TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Kuraklık

AGRONEWS - Kuraklık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kuraklık haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Türkiye’nin tarım kenti Şanlıurfa, bu yıl bol yağış aldı Haber

Türkiye’nin tarım kenti Şanlıurfa, bu yıl bol yağış aldı

Hububat tarımının önemli kentlerinden biri olan Şanlıurfa'da, bu yıl hiç sulama yapılmaya gerek kalmadan ekimi yapılan buğday, arpa ve mercimek gibi ürünlerin hasadı yapılacak. Harran Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Yapılar Sulama Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Rıza Öztürkmen, tarlada yağan yağış miktarı ve faydaları ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu. "Oldukça bereketli bir yıldayız" Öztürkmen, "2026 yıllı bereketli ve bol yağmurlu bir yıl oldu. Geçen yıl yaşadığımız kurak bir yılın ardından 2026 yılı bize çok ümit verdi. Geçtiğimiz yıl normal şartlar altında Ocak ayından Mart ayına kadar yağın yağış miktarı 160 kilogram iken, yağış miktarı bu yıl 300 kilograma yaklaştı. Bizim Şanlıurfa ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nin tamamında da aynı ortalama elde edildi. 2025-2026 su yıllı diyoruz. Ekim ayından itibaren ilimize yağan yağmur miktarı 490 milimetre yani geçmiş yılları biz çoktan geçtik, yüzde 25 ile geçtik. Yine aynı şekilde bu yıl, geçen yıl Ocak'tan Mart ayına kadar yağan yağmur miktarını 2 katını elde ettik. Oldukça bereketli bir yıldayız. Çünkü geçen yıl çiftçimiz, yaşanan kurallık nedeniyle büyük sıkıntı yaşadı. Bu kuraklık bütün toplumu da etkiledi. Bu yaşlılar ümit ediyorum, kuru tarım arazilerinde olduğu gibi sulu tarım arazilerinde de yüzümüzü güldürecek" dedi. Suruç Ovası çiftçilerinden Mehmet Dindar Yıldız, geçen yılla göre çok yağışlı, bereketli bir yıl yaşadıklarını belirterek, "Geçtiğimiz yıl kurak, sıkıntılı bir dönem yaşadık. Çok şükür bu yıl Allah’ın bereketi bayağı fazlaydı. Ekinler de baya iyi oldu. Çok şükür bu yıl baraj suyuna gerek kalmadan ekinler büyüdü. Allah’ın rahmet ve bereketi hepimizin gözünü doyurdu" diye konuştu. Meteorolojik verilere göre, 2026 yılının ilk dört ayında metrekareye 490 kilogram yağış düştü. Uzmanlar, bu yağış miktarı ile tarımsal üretimde yüksek rekolte beklendiğini bildirdi.

Küresel gıda fiyatları savaş etkisiyle yükseldi Haber

Küresel gıda fiyatları savaş etkisiyle yükseldi

Birleşmiş Milletler (BM) Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Gıda Fiyat Endeksi Mart itibariyle üst üste ikinci ayda da yükseliş kaydetti. İran savaşının da etkisiyle FAO Gıda Fiyat Endeksi Mart'ta aylık bazda yüzde 2,4 yükselirken, yıllık bazda yüzde 1 arttı. Tahıllar, et, süt ürünleri, bitkisel yağlar ve şeker gibi tüm emtia gruplarındaki fiyat endeksleri, yalnızca temel piyasa dinamiklerini değil, aynı zamanda Orta Doğu'daki çatışmaların tırmanmasıyla bağlantılı olarak artan enerji fiyatlarına verilen tepkileri de yansıtarak farklı derecelerde yükseldi. FAO Tahıl Fiyat Endeksi, Mart'ta aylık bazda yüzde 1,5 artarken, yıllık bazda yüzde 0,6 arttı. Söz konusu artış, pirinç hariç tüm başlıca tahılların fiyatlarındaki yükselişi yansıtıyor. Uluslararası buğday fiyatları yüzde 4,3 arttı; bu artış, ABD'de kuraklık endişeleri nedeniyle kötüleşen mahsul durumu değerlendirmeleri ve Avustralya'da beklenen yüksek gübre maliyetlerine bağlı olarak ekim alanlarının azalması beklentileriyle desteklendi. Bu yukarı yönlü baskılar, Avrupa'daki genel olarak elverişli mahsul koşulları ve ihracatçılar arasındaki güçlü rekabet ile kısmen dengelendi; bu rekabet, hala rahat arz seviyeleriyle desteklendi. Dünya mısır fiyatları ise yüzde 0,9 arttı. Mısır fiyatlarındaki artışın nedeni, kuzey yarımkürede ekim öncesinde gübre fiyatlarının karşılanabilirliği endişelerinden ve daha yüksek enerji fiyatlarına bağlı olarak iyileşen etanol talebi beklentilerinden gelen dolaylı desteğe rağmen, küresel arzın piyasalar üzerinde baskı oluşturmaya devam etmesi olarak yorumlandı. Arpa ve sorgum fiyatları da arttı. Buna karşılık, FAO Tüm Pirinç Fiyat Endeksi Mart 2026'da %3,0 oranında düşüş gösterdi; bu düşüş, hasat baskısı, ithalat talebindeki zayıflama ve ABD doları karşısındaki kur değer kayıplarının birleşimiyle tetiklenen, tüm önemli pazar segmentlerindeki fiyat düşüşlerini yansıtıyor. FAO Bitkisel Yağ Fiyat Endeksi, Mart'ta aylık bazda yüzde 5,1 artış göstererek üst üste üçüncü aylık artışı kaydetti. Endeks ayrıca bir yıl önceki seviyesine göre yüzde 13,2 üzerinde yer aldı. Sürekli artış, palm, soya, ayçiçeği ve kolza yağlarında daha yüksek fiyatlardan kaynaklandı. Uluslararası palm yağı fiyatları 2022 ortalarından bu yana en yüksek seviyesine ulaştı ve soya yağına göre primli bir konuma geçti; bu durum büyük ölçüde ham petrol fiyatlarındaki keskin artışların yansımalarını yansıtırken, Malezya'daki beklenenden düşük üretim tahminleri de ek destek sağladı. Dünya soya yağı fiyatları, ABD'de biyoyakıt kullanımının artacağına dair beklentilerin, Güney Amerika'dan mevsimsel olarak artan ihracat arzı ile kısmen dengelenmesiyle sadece marjinal olarak yükseldi. Bu arada, uluslararası ayçiçeği ve kolza yağı fiyatları sırasıyla Karadeniz bölgesindeki süregelen arz sıkıntısı ve önemli ölçüde yüksek dünya enerji fiyatları ortamında daha güçlü hammadde talebi beklentileriyle desteklendi. FAO Et Fiyat Endeksi Mart'ta aylık bazda yüzde 1, yıllıkta ise yüzde 8 arttı. Artışın temel nedeni, domuz eti fiyatlarındaki yükselişin yanı sıra sığır eti fiyatlarındaki sınırlı artış oldu. Koyun ve kümes hayvanı eti fiyatları ise gevşedi. Domuz eti fiyatları, Avrupa Birliği'nde mevsimsel talebin güçlenmesi öncesinde yükselen fiyatlarla desteklenerek arttı. Dünya sığır eti fiyatları da yükseldi; bu artışa Brezilya öncülük etti. Brezilya'da sığır arzındaki daralma, güçlü küresel talebe rağmen ihraç edilebilir arzı kısıtladı. Bu durum, bol arzın desteklediği Avustralya'daki istikrarlı fiyatlarla kısmen dengelendi. Buna karşılık, Yeni Zelanda'dan artan ihracat arzı nedeniyle koyun eti fiyatları düştü ancak Avustralya'daki daha güçlü fiyatlar (kilit pazarlardaki sürekli talep ile desteklendi), ABD tarafından uygulanan daha yüksek gümrük vergilerine ve Yakın Doğu pazarlarına erişimi etkileyen lojistik kısıtlamalara rağmen, düşüşü kısmen hafifletti. Dünya genelinde kümes hayvanı eti fiyatları, Brezilya'daki bol arz ve istikrarlı ithalat talebi nedeniyle zayıflayan fiyatlar ve Kızıldeniz üzerinden yönlendirilen önemli Yakın Doğu destinasyonlarına yapılan sevkiyatlar nedeniyle hafifçe geriledi. FAO Süt Ürünleri Fiyat Endeksi ise Mart'ta yüzde 1,2 artış gösterdi ancak yıllık bazda yüzde 18,7 geriledi. Bu, öncelikle yağsız süt tozu, tereyağı ve tam yağlı süt tozu fiyatlarındaki artıştan kaynaklanan, Temmuz 2025'ten bu yana ilk artış oldu. Uluslararası peynir fiyatlarındaki düşüş ise genel yükselişi sınırladı. Yağsız süt tozu ve tereyağı ile tam yağlı süt tozu fiyatları, Ocak ayından bu yana gözlemlenen yukarı yönlü trendi sürdürdü. Bu durum, güçlü küresel ithalat talebi ve Okyanusya'da üretim döngüsünün zirvesini geçmesiyle birlikte mevsimsel süt arzındaki düşüşle desteklendi. Uluslararası tereyağı fiyatları da hafifçe yükseldi; Okyanusya'daki daha güçlü artışlar, süt yağı arzındaki daralmayı yansıtırken, Avrupa Birliği'ndeki artışlar, mevsimsel süt akışlarındaki iyileşme nedeniyle krema arzının rahat olması sebebiyle ılımlı kaldı. Buna karşılık, Avrupa Birliği'nde peynir fiyatları daha da düştü. Burada artan süt arzı, daha yüksek peynir üretimi ve düşük ihracat talebi fiyatları aşağı çekti. Okyanusya'da ise fiyatlar, daha sıkı arz koşulları ve nispeten güçlü talep sayesinde yükseldi. FAO Şeker Fiyat Endeksi de Mart'ta aylık yüzde 7,2 artış göstererek Kasım 2025'ten bu yana en yüksek seviyesine ulaştı. Yıllık bazda ise yüzde 21 geriledi. Mart ayındaki artışın temel nedeni, uluslararası ham petrol fiyatlarındaki yükseliş oldu; bu da dünyanın en büyük şeker ihracatçısı Brezilya'nın önümüzdeki hasat döneminde şeker kamışı bazlı etanole daha fazla bağımlı olacağı beklentisini artırdı. Şeker fiyatları üzerindeki ek yukarı yönlü baskı, Orta Doğu'daki çatışmaların tırmanmasının şeker ticareti akışları üzerindeki etkisine ilişkin endişelerden kaynaklandı. Bununla birlikte, dünya şeker fiyatlarındaki genel artış, Hindistan ve Tayland'daki iyi hasat ilerlemesiyle desteklenen, 2025/26 sezonu için genel olarak olumlu küresel arz görünümüyle sınırlandırıldı.

2026-2035 Ulusal Su Planı yürürlükte: 10 yıllık hedefler Haber

2026-2035 Ulusal Su Planı yürürlükte: 10 yıllık hedefler

Resmi Gazete'de yayımlanan karara göre, Türkiye'nin su kaynaklarının yönetimi için hazırlanan en üst ölçekli strateji belgesi olan Ulusal Su Planı (2026-2035) uygulamaya konuldu. Plan, iklim değişikliği ve artan su talebi baskısı altında, suyun tüm sektörlerdeki (tarım, içme suyu, sanayi) kullanımını "su-gıda-enerji-ekosistem" bağı çerçevesinde ele alıyor. Planda Öne Çıkan Temel Stratejiler ve Hedefler: Tarımsal Sulamada Dönüşüm: Planda, tarımsal sulama randımanının artırılması temel hedef olarak belirlendi. Mevcut açık sistemlerin kapalı sistemlere dönüştürülmesi, modern sulama yöntemlerinin (basınçlı sulama) yaygınlaştırılması ve sulama birliklerinin teknik kapasitelerinin artırılması öngörülüyor. Arıtılmış Atık Suların Kullanımı: Kısıtlı olan su kaynaklarına alternatif olarak, kentsel ve endüstriyel arıtılmış atık suların tarımsal sulamada ve sanayide kullanımının artırılmasına yönelik teknik ve yasal altyapı çalışmalarına hız verilecek. Kuraklık ve Risk Yönetimi: İklim değişikliği senaryoları baz alınarak havza bazlı "Kuraklık Yönetim Planları"nın etkinleştirilmesi hedefleniyor. Plan kapsamında, su kısıtı bulunan havzalarda suyun tahsisinin önceliklendirilmesi ve kriz anlarında uygulanacak protokoller netleştirildi. Yasal ve Kurumsal Yapı: Su yönetimi alanındaki çok başlılığın giderilmesi amacıyla mevzuatın sadeleştirilmesi, "Su Kanunu" çalışmalarının plan dönemi içerisinde tamamlanması ve kurumlar arası koordinasyonun güçlendirilmesi stratejik amaçlar arasında yer alıyor. Su Verimliliği Seferberliği: Endüstriyel tesislerde su geri kazanımı, içme suyu şebekelerindeki kayıp-kaçak oranlarının kademeli olarak düşürülmesi ve kamuoyunda su tasarrufu bilincinin oluşturulması için izlenecek takvim planda yer aldı. Uygulama ve İzleme Süreci Ulusal Su Planı (2026-2035) kapsamındaki tüm faaliyetler, Tarım ve Orman Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü koordinasyonunda, ilgili tüm bakanlıklar ve yerel yönetimlerin iş birliğiyle takip edilecek. Plan, her yıl sonunda yapılacak değerlendirmelerle güncel ihtiyaçlara göre revize edilebilecek.

Tarım Ve Orman Bakanlığı, Kırsal Kalkınmaya 65 Milyar Lira Haber

Tarım Ve Orman Bakanlığı, Kırsal Kalkınmaya 65 Milyar Lira

Tarım ve Orman Bakanlığı, kırsal kalkınmayı güçlendirmek amacıyla önümüzdeki üç yılda yaklaşık 65,5 milyar liralık yatırım yapmayı planlıyor. Program kapsamında kırsal bölgelerde ekonomik faaliyetlerin çeşitlendirilmesi, üretim kapasitesinin artırılması ve yaşam kalitesinin yükseltilmesi hedefleniyor. Anadolu Ajansı'nın Tarım ve Orman Bakanlığının 2026 Yılı Performans Programından derlediği bilgilere göre çalışmalar, “Kırsalda Tarımsal Faaliyetlerin Desteklenmesi Alt Programı” çerçevesinde yürütülecek. Kırsalda üretim ve istihdam güçlendirilecek Program kapsamında kırsal alanlarda yaşam standartlarının yükseltilmesi ve ekonomik çeşitliliğin artırılması için çeşitli destek mekanizmaları devreye alınacak. Sürdürülebilir kırsal kalkınma anlayışı doğrultusunda üretici birlikleri ile aile işletmelerinin üretim kapasitelerinin artırılması ve kırsal iş gücünün istihdam olanaklarının genişletilmesi amaçlanıyor. Bu sayede nüfusun kırsal bölgelerde kalmasının teşvik edilmesi hedefleniyor. Ayrıca kırsal altyapının iyileştirilmesi ve tarım ile sanayi arasındaki entegrasyonun güçlendirilmesi için ekonomik yatırımlar desteklenecek. Böylece kırsal bölgelerde yaşam kalitesinin artırılması planlanıyor. Tarımsal pazarlama altyapısının geliştirilmesi, alternatif gelir kaynaklarının oluşturulması ve kırsal ekonominin güçlendirilmesi de programın öncelikleri arasında yer alıyor. Üreticilerin yeni teknolojileri kullanmasının teşvik edilmesi ve teknoloji içeren yatırımların desteklenmesi için çeşitli faaliyetler yürütülecek. Kadın çiftçilere yönelik destekler artacak Program kapsamında kırsalda kadın girişimciliğinin desteklenmesine yönelik projeler de artırılacak. Gelir getirici faaliyetlerin yanı sıra mesleki beceri kazandıran ve ekonomik çeşitliliği artıran projelerle kadın çiftçilerin sosyoekonomik açıdan güçlendirilmesi amaçlanıyor. Kadın çiftçilere yönelik projelerden yararlananların sayısı geçen yıl itibarıyla kümülatif 305 olarak kaydedildi. Bu sayının bu yıl 340’a, 2028 yılına kadar ise 410’a çıkarılması planlanıyor. Tarım-sanayi entegrasyonunu güçlendirmek amacıyla yürütülen kümelenme faaliyetleri kapsamında da Organize Tarım Bölgelerinin (OTB) sayısının artırılması hedefleniyor. Kırsal kalkınma bütçesi kademeli artacak Alt program için ayrılan bütçenin de önümüzdeki yıllarda artırılması planlanıyor. Geçen yıl 14 milyar 793 milyon 860 bin lira olan bütçe, bu yıl 19 milyar 794 milyon 994 bin liraya yükseltildi. Bütçenin 2027’de 21 milyar 960 milyon 44 bin liraya, 2028’de ise 23 milyar 723 milyon 646 bin liraya ulaşması öngörülüyor. Bu çerçevede Bakanlık, 2026-2028 döneminde kırsal kalkınma projelerine toplamda yaklaşık 65,5 milyar lira kaynak ayırmayı planlıyor. Tarımsal kuraklık için düzenli rapor hazırlanacak İklim değişikliğinin tarım üzerindeki etkilerinin artması nedeniyle “İklim Değişikliği ile Mücadele ve Uyum Alt Programı” kapsamında da çeşitli çalışmalar yürütülecek. Program doğrultusunda doğal kaynakların verimli kullanımını teşvik eden, karbon salımı ile su tüketimini azaltmayı amaçlayan sürdürülebilir tarım uygulamaları konusunda farkındalık faaliyetleri gerçekleştirilecek. Ayrıca çiftçiler ve ilgili paydaşların iklim değişikliğinin etkileri ve alınabilecek önlemler konusunda bilinçlendirilmesi sağlanarak sektörün uyum kapasitesinin artırılması hedefleniyor. Ulusal Sera Gazı Emisyon Envanteri çalışmaları kapsamında ise arazi kullanımı, arazi kullanım değişikliği ve ormancılık sektörüne ilişkin sera gazı emisyonu ile yutak hesaplamaları yapılacak. Bu çalışmaların, sektörel iklim politikalarının oluşturulmasına bilimsel katkı sağlaması amaçlanıyor. Bunun yanı sıra iklim değişikliğine bağlı olarak artan kuraklık riskine karşı düzenli tarımsal kuraklık raporları hazırlanacak. Böylece tarımsal üretim yakından izlenecek ve erken uyarı ile risk yönetimi süreçlerinin daha etkin yürütülmesi sağlanacak.

İzmir’de Tarım Örgütlerinden Su Krizi Açıklaması Haber

İzmir’de Tarım Örgütlerinden Su Krizi Açıklaması

İzmir’deki ziraat ve tarım örgütleri, son dönemde artan kuraklık ve su krizi tartışmalarında tarımın haksız bir şekilde hedef gösterilmesine dikkat çekti. Ziraat Odaları İzmir Koordinasyon Kurulu, TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi, Sulama Kooperatifleri İzmir Birliği, Ziraatçılar Derneği İzmir Şubesi, İzmir Tarım Grubu, Kent Konseyi Tarım Çalışma Grubu ve Türkiye Ziraatçılar Derneği ortak basın açıklaması yaptı. Türkiye Ziraatçılar Derneği MYK Üyesi İzmir Şube Başkanı İlker Ağın ise su varlıklarının korunmasının zorunluluk olduğunu belirterek, “Ne kadar su varsa o kadar tarım var. Bunu unutmamak gerekiyor” ifadelerini kullandı. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Hakan Çakıcı da arazi kullanım planlamasının önemine dikkat çekerek, “Her zaman suya ulaşmak, sağlıklı suya ulaşmak ve sağlıklı gıdaya ulaşmak üstün kamu yararı terimiyle ön plana çıkmalıdır” diye konuştu. "YAKLAŞIM EKSİK VERİYE DAYALI" İzmir Kent Konseyi Tarım Çalışma Grubu’ndan Ahmet Tomar, yaptığı açıklamada, “Son yıllarda artan kuraklık, iklim değişikliği ve su krizi tartışmalarında tarım sektörü sıklıkla su tüketiminin başlıca sorumlusu olarak gösterilmektedir. Ancak bu yaklaşım eksik veriye dayalı, bütüncül bakıştan uzak ve stratejik açıdan sakıncalıdır” dedi. Tomar, tarımda kullanılan suyun büyük kısmının doğal su döngüsüne geri döndüğünü vurgulayarak, “Dünya genelinde su kullanımının yaklaşık %70’i tarımsal üretimde gerçekleşmektedir. Türkiye’de ise bu oran %75’dir. Tarımda kullanılan suyun önemli bir bölümü toprak, yeraltı suyu ve atmosfer sistemi içinde yeniden dolaşıma katılmaktadır” ifadelerini kullandı. Ayrıca sulanan alanların dünya tarımsal üretiminde kritik rol oynadığını belirten Tomar, “Dünya toplam işlenen tarım alanlarının yaklaşık %20’si sulanmaktadır. Sulanan alanlar, dünya tarımsal üretiminin yaklaşık %40’ını sağlamaktadır. Bitkisel üretim değerinin yaklaşık %50–55’ini, sebze üretiminin %70’ten fazlasını, meyve üretiminin büyük bölümünü, pamuk, mısır, çeltik gibi stratejik ürünlerin neredeyse tamamını sulanan alanlar karşılamaktadır” dedi. "TARIM GIDA GÜVENLİĞİNİN TEMELİDİR" Tomar, Türkiye’nin kişi başına düşen su miktarının yaklaşık 1.300 m³ olduğunu ve önümüzdeki yıllarda bunun 1.000 m³’ün altına düşme riskine dikkat çekerek, “Bu gerçek, suyun her sektörde daha verimli yönetilmesini zorunlu kılmaktadır. Ancak çözüm; tarımı ötekileştirmek, üreticiyi suçlamak ya da tarımsal üretimi kısmak değildir” ifadelerini kullandı. Tarımın stratejik önemini vurgulayan Tomar, “Tarım; gıda güvenliğinin temelidir. Milli güvenlik açısından stratejik bir sektördür. Kırsal istihdamın ve sosyal dengenin ana unsurudur” diyerek pandemi süreci, Rusya-Ukrayna savaşı ve küresel krizlerin, gıda arzının enerji ve savunma sanayi kadar kritik olduğunu ortaya koyduğunu belirtti. "TARIM SEKTÖRÜ SUYU İSRAF EDEN BİR ALAN DEĞİL" Tomar, su sorunlarının kaynağını havza bazlı üretim planlamasının yetersizliği, su tüketimi yüksek ürünlerin yanlış bölgelerde yetiştirilmesi, açık kanalet sistemi ve vahşi sulama yöntemleri ile yeraltı suyunun kontrolsüz kullanımı olarak özetledi. Çözüm önerilerini de sıralayan Tomar, “Havza bazlı üretim planlaması yapmak, modern basınçlı sulama sistemlerini yaygınlaştırmak, su verimliliği yüksek üretim modellerine geçmek, arıtılmış atık suların tarımda kullanımını artırmak ve çiftçiyi teknoloji ile desteklemek doğru yaklaşımdır. Tarım sektörü ‘su israf eden bir alan’ değil, doğru yönetilmediğinde risk oluşturan bir alandır. Çözüm; üretimi azaltmak değil, verimliliği artırmaktır. Su politikaları ile tarım politikaları birlikte ele alınmalı; sürdürülebilir, bilimsel ve stratejik bir yönetim anlayışı benimsenmelidir” dedi. İLKER AĞIN: "SADECE ÜRETİM İLİŞKİLERİNİ DEĞİL, KAR VE ÇEVRENİN İLİŞKİLERİNİ DE BİRLİKTE DÜŞÜNMEK DEMEKTİR” Türkiye Ziraatçılar Derneği MYK Üyesi İzmir Şube Başkanı İlker Ağın, Bozdağ ve çevresinde altın aranmasının önünü açan ihaleye tepki gösterdi. Ağın, Tarım Bakanlığı’nın geçen yıl teoride kalan su merkezli tarım planlamasına işaret ederek, “Biz kuyularımızın ne kadar kaçak olduğunu, o kuyularda ne kadar su çekildiğini bilmeden, böyle sıcak bir iklimde Türkiye’nin Hollanda’sı olma iddiasındaki Küçük Menderes’e teslim etmenin nedenlerini ortadan kaldırmadan, aynı zamanda sularımızı kontrolsüzce ve hunharca tüketirken bir taraftan kirleterek ama bir taraftan da su fakirliğine doğru hızla ilerlediğimiz bir dönemde su varlıklarımız olan dağlarımızı, ovalarımızı, ormanlarımızı, özellikle madencilik faaliyetleri adı altında talan ederken bir taraftan kirletirken böyle bir planlamadan üretmek mümkün değil” ifadelerini kullandı. “SU VARLIKLARIMIZ HER YÖNÜYLE KORUNMALI” Ağın, madencilik faaliyetlerinin su kaynaklarını tahrip ettiğini vurgulayarak, “Su varlıklarımız her yönüyle korunmalı. Özellikle madencilik faaliyetleri adı altındaki su varlıklarımızın tahribatını hızla önüne geçirmeliyiz." dedi. “NE KADAR SU VARSA O KADAR TARIM VAR” Kuraklığa dayanıklı ürünlerin önemine dikkat çeken Ağın, “Hiçbir ürün birbirinin yüzde yüz ikamesi değildir. Su alabilen bir çiftçiden 11 birim ürün alabilirsiniz, kuraklığa dayanıklı ektiğiniz bir çeşit ise 5 birim verir. Ne kadar su varsa o kadar da tarım var. Bunu unutmamak gerekiyor” ifadelerini kullandı. “ÇİFTÇİ ÖRGÜTLÜ YAPILARLA DESTEKLENMELİ” Ağın, tarım planlamasında çiftçilerin örgütlü yapılarla desteklenmesinin önemini şöyle açıkladı: “Çiftçi ancak örgütlü bir yapı içerisinde hem kontrol edilebilir, hem planlanabilir, hem de her şey denetlenebilir. En başta bizim tarımda üreticilerimizin sağlıklı örgütlerle bu süreç üzerinden planlama yapması gerekiyor.” HAKAN ÇAKICI: “KAYNAKLAR DOĞRU KULLANILMIYOR” TMMOB Ziraat mühendisleri odası İzmir şube başkanı Hakan Çakıcı, arazi kullanım planlamasının Türkiye’de ihmal edildiğini belirterek, suya ve sağlıklı gıdaya erişimin üstün kamu yararı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Çakıcı, yerleşim alanları, tarım arazileri, sanayi bölgeleri ve maden sahalarının bilimsel esaslara göre planlanmamasının ciddi sorunlara yol açtığını ifade etti. “ARAZİ PLANLAMASI TÜRKİYE’DE YOK SAYILIYOR” Türkiye’de arazi planlamasına ilişkin bütüncül bir çalışma yapılmadığını dile getiren Çakıcı, “Bizim temelde anlattığımız konu arazi planlamasıdır. Suyun dağılımının planlanması, ürün desenlerinin hazırlanması gibi konular bunun içindedir. Ancak Türkiye’de maalesef arazi planlaması ile ilgili ciddi ve kapsamlı bir çalışma yapılmıyor” dedi. Arazi planlamasının; yerleşim alanlarının, tarım alanlarının ve sanayi bölgelerinin doğru konumlandırılmasını kapsadığını söyleyen Çakıcı, bu alanların birbirine karıştığını ve bunun da çevresel ve ekonomik sorunları büyüttüğünü belirtti. “TARIM ALANLARINA MADEN BASKISI PLANLAMA EKSİKLİĞİNİN SONUCUDUR” Özellikle altın madenleri üzerinden yaşanan tartışmalara dikkat çeken Çakıcı, “Tarım alanlarına madenlerin verdiği zarar gündeme geldiğinde, aslında planlama eksikliğiyle karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz” diye konuştu. Bu noktada kamu yararı kavramının doğru yorumlanması gerektiğini vurgulayan Çakıcı, sağlıklı suya ve sağlıklı gıdaya erişimin “üstün kamu yararı” olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. “SAĞLIKLI SU VE GIDAYA ERİŞİM ÜSTÜN KAMU YARARIDIR” Çakıcı, “Her zaman suya ulaşmak, sağlıklı suya ulaşmak ve sağlıklı gıdaya ulaşmak üstün kamu yararı terimiyle ön plana çıkmalıdır. Planlamayı bu önceliğe göre yapmak zorundayız” ifadelerini kullandı. Enerji ve maden ihtiyacı gibi gerekçelerle kısa vadeli çözümlere yönelmenin uzun vadede daha büyük sorunlar doğurduğunu belirten Çakıcı, vatandaşın sağlıklı yaşam hakkının göz ardı edilmemesi gerektiğini dile getirdi. “BAKANLIKLAR ARASI KOORDİNASYON YETERSİZ” Çevre, şehircilik ve iklim politikalarının birlikte ele alınması gerektiğini ifade eden Çakıcı, geçmişte bu başlıkların bir araya getirilmesi yönünde adımlar atıldığını ancak uygulamada beklenen bütüncül yaklaşımın sağlanamadığını söyledi. “Çevreye zarar vermeden, iklim değişikliğini de dikkate alarak tüm sürecin organize edilmesi gerekir” diyen Çakıcı, yanlış tarım politikaları ve günübirlik enerji çözümlerinin arazi kullanım planlamasını ikinci plana ittiğini kaydetti. Gelinen noktada temel sorunun kaynakların doğru planlanmaması olduğunu belirten Çakıcı, “Temelde kaynakların doğru kullanılmaması, planlamanın doğru yapılmamasından kaynaklanıyor. Bu nedenle hem su hem toprak hem de tarım alanları üzerindeki baskı artıyor” dedi. Çakıcı, arazi kullanım planlamasının bilimsel veriler ışığında ve kamu yararı öncelenerek yapılması gerektiğini söyledi.

Çiftçi Borç Yükü Altında Üretimde Zorlanıyor Haber

Çiftçi Borç Yükü Altında Üretimde Zorlanıyor

CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu üyesi Ömer Fethi Gürer, tarım sektöründe 2025 yılının üreticiler için çok zor geçtiğini belirtti. Gürer, “Kuraklık, düşük alım fiyatları ve ithal girdiler nedeniyle çiftçi, üretici ve besici borçlanarak üretim yapmaya çalışıyor. Tarım sektörü geçen yıl toplam 42 milyon TL borçlandı ve borç ödeyemeyen birçok çiftçi icralık oldu” dedi. İcra daireleri tarım piyasasına döndü Gürer, borçların artmasıyla icra dairelerinin adeta birer tarım piyasasına dönüştüğünü ifade etti. 26 Şubat 2026 itibarıyla icralık olan tarım envanterinde 60 traktör, 5 bin 249 tarla, 7 besi damı, 352 bağ ve 24 tarım makinesi yer alıyor. Gürer, “Sadece traktör değil, iflas eden işletmelerin tohum ve zirai ilaçları bile hacizle satılıyor. Çiftçi, üretici ve besici borçlar nedeniyle tarımın dışında kalmamalı” diye konuştu. Günlük borç artışı endişe verici CHP’li vekil, tarım borçlarının son bir yılda %42,7 oranında arttığını açıkladı. “Her gün ortalama 1 milyar 15 milyon TL yeni borç yükü çiftçilerin omuzlarına biniyor. 2024 yılında tarım sektörü 868 milyar TL borçla kapandı. 2025’in ilk yılı itibarıyla 239 milyar TL borç eklendi. Bu, bir yılda çiftçiye yüklenen 370 milyar TL’yi gösteriyor” dedi. İthalat bağımlılığı ve savaş riskleri Gürer, ithale dayalı gıda temininin risklerini de vurguladı. “İhtiyaç duyulan temel gıda ürünlerinde dışa bağımlılık, savaş ve kriz dönemlerinde ciddi riskler yaratıyor. Bunun yerine yerli üretimi artıracak politikalar uygulanmalı, planlı üretim ile tarım sektörünün sürdürülebilirliği sağlanmalı” diye konuştu. CHP’li vekil, devletin tarım kesimine finansal destek sağlaması ve borçların faizlerini silerek hacizleri durdurması gerektiğini belirtti. “2026 Tarım Kanunu’na göre finansman desteği 772 milyar TL olmalıydı, ancak 168 milyar TL olarak açıklandı. Mazot, gübre ve yem maliyetleri artarken, borç yükü çiftçiyi üretimden uzaklaştırıyor” dedi. Gürer, üreticilerin yanında olunması ve planlı tarım politikalarının uygulanmasının önemine dikkat çekti.

İzmir’de Tarım Örgütlerinden Su Krizi Tepkisi Haber

İzmir’de Tarım Örgütlerinden Su Krizi Tepkisi

İzmir’deki ziraat ve tarım örgütleri, son dönemde artan kuraklık ve su krizi tartışmalarında tarımın haksız bir şekilde hedef gösterilmesine dikkat çekti. Ziraat Odaları İzmir Koordinasyon Kurulu, TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi, Sulama Kooperatifleri İzmir Birliği, Ziraatçılar Derneği İzmir Şubesi, İzmir Tarım Grubu, Kent Konseyi Tarım Çalışma Grubu ve Türkiye Ziraatçılar Derneği ortak basın açıklaması yaptı. Türkiye Ziraatçılar Derneği MYK Üyesi İzmir Şube Başkanı İlker Ağın ise su varlıklarının korunmasının zorunluluk olduğunu belirterek, “Ne kadar su varsa o kadar tarım var. Bunu unutmamak gerekiyor” ifadelerini kullandı. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Hakan Çakıcı da arazi kullanım planlamasının önemine dikkat çekerek, “Her zaman suya ulaşmak, sağlıklı suya ulaşmak ve sağlıklı gıdaya ulaşmak üstün kamu yararı terimiyle ön plana çıkmalıdır” diye konuştu. "YAKLAŞIM EKSİK VERİYE DAYALI" İzmir Kent Konseyi Tarım Çalışma Grubu’ndan Ahmet Tomar, yaptığı açıklamada, “Son yıllarda artan kuraklık, iklim değişikliği ve su krizi tartışmalarında tarım sektörü sıklıkla su tüketiminin başlıca sorumlusu olarak gösterilmektedir. Ancak bu yaklaşım eksik veriye dayalı, bütüncül bakıştan uzak ve stratejik açıdan sakıncalıdır” dedi. Tomar, tarımda kullanılan suyun büyük kısmının doğal su döngüsüne geri döndüğünü vurgulayarak, “Dünya genelinde su kullanımının yaklaşık %70’i tarımsal üretimde gerçekleşmektedir. Türkiye’de ise bu oran %75’dir. Tarımda kullanılan suyun önemli bir bölümü toprak, yeraltı suyu ve atmosfer sistemi içinde yeniden dolaşıma katılmaktadır” ifadelerini kullandı. Ayrıca sulanan alanların dünya tarımsal üretiminde kritik rol oynadığını belirten Tomar, “Dünya toplam işlenen tarım alanlarının yaklaşık %20’si sulanmaktadır. Sulanan alanlar, dünya tarımsal üretiminin yaklaşık %40’ını sağlamaktadır. Bitkisel üretim değerinin yaklaşık %50–55’ini, sebze üretiminin %70’ten fazlasını, meyve üretiminin büyük bölümünü, pamuk, mısır, çeltik gibi stratejik ürünlerin neredeyse tamamını sulanan alanlar karşılamaktadır” dedi. "TARIM GIDA GÜVENLİĞİNİN TEMELİDİR" Tomar, Türkiye’nin kişi başına düşen su miktarının yaklaşık 1.300 m³ olduğunu ve önümüzdeki yıllarda bunun 1.000 m³’ün altına düşme riskine dikkat çekerek, “Bu gerçek, suyun her sektörde daha verimli yönetilmesini zorunlu kılmaktadır. Ancak çözüm; tarımı ötekileştirmek, üreticiyi suçlamak ya da tarımsal üretimi kısmak değildir” ifadelerini kullandı. Tarımın stratejik önemini vurgulayan Tomar, “Tarım; gıda güvenliğinin temelidir. Milli güvenlik açısından stratejik bir sektördür. Kırsal istihdamın ve sosyal dengenin ana unsurudur” diyerek pandemi süreci, Rusya-Ukrayna savaşı ve küresel krizlerin, gıda arzının enerji ve savunma sanayi kadar kritik olduğunu ortaya koyduğunu belirtti. "TARIM SEKTÖRÜ SUYU İSRAF EDEN BİR ALAN DEĞİL" Tomar, su sorunlarının kaynağını havza bazlı üretim planlamasının yetersizliği, su tüketimi yüksek ürünlerin yanlış bölgelerde yetiştirilmesi, açık kanalet sistemi ve vahşi sulama yöntemleri ile yeraltı suyunun kontrolsüz kullanımı olarak özetledi. Çözüm önerilerini de sıralayan Tomar, “Havza bazlı üretim planlaması yapmak, modern basınçlı sulama sistemlerini yaygınlaştırmak, su verimliliği yüksek üretim modellerine geçmek, arıtılmış atık suların tarımda kullanımını artırmak ve çiftçiyi teknoloji ile desteklemek doğru yaklaşımdır. Tarım sektörü ‘su israf eden bir alan’ değil, doğru yönetilmediğinde risk oluşturan bir alandır. Çözüm; üretimi azaltmak değil, verimliliği artırmaktır. Su politikaları ile tarım politikaları birlikte ele alınmalı; sürdürülebilir, bilimsel ve stratejik bir yönetim anlayışı benimsenmelidir” dedi. İLKER AĞIN: "SADECE ÜRETİM İLİŞKİLERİNİ DEĞİL, KAR VE ÇEVRENİN İLİŞKİLERİNİ DE BİRLİKTE DÜŞÜNMEK DEMEKTİR” Türkiye Ziraatçılar Derneği MYK Üyesi İzmir Şube Başkanı İlker Ağın, Bozdağ ve çevresinde altın aranmasının önünü açan ihaleye tepki gösterdi. Ağın, Tarım Bakanlığı’nın geçen yıl teoride kalan su merkezli tarım planlamasına işaret ederek, “Biz kuyularımızın ne kadar kaçak olduğunu, o kuyularda ne kadar su çekildiğini bilmeden, böyle sıcak bir iklimde Türkiye’nin Hollanda’sı olma iddiasındaki Küçük Menderes’e teslim etmenin nedenlerini ortadan kaldırmadan, aynı zamanda sularımızı kontrolsüzce ve hunharca tüketirken bir taraftan kirleterek ama bir taraftan da su fakirliğine doğru hızla ilerlediğimiz bir dönemde su varlıklarımız olan dağlarımızı, ovalarımızı, ormanlarımızı, özellikle madencilik faaliyetleri adı altında talan ederken bir taraftan kirletirken böyle bir planlamadan üretmek mümkün değil” ifadelerini kullandı. “SU VARLIKLARIMIZ HER YÖNÜYLE KORUNMALI” Ağın, madencilik faaliyetlerinin su kaynaklarını tahrip ettiğini vurgulayarak, “Su varlıklarımız her yönüyle korunmalı. Özellikle madencilik faaliyetleri adı altındaki su varlıklarımızın tahribatını hızla önüne geçirmeliyiz." dedi. “NE KADAR SU VARSA O KADAR TARIM VAR” Kuraklığa dayanıklı ürünlerin önemine dikkat çeken Ağın, “Hiçbir ürün birbirinin yüzde yüz ikamesi değildir. Su alabilen bir çiftçiden 11 birim ürün alabilirsiniz, kuraklığa dayanıklı ektiğiniz bir çeşit ise 5 birim verir. Ne kadar su varsa o kadar da tarım var. Bunu unutmamak gerekiyor” ifadelerini kullandı. “ÇİFTÇİ ÖRGÜTLÜ YAPILARLA DESTEKLENMELİ” Ağın, tarım planlamasında çiftçilerin örgütlü yapılarla desteklenmesinin önemini şöyle açıkladı: “Çiftçi ancak örgütlü bir yapı içerisinde hem kontrol edilebilir, hem planlanabilir, hem de her şey denetlenebilir. En başta bizim tarımda üreticilerimizin sağlıklı örgütlerle bu süreç üzerinden planlama yapması gerekiyor.” HAKAN ÇAKICI: “KAYNAKLAR DOĞRU KULLANILMIYOR” TMMOB Ziraat mühendisleri odası İzmir şube başkanı Hakan Çakıcı, arazi kullanım planlamasının Türkiye’de ihmal edildiğini belirterek, suya ve sağlıklı gıdaya erişimin üstün kamu yararı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Çakıcı, yerleşim alanları, tarım arazileri, sanayi bölgeleri ve maden sahalarının bilimsel esaslara göre planlanmamasının ciddi sorunlara yol açtığını ifade etti. “ARAZİ PLANLAMASI TÜRKİYE’DE YOK SAYILIYOR” Türkiye’de arazi planlamasına ilişkin bütüncül bir çalışma yapılmadığını dile getiren Çakıcı, “Bizim temelde anlattığımız konu arazi planlamasıdır. Suyun dağılımının planlanması, ürün desenlerinin hazırlanması gibi konular bunun içindedir. Ancak Türkiye’de maalesef arazi planlaması ile ilgili ciddi ve kapsamlı bir çalışma yapılmıyor” dedi. Arazi planlamasının; yerleşim alanlarının, tarım alanlarının ve sanayi bölgelerinin doğru konumlandırılmasını kapsadığını söyleyen Çakıcı, bu alanların birbirine karıştığını ve bunun da çevresel ve ekonomik sorunları büyüttüğünü belirtti. “TARIM ALANLARINA MADEN BASKISI PLANLAMA EKSİKLİĞİNİN SONUCUDUR” Özellikle altın madenleri üzerinden yaşanan tartışmalara dikkat çeken Çakıcı, “Tarım alanlarına madenlerin verdiği zarar gündeme geldiğinde, aslında planlama eksikliğiyle karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz” diye konuştu. Bu noktada kamu yararı kavramının doğru yorumlanması gerektiğini vurgulayan Çakıcı, sağlıklı suya ve sağlıklı gıdaya erişimin “üstün kamu yararı” olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. “SAĞLIKLI SU VE GIDAYA ERİŞİM ÜSTÜN KAMU YARARIDIR” Çakıcı, “Her zaman suya ulaşmak, sağlıklı suya ulaşmak ve sağlıklı gıdaya ulaşmak üstün kamu yararı terimiyle ön plana çıkmalıdır. Planlamayı bu önceliğe göre yapmak zorundayız” ifadelerini kullandı. Enerji ve maden ihtiyacı gibi gerekçelerle kısa vadeli çözümlere yönelmenin uzun vadede daha büyük sorunlar doğurduğunu belirten Çakıcı, vatandaşın sağlıklı yaşam hakkının göz ardı edilmemesi gerektiğini dile getirdi. “BAKANLIKLAR ARASI KOORDİNASYON YETERSİZ” Çevre, şehircilik ve iklim politikalarının birlikte ele alınması gerektiğini ifade eden Çakıcı, geçmişte bu başlıkların bir araya getirilmesi yönünde adımlar atıldığını ancak uygulamada beklenen bütüncül yaklaşımın sağlanamadığını söyledi. “Çevreye zarar vermeden, iklim değişikliğini de dikkate alarak tüm sürecin organize edilmesi gerekir” diyen Çakıcı, yanlış tarım politikaları ve günübirlik enerji çözümlerinin arazi kullanım planlamasını ikinci plana ittiğini kaydetti. Gelinen noktada temel sorunun kaynakların doğru planlanmaması olduğunu belirten Çakıcı, “Temelde kaynakların doğru kullanılmaması, planlamanın doğru yapılmamasından kaynaklanıyor. Bu nedenle hem su hem toprak hem de tarım alanları üzerindeki baskı artıyor” dedi. Çakıcı, arazi kullanım planlamasının bilimsel veriler ışığında ve kamu yararı öncelenerek yapılması gerektiğini söyledi.

Bakan Yumaklı: Gıda ve Su İsrafını Önleme Çalışmaları Gaziantep’te Ele Alındı Haber

Bakan Yumaklı: Gıda ve Su İsrafını Önleme Çalışmaları Gaziantep’te Ele Alındı

Hasan Kalyoncu Üniversitesinde düzenlenen Sıfır Atık Çalıştayı Sonuç Konferansı'nda konuşan Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, "Küresel ölçekte her yıl yaklaşık 2,3 milyar ton gıdanın kaybedildiği veya israf edildiği hesaplanmaktadır. Bu gıdanın üretimi için kullanılan su miktarı ise yılda yaklaşık 250 kilometreküp seviyesindedir. Bu tablo bize çok net bir gerçeği göstermektedir" dedi. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Gaziantep'te Sıfır Atık Vakfı, Gaziantep Valiliği, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, Gaziantep Üniversitesi, Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü, İl Tarım ve Orman Müdürlüğü iş birliğiyle gerçekleştirilen Gaziantep Çalıştayı Sonuç Konferansı'na katıldı. Konferansta konuşan Bakan Yumaklı, gıda güvenliği, israf, kuraklık, İklim değişikliği ve sıfır atık ile ilgili önemli konulara değindi. Sürdürülebilir gıda sistemleri, su verimliliği ve israfın azaltılması yönünde küresel politikaları güçlendirmek için çabaladıklarını belirtti. "Toplantıyı ulusal politikalara entegre edilmesi yönünde önemli bir adım olarak görüyoruz" Çalıştay hakkında bilgi veren Bakan Yumaklı, "Bugün; Sıfır Atık, Çevre ve İklim Değişikliği Çalıştayları'nın sonuçlarını değerlendirmek üzere bir araya gelmiş bulunuyoruz. Sakarya ve Muğla'nın ardından, çalıştayların üçüncü ayağı olarak bugün Gaziantep'teyiz. COP31 sürecinde 'Yerelden Ulusala: İsraf ve Atık' temasıyla düzenlenen bu toplantıyı; yerelde geliştirilen bilgi, deneyim ve çözüm önerilerinin, ulusal politikalara entegre edilmesi yönünde önemli bir adım olarak görüyoruz" dedi. "Programın Gaziantep'te düzenlenmesi tesadüf değil" Çalıştayın Gaziantep'te gerçekleştirilmesinin tesadüf olmadığını belirten Bakan Yumaklı, "Gaziantep, yalnızca sanayi üretimi ve ticaret kapasitesiyle değil; tarımsal üretim gücü ve köklü gıda kültürüyle de Türkiye'nin önde gelen şehirlerinden biridir. Özellikle Antep fıstığı üretiminde, Türkiye dünyada üçüncü sırada bulunmakta, ülkemizde Antep fıstığının yaklaşık yarısı da Gaziantep'te yetiştirilmektedir. Ayrıca Gaziantep, tam 108 coğrafi işaretli ürüne sahiptir. AB coğrafi işaretli ürün sayısı ise 5'e yükselmiştir. Şehrin bu üretim kapasitesi; yüksek katma değer, kırsal istihdam, gıda sanayisi ve ihracat açısından stratejik bir alan oluşturmaktadır. Gaziantep'te tarım; işleme, depolama, ticaret ve sofraya ulaşma aşamalarını kapsayan bütüncül bir gıda ekosistemi içinde ele alınmaktadır. Bu bütüncül yapının en güçlü tamamlayıcısı ise Gaziantep'in mutfak kültürüdür. Gaziantep, UNESCO Fark Oluşturan Şehirler Ağı'na gastronomi alanında dahil edilen Türkiye'nin ilk şehridir. Bu unvan Gaziantep mutfağının, yerel üretime dayanan, mevsimine göre ürün kullanan ve israfı en aza indirmeye öncelik veren bir gelenek olduğunu da tescillemektedir. Bu yönüyle Gaziantep israfla mücadelede, sıfır atık hareketinde yalnızca bir uygulama alanı değil, aynı zamanda güçlü bir kültürel beşiktir" ifadelerini kullandı. "Küresel ölçekte her yıl yaklaşık 2,3 milyar ton gıdanın kaybedildiği veya israf edildiği hesaplanmaktadır" Dünyanın iklim değişikliği, artan kuraklık ve nüfus artışı nedeniyle su varlığı ve gıda güvenliği açısından kritik bir süreçten geçtiğine dikkati çeken Bakan Yumaklı, "Küresel ölçekte her yıl yaklaşık 2,3 milyar ton gıdanın kaybedildiği veya israf edildiği hesaplanmaktadır. Bu gıdanın üretimi için kullanılan su miktarı ise yılda yaklaşık 250 kilometreküp seviyesindedir. Bu tablo bize çok net bir gerçeği göstermektedir. Gıda israfı, aynı zamanda kaynak ve en önemlisi su israfıdır. Emine Erdoğan Hanımefendi'nin öncülüğünde, gıda ve su israfına yönelik başlatılan yaklaşımlar tam da bu sorunlara çözüm üretme iradesinin somut tezahürleridir. Bu anlayış doğrultusunda başlattığımız 'Gıdanı Koru Sofrana Sahip Çık' kampanyasıyla topluma verdiğimiz mesaj şudur: kayıp ve israf ortak çabayla önlenebilir ve bu dayanışma o kaybı umuda dönüştürebilir. Kampanya kapsamında yaptığımız faaliyetler aracılığıyla, kamuoyunda büyük bir farkındalık oluşturduk. Bu süreç israfla mücadelenin yalnızca mevzuatla değil; davranış değişikliğiyle mümkün olabileceğini açıkça göstermiştir. Suda sıfır kayıp ilkesiyle yürüttüğümüz su verimliliği seferberliği ise yalnızca bir kampanya değil bir zihniyet dönüşümüdür" ifadelerine yer verdi. "Sensör tabanlı sulama teknolojisiyle yüzde 40'a varan su tasarrufu sağlandı" Tarımda dijital ve sensör tabanlı sulama teknolojileriyle yüzde 40'a varan su tasarrufu sağlandığını söyleyen Yumaklı, "Tarımda dijital ve sensör tabanlı sulama teknolojileriyle yüzde 40'a varan su tasarrufu sağlanmıştır. Modern sulama sistemleriyle sulanan alan oranı yüzde 33'e ulaşmıştır. Hedefimiz bu oranı yüzde 50'nin üzerine çıkarmaktır. Ayrıca suyu merkeze alan üretim planlaması ve kuraklığa karşı dayanıklı yeni türlerin geliştirilmesi, bu seferberliğin önemli yapıtaşları olmuştur. Su israfı yalnızca musluğu açık bırakmak değil üretimde, tarımda, sanayide ve şehirlerde suyu verimsiz ve plansız kullanmaktır. Evlerde gri su sistemleri, sanayide geri kazanım teknolojileri, tarımda basınçlı ve damla sulama sistemleriyle bu israfı önlemek mümkündür. Amacımız; her damlanın hesabını yapan bir toplum bilinci oluşturmaktır" şeklinde konuştu. "Gıda ve su israfının tehdit oluşturduğunu ve önlenmesinin kritik bir öncelik olduğunu vurguladık" Uluslararası Sıfır Atık Forumu'nu, 17-19 Ekim tarihleri arasında İstanbul'da başarıyla gerçekleştirdiklerini belirten Bakan Yumaklı, "Foruma, 100'ün üzerinde ülke temsilcisi ile 118 kurum ve kuruluş katıldı. Kamu kurumları, özel sektör, akademi, yerel yönetimler ve sivil toplum temsilcileri, sıfır atık politika ve stratejilerini İstanbul'da kapsamlı biçimde ele aldı. Bu sürecin devamında da 'Gıda ve Su İsrafını Önlemek-Geleceği Sahiplenmek' temalı yüksek düzeyli paneli İstanbul'da düzenledik. Bu toplantıda ise 15'i bakan olmak üzere, 31 ülkenin ve uluslararası kuruluşun üst düzey temsilcisiyle buluştuk. Gıda ve su israfının küresel geleceğimiz açısından ciddi bir tehdit oluşturduğunu ve bu sorunun önlenmesinin kritik bir öncelik olduğunu güçlü bir şekilde vurguladık. Bu toplantılar Sıfır Atık Hareketi'nin küresel merkezinin İstanbul olması yönündeki iradeyi daha da güçlendirmiştir. Ancak küresel platformlarda konuşulan hedeflerin gerçek karşılığını göreceğimiz asıl yer şehirlerimizdir. İşte bu nedenle, bugün Gaziantep'teyiz. Sıfır Atık Vakfı koordinasyonunda yürütülen bu çalıştaylar, ortak bir metodolojiye dayanmaktadır. Tematik masa sistemi ve sorun, çözüm, hedef ve izleme yaklaşımı sayesinde bu toplantılar, yalnızca tespit yapmakla kalmamış; uygulanabilir ve izlenebilir politika girdileri üretmiştir. Bu kapsamda her il için hazırlanacak yerel sıfır atık hedef belgeleri, yerel ihtiyaçların ulusal politika tasarımına veri sağlaması açısından son derece önemlidir" dedi. "Evsel atıktan enerji üretmek somut örneklerden biri" Gaziantep'te yürütülen yerel uygulamaların sıfır atık yaklaşımının yerel ölçekte somut ve ölçülebilir sonuçlar üretebildiğini açıkça gösterdiğini ifade eden Bakan Yutmaklı, "Yıllık yaklaşık 650 bin ton evsel atıktan elde edilen enerjiyle, yaklaşık 50 bin hanenin elektrik ihtiyacının karşılanması, atığın çevresel bir yük olmaktan çıkarılarak ekonomik bir değere dönüştürüldüğünün en somut örneklerinden biridir. ‘Geri Dönüşüm Evde Başlar' ve 'Yeşil Antep' gibi projeler, yerelde sahiplenilen bu dönüşüm iradesinin güçlü örnekleridir. Atığı kaynağında önleme, önlenemez ise katma değere dönüştürme, israfla mücadelenin temelidir. Bu yerel çabalar Türkiye'nin iklim hedefleriyle de doğrudan ilişkilidir. Atık yönetimi, döngüsel ekonomi, gıda israfını önleme ve su verimliliği bu hedefe ulaşmada öncelikli politika alanları arasında yer almaktadır. Bu mücadele merkezi idareden yerel yönetimlere, özel sektörden hane halkına her bir vatandaşımızın ortak sorumluluğudur. Bu çalıştaylar ve sonuç konferansları, COP31 süreci öncesinde Türkiye'nin sıfır atık yaklaşımını, yerel uygulamalar üzerinden, sahaya dayalı ve somut örneklerle anlatabilmesine imkan tanımaktadır. Gaziantep Çalıştayı Sonuç Konferansı'nın elde edilen çıktıları daha da güçlendireceğine, ulusal ve yerel politika bağını pekiştireceğine ve Türkiye'nin COP 31'e ev sahipliği yaptığı bu dönemde, yeşil dönüşüm hedeflerine önemli katkılar sunacağına inanıyorum. Bütün çalışmalarımızda bize güçlü desteğini veren Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'a ve Emine Erdoğan Hanımefendiye şükranlarımı sunuyorum. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımıza, Sıfır Atık Vakfı'na, Gaziantep Valiliğine, Gaziantep Büyükşehir Belediyesine, üniversitelerimize ve sürece katkı sunan tüm paydaşlara teşekkür ediyorum" diye konuştu. Düzenlenen çalıştaya, Gaziantep Valisi Kemal Çeber, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı Fatma Varank, Hasan Kalyoncu Üniversitesi Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Haluk Kalyoncu ve akademisyenler katıldı.

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.