TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Karadeniz

AGRONEWS - Karadeniz haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Karadeniz haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Karadeniz’de Hayalet Ağ Alarmı Haber

Karadeniz’de Hayalet Ağ Alarmı

Karadeniz’in doğal ekosistemini ve biyoçeşitliliğini korumak için hayalet ağlardan temizlemek gerektiği belirtildi. Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Sürmene Deniz Bilimleri Fakültesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Coşkun Erüz, Karadeniz’in gezegenin en sıra dışı ve en kırılgan ekosisteme sahip denizlerinden biri olduğuna dikkat çekti. Erüz "6 ülkeyle çevrili olan bu denizin, yüzey tabakasının altında beklenmedik bir gerçeği saklıyor. Sularının yüzde 80'inden fazlası oksijensiz-anoksiktir. 150 metrenin altında oksijen kayboluyor ve yerini zehirli bir gaz olan hidrojen sülfid alır. Bu nedenle üst yapılı deniz yaşamı ince, ancak çok verimli bir yüzey tabakasına sıkışmıştır, bu da bu sınırlı yaşam alanını son derece değerli kılıyor" dedi. "Karadeniz’de neredeyse hiç görünmeyen, farkında olunmayan ancak her geçen yıl artan bir sorun var" Karadeniz’deki biyo-çeşitliliğe yönelik insan kaynaklı tehditlere vurgu yapan Prof. Dr. Coşkun Erüz "Karadeniz’de neredeyse hiç görünmeyen, farkında olunmayan ancak her geçen yıl artan bir sorun var: terk edilmiş, kayıp veya atılmış ağ ve diğer balıkçılık ekipmanları, diğer adıyla hayalet ağlar. Dayanıklı plastiklerden yapılmış bu ağlar, deniz içerisinde serbest-kontrolsüz dolaşarak on yıllarca varlığını sürdürebiliyor. İster deniz dibine takılmış, ister kayalara dolanmış veya akıntılarla sürüklenmiş olsunlar, bu ağa ve ekipmanlar avlanmaya devam ederek deniz ortamına, canlı yaşamına büyük zarar verirler ve ticari değeri yüksek hamsilerden nesli tehlikede olan mersin balıklarına, kabuklulardan, yunus ve kuşlara kadar her canlıyı avlamaya devam ederler" diye konuştu. "Kaybolan tek bir ağ yüzlerce kilo ağırlığında olabilir ve yıllarca biyolojik çeşitliliğe zarar vermeye devam edebilir" Avrupa Çevre Ajansı'na (EEA) göre Karadeniz'deki deniz kirliliğinin yüzde 85'inin plastikten oluştuğuna da dikkat çeken "BlackNets" projesi koordinatörü de olan Erüz "Küresel olarak, hayalet ağların bunun yaklaşık yüzde 10'unu oluşturduğu düşünülüyor ve bazı kritik bölgelerde ise balıkçılık ekipmanları, hayalet ağlar ve plastik atık deniz çöpü atığının yarısını oluşturuyor. Kaybolan tek bir ağ yüzlerce kilo ağırlığında olabilir ve yıllarca biyolojik çeşitliliğe zarar vermeye devam edebilir. Kontrol dışı kalan, denizde terkedilen, atılan bu ağlar ortada görünmüyor olsa dahi, su içinde ve zeminde habitat ve ekosistem bozulmasına biyoçeşitliliğin zarar görmesine neden oluyor. Kontrolsüz bir şekilde balıkları ve diğer canlıları yakalamaya devam ediyorlar. Denizlerde görünmez, sinsi katil gibiler açıklamasında bulundu. Ortak deniz Karadeniz’i korumak her bireyin, kurum ve kuruluşların, özellikle bu denizden geçim sağlayan balıkçıların görev ve sorumluluğudur" şeklinde konuştu. BlackNETS projesi bitti, Horizin Rower başlıyor Prof. Dr. Coşkun Erüz, BlackNETS projesinin 2025 Aralık sonu itibari ile tamamlandığını, KTÜ Deniz Bilimleri Fakültesi olarak 2026 yılı itibari ile Horizin ROWER projesini başlatacaklarını ifade ederek "Tarım ve Orman Bakanlığı işbirliği ile hayalet ağ geri toplama çalışmaları planlanmakta, diğer kurum ve kuruluşların desteği ile 2026 itibari ile yeni proje ve uygulamalarla da hayalet ağ sorunu konusunda toplumsal bilgi ve farkındalığı arttırma, geri kazanarak deniz ekosistemini rehabilite etme, koruma çalışmaları devam ettirilecektir" ifadelerini kullandı.

Hamside Beklenen Olmadı, Tekneler Sezona Erken Veda Ediyor Haber

Hamside Beklenen Olmadı, Tekneler Sezona Erken Veda Ediyor

Balıkçılar, bu bölgelerde görülen hamsinin de umut verici olmadığını belirtirken, genel tabloya bakıldığında Karadeniz'in birçok noktasında durumun benzer olduğunu vurguluyor. Balıkçılar, günlük 100-150 kasa civarında bir av yapılabilmesi hâlinde balık av sezonunun biteceği 15 Nisan 2026 tarihine kadar denizde kalabileceklerini ancak bu miktarın maliyeti karşılamaması durumunda avlanmanın sürdürülebilir olmadığını dile getiriyor. Şu anda tekneler ağırlıklı olarak istavrit avına yönelirken, bazı teknelerde şimdiden karaya çekerek bir sonraki balık sezonu için hazırlıklarına başladı. Tekne sahiplerinden Bilal Bozoklu şu an ağırlıklı olarak istavrit avladıklarını belirterek "Hamsi yok diyebiliriz. İğneada taraflarında kendini gösterdi ancak orada da çok iç açıcı bir durum yok. Olan hamsi Gürcistan'da; orada da durum pek parlak değil. Dolayısıyla Gürcistan taraflarında da yoğun bir hamsi avı söz konusu değil. Kısacası her yer aynı durumda. Bundan sonra günlük 100-150 kasa civarında av yapabilirsek sezon sonuna kadar denizde kalabiliriz ancak maliyeti kurtarmadığı sürece denize açılmamız mümkün değil. Şu anda ağırlıklı olarak istavrit avlıyoruz. Eskilerin deyimiyle, denizde zaman zaman kısır dönemler yaşandığına dair söylemler olurdu. Nitekim iyi geçen sezonlar da oldu. Örneğin bir önceki sezonda palamut çoktu, bu sezon ise hamsi vardı ancak değerini bulmadı. Hamsi kış sezonunda olsaydı ve 300-500 kasa avlayabilseydik belki bir şeyler kazanabilirdik. Ancak herkes aynı anda avladığında hamsi ucuz fiyata gidiyor. Piyasaya fazla hamsi girmesi, tekne açısından pek kurtarıcı olmuyor. Şu anda tekneler genellikle İğneada ve Marmara Denizi'nde avlanıyor. Doğu Karadeniz'de ise çok fazla tekne yok; olanlar da bizim gibi günü kurtarmaya çalışıyor. 1,5-2 ay sonra tekneler karaya çekilmeye başlar. Şu an itibarıyla karaya çekilen tekneler de var" diye konuştu. Deniz dibindeki kirlilik ağları parçalıyor Deniz dibindeki demir parçaları ve çöplerin ağlara zarar verdiğini belirten Bozoklu, "Denize ağ attığımızda dipteki bir cisim nedeniyle ağlarımız yırtıldı. Balıkçı deyimiyle iki, iki buçuk boy (Yaklaşık 275 metre) kadar ağımız zarar gördü. Denizin güzelliği olduğu kadar çilesi de var. Bu durum sadece dipteki cisimlerden değil, akıntıdan da kaynaklanabiliyor. Denizde çöp var, denizin altında ciddi miktarda atık bulunuyor. Özellikle Trabzon çevresinde bu sorun daha fazla görülüyor" dedi. Kaptan yardımcısı Harun Yılmaz ise yırtılan ağları tamir ettiklerini kaydederek "Sezon, hamsi açısından verimli geçti ancak fiyatlar oldukça düşük kaldı. Bu nedenle bolluk yaşanmasına rağmen ekonomik anlamda beklentiyi karşılamadı. Şu sıralar ağırlıklı olarak istavrit avcılığı yapıyoruz. Genellikle Eynesil ile Of arasındaki bölgede avlanıyoruz. Şu anda hamsi avı yok; İğneada'da zaman zaman görülüyor ancak orada da süreklilik göstermiyor. Şu an ağ tamiriyle uğraşıyoruz. Ağlarımızın büyük gemilerin çapaları nedeniyle yırtıldığını düşünüyoruz. İki boy ağımız zarar gördü. Ayrıca denizden çöp de çıkıyor; özellikle Beşirli tarafında bu durum daha fazla görülüyor" diye konuştu.

Uyanık lüfer balıkçıya yakalanmıyor Haber

Uyanık lüfer balıkçıya yakalanmıyor

Türk karasularında bulunan en lezzetli ve en pahalı balık türlerinden biri olan lüfer, diğer balık türlerine göre hem tezgâhlarda daha az bulunuyor hem de fiyatı oldukça yüksek seyrediyor. Kooperatif Başkanı Atıf Malkoç, lüfer ve çinekopun Karadeniz'de oldukça bol olmasına rağmen, avcı teknelerin girmesinin yasak olduğu güzergâhlarda dolaşan sürülerin avlanamadığını, bu nedenle balığın yaklaşık yüzde 95'inin denizlerde kaldığını ifade etti. "Denizlerdeki lüferin sadece yüzde 5'i avlanabiliyor" Lüfer ve çinekop sürülerinin balıkçı teknelerinin giremediği kıyı şeritlerinden geçtiğini ifade eden Malkoç, "Bu balıklar kıyıya çok yakın seyrediyor. Ancak bizim metre yasağımız var. Teknelerimizde takip cihazları bulunuyor ve sürekli denetleniyoruz. Avlanabilmemiz için balığın 24 metrenin üzerine çıkması gerekiyor. Hava sıcaklıklarının yüksek olması nedeniyle balıklar bu derinliğe inmiyor. Bu yüzden avcı tekneler denizdeki lüferin yalnızca yüzde 5'ini yakalayabiliyor. Denizlerde balık yok değil, balık yasak bölgelerde dolaşıyor" dedi. Malkoç, bu nedenle lüfer ve çinekop avcılığının büyük ölçüde amatör balıkçılara kaldığını da sözlerine ekledi. Karadeniz'de en çok bulunan balık türünün istavrit olduğunu belirten Malkoç, "Ancak istavrit de 13 santimetrelik boy kotasını geçemediği için hem avlanamıyor hem de satılamıyor" diye konuştu.

Gürcistan hamsisi gelmedi tezgahlar buzhane hamsisine kaldı Haber

Gürcistan hamsisi gelmedi tezgahlar buzhane hamsisine kaldı

Karadeniz'de bugünlerde hamsi avında belirgin bir düşüş yaşanırken, özellikle 1 Ocak itibariyle Türk balıkçılar tarafından Gürcistan karasularında başlayan hamsi avı şu ana kadar beklentileri karşılamadı. Balıkçılar bugünlerde Türk karasularında azalışa geçen hamsi avında umutlarını Gürcistan'dan gelecek hamsiye bağlamıştı. Ancak Gürcistan'dan beklenen hamsinin gelmediği belirten balıkçılar geçtiğimiz yıl da Gürcistan'dan istenilen hamsinin gelmediğini hatırlattı. Balıkçılar, bu sezon da durumun değişmediğini ifade ederek şu anda satılan hamsilerin buzhane hamsisi olduğunu belirterek gönül rahatlığıyla tüketilebileceğini söylediler. Balıkçı esnaflarından Adem Kaygusuz, yaptığı açıklamada "Gürcistan'dan beklenen hamsi gelmedi. Şu anda orada hamsi avı yapılıyor ancak gümrük giderlerinin pahalı olması nedeniyle buraya gönderilemiyor. Geçen sene de Gürcistan'dan hiç hamsi gelmemişti. Şu an sattığımız hamsiler teknelerde şoklanmış hamsiler. Vatandaşlara bu hamsileri gönül rahatlığıyla tüketmelerini tavsiye ediyorum; buzhane kokusu bile yok. Şu an bölgemizdeki sularda hiç hamsi yok. Belki İğneada taraflarında çok az miktarda vardır ancak buraya gelecek durumda değil. İstavrit ise günlük olarak geliyor ve tam yenecek kıvamda. Bu sene palamut yoktu, hamsi boldu" dedi. Balıkçı esnaflarından Ahmet Çoğalmış ise bu günlerde bol miktarda istavrit geldiğini ifade ederek "Gürcistan'dan hâlâ hamsi gelmedi ve piyasadaki hamsiler şoklu hamsilerden oluşuyor. Şu anda hamsi yok denecek kadar az, ancak bol miktarda istavrit geliyor. Havalar yavaş yavaş düzeldikçe diğer balık çeşitleri de tezgâhlarda yerini almaya başlayacak. Şu an istavritin yanı sıra barbun, mezgit, levrek, tirsi, karagöz, somon ve çupra çeşitlerimiz mevcut. Balık çeşitleri yavaş yavaş artıyor. Bölgemizdeki sularda hamsi avı neredeyse yok. Zaten hamsi göç balığı olduğu için bundan sonra geleceğini de pek tahmin etmiyorum" diye konuştu.

Samsun, Sülünlerle Kahverengi Kokarcayla Doğal Mücadele Başlattı Video Galeri

Samsun, Sülünlerle Kahverengi Kokarcayla Doğal Mücadele Başlattı

2025 yılında Samsun ve çevre illerine doğaya bırakılan 3 bin sülün, fındık ve tarım alanlarında ciddi zararlara yol açan kahverengi kokarcaya karşı ekosistemin "doğal savaşçıları" olarak görev yapıyor. Samsun'un Tekkeköy ilçesindeki Gelemen Sülün Üretim Merkezi, kuruluşundan bu yana toplam 392 bin 720 sülünü doğaya kazandırarak Türkiye'nin biyolojik çeşitliliğine önemli katkılar sağladı. Merkezde yalnızca 2025 yılında 3 bin adet sülün üretildi ve başta Ordu, Samsun, Karabük, Sinop ve Bartın olmak üzere çeşitli illerde doğal yaşama bırakıldı. Bu sülünler özellikle kahverengi kokarcayla biyolojik mücadelede sağladıkları faydayla öne çıkıyor. "Özel olarak yetiştiriliyor" Doğa Koruma ve Millî Parklar 11. Bölge Müdürü Resul Doğan, Gelemen Sülün Üretim Merkezi'nin kuruluş amacının, Karadeniz kıyı kesimlerinde doğal olarak bulunan Kafkas sülünü popülasyonunun çevresel nedenlerle azalması üzerine türü koruma altına almak olduğunu belirtti. Sülün üretim sürecinin Mart ayında başladığını ifade eden Doğan, yumurtaların kuluçka süreçlerinin ardından civcivlerin büyütme kafesleri ve kapalı kümeslerde bakım gördüğünü, yaklaşık 17–18 haftalık gelişim döneminin sonunda doğal ortama uyum sağlayabilecek düzeye gelen bireylerin planlı şekilde doğaya salındığını aktardı. "Kapasite yıllık 15 bine çıkacak" Merkezin kuruluşundan bugüne kadar yüzbinlerce sülünün doğal yaşama bırakıldığını hatırlatan Doğan, sadece Samsun'da 67 bin 206 adet sülünün doğaya salındığını belirtti. 2026 ve sonrası hedeflere de değinen Doğan, yıllık 15 bin adet üretim kapasitesine ulaşmak istediklerini; mevcut alanın yetersiz kalması nedeniyle faaliyetlerin bakanlık tarafından Terme'de yapımı tamamlanan, yeni sülün üretme merkezine taşınacağını ifade ederek, "Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğümüz yatırım ödenekleri ve DOKAP desteğiyle yapılacak tadilatların tamamlanmasının ardından üretim kapasitesinin yıllık 15 bine adede çıkarılması mümkün olacak" dedi. "Kahverengi kokarca mücadele"€ Sülünlerin ekosisteme katkılarına dikkat çeken Doğan, yapılan bilimsel çalışmalar sonucunda türün kahverengi kokarcayla beslendiğinin tespit edildiğini, bu nedenle sülünlerin tarım alanlarında zararlı popülasyonunun baskılanmasına doğal bir destek sunduğunu söyledi. Doğan, "Bilindiği üzere Kahverengi kokarca yöremizde fındık arazilerine ve tarım alanlarına ciddi zarar veriyor. Bununla ilgili Tarım ve Orman Bakanlığımız çok ciddi çalışmalar yürütmektedir. Biyolojik mücadele için Konya Selçuk Üniversitesinde ve İstanbul Polenezköy Sülün Üretme İstasyonunda yapılan bilimsel çalışmalar akabinde, bazı denemeler yapılmış ve sülünün kahverengi kokarcayla beslendiği tespitleri yapılmıştır. Sülünler, ekosistemlerin sürdürülebilirliği açısından önemli bir tür olup; böcek, larva, tohum ve çeşitli bitkisel materyallerle beslenmeleri sayesinde doğal dengenin korunmasına destekleyici katkılar sağlamaktadır. Bu kapsamda, özellikle tarımsal üretim alanlarında zararlı organizmaların baskılanmasına yönelik biyolojik mücadele süreçlerine dolaylı katkı sundukları değerlendirilmektedir" diye konuştu. Vatandaşlardan en önemli beklentilerinin doğaya bırakılan sülünlerin avlanmaması, rahatsız edilmemesi ve özellikle üreme ile adaptasyon dönemlerinde yaşam alanlarına müdahale edilmemesi olduğunu belirten Doğan, bu hassasiyetin gösterilmesinin türün doğada kalıcı bir popülasyon oluşturması için büyük önem taşıdığını sözlerine ekledi.

Kahverengi Kokarca Fındıkta Zarar Yüzde Yüze Dayandı Haber

Kahverengi Kokarca Fındıkta Zarar Yüzde Yüze Dayandı

Türkiye'de özellikle Karadeniz Bölgesi'nde her yıl milyar dolarlık ihracat geliri sağlanan fındık başta olmak üzere tarım ürünlerine son yıllarda büyük zarar veren kahverengi kokarcanın, bu sezon fındığa zararı yüzde yüze yaklaştığı belirtildi. Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr İsmail Demir, Karadeniz sahil şeridi boyunca hızla yayılan istilacı kokarca böceğinin bölgede özellikle fındık üretiminde büyük kayıplara yol açtığını söyledi. Demir "Yoğunluğun yüksek olduğu bölgelerde zarar oranı yüzde 70-80'e, hatta zaman zaman yüzde 100'e ulaşabilmektedir" dedi. Karadeniz sahil şeridinin iklim koşullarının kokarca için son derece uygun olduğu belirten Prof. Dr İsmail Demir, istilacı böceğin doğal düşmanının Türkiye'de bulunmamasının yayılım hızını daha da artırdığını kaydetti. Kokarcanın geniş bitki çeşitliliğiyle beslenebilmesi de kısa sürede yerleşip çoğalmasını kolaylaştırdığını belirten Demir, denize yakın bölgelerde etkisi artan böceğin, rakım yükseldikçe azaldığı, bazı yüksek kesimlerde ise hiç görülmediğini kaydetti. Böceğin İtalya'da da yaygın göründüğünü kaydeden Demir, "Kokarca, Karadeniz sahil şeridi boyunca denize paralel şekilde yayılım göstermekte ve maalesef sahil şeridimizin uzunluğu nedeniyle çok geniş bir alanda etkili olmaktadır. Böcek, 2017 yılında Batum'dan ülkemize giriş yapmış, aynı dönemde İstanbul'da da tespit edilmiştir; İstanbul'a ise Avrupa'dan ulaşmıştır. Avrupa'da özellikle İtalya'da çok yaygın ve etkilidir ve oradan ülkemize taşınmıştır. Doğu Karadeniz'de ise Batum'da oldukça yoğun ve etkiliydi; Gürcistan üzerinden de bölgemize giriş yapmıştır. Karadeniz sahil şeridi, bu böcek için çok uygun bir iklim sunmaktadır" diye konuştu. "Böceğin doğal düşmanı yoktur" Böceğin doğal düşmanı olmadığını belirten Demir, " Böceğin doğal düşmanı yoktur. Samuray arısı doğal düşmanlarından biri olsa da istilacı türlerde bu tür doğal düşmanlar genellikle arkadan çok sonra geliyor. Bu böceğin doğal düşmanı hâlen ülkemize ulaşmamıştır. Ayrıca beslendiği bitki çeşitliliği çok geniş olduğu için kısa sürede bölgemize yerleşmiş ve hızla yayılmıştır. Bu yayılım nedeniyle özellikle fındıkta büyük bir ekonomik kayıp yaşanmaktadır. Böcek sahil şeridinde çok yoğundur. Rakım 300-500 metreye çıktıkça yoğunluğu ve sayısı belirgin şekilde azalmaktadır. Bu nedenle zararın boyutu da yoğunlukla doğru orantılıdır. Yomra'nın Yokuşlu Mahallesi'ndenim; geçen yıl yaklaşık 300-400 metre rakımdaki bahçemde yiyecek fındık bulamadım. Bu yıl ise yoğunluk geçen yılın 20-30-40 katına çıkmış durumdaydı. Dolayısıyla geçen yıl az da olsa fındık bulamadığım bahçede bu yıl hiç bulamadım. Yoğunluğun yüksek olduğu yerlerde zarar oranı yüzde yüze kadar çıkmaktadır. Rakım yükseldikçe zararın azaldığı görülmektedir. Sebze ve meyvelerde de farklı oranlarda zarar oluşmaktadır. Yoğunluğun yüksek olduğu bölgelerde zarar oranı yüzde 70-80'e, hatta zaman zaman yüzde 100'e ulaşabilmektedir. Bu durum özellikle denize yakın kesimlerde görülmekte; rakım arttıkça yoğunluk azalmakta hatta bazı yüksek bölgelerde hiç görülmemektedir" şeklinde konuştu. Demir, böceğin rakıma bağlı olarak kendine uygun yaşam alanlarını seçtiğini kaydederek "Böcekler, rakıma bağlı olarak kendilerine uygun yaşam alanları seçmektedir. Hem beslendikleri bitkiler hem de sıcaklık-soğukluk gibi çevresel koşullar bu dağılımı belirlemektedir. Bu, böceğin daha yukarılara çıkmayacağı anlamına gelmez; küresel iklim değişikliğinin etkisiyle gelecekte daha yüksek rakımlara da yayılabilir. Bu durum tüm istilacı böcekler için geçerlidir" ifadelerini kullandı.

Giresunlu Baba Oğul, Sudan Elektrik Üreterek Köylere Enerji Sağlıyor Haber

Giresunlu Baba Oğul, Sudan Elektrik Üreterek Köylere Enerji Sağlıyor

Kendi elektriğini kendi üretme düşüncesi ile başlayan arayış, Karadeniz’in derelerinden doğan bir enerji hikayesine dönüştü. Topraksız tarım için çözüm ararken mikro HES sistemini keşfeden Ahmet Ayvaz, şimdi oğlu coğrafya öğretmeni Ömer Şamil Ayvaz’la birlikte sudan elektrik tribünü üreterek Türkiye’ye pazarlıyor. Giresunlu Ahmet Ayvaz, topraksız tarım çalışmaları sırasında artan elektrik giderlerini karşılamak amacıyla yaptığı araştırmalar sonucu kendi mikro HES (hidroelektrik santrali) sistemini kurdu. Amatör denemelerle başladığı bu süreç, kısa sürede çevre köylerin de ilgisini çeken bir enerji üretim projesine dönüştü. Ayvaz, 2012 yılında topraksız tarım üzerine çalışırken elektrik faturalarının yüksek gelmesiyle çözüm arayışına girdiğini belirterek, "Amatör de olsa mikro HES konusunda araştırmaya başladım. Küçük çaplı denemeler yaptım ve verimliliğini görünce çalışmaları ilerlettim. 2022’den itibaren de bu işi oğlum devraldı. Karadeniz bu konuda çok zengin, çünkü su kaynakları ve eğimli araziler çok. Akü depolama sistemiyle dört evin elektrik ihtiyacını karşılayabiliyoruz" dedi. Öğretmenlik yerine, sudan enerji üretiyor Ayvaz’ın başlattığı bu girişim, oğlu Ömer Şamil Ayvaz’ın üniversite eğitimiyle birleşince profesyonel bir üretim alanına dönüştü. Coğrafya öğretmenliği bölümünden mezun olan Ömer Şamil Ayvaz, babasının başlattığı mikro HES projesini coğrafya bilgileriyle geliştirerek Türkiye’nin dört bir yanına türbin üretimi ve satışı yapmaya başladı. Ömer Şamil Ayvaz, öğretmenlik mesleği yerine üretim yapmayı tercih ettiğini belirterek, "Üniversiteden sonra iş belirli bir noktaya gelmişti. Talebe yetişemediğimizi fark edince tamamen bu işe yöneldim. Derelerden boşalan suyu borular aracılığıyla türbine getiriyoruz ve elektriğe çeviriyoruz. Bu sistemle bir evin tüm elektrik ihtiyacı akü destekli olarak rahatlıkla karşılanabiliyor. Bazı müşterilerimiz akü depolamalı sistemlerle elektrikli araç bile şarj edebiliyor" ifadelerini kullandı. Eski su değirmenleri elektrik üretecek Ayvaz, ayrıca kullanılmayan eski su değirmenlerinin de elektrik üretimi için dönüştürülebileceğini vurgulayarak, "Eskiden un öğütmek için kullanılan bu değirmenler şimdi elektriğe çevrilebilir. Bu konuda Ar-Ge çalışmalarımız sürüyor. Hem enerji üretimi hem de bölgesel kalkınma açısından büyük bir potansiyel var" şeklinde konuştu. Köy evinde faturasız elektrik dönemi Mikro HES sistemini kullanan vatandaşlardan Emin Öztürk ise köy dışında bulunan mera evine elektrik hattı çekilemeyince çözümü bu projede bulduğunu ifade eden Öztürk, "Şimdi fatura derdi olmadan, kendi elektriğimi üreterek evimin tüm ihtiyaçlarını karşılıyorum. Evin etrafını ışıklandırıp gece gündüz yakınca bana "Fatura derdin yok, yakarsın tabi" diye takılanlar dahi oluyor. Birçoklarına örnek oldu gelip görenler oluyor. Bazen köyün elektriği kesiliyor ama benim elektriğim yanmaya devam ediyor" diye konuştu.

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.