönemi başladı Haber

Barajlarda su seviyesi yükseldi: Üretimde bereket dönemi başladı

Mart ayındaki yoğun yağışlar, hem tarım arazilerinde verim beklentisini artırdı hem de su rezervlerini güçlendirdi. Tarım ve Orman Bakanlığı verilerine göre, 1 Ekim 2025 – 31 Mart 2026 dönemini kapsayan su yılında yağışlar hem mevsim normallerinin hem de geçen yılın üzerinde gerçekleşti. Bu süreçte Türkiye genelinde ortalama 468,8 milimetre yağış kaydedildi. Mart ayı ortalama sıcaklığı ise 7,5 derece olarak ölçüldü ve uzun yıllar ortalamasının hafif altında kaldı. Bölgesel etkiler farklılık gösterdi Yağışların etkisi bölgelere göre değişiklik gösterdi. İç Anadolu ve Marmara’da hububat gelişimi sağlıklı seyrederken kuraklık riski ortadan kalktı. Ege Bölgesi’nde genel olarak verimli bir sezon öngörülse de bazı alanlarda su fazlalığına bağlı riskler dikkat çekti. Akdeniz Bölgesi’nde yer yer aşırı yağışa bağlı zararlar görülürken, Doğu Anadolu ve Karadeniz’de kar örtüsü tarımsal faaliyetleri kısmen yavaşlattı. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde ise bazı alanlarda su birikmesine bağlı olarak sararma, mantar hastalıkları ve besin eksikliği gibi sorunlar yaşandı. Verim beklentisi yüksek Türkiye genelinde ani sıcaklık değişimlerinin yaşanmaması ve yağışların artması, bitki gelişimi için dengeli bir ortam sağladı. Bu durum hem toprak nemini artırdı hem de kuraklık riskini önemli ölçüde azalttı. Her ne kadar bazı bölgelerde aşırı yağışa bağlı lokal sorunlar görülse de genel tablo, 2025-2026 tarım sezonu için yüksek verim potansiyeline işaret ediyor.

Buğday fiyatları yükselişe geçti Haber

Buğday fiyatları yükselişe geçti

ABD, Avustralya, Karadeniz tarım bölgesinin bazı kısımları ve Avrupa dahil olmak üzere önemli bölgelerdeki kuraklık buğday arzı görünümünü olumsuz etkiledi. Süregelen hava koşulları endişeleri ve İran savaşıyla bağlantılı olarak gübre tedarikindeki sıkılaşma, buğday arzı görünümüne ilişkin kaygıları artırırken, buğday fiyatları yaklaşık iki ayın en büyük haftalık artışını kaydetmeye hazırlanıyor. Chicago Ticaret Borsası'ndaki buğday vadeli işlemleri, Şubat ayından bu yana en büyük sıçramayı kaydederek haftalık bazda yaklaşık yüzde 5'lik bir artış kaydetti. Vaisala XWeather'ın son tahminlerine göre, ABD'nin Büyük Ovalar bölgesinde kuraklık koşullarının devam etmesi beklenirken, Avustralya'da ise tarım girdilerinde yaşanan kıtlık ve süregelen kuraklık, başlıca üretici ve ihracatçı olan ülkede buğday ekim alanlarını olumsuz etkiledi. Ayrıca, Karadeniz bölgesinin bazı kısımlarında ve Avrupa'nın bazı bölgelerinde de olumsuz hava koşulları dünyanın en büyük üretim bölgelerinden bazılarında buğday arzı görünümünü etkiledi. ABD Başkanı Donald Trump, Amerika ve İran'ın kalıcı bir ateşkes sağlayabileceğini söyleyerek, yedinci haftasının sonuna yaklaşan çatışmanın biteceğine dair olumlu bir hava yarattı. Ancak Hürmüz Boğazı büyük ölçüde kapalı kalmaya devam ederek enerji ve gübre krizini uzatıyor ve dünya çapında önemli ürünlerin üretimini tehdit ediyor. Chicago buğdayı yüzde 0,1 artışla 6,07 dolardan işlem görürken Kansas buğdayı yüzde 0,3 artışla 6,56 dolara yükseldi. Mısır yüzde 0,1 artarken, soya fasulyesi yüzde 0,1 düştü.

Denizlerde av yasağı başladı Haber

Denizlerde av yasağı başladı

Düzce İl Tarım ve Orman Müdürlüğü denizlerde su ürünleri av yasağı 15 Nisan 2026 tarihinde başlayacak olup, 31 Ağustos 2026 tarihinde sona erecek. Düzce İl Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamada "1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu ve Su Ürünleri Yönetmeliğine dayanılarak hazırlanan ve 1Eylül 2024 – 31 Ağustos 2028 tarihleri arasında geçerli olan 6/1 sayılı Ticari Amaçlı Su Ürünleri Avcılığının Düzenlenmesi Hakkında Tebliğ kapsamında, denizlerde su ürünleri av yasağı 15 Nisan 2026 tarihinde başlayacak olup, 31 Ağustos 2026 tarihinde sona erecektir. Karadeniz’de 15 Nisan 31 Ağustos tarihleri arasında gırgır ve trol ağları ile su ürünleri avcılığı yapılamayacaktır. Tüm karasularımızda 15 Nisan – 15 Haziran tarihleri arasında her türlü istihsal aracı ile kalkan balığı avcılığı yasaktır. Av yasağı öncesinde avlanarak İl/İlçe Müdürlüklerine stok tespiti yaptırılan kalkan balıklarının ise yasağın başlamasından itibaren en geç 7 gün içerisinde pazarlanması gerekmektedir. Ayrıca, tüm karasularımızda 1 Nisan – 14 Ağustos tarihleri arasında ağ dalyanları dahil olmak üzere her türlü istihsal aracıyla palamut ve torik avcılığı yasaklanmıştır. Avcılığa izin verilen alanlarda ise 1 Mayıs – 31 Ağustos tarihleri arasında algarna yöntemiyle deniz salyangozu avcılığına izin verilmeyecektir" denildi. Düzce İl Tarım ve Orman Müdürü Esra Uzun, denizlerde sürdürülebilirliğin sağlanması ve su ürünleri varlığının korunmasının büyük önem taşıdığını vurgulayarak, av yasağının bu açıdan kritik bir uygulama olduğunu belirtti. Uzun, özellikle üreme dönemine denk gelen bu süreçte avcılığın durdurulmasının, balık stoklarının yenilenmesine imkân sağladığını ifade ederek, bu hassas dönemde tüm paydaşların kurallara titizlikle uymasının gelecekte daha verimli ve sürdürülebilir bir balıkçılık için önemli bir katkı sunacağını dile getirdi.

Hürmüz Krizi, Küresel Tarım Ticaretini Tehdit Ediyor Haber

Hürmüz Krizi, Küresel Tarım Ticaretini Tehdit Ediyor

İran’daki savaş artık yalnızca enerji piyasalarının değil tarım sektörünün de meselesi haline geldi. Hürmüz Boğazı’nda yaşanan tıkanma; gübreden tahıla, şekerden pirince kadar kritik ürünlerde sevkiyatları yavaşlatıyor, navlun ve sigorta maliyetlerini sıçratıyor. Tarım piyasaları, pandemi sonrası en ciddi arz testiyle karşı karşıya. Körfez, hem tahıl ithalatının hem de azot bazlı gübre ihracatının önemli bir geçiş noktası. Uzayan bir çatışma; üretim maliyetlerini artırarak verimi düşürebilir, fiyatlara kalıcı bir “savaş primi” ekleyebilir. Küresel tarım ticaretinin önemli geçiş noktalarından Hürmüz’de tanker ve kuru yük gemilerinin rota değiştirmesi, teslim sürelerini haftalarca uzatıyor. Buğday en çok etkilenen ürün olmaya devam ederken, mısır orta düzeyde risk altında. Soya fasulyesinin ise doğrudan ticaret aksamalarından ziyade gübre ve enerji piyasaları aracılığıyla dolaylı olarak etkilenmesi muhtemel. İran, Irak ve Suudi Arabistan'ı da içeren Körfez bölgesi, ithal buğdaya büyük ölçüde bağımlı. Sevkiyatlarda gecikme yalnızca fiyatları değil, ekim planlarını ve stok yönetimini de etkiliyor. Yükselen petrol fiyatları biyoyakıt talebiyle tetiklenerek bitkisel yağ ve şeker piyasalarına ek talep yaratıyor; bu da gıda enflasyonuna yeni bir cephe açıyor. Piyasalarda oluşan “savaş primi”, pandemi sonrası normalleşmeye çalışan tedarik zincirlerini yeniden kırılgan hale getiriyor. Ürün bazında risk haritası ■ GÜBRE: Körfez ülkeleri küresel azotlu gübre ticaretinin yüzde 40-50’sini karşılıyor. Hürmüz’deki aksamalar üre ve amonyak sevkiyatını zorluyor. Yükselen fiyatlar özellikle mısır ve buğday gibi azot yoğun ürünlerde maliyet baskısını artırabilir. Uzun süreli bir aksama, Brezilya, Hindistan, Güney Asya ve AB'nin bazı bölgeleri gibi ithalata bağımlı büyük bölgelerde gübre bulunabilirliğini önemli ölçüde azaltabilir. ■ ŞEKER: Rafine beyaz şeker primi 107 $/tonla zirveye çıktı. Dubai’deki büyük rafinerilerin ham maddeyi Boğaz üzerinden temin etmesi arz daralması riskini büyütüyor. Yüksek petrol fiyatları Brezilya’da etanol üretimini teşvik ederek küresel şeker arzını daha da sıkılaştırabilir. ■ SOYA ÜRÜNLERİ: Soya yağı, artan petrol fiyatları ve biyoyakıt talebiyle son iki buçuk yılın zirvesini test etti. Soya küspesinde ise İran’ın önemli ithalatçı olması nedeniyle ticaret akışları hassas. ABD-Çin hattındaki siyasi gerilim, küresel soya ticaretini yeniden şekillendirebilir. ■ PİRİNÇ (BASMATİ): Yaklaşık 400 bin ton Hint basmati pirinci limanlarda ve yolda bekliyor. Navlun iki katına çıkarken yeni sözleşmeler durdu. Ortadoğu talebindeki kesinti fiyatları aşağı çekerken, lojistik düğüm çözülemezse arz-talep dengesi hızla tersine dönebilir. ■ BUĞDAY: Körfez ve Kuzey Afrika ithalata yüksek bağımlı. Hürmüz ve Kızıldeniz rotalarındaki riskler transit sürelerini uzatıyor. Fonların pozisyon kapaması fiyatlarda oynaklığı artırdı; kalıcı aksama fiyatları yukarı itebilir. Şu sıralar kile başına fiyat Chicago vadeli işlemlerinde 5.7 doların hemen altında. ■ MISIR: İran, Brezilya mısırının büyük alıcılarından. Sevkiyatta aksama, Brezilya’nın hasat döneminde ticaret dengesini zorlayabilir. Artan gübre maliyetleri üretim planlarını da etkileyebilir. Vadeli işlemlerde fiyatlar 4,30 dolar civarında. Rusya, İran’a buğday ithalatını askıya aldı ABD ve İsrail’in saldırıları sonrası Rusya’nın İran’a tahıl sevkiyatları geçici olarak durdu. İran, sezon için planlanan Rus buğdayının büyük bölümünü alsa da Karadeniz ve Hazar üzerinden yeni yüklemeler askıya alındı. Navlun ve sigorta primlerindeki artış ödeme kanallarını da zorlaştırıyor. Analistler, sevkiyatların yeniden başlamasını beklese de belirsizlik sürüyor.

Karadeniz’de Hayalet Ağ Alarmı Haber

Karadeniz’de Hayalet Ağ Alarmı

Karadeniz’in doğal ekosistemini ve biyoçeşitliliğini korumak için hayalet ağlardan temizlemek gerektiği belirtildi. Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Sürmene Deniz Bilimleri Fakültesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Coşkun Erüz, Karadeniz’in gezegenin en sıra dışı ve en kırılgan ekosisteme sahip denizlerinden biri olduğuna dikkat çekti. Erüz "6 ülkeyle çevrili olan bu denizin, yüzey tabakasının altında beklenmedik bir gerçeği saklıyor. Sularının yüzde 80'inden fazlası oksijensiz-anoksiktir. 150 metrenin altında oksijen kayboluyor ve yerini zehirli bir gaz olan hidrojen sülfid alır. Bu nedenle üst yapılı deniz yaşamı ince, ancak çok verimli bir yüzey tabakasına sıkışmıştır, bu da bu sınırlı yaşam alanını son derece değerli kılıyor" dedi. "Karadeniz’de neredeyse hiç görünmeyen, farkında olunmayan ancak her geçen yıl artan bir sorun var" Karadeniz’deki biyo-çeşitliliğe yönelik insan kaynaklı tehditlere vurgu yapan Prof. Dr. Coşkun Erüz "Karadeniz’de neredeyse hiç görünmeyen, farkında olunmayan ancak her geçen yıl artan bir sorun var: terk edilmiş, kayıp veya atılmış ağ ve diğer balıkçılık ekipmanları, diğer adıyla hayalet ağlar. Dayanıklı plastiklerden yapılmış bu ağlar, deniz içerisinde serbest-kontrolsüz dolaşarak on yıllarca varlığını sürdürebiliyor. İster deniz dibine takılmış, ister kayalara dolanmış veya akıntılarla sürüklenmiş olsunlar, bu ağa ve ekipmanlar avlanmaya devam ederek deniz ortamına, canlı yaşamına büyük zarar verirler ve ticari değeri yüksek hamsilerden nesli tehlikede olan mersin balıklarına, kabuklulardan, yunus ve kuşlara kadar her canlıyı avlamaya devam ederler" diye konuştu. "Kaybolan tek bir ağ yüzlerce kilo ağırlığında olabilir ve yıllarca biyolojik çeşitliliğe zarar vermeye devam edebilir" Avrupa Çevre Ajansı'na (EEA) göre Karadeniz'deki deniz kirliliğinin yüzde 85'inin plastikten oluştuğuna da dikkat çeken "BlackNets" projesi koordinatörü de olan Erüz "Küresel olarak, hayalet ağların bunun yaklaşık yüzde 10'unu oluşturduğu düşünülüyor ve bazı kritik bölgelerde ise balıkçılık ekipmanları, hayalet ağlar ve plastik atık deniz çöpü atığının yarısını oluşturuyor. Kaybolan tek bir ağ yüzlerce kilo ağırlığında olabilir ve yıllarca biyolojik çeşitliliğe zarar vermeye devam edebilir. Kontrol dışı kalan, denizde terkedilen, atılan bu ağlar ortada görünmüyor olsa dahi, su içinde ve zeminde habitat ve ekosistem bozulmasına biyoçeşitliliğin zarar görmesine neden oluyor. Kontrolsüz bir şekilde balıkları ve diğer canlıları yakalamaya devam ediyorlar. Denizlerde görünmez, sinsi katil gibiler açıklamasında bulundu. Ortak deniz Karadeniz’i korumak her bireyin, kurum ve kuruluşların, özellikle bu denizden geçim sağlayan balıkçıların görev ve sorumluluğudur" şeklinde konuştu. BlackNETS projesi bitti, Horizin Rower başlıyor Prof. Dr. Coşkun Erüz, BlackNETS projesinin 2025 Aralık sonu itibari ile tamamlandığını, KTÜ Deniz Bilimleri Fakültesi olarak 2026 yılı itibari ile Horizin ROWER projesini başlatacaklarını ifade ederek "Tarım ve Orman Bakanlığı işbirliği ile hayalet ağ geri toplama çalışmaları planlanmakta, diğer kurum ve kuruluşların desteği ile 2026 itibari ile yeni proje ve uygulamalarla da hayalet ağ sorunu konusunda toplumsal bilgi ve farkındalığı arttırma, geri kazanarak deniz ekosistemini rehabilite etme, koruma çalışmaları devam ettirilecektir" ifadelerini kullandı.

Hamside Beklenen Olmadı, Tekneler Sezona Erken Veda Ediyor Haber

Hamside Beklenen Olmadı, Tekneler Sezona Erken Veda Ediyor

Balıkçılar, bu bölgelerde görülen hamsinin de umut verici olmadığını belirtirken, genel tabloya bakıldığında Karadeniz'in birçok noktasında durumun benzer olduğunu vurguluyor. Balıkçılar, günlük 100-150 kasa civarında bir av yapılabilmesi hâlinde balık av sezonunun biteceği 15 Nisan 2026 tarihine kadar denizde kalabileceklerini ancak bu miktarın maliyeti karşılamaması durumunda avlanmanın sürdürülebilir olmadığını dile getiriyor. Şu anda tekneler ağırlıklı olarak istavrit avına yönelirken, bazı teknelerde şimdiden karaya çekerek bir sonraki balık sezonu için hazırlıklarına başladı. Tekne sahiplerinden Bilal Bozoklu şu an ağırlıklı olarak istavrit avladıklarını belirterek "Hamsi yok diyebiliriz. İğneada taraflarında kendini gösterdi ancak orada da çok iç açıcı bir durum yok. Olan hamsi Gürcistan'da; orada da durum pek parlak değil. Dolayısıyla Gürcistan taraflarında da yoğun bir hamsi avı söz konusu değil. Kısacası her yer aynı durumda. Bundan sonra günlük 100-150 kasa civarında av yapabilirsek sezon sonuna kadar denizde kalabiliriz ancak maliyeti kurtarmadığı sürece denize açılmamız mümkün değil. Şu anda ağırlıklı olarak istavrit avlıyoruz. Eskilerin deyimiyle, denizde zaman zaman kısır dönemler yaşandığına dair söylemler olurdu. Nitekim iyi geçen sezonlar da oldu. Örneğin bir önceki sezonda palamut çoktu, bu sezon ise hamsi vardı ancak değerini bulmadı. Hamsi kış sezonunda olsaydı ve 300-500 kasa avlayabilseydik belki bir şeyler kazanabilirdik. Ancak herkes aynı anda avladığında hamsi ucuz fiyata gidiyor. Piyasaya fazla hamsi girmesi, tekne açısından pek kurtarıcı olmuyor. Şu anda tekneler genellikle İğneada ve Marmara Denizi'nde avlanıyor. Doğu Karadeniz'de ise çok fazla tekne yok; olanlar da bizim gibi günü kurtarmaya çalışıyor. 1,5-2 ay sonra tekneler karaya çekilmeye başlar. Şu an itibarıyla karaya çekilen tekneler de var" diye konuştu. Deniz dibindeki kirlilik ağları parçalıyor Deniz dibindeki demir parçaları ve çöplerin ağlara zarar verdiğini belirten Bozoklu, "Denize ağ attığımızda dipteki bir cisim nedeniyle ağlarımız yırtıldı. Balıkçı deyimiyle iki, iki buçuk boy (Yaklaşık 275 metre) kadar ağımız zarar gördü. Denizin güzelliği olduğu kadar çilesi de var. Bu durum sadece dipteki cisimlerden değil, akıntıdan da kaynaklanabiliyor. Denizde çöp var, denizin altında ciddi miktarda atık bulunuyor. Özellikle Trabzon çevresinde bu sorun daha fazla görülüyor" dedi. Kaptan yardımcısı Harun Yılmaz ise yırtılan ağları tamir ettiklerini kaydederek "Sezon, hamsi açısından verimli geçti ancak fiyatlar oldukça düşük kaldı. Bu nedenle bolluk yaşanmasına rağmen ekonomik anlamda beklentiyi karşılamadı. Şu sıralar ağırlıklı olarak istavrit avcılığı yapıyoruz. Genellikle Eynesil ile Of arasındaki bölgede avlanıyoruz. Şu anda hamsi avı yok; İğneada'da zaman zaman görülüyor ancak orada da süreklilik göstermiyor. Şu an ağ tamiriyle uğraşıyoruz. Ağlarımızın büyük gemilerin çapaları nedeniyle yırtıldığını düşünüyoruz. İki boy ağımız zarar gördü. Ayrıca denizden çöp de çıkıyor; özellikle Beşirli tarafında bu durum daha fazla görülüyor" diye konuştu.

Uyanık lüfer balıkçıya yakalanmıyor Haber

Uyanık lüfer balıkçıya yakalanmıyor

Türk karasularında bulunan en lezzetli ve en pahalı balık türlerinden biri olan lüfer, diğer balık türlerine göre hem tezgâhlarda daha az bulunuyor hem de fiyatı oldukça yüksek seyrediyor. Kooperatif Başkanı Atıf Malkoç, lüfer ve çinekopun Karadeniz'de oldukça bol olmasına rağmen, avcı teknelerin girmesinin yasak olduğu güzergâhlarda dolaşan sürülerin avlanamadığını, bu nedenle balığın yaklaşık yüzde 95'inin denizlerde kaldığını ifade etti. "Denizlerdeki lüferin sadece yüzde 5'i avlanabiliyor" Lüfer ve çinekop sürülerinin balıkçı teknelerinin giremediği kıyı şeritlerinden geçtiğini ifade eden Malkoç, "Bu balıklar kıyıya çok yakın seyrediyor. Ancak bizim metre yasağımız var. Teknelerimizde takip cihazları bulunuyor ve sürekli denetleniyoruz. Avlanabilmemiz için balığın 24 metrenin üzerine çıkması gerekiyor. Hava sıcaklıklarının yüksek olması nedeniyle balıklar bu derinliğe inmiyor. Bu yüzden avcı tekneler denizdeki lüferin yalnızca yüzde 5'ini yakalayabiliyor. Denizlerde balık yok değil, balık yasak bölgelerde dolaşıyor" dedi. Malkoç, bu nedenle lüfer ve çinekop avcılığının büyük ölçüde amatör balıkçılara kaldığını da sözlerine ekledi. Karadeniz'de en çok bulunan balık türünün istavrit olduğunu belirten Malkoç, "Ancak istavrit de 13 santimetrelik boy kotasını geçemediği için hem avlanamıyor hem de satılamıyor" diye konuştu.

Gürcistan hamsisi gelmedi tezgahlar buzhane hamsisine kaldı Haber

Gürcistan hamsisi gelmedi tezgahlar buzhane hamsisine kaldı

Karadeniz'de bugünlerde hamsi avında belirgin bir düşüş yaşanırken, özellikle 1 Ocak itibariyle Türk balıkçılar tarafından Gürcistan karasularında başlayan hamsi avı şu ana kadar beklentileri karşılamadı. Balıkçılar bugünlerde Türk karasularında azalışa geçen hamsi avında umutlarını Gürcistan'dan gelecek hamsiye bağlamıştı. Ancak Gürcistan'dan beklenen hamsinin gelmediği belirten balıkçılar geçtiğimiz yıl da Gürcistan'dan istenilen hamsinin gelmediğini hatırlattı. Balıkçılar, bu sezon da durumun değişmediğini ifade ederek şu anda satılan hamsilerin buzhane hamsisi olduğunu belirterek gönül rahatlığıyla tüketilebileceğini söylediler. Balıkçı esnaflarından Adem Kaygusuz, yaptığı açıklamada "Gürcistan'dan beklenen hamsi gelmedi. Şu anda orada hamsi avı yapılıyor ancak gümrük giderlerinin pahalı olması nedeniyle buraya gönderilemiyor. Geçen sene de Gürcistan'dan hiç hamsi gelmemişti. Şu an sattığımız hamsiler teknelerde şoklanmış hamsiler. Vatandaşlara bu hamsileri gönül rahatlığıyla tüketmelerini tavsiye ediyorum; buzhane kokusu bile yok. Şu an bölgemizdeki sularda hiç hamsi yok. Belki İğneada taraflarında çok az miktarda vardır ancak buraya gelecek durumda değil. İstavrit ise günlük olarak geliyor ve tam yenecek kıvamda. Bu sene palamut yoktu, hamsi boldu" dedi. Balıkçı esnaflarından Ahmet Çoğalmış ise bu günlerde bol miktarda istavrit geldiğini ifade ederek "Gürcistan'dan hâlâ hamsi gelmedi ve piyasadaki hamsiler şoklu hamsilerden oluşuyor. Şu anda hamsi yok denecek kadar az, ancak bol miktarda istavrit geliyor. Havalar yavaş yavaş düzeldikçe diğer balık çeşitleri de tezgâhlarda yerini almaya başlayacak. Şu an istavritin yanı sıra barbun, mezgit, levrek, tirsi, karagöz, somon ve çupra çeşitlerimiz mevcut. Balık çeşitleri yavaş yavaş artıyor. Bölgemizdeki sularda hamsi avı neredeyse yok. Zaten hamsi göç balığı olduğu için bundan sonra geleceğini de pek tahmin etmiyorum" diye konuştu.

Samsun, Sülünlerle Kahverengi Kokarcayla Doğal Mücadele Başlattı Video Galeri

Samsun, Sülünlerle Kahverengi Kokarcayla Doğal Mücadele Başlattı

2025 yılında Samsun ve çevre illerine doğaya bırakılan 3 bin sülün, fındık ve tarım alanlarında ciddi zararlara yol açan kahverengi kokarcaya karşı ekosistemin "doğal savaşçıları" olarak görev yapıyor. Samsun'un Tekkeköy ilçesindeki Gelemen Sülün Üretim Merkezi, kuruluşundan bu yana toplam 392 bin 720 sülünü doğaya kazandırarak Türkiye'nin biyolojik çeşitliliğine önemli katkılar sağladı. Merkezde yalnızca 2025 yılında 3 bin adet sülün üretildi ve başta Ordu, Samsun, Karabük, Sinop ve Bartın olmak üzere çeşitli illerde doğal yaşama bırakıldı. Bu sülünler özellikle kahverengi kokarcayla biyolojik mücadelede sağladıkları faydayla öne çıkıyor. "Özel olarak yetiştiriliyor" Doğa Koruma ve Millî Parklar 11. Bölge Müdürü Resul Doğan, Gelemen Sülün Üretim Merkezi'nin kuruluş amacının, Karadeniz kıyı kesimlerinde doğal olarak bulunan Kafkas sülünü popülasyonunun çevresel nedenlerle azalması üzerine türü koruma altına almak olduğunu belirtti. Sülün üretim sürecinin Mart ayında başladığını ifade eden Doğan, yumurtaların kuluçka süreçlerinin ardından civcivlerin büyütme kafesleri ve kapalı kümeslerde bakım gördüğünü, yaklaşık 17–18 haftalık gelişim döneminin sonunda doğal ortama uyum sağlayabilecek düzeye gelen bireylerin planlı şekilde doğaya salındığını aktardı. "Kapasite yıllık 15 bine çıkacak" Merkezin kuruluşundan bugüne kadar yüzbinlerce sülünün doğal yaşama bırakıldığını hatırlatan Doğan, sadece Samsun'da 67 bin 206 adet sülünün doğaya salındığını belirtti. 2026 ve sonrası hedeflere de değinen Doğan, yıllık 15 bin adet üretim kapasitesine ulaşmak istediklerini; mevcut alanın yetersiz kalması nedeniyle faaliyetlerin bakanlık tarafından Terme'de yapımı tamamlanan, yeni sülün üretme merkezine taşınacağını ifade ederek, "Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğümüz yatırım ödenekleri ve DOKAP desteğiyle yapılacak tadilatların tamamlanmasının ardından üretim kapasitesinin yıllık 15 bine adede çıkarılması mümkün olacak" dedi. "Kahverengi kokarca mücadele"€ Sülünlerin ekosisteme katkılarına dikkat çeken Doğan, yapılan bilimsel çalışmalar sonucunda türün kahverengi kokarcayla beslendiğinin tespit edildiğini, bu nedenle sülünlerin tarım alanlarında zararlı popülasyonunun baskılanmasına doğal bir destek sunduğunu söyledi. Doğan, "Bilindiği üzere Kahverengi kokarca yöremizde fındık arazilerine ve tarım alanlarına ciddi zarar veriyor. Bununla ilgili Tarım ve Orman Bakanlığımız çok ciddi çalışmalar yürütmektedir. Biyolojik mücadele için Konya Selçuk Üniversitesinde ve İstanbul Polenezköy Sülün Üretme İstasyonunda yapılan bilimsel çalışmalar akabinde, bazı denemeler yapılmış ve sülünün kahverengi kokarcayla beslendiği tespitleri yapılmıştır. Sülünler, ekosistemlerin sürdürülebilirliği açısından önemli bir tür olup; böcek, larva, tohum ve çeşitli bitkisel materyallerle beslenmeleri sayesinde doğal dengenin korunmasına destekleyici katkılar sağlamaktadır. Bu kapsamda, özellikle tarımsal üretim alanlarında zararlı organizmaların baskılanmasına yönelik biyolojik mücadele süreçlerine dolaylı katkı sundukları değerlendirilmektedir" diye konuştu. Vatandaşlardan en önemli beklentilerinin doğaya bırakılan sülünlerin avlanmaması, rahatsız edilmemesi ve özellikle üreme ile adaptasyon dönemlerinde yaşam alanlarına müdahale edilmemesi olduğunu belirten Doğan, bu hassasiyetin gösterilmesinin türün doğada kalıcı bir popülasyon oluşturması için büyük önem taşıdığını sözlerine ekledi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.