Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Mersin

AGRONEWS - Mersin haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Mersin haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Topraksız üretimle “altın değerinde meyve” dönemi Tarsus’ta Haber

Topraksız üretimle “altın değerinde meyve” dönemi Tarsus’ta

Mersin'in Tarsus ilçesinde üretilen beyaz çilek, hem yetiştirme yöntemi hem de tadıyla klasik çilekten ayrılıyor. Topraksız tarım sistemi kullanılan modern seralarda yetiştirilen ürün, yurt dışından gelen yoğun taleple birlikte Türkiye'nin dikkat çeken tarımsal ihracat ürünlerinden biri haline geliyor. Beyaz çileğin sırrı renginde saklı İlk bakışta olgunlaşmamış bir çileği andıran beyaz çilek, aslında genetik yapısı nedeniyle kırmızı rengini oluşturan pigmentleri üretmiyor. Bu nedenle meyve olgunlaştığında bile beyaz ve açık pembe tonlarını koruyor. Kırmızıya dönen tohumları ise ürüne farklı bir görünüm kazandırıyor. Ananas aromasıyla dikkat çekiyor Dünyada "pineberry" olarak da bilinen beyaz çilek, yalnızca görüntüsüyle değil aromasıyla da öne çıkıyor. Ürünü deneyenler, klasik çilek tadının yanında belirgin şekilde ananas ve tropikal meyve notaları aldıklarını ifade ediyor. Bu özelliği sayesinde beyaz çilek özellikle gurme restoranlar ve lüks tüketim pazarında ilgi görüyor. Beyaz çileğin fiyatını ne belirliyor? Üreticilere göre beyaz çileğin yüksek fiyatla satılmasının en önemli nedeni hassas yapısı. Kırmızı çileğe göre daha kısa raf ömrüne sahip olan ürün, nakliye sırasında daha kolay zarar görebiliyor. Ayrıca üretim sürecinde döllenmenin sağlanabilmesi için seralarda kırmızı çilek de yetiştiriliyor. Bu durum üretim maliyetlerini artırıyor. Yapay zekâ destekli seralarda yetiştiriliyor Tarsus'ta kurulan modern seralarda sıcaklık, nem, sulama ve su kalitesi gibi birçok parametre sensörler aracılığıyla takip ediliyor. Yapay zekâ destekli sistemler ve kameralar sayesinde bitkilerin gelişimi sürekli izlenirken, üretim süreci teknolojik altyapıyla yönetiliyor. Toprağın kullanılmadığı sistem sayesinde aynı alanda geleneksel üretime göre çok daha fazla fide yetiştirilebiliyor. İhracatın yeni gözdesi oldu Üretimin önemli bölümü başta Dubai, Katar ve Orta Doğu ülkeleri olmak üzere yurt dışına gönderiliyor. Beyaz çileğin lüks tüketim segmentinde konumlanması, uluslararası pazardaki talebi artırıyor. Üreticiler, mevcut sezon tamamlanmadan yeni dönem siparişlerinin gelmeye başladığını belirtiyor. Üretim yöntemi dikkat çekti Yaklaşık 22 dönümlük serada gerçekleştirilen üretimde bitkiler toprağa hiç temas etmiyor. Sensörler, kablolar, otomasyon sistemleri ve yapay zekâ desteğiyle yönetilen seralarda aynı alana geleneksel yöntemlere göre yaklaşık iki buçuk kat daha fazla fide dikilebiliyor. Ürünün yüksek verim ve ihracat potansiyeli nedeniyle üretim kapasitesinin artırılması hedefleniyor.

Sarıgöl’de Türkiye’nin ilk zirai mücadele test istasyonu açıldı Haber

Sarıgöl’de Türkiye’nin ilk zirai mücadele test istasyonu açıldı

Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen proje kapsamında kurulan sistem sayesinde zirai mücadelede kullanılan ilaçlama makineleri bilimsel yöntemlerle test edilerek kayıt altına alınacak. Sistem ile püskürtme performansı, pülverizatör başlık debileri, basınç değerleri, damla dağılımı, hava akımı ve atomizasyon yapısı detaylı şekilde analiz edilecek. Böylece doğru doz ve uygun parametrelerle ilaçlama yapılması sağlanarak gereksiz pestisit kullanımının önüne geçilmesi hedefleniyor. Özellikle Sarıgöl ve çevresinde yoğun olarak yapılan sofralık üzüm üretiminde pestisit kalıntısı riskinin azaltılmasının amaçlandığı uygulamanın, ihracat açısından da büyük önem taşıdığı belirtildi. Gerçekleştirilen açılış programına Gıda ve Kontrol Genel Müdürü Dr. Ersin Dilber, Bitki Koruma Ürünleri Daire Başkanı Dr. Nesrin Çakır Arıcan, Manisa İl Tarım ve Orman Müdürü Mehmet Karayılan, Sarıgöl Kaymakamı Halil Dalak ve Sarıgöl Belediye Başkanı Tahsin Akdeniz katıldı. Programda konuşan yetkililer, uygulamanın Türkiye'de pilot proje olarak Mersin, Manisa ve Antalya illerinde başlatıldığını ifade ederek, ilk test istasyonunun Sarıgöl'de hizmete alınmasının bölge üreticisine verilen önemin göstergesi olduğunu vurguladı. Konuşmaların ardından test istasyonunun açılışı gerçekleştirilirken, katılımcılara sistemin çalışma prensibi hakkında uygulamalı bilgiler verildi. Program, test uygulamasının yapılmasının ardından sona erdi.

Mersin’de tarımda “akıllı dönüşüm” vurgusu yapıldı Haber

Mersin’de tarımda “akıllı dönüşüm” vurgusu yapıldı

Türkiye’nin önemli üretim ve tarım merkezlerinden biri olan Mersin’de, ik­lim değişikliğinin etkileri her ge­çen yıl daha belirgin hale geliyor. Artan sıcaklıklar, düzensiz yağış rejimleri ve hızla azalan su kay­nakları, ekim planlamasından ve­rimliliğe kadar tarımın tüm aşa­malarını doğrudan etkiliyor. Suya dayalı üretim modelinin sürdü­rülebilirliğini zorlayan bu tablo, kentte “ekim krizi” olarak adlan­dırılabilecek yeni bir süreci bera­berinde getiriyor. "Eski alışkanlıklarla yeni dönemi yönetemeyiz" Mersin Ticaret ve Sanayi Oda­sı (MTSO) Yönetim Kurulu Baş­kanı Hakan Sefa Çakır, iklim de­ğişikliği ve su kaynaklarının hızla tükenmesinin, artık sadece çev­resel bir sorun değil; Türkiye’nin en önemli üretim, lojistik ve tarım üslerinden biri olan Mersin için stratejik bir gıda arz güvenliği me­selesi olduğuna dikkat çekti. MT­SO olarak bu tabloyu endişeyle iz­lemekle yetinmediklerini, kent tarımını değişen iklim koşulları­na adapte etmek için uzun süredir somut adımlar attıklarını kaydet­ti. Son yıllarda artan sıcaklıklar ve azalan yağışlar nedeniyle kenttin olağanüstü kuraklık riskiyle karşı karşıya olduğuna vurgu yapan Ça­kır, “Gerçekçi olmak zorundayız; eski alışkanlıklarımızla ve gele­neksel yöntemlerle bu yeni döne­mi yönetemeyiz. Gıda arz güven­liğini sağlamanın tek yolu; ‘akıllı tarım’, ‘su verimliliği’ ve ‘bilimsel üretim’ odaklı topyekûn bir dönü­şümdür” dedi. Oda olarak, ilgili tüm kurumlar ve üreticilerle omuz omuza ve­rerek bu dönüşümün altyapısı­nı hayata geçirdikleri örnek pro­jeler hakkında bilgi veren Çakır, “Bitkilerin Sesine Kulak Verin, İklim Değişikliğine Uyum Sağ­layın projesiyle alternatif tarım­sal bitki çeşitlerini belirledik ve çiftçilerimizi yeni iklim şartları­na uyumlu ürün desenleriyle bu­luşturduk. Aynı şekilde, düzenle­diğimiz Mersin İklim Değişikliği ve Uyum Konferansları ile bilimin ışığında bölgesel eylem planları­mızı ortaya koyduk. Doğru su yö­netimi için Havza Su Kurulu ile ortak akıl çerçevesinde çalışarak ilimizin ‘Kuraklık Yönetim Pla­nı’ süreçlerine kurumsal düzeyde aktif destek verdik. Bugün ise, ta­rım ve sanayide çevreci teknolo­ji yatırımlarını hızlandırmak, su verimliliğini merkeze alan sür­dürülebilir üretimi ödüllendir­mek amacıyla Türkiye’de ilk kez bu ölçekte MTSO Yeşil Ödülle­ri’ni hayata geçiriyoruz. Bu bere­ketli topraklardan aldığımız gücü akıl, bilim ve dayanışmayla birleş­tirerek; “Mersin’de Üretilmiştir” damgasını doğaya saygının ve ka­litenin ortak mühürü yapacağız. Mersin’i hep birlikte sürdürüle­bilir üretimin model dünya kenti yapmaya kararlıyız” açıklamasın­da bulundu. Mersin Üniversitesi Su Ürün­leri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ayas ise, su kaynaklarında yaşanan azalma ve iklim değişik­liğinin Türkiye açısından gide­rek derinleşen bir risk alanı oluş­turduğunu vurguladı. Suyun; ta­rımsal üretimden su ürünlerine kadar geniş bir yelpazede temel üretim girdisi olduğunu belirten Ayas, son yıllarda artan sıcak­lıklar, düzensiz yağış rejimleri ve sıklaşan kuraklık dönemleri­nin mevcut su varlıkları üzerin­de ciddi bir baskı yarattığını ifade etti. Bu baskının yalnızca üretim miktarını değil, üretimin sürdü­rülebilirliğini ve planlanabilirli­ğini de doğrudan etkilediğini di­le getirdi. Su ürünleri açısından da benzer bir tabloya işaret eden Ayas, denizlerde ve iç sularda meydana gelen sıcaklık artışları­nın, oksijen seviyelerindeki deği­şimlerin ve ekosistem dengesin­deki bozulmaların balık stokları­nı olumsuz etkilediğini ifade etti. Tür dağılımlarında değişim, ba­zı türlerin göç etmesi ya da azal­ması gibi sonuçların sektörde üretim istikrarsızlığına yol açtı­ğını belirten Ayas, bu durumun hem balıkçılık faaliyetlerini hem de yetiştiricilik sektörünü doğ­rudan etkilediğini söyledi. Özel­likle suyun daha verimli kullanıl­dığı modern sulama teknikleri­nin yaygınlaştırılması, kuraklığa dayanıklı bitki çeşitlerinin ter­cih edilmesi ve su kaynaklarının bütüncül bir yaklaşımla yönetil­mesinin büyük önem taşıdığını ifade etti.

Kar ve don tarımı vurdu: Sebze ve meyvelerde fiyat artışı Haber

Kar ve don tarımı vurdu: Sebze ve meyvelerde fiyat artışı

Tarım yazarı ve gazeteci Ali Ekber Yıldırım, mayıs ayında yaşanan kar ve don olaylarının gıda fiyatlarını etkileyeceğini söyledi ve "Önümüzdeki dönemde özellikle meyvelerde ve bazı sebzelerde fiyat artışı mutlaka olacaktır” şeklinde konuştu. Gaziantep ve Şanlıurfa'da başta olmak üzere Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde bu ay etkili olan sel, dolu ve fırtına, tarımsal üretimi ve üreticileri etkiledi. Bazı bölgelerde meyve ağaçları zarar görürken bazı illerde seralar ve tarla ürünleri hasar aldı. Mersin'de kiraz, erik ve şeftali ağacı zarar gördü Yaşanan kar ve don olaylarından farklı bölgelerde farklı ürünlerin etkilendiğini belirten Yıldırım, “Türkiye'nin farklı bölgelerinde, farklı illerinde bazılarında kar yağdı, bazılarında don oldu, bazılarında aşırı yağmur oldu. 2025'te yaşadığımız uzun süren zirai don gibi ve üç defa yaşanan zirai don gibi çok büyük bir etkisi olmadı. Ama yine de lokal düzeyde baktığımızda Mersin'de kiraz, erik ve şeftali ağacı gibi meyveler daha çok zarar gördü. Antalya tarafında seralar, Adana'da mısır, patates gibi diğer ürünler gibi her ilde, her bölgede farklı bir etkilenme oldu” dedi. Don ve karın, meyve-sebze fiyatlarına etkisinin olacağını kaydeden Yıldırım, fiyatlarda artış olabileceği mesajını verdi ve şunları söyledi: “Tabii ki bunun mutlaka gıda fiyatlarına bir etkisi olacak. Zaten Türkiye'de bir fırtına esince, bir kar yağdığında mutlaka psikolojik olarak da hemen fiyatlarda bir artış olduğunu görüyoruz. Yani normalde şu an yaşanan bu kar, dolu, fırtına tarım ürünlerini çok fazla da arttıracak bir etki değil. Ama biraz kar düşünce hemen ‘ürün gelmedi’ denilerek fiyatlar artıyor. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde özellikle meyvelerde ve bazı sebzelerde fiyat artışı mutlaka olacaktır. Gıda enflasyonuna da etkisi mutlaka olacak ama bir yandan da haziran ayına geliyoruz. Tarla ürünleri çıkacak. Bu nedenle fiyatlarda bir düşüş beklentisi var. Bu onu biraz frenleyebilir. Ayrıca bu dönemdeki fiyat artışı zaten halkın yaşadığı enflasyonla TÜİK’in açıkladığı enflasyon arasında ciddi bir fark oluyor. Dolayısıyla biz bunu pazarda hissedeceğiz ama rakamlara yansıması mutlaka daha sınırlı olacak. Nisan ayı enflasyonu açıklandı. TÜİK, sebzelerdeki fiyat artışı yüzde 6,7 dedi. Domates, biber, salatalık, kabak fiyatları yüzde 6,7 mi arttı? Çok daha fazla arttı. Bu nedenle rakamlara yansıması farklı olacak. Biz çarşı pazardaki yansımalarını daha fazla hissedeceğiz. Yani sebze ve meyvede artık piyasa öyle bir noktaya geldi ki bunun maliyetle, iklimle çok fazla bağlantısı kalmamaya başladı. Üretici zaman zaman çok fiyatlar yükselse de bundan yeterince yararlanamıyor veya o üreticiye yansımıyor. Yani biz tüketici olarak ödediğimiz para ne yazık ki üreticiye gitmiyor çoğu zaman. İşte bazen iklim, bazen zirai don, kuraklık birçok sorun oluyor. Bunların her birinde fiyatlar artıyor. Biz tüketici olarak pahalıya tüketiyoruz. Üretici de ucuza satmak zorunda kalıyor. Dolayısıyla son yağışlarla birlikte üreticideki fiyat çok düşük olsa da tüketiciye yansıması yüksek olacak”. İklim krizinin tarımdaki etkisinin azaltılması için etkili üretim stratejisi uygulanması gerektiğini belirten Yıldırım, sözlerine şöyle devam etti: “Tarımda özellikle yapısal sorunların mutlaka çözülmesi gerekiyor. Bu sadece iklime bağlı değil. Bir yandan İran Savaşı ile birlikte gübre fiyatlarının fırlaması, diğer taraftan mazot fiyatının çok artması. Yani maliyetler artarken buna bir reaksiyon gösterilmesi ve üreticinin üretime devam edebilecek şartların sağlanması lazım. Üretici üretime devam edecek bir para kazanabilirse bu üretim sürdürülebilir. Burada yapılması gereken tarladan sofraya kadar olan sürecin tüm ürünün iyi yönetilmesi lazım”.

Mersin’de enginar projesinde ilk hasat yapıldı Haber

Mersin’de enginar projesinde ilk hasat yapıldı

Mersin Büyükşehir Belediyesi, tarımsal üretimi destekleyen projeleriyle üreticinin yanında olmaya devam ettiği belirtilirken Başkan Vahap Seçer'in tarımsal üretime ve çiftçiye verdiği önemle hayata geçirilen projeler kırsalda kalkınmayı güçlendirdiği bildirildi. Çiftçilerin gelir kaynaklarını da çeşitlendirme kapsamında 2025 yılında ilk kez uygulamaya alınan ‘Demonstrasyon Amaçlı Enginar Yumrusu Dağıtımı Projesi' meyvelerini vermeye başladı. Alternatif ürünlerin yaygınlaştırılmasını hedefleyen proje ile enginar üretiminin artırılması, üreticilerin farklı gelir kaynaklarına yönelmesi ve bahçe ara tarımı modelinin teşvik edilmesinin amaçlandığı ifade edildi. Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı koordinesinde yürütülen projenin ilk uygulama alanlarından biri olan Silifke ilçesine bağlı Atakent Mahallesi'nde, enginarların ilk hasadı gerçekleşti. Ara tarım modeliyle yetiştirilen enginarların hem bakımının kolay olması, hem de ekonomik getirisinin yüksek olması üreticilerden tam not alıyor. Kimyasal ilaçlara ihtiyaç duymadan yetiştirilebilmesi, düşük işçilik gerektirmesi ve bölgenin iklimine uygunluğu sayesinde enginar, üreticiler için sürdürülebilir bir alternatif olarak öne çıkıyor. "Üreticilerimizin, alternatif ve gelir getirici ürünlere yönelmesini amaçladık" Mersin Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı'nda görev yapan Ziraat Yüksek Mühendisi Aylin Kutlu, ‘Demonstrasyon Amaçlı Enginar Yumrusu Dağıtımı Projesi' kapsamında başlatılan üretim sürecinde hasat aşamasına gelindiğini anlatarak, "Proje kapsamında, üreticilerimizin alternatif ve gelir getirici ürünlere yönelmesini amaçladık. Elde edilen tecrübeyle, projenin önümüzdeki dönemlerde daha geniş alanlara yayılması ve daha fazla üreticiye ulaşmasını temenni ediyoruz" dedi. Büyükşehir Belediyesi olarak tarımsal üretimi desteklemeye ve kırsal kalkınmaya katkı sağlayacak çalışmaları sürdürmeye devam edeceklerini ifade eden Kutlu, "Hasadın üreticilerimiz için bereketli olmasını diliyor, emeği geçen tüm üreticilerimize teşekkür ediyoruz" ifadelerine yer verdi. Üreticiler enginar üretimine büyük ilgi gösterdi Projeden faydalanan üreticilerden Hamit Gönül, zeytin, limon, avokado, muz yetiştirdiklerini ve buna enginarı da dahil ettiklerini belirterek, "Enginardan aldığımız verim güzel. İşçiliği az, geliri de yüksek. Silifke zaten enginar yetiştiriciliğine elverişli bir bölge. Çiftçiye verdiği desteklerden dolayı Vahap Başkanımıza teşekkür ediyorum" dedi. Çeşme'de düzenlenen ‘Enginar Festivali' gibi Silifke'de de benzeri bir festival olabileceğini ifade eden Gönül, "Tabii ki bunun için destek lazım. O destek de Büyükşehir Belediyesinden başladı. Umarım çiftçilerimiz de bu üretime yönelir" şeklinde konuştu.

Mersin’de tarım ve gıda sektöründe kayıp riski endişesi büyüyor Haber

Mersin’de tarım ve gıda sektöründe kayıp riski endişesi büyüyor

Türkiye’nin tarımsal üre­tim ve ihracatında kilit bir rol üstlenen Mersin, geniş ürün yelpazesi, güçlü lo­jistik altyapısı ve yılın 12 ayı­na yayılan üretim kapasitesiyle hem ülkenin gıda arz güvenli­ğinde hem de küresel gıda teda­rik zincirinde stratejik bir mer­kez olarak öne çıkıyor. Diğer yandan artan maliyetler, iklim değişikliği ve su kaynaklarına yönelik riskler karşısında sür­dürülebilir üretimi destekleye­cek yapısal önlemlerin hayata geçirilmesi gerektiği de dikkat çekiyor. Mersin Ticaret Borsası Yöne­tim Kurulu Başkanı Ö. Abdul­lah Özdemir, Mersin’in başta meyve, sebze, hububat ve bak­liyat olmak üzere gıda arzının sağlanması yoluyla Türkiye’nin gıda güvenliğine önemli kat­kı sağlayan illerden biri oldu­ğunu söyledi. Mersin’in, geniş ürün yelpazesi ve yılın 12 ayı­na yayılan üretim olanakları­na sahip olduğuna vurgu yapan Özdemir, kentin üretim kültü­rü yerleşmiş, ticari altyapısının güçlü olduğunu ifade etti. Öz­demir, “Gelişmiş gıda sanayi­si sayesinde hem kendi ürettiği ürünleri hem de ithalat yoluy­la temin edilen hammaddeleri işleyerek katma değerli ihracat gerçekleştirebilmektedir. Bu potansiyel ile yalnızca ülkemi­zin gıda güvencesine ve sürdü­rülebilirliğine katkı sağlamakla kalmayıp, yaklaşık 750 milyon nüfuslu yakın coğrafya ülkele­rine açılan bir kapıdır. Bu yapı­nın daha sağlıklı işlemesi için; üretim, finansman, pazarlama, iklim değişikliği ve doğal afet­ler gibi çok sayıda riskle karşı karşıya kalan çiftçilerin gelirini koruyacak, özellikle küçük üre­ticinin gelirini artıracak poli­tikalarla sektörün kırılgan ya­pısının daha da güçlendirilme­si gerekmektedir. Ayrıca, hane halkı harcamalarının yaklaşık yüzde 20’sinin gıdaya ayrıldı­ğı ve gıda enflasyonunun yüzde 32,36 olduğu dikkate alındığın­da, dezenflasyon sürecinin da­ha güçlü desteklenmesi ve gelir dağılımının daha adil hâle ge­tirilmesi önem arz etmektedir” açıklamasında bulundu. Özdemir ayrıca tarımsal Ar- Ge yatırımlarının artırılarak, üretimin teknolojiyle moderni­ze edilmesi gerektiğine dikkat çekerek, “Bunun yanında, tarım politikaları kapsamında iklim değişikliği, su stresi, kırsal ve genç nüfusun artırılması ile gı­da kaybı ve israfının önlenme­si konularının daha etkin uygu­lanması gerekmektedir” dedi. “Orta ve uzun vadede risk oluşabilir” Mersin Gıda Mühendisleri Odası Başkanı Yusuf Değirmen­ci de Mersin özelinde gıda arz güvenliği açısından kısa vadede ciddi bir risk görmediğini söyle­di. Ancak orta ve uzun vadede ba­zı risklerin söz konusu olduğuna atıfta bulunan Değirmenci, “Bu­gün en önemli sorunlardan biri, tarımda uzun vadeli ve sürdü­rülebilir politikaların yeterince güçlü şekilde uygulanamaması. Bu durum hem üreticilerin hem de sektörün diğer paydaşlarının sağlıklı planlama yapmasını en­gelliyor. Artan maliyetler sade­ce üretimi değil, lojistik süreçleri de etkileyerek ürünlerin pazara daha yüksek fiyatlarla ulaşması­na neden oluyor. Kamu, özel sek­tör ve meslek odaları arasında bir iş birliği var ancak bunun da­ha güçlü hale gelmesi gerekiyor. Özellikle gıda ve ziraat mühen­dislerinin sürece daha aktif dahil olması, hem verimlilik hem de gıda güvenliği açısından büyük önem taşıyor” ifadesini kullandı.

Mersin’de hasat başladı, fiyatlar 200 TL’ye kadar geriledi Haber

Mersin’de hasat başladı, fiyatlar 200 TL’ye kadar geriledi

Türkiye'nin yaş sebze ve meyve üretiminde ilk sıralarda yer alan Mersin'de örtü altının yanı sıra açıkta da hasatlar başlıyor. Mart ayında örtü altında hasadına başlanan erikler açıkta da olgunlaştı. İlk çıktığında tadımlık olan ve özellikle aşeren hamile kadınlar tarafından fiyatı pahalı olduğu için tane ile satın alınan erikte fiyatlar düştü. Örtü altında hasatta kilogramı yaklaşık 10 bin TL sınırına dayanan erik, açıkta hasatla 200 ile 800 TL arasında satılmaya başladı. "HASATTAN MEMNUNUZ" Örtü altındaki hasadın sora ermesiyle açık alanda erik hasadının başladığını ifade eden üretici Ali Bezgin, "Keben mahallesinde örtü altı ve açık alanda erik üretimi yapıyorum. Hem örtü altında nem de açık alanda hasadımız devam ediyor. 12 dönüm örtü altından 15 ton erik hasadı yaptım" dedi. Bu yıl hava şartlarının olumsuz geçmesinden dolayı açık alanda erik hasadına yaklaşık bir ay geç başladıklarının altını çizen Bezgin, "Şuan 12 dönümlük açık alanda erik hasadına başladım. Buradan da 15 ton civarı hasat bekliyoruz. Şuan hasat edilen eriklerimizi ebadına göre 200 ile 800 lira arasında değişen fiyatlardan satıyoruz. Havaların iyileşmesiyle birlikte erikler büyümeye başladı. Hasattan memnunuz" diye konuştu. "8 BİN 500 TON ÜRETİM BEKLENİYOR" Göksu Vadisi'nde üretici Murat Temur ise açık alanda hasadına başlanan eriklerin, Ankara, İstanbul başta olmak üzere bir çok ile gönderildiğini, ihracatta ise Arap ve Avrupa Ülkelerine yollandığını söyledi. Temur, bölgede açıkta başlayan hasadın ilk olarak birkaç bahçede başladığını, Nisan ayı sonu itibari ile tam hasada başlanacağını kaydetti. Bu yıl ilçe genelinde açıkta 6 bin 500 dönüm, örtü altında ise 800 dönümde yaklaşık 8 bin 500 ton üretim yapılacağını tamin ettiklerini aktaran Temur, erik üretiminin Göksu Vadisi'nde Keben başta olmak üzere Sabak, Bükdeğirmeni, Karakaya, Karahacılı, Evkafçiftliği, Kargıcak, İmambekirli, Ortaören, Kabasakallı, Atayurt, Atakent ve Taşucu mahallelerinde yapıldığını ifade etti. Silifke'de yetişen can eriğinin gerek erkenci olmasından, gerekse görünümü ve lezzeti ile tüketiciler tarafından yoğun bir şekilde talep gördüğünü vurgulayan Temur, eriğin getirisi dolayısıyla ilginin sürekli arttığını ve üretim alanının da buna bağlı olarak genişlediğini sözlerine ekledi. Sabahın erken saatlerinde bahçelere gelen tarım işçileri de, erik toplayarak hem aile bütçesine katkı sağladıklarını, hem de üreten akrabalarına yardımcı olmaya çalıştıklarını dile getirdi.

Tarım Kredi 100 milyar TL ciro hedefliyor Haber

Tarım Kredi 100 milyar TL ciro hedefliyor

Tarım Kredi Kooperatifleri bünyesinde faaliyet gösteren KOOP Market Genel Müdürü Orhan Kozan, Ümraniye'de bulunan Tarım Kredi Holding'de gerçekleştirdiği basın toplantısında 2025 yılını değerlendirdi, bu yıla ilişkin hedeflerini paylaştı. Orhan Kozan, KOOP Market'in sadece bir market değil, Türkiye'nin gıda geleceğine yapılan bir yatırım olduğunu belirterek, Ankara'da 30 metrekarelik bir dükkandan 5 binin üzerindeki satış noktasına uzanan bir hikayesi olduğundan bahsetti. Modelin klasik perakende yaklaşımından farklı bir noktada konumlandığını belirten Kozan, "Bizim modelimiz yalnızca raf fiyatı üzerinden rekabet eden bir yapı değil. Üretici ile tüketici arasında doğrudan dengenin kurulduğu bir ekosistemdir. Bu sayede hem üreticinin emeği değer buluyor hem de tüketici daha erişilebilir fiyatlarla ürüne ulaşabiliyor." diye konuştu. Kozan, uçtan uca üretim modeli ile raflarda satılan ürünlerin yüzde 50'sinin tamamen Tarım Kredi tarafından kontrol edildiğini, geri kalan deterjan gibi yan ürünlerin ise satış noktalarından temin edildiğini aktardı. Kadın üreticileri, kadın kooperatiflerini de desteklediklerini söyleyen Kozan, kurulan bu sistemle söz konusu kadın kooperatiflerinin de işlerini büyüttüğünü dile getirdi. MARKET SAYISI 2.379'A ULAŞTI KOOP Market Genel Müdürü Kozan, Tarım Kredi KOOP Market'in 2021 yılında 709 marketle 2 milyar 186 milyon lira ciro yaptıklarını belirterek, "2025 yılında market sayımızı 2 bin 379'a, ciromuzu ise 66 milyar 400 milyon liraya yükselttik. Depo çok önemli, depo sayımızı artırdık, personel sayımız da 10 bini aştı. Benim bildiğim kadarıyla Türkiye'de bu kadar kısa süre içerisinde büyüyen bir zincir yok." diye konuştu. Türkiye genelinde 5 bin satış noktasına ulaştıklarını ifade eden Kozan, yapılan ürünleri müşteri ile buluşturmak için satış noktalarının önemli olduğunu ve temeldeki hedefin müşterilerin güvenini sağlamak olduğunu söyledi. Kozan, donuk ürünleri depolardan mağazalara eskiden haftada bir götürdüklerini ancak yeni depo yatırımları ile bunun bazı mağazalarda haftada 2'ye çıktığını belirtti. Diyarbakır'a da yaklaşık 250-300 milyon lira yatırımla bir depo açacaklarını bildiren Kozan, şunları kaydetti: "Bu depoyla birlikte lojistik maliyetlerimizi daha optimize edeceğiz. Daha kabul edilebilir bir yere getireceğiz. Neredeyse nakliyeden tasarrufumuz o depoya yaptığımız yatırımı geriye getirmiş olacak. Çünkü şu anda mevcut durumda Erzurum'daki veya Mersin'deki depodan mal taşımak zorunda kalıyorduk. Yine İstanbul tarafında İstanbul'da mağaza büyümemize paralel olarak da yeni depo arayışlarımız devam edecek." Kozan, 5 bin satış noktasının türlerinden bahsederek, 250 metrekareden 1000 metrekareye kadar farklı yapılarda mağazaların olduğunu, KOOP kurumsal satış noktaları ile üniversiteler, Bakanlıklar ve okullara da hizmet verildiğini söyledi. KOOP Market'in kayıtlı sermayesinin 2,5 milyar lira olduğunu belirten Kozan, "Aralık ayında Sermaye Piyasası Kuruluna (SPK) sermayemizi 8 milyar 750 milyon liraya yükseltmek için başvurduk. Süreç devam ediyor." diye konuştu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.