Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Mersin

AGRONEWS - Mersin haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Mersin haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Mersin’de tarımda “akıllı dönüşüm” vurgusu yapıldı Haber

Mersin’de tarımda “akıllı dönüşüm” vurgusu yapıldı

Türkiye’nin önemli üretim ve tarım merkezlerinden biri olan Mersin’de, ik­lim değişikliğinin etkileri her ge­çen yıl daha belirgin hale geliyor. Artan sıcaklıklar, düzensiz yağış rejimleri ve hızla azalan su kay­nakları, ekim planlamasından ve­rimliliğe kadar tarımın tüm aşa­malarını doğrudan etkiliyor. Suya dayalı üretim modelinin sürdü­rülebilirliğini zorlayan bu tablo, kentte “ekim krizi” olarak adlan­dırılabilecek yeni bir süreci bera­berinde getiriyor. "Eski alışkanlıklarla yeni dönemi yönetemeyiz" Mersin Ticaret ve Sanayi Oda­sı (MTSO) Yönetim Kurulu Baş­kanı Hakan Sefa Çakır, iklim de­ğişikliği ve su kaynaklarının hızla tükenmesinin, artık sadece çev­resel bir sorun değil; Türkiye’nin en önemli üretim, lojistik ve tarım üslerinden biri olan Mersin için stratejik bir gıda arz güvenliği me­selesi olduğuna dikkat çekti. MT­SO olarak bu tabloyu endişeyle iz­lemekle yetinmediklerini, kent tarımını değişen iklim koşulları­na adapte etmek için uzun süredir somut adımlar attıklarını kaydet­ti. Son yıllarda artan sıcaklıklar ve azalan yağışlar nedeniyle kenttin olağanüstü kuraklık riskiyle karşı karşıya olduğuna vurgu yapan Ça­kır, “Gerçekçi olmak zorundayız; eski alışkanlıklarımızla ve gele­neksel yöntemlerle bu yeni döne­mi yönetemeyiz. Gıda arz güven­liğini sağlamanın tek yolu; ‘akıllı tarım’, ‘su verimliliği’ ve ‘bilimsel üretim’ odaklı topyekûn bir dönü­şümdür” dedi. Oda olarak, ilgili tüm kurumlar ve üreticilerle omuz omuza ve­rerek bu dönüşümün altyapısı­nı hayata geçirdikleri örnek pro­jeler hakkında bilgi veren Çakır, “Bitkilerin Sesine Kulak Verin, İklim Değişikliğine Uyum Sağ­layın projesiyle alternatif tarım­sal bitki çeşitlerini belirledik ve çiftçilerimizi yeni iklim şartları­na uyumlu ürün desenleriyle bu­luşturduk. Aynı şekilde, düzenle­diğimiz Mersin İklim Değişikliği ve Uyum Konferansları ile bilimin ışığında bölgesel eylem planları­mızı ortaya koyduk. Doğru su yö­netimi için Havza Su Kurulu ile ortak akıl çerçevesinde çalışarak ilimizin ‘Kuraklık Yönetim Pla­nı’ süreçlerine kurumsal düzeyde aktif destek verdik. Bugün ise, ta­rım ve sanayide çevreci teknolo­ji yatırımlarını hızlandırmak, su verimliliğini merkeze alan sür­dürülebilir üretimi ödüllendir­mek amacıyla Türkiye’de ilk kez bu ölçekte MTSO Yeşil Ödülle­ri’ni hayata geçiriyoruz. Bu bere­ketli topraklardan aldığımız gücü akıl, bilim ve dayanışmayla birleş­tirerek; “Mersin’de Üretilmiştir” damgasını doğaya saygının ve ka­litenin ortak mühürü yapacağız. Mersin’i hep birlikte sürdürüle­bilir üretimin model dünya kenti yapmaya kararlıyız” açıklamasın­da bulundu. Mersin Üniversitesi Su Ürün­leri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ayas ise, su kaynaklarında yaşanan azalma ve iklim değişik­liğinin Türkiye açısından gide­rek derinleşen bir risk alanı oluş­turduğunu vurguladı. Suyun; ta­rımsal üretimden su ürünlerine kadar geniş bir yelpazede temel üretim girdisi olduğunu belirten Ayas, son yıllarda artan sıcak­lıklar, düzensiz yağış rejimleri ve sıklaşan kuraklık dönemleri­nin mevcut su varlıkları üzerin­de ciddi bir baskı yarattığını ifade etti. Bu baskının yalnızca üretim miktarını değil, üretimin sürdü­rülebilirliğini ve planlanabilirli­ğini de doğrudan etkilediğini di­le getirdi. Su ürünleri açısından da benzer bir tabloya işaret eden Ayas, denizlerde ve iç sularda meydana gelen sıcaklık artışları­nın, oksijen seviyelerindeki deği­şimlerin ve ekosistem dengesin­deki bozulmaların balık stokları­nı olumsuz etkilediğini ifade etti. Tür dağılımlarında değişim, ba­zı türlerin göç etmesi ya da azal­ması gibi sonuçların sektörde üretim istikrarsızlığına yol açtı­ğını belirten Ayas, bu durumun hem balıkçılık faaliyetlerini hem de yetiştiricilik sektörünü doğ­rudan etkilediğini söyledi. Özel­likle suyun daha verimli kullanıl­dığı modern sulama teknikleri­nin yaygınlaştırılması, kuraklığa dayanıklı bitki çeşitlerinin ter­cih edilmesi ve su kaynaklarının bütüncül bir yaklaşımla yönetil­mesinin büyük önem taşıdığını ifade etti.

Kar ve don tarımı vurdu: Sebze ve meyvelerde fiyat artışı Haber

Kar ve don tarımı vurdu: Sebze ve meyvelerde fiyat artışı

Tarım yazarı ve gazeteci Ali Ekber Yıldırım, mayıs ayında yaşanan kar ve don olaylarının gıda fiyatlarını etkileyeceğini söyledi ve "Önümüzdeki dönemde özellikle meyvelerde ve bazı sebzelerde fiyat artışı mutlaka olacaktır” şeklinde konuştu. Gaziantep ve Şanlıurfa'da başta olmak üzere Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde bu ay etkili olan sel, dolu ve fırtına, tarımsal üretimi ve üreticileri etkiledi. Bazı bölgelerde meyve ağaçları zarar görürken bazı illerde seralar ve tarla ürünleri hasar aldı. Mersin'de kiraz, erik ve şeftali ağacı zarar gördü Yaşanan kar ve don olaylarından farklı bölgelerde farklı ürünlerin etkilendiğini belirten Yıldırım, “Türkiye'nin farklı bölgelerinde, farklı illerinde bazılarında kar yağdı, bazılarında don oldu, bazılarında aşırı yağmur oldu. 2025'te yaşadığımız uzun süren zirai don gibi ve üç defa yaşanan zirai don gibi çok büyük bir etkisi olmadı. Ama yine de lokal düzeyde baktığımızda Mersin'de kiraz, erik ve şeftali ağacı gibi meyveler daha çok zarar gördü. Antalya tarafında seralar, Adana'da mısır, patates gibi diğer ürünler gibi her ilde, her bölgede farklı bir etkilenme oldu” dedi. Don ve karın, meyve-sebze fiyatlarına etkisinin olacağını kaydeden Yıldırım, fiyatlarda artış olabileceği mesajını verdi ve şunları söyledi: “Tabii ki bunun mutlaka gıda fiyatlarına bir etkisi olacak. Zaten Türkiye'de bir fırtına esince, bir kar yağdığında mutlaka psikolojik olarak da hemen fiyatlarda bir artış olduğunu görüyoruz. Yani normalde şu an yaşanan bu kar, dolu, fırtına tarım ürünlerini çok fazla da arttıracak bir etki değil. Ama biraz kar düşünce hemen ‘ürün gelmedi’ denilerek fiyatlar artıyor. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde özellikle meyvelerde ve bazı sebzelerde fiyat artışı mutlaka olacaktır. Gıda enflasyonuna da etkisi mutlaka olacak ama bir yandan da haziran ayına geliyoruz. Tarla ürünleri çıkacak. Bu nedenle fiyatlarda bir düşüş beklentisi var. Bu onu biraz frenleyebilir. Ayrıca bu dönemdeki fiyat artışı zaten halkın yaşadığı enflasyonla TÜİK’in açıkladığı enflasyon arasında ciddi bir fark oluyor. Dolayısıyla biz bunu pazarda hissedeceğiz ama rakamlara yansıması mutlaka daha sınırlı olacak. Nisan ayı enflasyonu açıklandı. TÜİK, sebzelerdeki fiyat artışı yüzde 6,7 dedi. Domates, biber, salatalık, kabak fiyatları yüzde 6,7 mi arttı? Çok daha fazla arttı. Bu nedenle rakamlara yansıması farklı olacak. Biz çarşı pazardaki yansımalarını daha fazla hissedeceğiz. Yani sebze ve meyvede artık piyasa öyle bir noktaya geldi ki bunun maliyetle, iklimle çok fazla bağlantısı kalmamaya başladı. Üretici zaman zaman çok fiyatlar yükselse de bundan yeterince yararlanamıyor veya o üreticiye yansımıyor. Yani biz tüketici olarak ödediğimiz para ne yazık ki üreticiye gitmiyor çoğu zaman. İşte bazen iklim, bazen zirai don, kuraklık birçok sorun oluyor. Bunların her birinde fiyatlar artıyor. Biz tüketici olarak pahalıya tüketiyoruz. Üretici de ucuza satmak zorunda kalıyor. Dolayısıyla son yağışlarla birlikte üreticideki fiyat çok düşük olsa da tüketiciye yansıması yüksek olacak”. İklim krizinin tarımdaki etkisinin azaltılması için etkili üretim stratejisi uygulanması gerektiğini belirten Yıldırım, sözlerine şöyle devam etti: “Tarımda özellikle yapısal sorunların mutlaka çözülmesi gerekiyor. Bu sadece iklime bağlı değil. Bir yandan İran Savaşı ile birlikte gübre fiyatlarının fırlaması, diğer taraftan mazot fiyatının çok artması. Yani maliyetler artarken buna bir reaksiyon gösterilmesi ve üreticinin üretime devam edebilecek şartların sağlanması lazım. Üretici üretime devam edecek bir para kazanabilirse bu üretim sürdürülebilir. Burada yapılması gereken tarladan sofraya kadar olan sürecin tüm ürünün iyi yönetilmesi lazım”.

Mersin’de enginar projesinde ilk hasat yapıldı Haber

Mersin’de enginar projesinde ilk hasat yapıldı

Mersin Büyükşehir Belediyesi, tarımsal üretimi destekleyen projeleriyle üreticinin yanında olmaya devam ettiği belirtilirken Başkan Vahap Seçer'in tarımsal üretime ve çiftçiye verdiği önemle hayata geçirilen projeler kırsalda kalkınmayı güçlendirdiği bildirildi. Çiftçilerin gelir kaynaklarını da çeşitlendirme kapsamında 2025 yılında ilk kez uygulamaya alınan ‘Demonstrasyon Amaçlı Enginar Yumrusu Dağıtımı Projesi' meyvelerini vermeye başladı. Alternatif ürünlerin yaygınlaştırılmasını hedefleyen proje ile enginar üretiminin artırılması, üreticilerin farklı gelir kaynaklarına yönelmesi ve bahçe ara tarımı modelinin teşvik edilmesinin amaçlandığı ifade edildi. Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı koordinesinde yürütülen projenin ilk uygulama alanlarından biri olan Silifke ilçesine bağlı Atakent Mahallesi'nde, enginarların ilk hasadı gerçekleşti. Ara tarım modeliyle yetiştirilen enginarların hem bakımının kolay olması, hem de ekonomik getirisinin yüksek olması üreticilerden tam not alıyor. Kimyasal ilaçlara ihtiyaç duymadan yetiştirilebilmesi, düşük işçilik gerektirmesi ve bölgenin iklimine uygunluğu sayesinde enginar, üreticiler için sürdürülebilir bir alternatif olarak öne çıkıyor. "Üreticilerimizin, alternatif ve gelir getirici ürünlere yönelmesini amaçladık" Mersin Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı'nda görev yapan Ziraat Yüksek Mühendisi Aylin Kutlu, ‘Demonstrasyon Amaçlı Enginar Yumrusu Dağıtımı Projesi' kapsamında başlatılan üretim sürecinde hasat aşamasına gelindiğini anlatarak, "Proje kapsamında, üreticilerimizin alternatif ve gelir getirici ürünlere yönelmesini amaçladık. Elde edilen tecrübeyle, projenin önümüzdeki dönemlerde daha geniş alanlara yayılması ve daha fazla üreticiye ulaşmasını temenni ediyoruz" dedi. Büyükşehir Belediyesi olarak tarımsal üretimi desteklemeye ve kırsal kalkınmaya katkı sağlayacak çalışmaları sürdürmeye devam edeceklerini ifade eden Kutlu, "Hasadın üreticilerimiz için bereketli olmasını diliyor, emeği geçen tüm üreticilerimize teşekkür ediyoruz" ifadelerine yer verdi. Üreticiler enginar üretimine büyük ilgi gösterdi Projeden faydalanan üreticilerden Hamit Gönül, zeytin, limon, avokado, muz yetiştirdiklerini ve buna enginarı da dahil ettiklerini belirterek, "Enginardan aldığımız verim güzel. İşçiliği az, geliri de yüksek. Silifke zaten enginar yetiştiriciliğine elverişli bir bölge. Çiftçiye verdiği desteklerden dolayı Vahap Başkanımıza teşekkür ediyorum" dedi. Çeşme'de düzenlenen ‘Enginar Festivali' gibi Silifke'de de benzeri bir festival olabileceğini ifade eden Gönül, "Tabii ki bunun için destek lazım. O destek de Büyükşehir Belediyesinden başladı. Umarım çiftçilerimiz de bu üretime yönelir" şeklinde konuştu.

Mersin’de tarım ve gıda sektöründe kayıp riski endişesi büyüyor Haber

Mersin’de tarım ve gıda sektöründe kayıp riski endişesi büyüyor

Türkiye’nin tarımsal üre­tim ve ihracatında kilit bir rol üstlenen Mersin, geniş ürün yelpazesi, güçlü lo­jistik altyapısı ve yılın 12 ayı­na yayılan üretim kapasitesiyle hem ülkenin gıda arz güvenli­ğinde hem de küresel gıda teda­rik zincirinde stratejik bir mer­kez olarak öne çıkıyor. Diğer yandan artan maliyetler, iklim değişikliği ve su kaynaklarına yönelik riskler karşısında sür­dürülebilir üretimi destekleye­cek yapısal önlemlerin hayata geçirilmesi gerektiği de dikkat çekiyor. Mersin Ticaret Borsası Yöne­tim Kurulu Başkanı Ö. Abdul­lah Özdemir, Mersin’in başta meyve, sebze, hububat ve bak­liyat olmak üzere gıda arzının sağlanması yoluyla Türkiye’nin gıda güvenliğine önemli kat­kı sağlayan illerden biri oldu­ğunu söyledi. Mersin’in, geniş ürün yelpazesi ve yılın 12 ayı­na yayılan üretim olanakları­na sahip olduğuna vurgu yapan Özdemir, kentin üretim kültü­rü yerleşmiş, ticari altyapısının güçlü olduğunu ifade etti. Öz­demir, “Gelişmiş gıda sanayi­si sayesinde hem kendi ürettiği ürünleri hem de ithalat yoluy­la temin edilen hammaddeleri işleyerek katma değerli ihracat gerçekleştirebilmektedir. Bu potansiyel ile yalnızca ülkemi­zin gıda güvencesine ve sürdü­rülebilirliğine katkı sağlamakla kalmayıp, yaklaşık 750 milyon nüfuslu yakın coğrafya ülkele­rine açılan bir kapıdır. Bu yapı­nın daha sağlıklı işlemesi için; üretim, finansman, pazarlama, iklim değişikliği ve doğal afet­ler gibi çok sayıda riskle karşı karşıya kalan çiftçilerin gelirini koruyacak, özellikle küçük üre­ticinin gelirini artıracak poli­tikalarla sektörün kırılgan ya­pısının daha da güçlendirilme­si gerekmektedir. Ayrıca, hane halkı harcamalarının yaklaşık yüzde 20’sinin gıdaya ayrıldı­ğı ve gıda enflasyonunun yüzde 32,36 olduğu dikkate alındığın­da, dezenflasyon sürecinin da­ha güçlü desteklenmesi ve gelir dağılımının daha adil hâle ge­tirilmesi önem arz etmektedir” açıklamasında bulundu. Özdemir ayrıca tarımsal Ar- Ge yatırımlarının artırılarak, üretimin teknolojiyle moderni­ze edilmesi gerektiğine dikkat çekerek, “Bunun yanında, tarım politikaları kapsamında iklim değişikliği, su stresi, kırsal ve genç nüfusun artırılması ile gı­da kaybı ve israfının önlenme­si konularının daha etkin uygu­lanması gerekmektedir” dedi. “Orta ve uzun vadede risk oluşabilir” Mersin Gıda Mühendisleri Odası Başkanı Yusuf Değirmen­ci de Mersin özelinde gıda arz güvenliği açısından kısa vadede ciddi bir risk görmediğini söyle­di. Ancak orta ve uzun vadede ba­zı risklerin söz konusu olduğuna atıfta bulunan Değirmenci, “Bu­gün en önemli sorunlardan biri, tarımda uzun vadeli ve sürdü­rülebilir politikaların yeterince güçlü şekilde uygulanamaması. Bu durum hem üreticilerin hem de sektörün diğer paydaşlarının sağlıklı planlama yapmasını en­gelliyor. Artan maliyetler sade­ce üretimi değil, lojistik süreçleri de etkileyerek ürünlerin pazara daha yüksek fiyatlarla ulaşması­na neden oluyor. Kamu, özel sek­tör ve meslek odaları arasında bir iş birliği var ancak bunun da­ha güçlü hale gelmesi gerekiyor. Özellikle gıda ve ziraat mühen­dislerinin sürece daha aktif dahil olması, hem verimlilik hem de gıda güvenliği açısından büyük önem taşıyor” ifadesini kullandı.

Mersin’de hasat başladı, fiyatlar 200 TL’ye kadar geriledi Haber

Mersin’de hasat başladı, fiyatlar 200 TL’ye kadar geriledi

Türkiye'nin yaş sebze ve meyve üretiminde ilk sıralarda yer alan Mersin'de örtü altının yanı sıra açıkta da hasatlar başlıyor. Mart ayında örtü altında hasadına başlanan erikler açıkta da olgunlaştı. İlk çıktığında tadımlık olan ve özellikle aşeren hamile kadınlar tarafından fiyatı pahalı olduğu için tane ile satın alınan erikte fiyatlar düştü. Örtü altında hasatta kilogramı yaklaşık 10 bin TL sınırına dayanan erik, açıkta hasatla 200 ile 800 TL arasında satılmaya başladı. "HASATTAN MEMNUNUZ" Örtü altındaki hasadın sora ermesiyle açık alanda erik hasadının başladığını ifade eden üretici Ali Bezgin, "Keben mahallesinde örtü altı ve açık alanda erik üretimi yapıyorum. Hem örtü altında nem de açık alanda hasadımız devam ediyor. 12 dönüm örtü altından 15 ton erik hasadı yaptım" dedi. Bu yıl hava şartlarının olumsuz geçmesinden dolayı açık alanda erik hasadına yaklaşık bir ay geç başladıklarının altını çizen Bezgin, "Şuan 12 dönümlük açık alanda erik hasadına başladım. Buradan da 15 ton civarı hasat bekliyoruz. Şuan hasat edilen eriklerimizi ebadına göre 200 ile 800 lira arasında değişen fiyatlardan satıyoruz. Havaların iyileşmesiyle birlikte erikler büyümeye başladı. Hasattan memnunuz" diye konuştu. "8 BİN 500 TON ÜRETİM BEKLENİYOR" Göksu Vadisi'nde üretici Murat Temur ise açık alanda hasadına başlanan eriklerin, Ankara, İstanbul başta olmak üzere bir çok ile gönderildiğini, ihracatta ise Arap ve Avrupa Ülkelerine yollandığını söyledi. Temur, bölgede açıkta başlayan hasadın ilk olarak birkaç bahçede başladığını, Nisan ayı sonu itibari ile tam hasada başlanacağını kaydetti. Bu yıl ilçe genelinde açıkta 6 bin 500 dönüm, örtü altında ise 800 dönümde yaklaşık 8 bin 500 ton üretim yapılacağını tamin ettiklerini aktaran Temur, erik üretiminin Göksu Vadisi'nde Keben başta olmak üzere Sabak, Bükdeğirmeni, Karakaya, Karahacılı, Evkafçiftliği, Kargıcak, İmambekirli, Ortaören, Kabasakallı, Atayurt, Atakent ve Taşucu mahallelerinde yapıldığını ifade etti. Silifke'de yetişen can eriğinin gerek erkenci olmasından, gerekse görünümü ve lezzeti ile tüketiciler tarafından yoğun bir şekilde talep gördüğünü vurgulayan Temur, eriğin getirisi dolayısıyla ilginin sürekli arttığını ve üretim alanının da buna bağlı olarak genişlediğini sözlerine ekledi. Sabahın erken saatlerinde bahçelere gelen tarım işçileri de, erik toplayarak hem aile bütçesine katkı sağladıklarını, hem de üreten akrabalarına yardımcı olmaya çalıştıklarını dile getirdi.

Tarım Kredi 100 milyar TL ciro hedefliyor Haber

Tarım Kredi 100 milyar TL ciro hedefliyor

Tarım Kredi Kooperatifleri bünyesinde faaliyet gösteren KOOP Market Genel Müdürü Orhan Kozan, Ümraniye'de bulunan Tarım Kredi Holding'de gerçekleştirdiği basın toplantısında 2025 yılını değerlendirdi, bu yıla ilişkin hedeflerini paylaştı. Orhan Kozan, KOOP Market'in sadece bir market değil, Türkiye'nin gıda geleceğine yapılan bir yatırım olduğunu belirterek, Ankara'da 30 metrekarelik bir dükkandan 5 binin üzerindeki satış noktasına uzanan bir hikayesi olduğundan bahsetti. Modelin klasik perakende yaklaşımından farklı bir noktada konumlandığını belirten Kozan, "Bizim modelimiz yalnızca raf fiyatı üzerinden rekabet eden bir yapı değil. Üretici ile tüketici arasında doğrudan dengenin kurulduğu bir ekosistemdir. Bu sayede hem üreticinin emeği değer buluyor hem de tüketici daha erişilebilir fiyatlarla ürüne ulaşabiliyor." diye konuştu. Kozan, uçtan uca üretim modeli ile raflarda satılan ürünlerin yüzde 50'sinin tamamen Tarım Kredi tarafından kontrol edildiğini, geri kalan deterjan gibi yan ürünlerin ise satış noktalarından temin edildiğini aktardı. Kadın üreticileri, kadın kooperatiflerini de desteklediklerini söyleyen Kozan, kurulan bu sistemle söz konusu kadın kooperatiflerinin de işlerini büyüttüğünü dile getirdi. MARKET SAYISI 2.379'A ULAŞTI KOOP Market Genel Müdürü Kozan, Tarım Kredi KOOP Market'in 2021 yılında 709 marketle 2 milyar 186 milyon lira ciro yaptıklarını belirterek, "2025 yılında market sayımızı 2 bin 379'a, ciromuzu ise 66 milyar 400 milyon liraya yükselttik. Depo çok önemli, depo sayımızı artırdık, personel sayımız da 10 bini aştı. Benim bildiğim kadarıyla Türkiye'de bu kadar kısa süre içerisinde büyüyen bir zincir yok." diye konuştu. Türkiye genelinde 5 bin satış noktasına ulaştıklarını ifade eden Kozan, yapılan ürünleri müşteri ile buluşturmak için satış noktalarının önemli olduğunu ve temeldeki hedefin müşterilerin güvenini sağlamak olduğunu söyledi. Kozan, donuk ürünleri depolardan mağazalara eskiden haftada bir götürdüklerini ancak yeni depo yatırımları ile bunun bazı mağazalarda haftada 2'ye çıktığını belirtti. Diyarbakır'a da yaklaşık 250-300 milyon lira yatırımla bir depo açacaklarını bildiren Kozan, şunları kaydetti: "Bu depoyla birlikte lojistik maliyetlerimizi daha optimize edeceğiz. Daha kabul edilebilir bir yere getireceğiz. Neredeyse nakliyeden tasarrufumuz o depoya yaptığımız yatırımı geriye getirmiş olacak. Çünkü şu anda mevcut durumda Erzurum'daki veya Mersin'deki depodan mal taşımak zorunda kalıyorduk. Yine İstanbul tarafında İstanbul'da mağaza büyümemize paralel olarak da yeni depo arayışlarımız devam edecek." Kozan, 5 bin satış noktasının türlerinden bahsederek, 250 metrekareden 1000 metrekareye kadar farklı yapılarda mağazaların olduğunu, KOOP kurumsal satış noktaları ile üniversiteler, Bakanlıklar ve okullara da hizmet verildiğini söyledi. KOOP Market'in kayıtlı sermayesinin 2,5 milyar lira olduğunu belirten Kozan, "Aralık ayında Sermaye Piyasası Kuruluna (SPK) sermayemizi 8 milyar 750 milyon liraya yükseltmek için başvurduk. Süreç devam ediyor." diye konuştu.

Limonda hasat dönemi: Kadınların yoğun mesaisi devam ediyor Haber

Limonda hasat dönemi: Kadınların yoğun mesaisi devam ediyor

Türkiye'de yaş sebze ve meyve üretiminde önemli bir yere sahip Mersin'de limon hasadının sonuna gelindi. Limon deposu olarak bilinen Erdemli ilçesinde hem hasatta hem de tesislerdeki ayrıştırma ve paketleme de binlerce tarım işçisi çalışıyor. Eylül ayı ile birlikte hasadın başladığı bölgede Mart ayında sezon bitme aşamasına geliyor. Toplanan limonlar iç ve dış piyasaya satılırken, önemli bir bölümü de yazın tüketilmek için soğuk hava depolarına alınıyor. Binlerce ailenin ekmek yediği limonun yetiştirilmesinden, hasadına, ayrıştırmasından paketlemesine kadar ki bölümde çalışanların yüzde 70'ini ise kadınlar oluşturuyor.Geçen yıl sezonda bahçede kilogramı 5 ile 10 TL olan limon, bu sene 35 ile 50 TL arasında alıcı buldu. "Bir çok ülkeye ihraç ediliyor" Limon deposu Mersin'de hasat sonuna geldiklerini belirten üretici esnaflardan Murat Topal, son hasatların yapıldığını ancak tesislerde yoğun mesainin sürdüğünü söyledi. Topal," Hasat edilen depoya alınan ürünler tesiste tek tek ayrıştırılıp başta yurt içinde İstanbul'dan Diyarbakır'a Van'dan Ankara'ya kadar yurdun her yerine gönderiliyor.Bunun yanı sıra Balkanlar'dan Rusya'ya ve Orta Doğu‘ya bir çok ülkeye ihraç ediliyor" dedi. Bölgede yaklaşık 1 milyon ton limon üretimi yapıldığına dikkat çeken Topal, Mersin'in Türkiye'de limon üretiminde birinci sırada yer aldığının altını çizdi. Kadınların üretimdeki önemine de vurgu yapan Topal," Limon üretiminde dalından sofraya kadar olan süreçte kadınlar yoğun mesai harcıyor. Narenciye paketleme fabrikalarında çalışan ve istihdam ettiğimiz personelin yüzde 70'i kadınlardan oluşuyor" diyerek sözlerini tamamladı. Limon hasadı yapan kadınlar, artık son bahçelere girdiklerini ve yaklaşık 10–15 gün daha kesim işlerini sürdüreceklerini belirtti. Limon ayrıştırma ve paketleme çalışmalarında görev alan kadınlar ise, bölgede her evden en az bir kadının üretimde yer aldığını söyledi. Kadınlar, “Ailemizi ve çocuklarımızı geçindirmek kolay değil. Biz kadınlar, üretimde yer alarak çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.

Mersinli Yörük kızı baba mesleğiyle kültürünü yaşatıyor Haber

Mersinli Yörük kızı baba mesleğiyle kültürünü yaşatıyor

Mersin'in Toroslar ilçesine bağlı Kayrakkeşli Mahallesi'nde yaşayan 29 yaşındaki üniversite mezunu Ayşe Erden, kent yaşamında aradığını bulamayınca rotasını doğup büyüdüğü köyüne çevirdi. Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi Yönetim Bilişim Sistemleri Bölümünden mezun olan Erden, şehir hayatının kendisine uygun olmadığına karar vererek ailesiyle birlikte köyde yaşamayı tercih etti. Yaklaşık 5 yıldır aktif olarak hayvancılıkla uğraşan Erden, gününün büyük bölümünü koyun, keçi ve ineklerle geçiriyor. Özellikle doğum dönemlerinde yoğun bir mesai yürüten Erden, hem üretime katkı sağlıyor hem de ailesinin geçimine destek oluyor. Sabahın erken saatlerinde başlayan günlük tempoda hayvanların beslenmesi, yavruların bakımı ve süt sağımı gibi işleri üstlenen Erden, köy yaşamının zorluklarına rağmen doğayla iç içe bir hayat sürmekten memnun olduğunu dile getiriyor. Boş zamanlarında ise günlük hayatını ve Yörük kültürünü anlatan videolar çekerek sosyal medya üzerinden paylaşıyor. "Hayvanları otlatırken üniversiteyi kazandım" Eğitim sürecini ve köye dönüş kararını İhlas Haber Ajansı muhabirine anlatan Erden, "Hayvanları otlatırken üniversiteyi kazandım. Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi Yönetim Bilişim Sistemlerini okudum. Bir yıl hazırlıkla beraber 5 yıl eğitim gördüm. 2020 senesinde pandemiyle birlikte mezun oldum. Şehir hayatının bana göre olmadığına karar verdim. Sonra 2021 senesinde formasyon eğitimi aldım, belki öğretmenlik yapabilirim diye. En azından çocuklara bir şey öğretmek bana iyi gelir diye düşündüm. Öğretmenlik yaparken de staj dönemimde, kesinlikle şehirde yapamayacağıma karar verdim ve tamamen köye dönüş yaptım. Şu an 5 senedir ailemle birlikte hayvancılık yapıyoruz" diye konuştu. "Bütün günümüz hayvanlarla geçiyor" Ayşe Erden, günü sabah erken saatlerde başlayan yoğun bir tempoyla geçirdiğini belirterek, "Şu an tam hayvanlarımızın doğum sezonu. Sabah saat 07.30 gibi kalkıyoruz, önce annelerin karınlarını doyuruyoruz. Eğer doğum yapanlar varsa onlara ayrı ilgi gösteriyoruz. Sonra yavruları annelerle buluşturup onların karınlarını doyuruyoruz. Şu an havalar çok soğuk. Yavruların aç kalmaması gerekiyor yoksa yavruları kaybedebiliriz. O yüzden yavrulara şu an büyük bir önem veriyoruz. Bütün günümüz hayvanlarla geçiyor, bizde koyun da var, inek de var, keçi de var, hepsiyle ilgileniyoruz" ifadelerini kullandı. "Ben bayrağı devralan çocuğum" Hayvancılığı tercih etmesinin en önemli nedeninin aile geleneği olduğunu belirten Erden, Yörük kültürünü yaşatmak ve tanıtmak amacıyla uzun süredir sosyal medya üzerinden içerik ürettiğini ifade ederek, şöyle konuştu: "Neden bu mesleği seçtim? Zaten baba mesleğiydi. Ben bayrağı devralan çocuğum. Biz Yörük'üz, genimizde var. Ailemin mesleğini devam ettirmek istiyorum. Üniversitedeyken arkadaşlarım gelip burada benimle tatil yapıyorlardı, kültürü yaşıyorlardı. Bir arkadaşım 'Ayşe, bunu kesinlikle sosyal medyaya taşımalısın' dedi. 5 senedir sosyal medyada içerik üretiyorum. Hem kendi hayatımı aktarıyorum hem de Yörük kültürünü anlatmaya çalışıyorum. Hollanda'dan gelen misafirlerimiz bile var. Sadece yavruları sevmek veya çadır hayatını görmek için yaylaya geliyorlar." "Köye dönüşteki en büyük katkı babamın manevi desteği oldu" Köye dönüş sürecinde en büyük motivasyonunun babasının manevi desteği olduğunu vurgulayan Erden, "Babam da şehirde hayat kurma seçeneği varken köyü tercih etmişti. 'Nerede mutluysan orada hayatını devam ettir' dedi. Babamın kemikleşmiş bir müşteri kadrosu vardı, kurbanlık, peynir, süt. Biz de bu işi büyüterek daha fazla kitleye hizmet veriyoruz" şeklinde konuştu. "Benim gerçekten burada yaşamak istediğimi görünce destek oldular" Sosyal medyada farklı tepkilerle karşılaştığını anlatan Erden, zamanla bu eleştirilerin yerini destek mesajlarının aldığını söyleyerek, "İlk başlarda 'o kadar okumuşsun neden köye döndün' diye tepkiler vardı. Ama sonra benim gerçekten burada yaşamak istediğimi görünce destek oldular. Benim gibi genç olup şehre gitmiş ama geri dönmek isteyen arkadaşlarım da var" ifadelerini kullandı. "En büyük hayalim ekolojik bir çiftlik kurmak" Geleceğe dair hedeflerini de paylaşan Erden, "En büyük hayalim ekolojik bir çiftlik kurmak, insanlar gelsin, bu hayatı deneyimlesin, bir çocuk bir doğuma şahit olsun istiyorum" dedi. Kızlarının eğitim almasını her zaman öncelik olarak gördüklerini belirten baba Müslüm Erden, üniversite sürecinin ardından alınan köye dönüş kararını ailece kabullendiklerini ifade ederek, "Ben çocuklarıma 'biz köyde kaldık, imkanlarımız yoktu, okuyamadık. Sizi okutalım' diye elimizden geldiği kadar uğraştık, okuttuk. Üniversiteyi bitirdi. Kızım daha mesleğe başladığı zamanlarda 'baba ben bu mesleği yapamayacağım, köyde hayvancılık yapacağım' dedi. Hayatta insan sevdiği işi yaparsa başarılı olur. 'Sevmediğin bir işle uğraşma. Zevk aldığın, hoşuna giden işi yapacaksın ki hayatta başarılı olabilesin' dedim. O da okulunu bitirdikten sonra geri köye döndü. Şimdi bana yardımcı oluyor, kendi işini kendi yapıyor. Memnunuz, birbirimizi seviyoruz. O da benim gibi doğayı seviyor. Sevdiği için de inşallah ileride daha da başarılı olacağına inanıyorum" dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.