Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Mısır

AGRONEWS - Mısır haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Mısır haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Tarlada veda: Üreticinin en çok bıraktığı tarım ürünü hangisi? Haber

Tarlada veda: Üreticinin en çok bıraktığı tarım ürünü hangisi?

Türkiye genelinde ekiliş alanları en çok daralan ürünleri ve üreticinin yeni rotasını analiz ediyoruz.Pamuk ve şeker pancarında alan daralması Son yılların tarımsal verileri incelendiğinde, "beyaz altın" olarak bilinen pamuk ve sanayi bitkilerinin başında gelen şeker pancarı, ekim alanlarında en çok dalgalanma yaşayan ve yer yer terk edilen ürünlerin başında geliyor. Özellikle Ege ve Çukurova bölgelerinde bir dönemin vazgeçilmezi olan pamuk, yüksek gübre ve ilaç maliyetlerinin yanı sıra dünya borsalarındaki fiyat belirsizlikleri nedeniyle yerini mısır veya meyve bahçelerine bırakıyor. Üreticiler, birim alandan alınan verim yüksek olsa da toplam masrafın satış fiyatıyla dengelenemediği noktalarda, stratejik de olsa bu ürünlerden uzaklaşmayı tercih ediyor. İş gücü çıkmazı: Tütün ve el hasadı ürünleri Küçük aile işletmelerinin bel kemiği olan tütün ve el ile hasat edilen bazı sebze türleri, "iş gücü maliyeti" engeline takılıyor. Yüksek Maliyet: Hasat döneminde çalıştırılacak işçi bulunamaması veya işçi ücretlerinin toplam gelirin yarısından fazlasına ulaşması, üreticiyi bu zahmetli üretim kollarından çekilmeye zorluyor. Mekanizasyon Şartı: Makineli hasada uygun olmayan çeşitler, her geçen yıl yerini tam otomasyonla hasat edilebilen mısır, buğday veya ayçiçeği gibi ürünlere bırakıyor. Su kısıtı ve mısırdan kaçış Geleneksel olarak en çok tercih edilen ürünlerden biri olan mısır, son yıllarda yer altı sularının azalmasıyla birlikte bazı havzalarda "istenmeyen ürün" kategorisine girmeye başladı. Bakanlığın su kısıtı olan bölgelerde mısır desteklemelerini azaltması veya kısıtlaması, üreticileri mısırdan vazgeçerek sorgum-sudan otu melezi veya arpa gibi daha az su tüketen alternatiflere yönlendiriyor. Bu durum, sadece ekonomik değil, aynı zamanda çevresel zorunlulukların bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Üreticinin yeni rotası: Meyve bahçeleri ve yağlı tohumlar Terk edilen geleneksel ürünlerin boşluğunu ise daha çok yağlı tohumlar (ayçiçeği, kanola) ve çok yıllık meyve bahçeleri dolduruyor. Özellikle zeytin, fıstık ve ceviz gibi bir kez dikildikten sonra uzun yıllar ürün veren ve iş gücü ihtiyacı yıl geneline yayılan yatırımlar, üretici için daha güvenli bir liman olarak görülüyor. Sürdürülebilirlik için planlı üretim Ürünlerin terk edilmesi, ulusal gıda arz güvenliği açısından bazı riskleri beraberinde getirmektedir. Bu nedenle, çiftçinin bir üründen vazgeçmemesi için "yaratmak" kelimesine sığınmadan, sadece maliyetlerin düşürülmesi ve sözleşmeli üretim modellerinin yaygınlaştırılması hayati önem taşımaktadır. 2026 üretim planlamasında, hangi ürünün terk edildiği kadar, yerine konulan ürünün toprak ve su kaynaklarıyla ne kadar uyumlu olduğu, tarımsal geleceğimizi belirleyen en temel unsur olacaktır.

Mısır ithalatında fiyat istikrarı için tarife kontenjanı açıldı Haber

Mısır ithalatında fiyat istikrarı için tarife kontenjanı açıldı

Sınırlı miktarda ürünün ithalatına yönelik bu uygulama, ürünün hasat dönemi başlamadan önce, 1 Ağustos itibarıyla sona erecek ve mısır ithalatında gümrük vergisi yüzde 130 olarak uygulanmaya devam edecek Kanatlı hayvan eti başta olmak üzere, muhtelif gıda ürünlerinin üretiminde önemli bir girdi olan mısırda arz güvenliği ve fiyat istikrarının korunması amacıyla 20 Nisan-31 Temmuz döneminde geçerli tarife kontenjanı açıldı. Konuya dair Cumhurbaşkanı Kararı ile Mısır İthalatında Tarife Kontenjanı Uygulanmasına İlişkin Tebliğ, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Ticaret Bakanlığından yapılan açıklamada, Bakanlığın, piyasaların doğru yönlendirilerek spekülatif fiyatların önlenmesi, temel gıda ürünlerinde arz güvenliğinin sağlanması ve ülke ihtiyacının yerli üretim yoluyla karşılanabilmesi amacıyla üretici ve tüketici refahını birlikte gözeterek ilgili kurum ve kuruluşlarla koordineli biçimde ticaret politikasının tüm araçlarını etkin kullandığı ve gerekli tedbirleri aldığı ifade edildi. - Ağustosta sona erecek Bu çerçevede, Tarım ve Orman Bakanlığının talebi üzerine, vatandaşların temel tüketim maddelerinden kanatlı hayvan eti üretiminde önemli bir girdi olan mısırın, muhtelif gıda ürünlerinin imalinde de kullandığı belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi: "Mısırda, yem sektöründe yaşanan büyüme nedeniyle artan tüketim ile uluslararası gelişmelerin de etkisiyle dünya fiyatlarında yaşanan yükseliş eğilimi dikkate alınarak, arz talep dengesi ve fiyat istikrarının korunmasını teminen, yerli üretimin tüketimi karşılamada yetersiz kaldığı miktarın 3 milyon tonluk kısmı için, 20 Nisan-31 Temmuz 2026 tarihlerinde kullanılmak üzere yüzde 5 gümrük vergili tarife kontenjanı açılmıştır. Yerli mısır üreticilerimizin korunmasını teminen, sınırlı miktarda ürünün ithalatına yönelik bu uygulama, ürünün hasat dönemi başlamadan önce, 1 Ağustos itibarıyla sona erecek ve mısır ithalatında gümrük vergisi yüzde 130 olarak uygulanmaya devam edecektir." Açıklamada, Ticaret Bakanlığının, başta Tarım ve Orman Bakanlığı olmak üzere diğer kurum ve kuruluşlarla istişare halinde piyasada oluşan arz, talep ve fiyat düzeyini yakından takip ederek gerekli düzenlemeleri zamanında hayata geçirmeye kararlılıkla devam edeceği bildirildi.

Sertifikalı tohum üretimi 1,3 milyon tonu aştı Haber

Sertifikalı tohum üretimi 1,3 milyon tonu aştı

Tarım ve Orman Bakanlığı verilerinden derlenen bilgilere göre, Türkiye'de sertifikalı tohum çalışmaları, yüksek verim ve kalite hedefiyle Bakanlık denetiminde, özel sektör ve Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM) tarafından yürütülüyor. Sertifikalı tohumlar, Bakanlıktan "Tohumculuk Kuruluşu Belgesi" almış özel firmalar ve TİGEM tarafından, tohum yetiştirici belgesi sahipleriyle sözleşmeli olarak üretiliyor. Tohumlar tarla incelemesi, hasat sonrası numune alma, laboratuvar analizleri ve etiketleme aşamalarından geçerek sertifikalandırılıyor. Tarımsal üretimin tüm aşamalarında verimlilik ve kaliteyi önceliklendiren Türkiye, sertifikalı tohum ihracatını artırmak ve yerli tohum kullanımını yaygınlaştırarak tarımsal verimliliği en üst düzeye çıkarmayı hedefliyor. Türkiye, bu alandaki çalışmalara hızla devam ederken, üretimdeki artış oranlarıyla, tohum ve tohum geliştirme konusunda dünyada otorite ülkelerden biri olarak öne çıkıyor. Sertifikalı buğday tohumu üretimi rekor kırdı Bu doğrultuda, 2015 yılında 896 bin 298 ton olan sertifikalı tohum üretimi, yüzde 50,7 artışla 1 milyon 350 bin 627 tona ulaştı. Türkiye'de, 2015'te 484 bin 204 ton olan sertifikalı buğday tohumu üretimi, geçen yıl yüzde 32,3 artarak tüm zamanların rekorunu kırdı ve 640 bin 829 tonla en yüksek seviyesine çıktı. Sertifikalı arpa tohumu üretimi, 2015 yılında Türkiye'de 125 bin 18 ton seviyesindeyken, 2025 yılında yüzde 31,8 artarak 164 bin 835 tona yükseldi. Ülkede, sertifikalı mısır tohumu üretimi 2015 yılında 56 bin 671 ton iken geçen yıl yüzde 5,5 azalarak 53 bin 534 ton, çeltik tohumu üretimi 2015 yılında 8 bin 945 ton seviyesindeyken yüzde 32,1 artışla 11 bin 818 ton, patates tohumu üretimi 2015 yılında 175 bin 397 ton iken yüzde 106,6 artışla 362 bin 331 ton olarak hesaplandı. Sertifikalı nohut tohumu üretimi 2015 yılında 2 bin 305 ton seviyesindeyken yüzde 702,3 artışla 18 bin 494 tona, kuru fasulye tohumu üretimi 2015 yılında 109 ton iken yüzde 1773 artışla 2 bin 42 tona, mercimek tohumu üretimi 1140 ton iken yüzde 1046 artışla 13 bin 64 olarak kayıtlara geçti. "Üretimdeki yükseliş, sektörün eriştiği kapasiteyi gösteriyor" Türkiye Tohumcular Birliği (TÜRKTOB) Yönetim Kurulu Başkanı Kayhan Yıldırım, Türkiye'de sertifikalı tohum üretimine ilişkin açıklamalarda bulundu. Birleşmiş Milletler (BM) Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından yayımlanan rapora göre, 2050 yılına kadar bugünden daha fazla gıdaya ihtiyaç duyulacağını aktaran Yıldırım, bütün bu süreçlerin merkezinde, tohumculuk sektörünün yer aldığını anlattı. Yıldırım, sertifikalı tohum üretimindeki yükselişe işaret ederek, sektörün, teknik altyapı, üretim gücü ve kurumsal birikimindeki gelişime dikkat çekti. Bu yükselişin, Türkiye'nin tohumculukta kendi üretim gücünü daha da sağlamlaştırdığını kaydeden Yıldırım, özellikle 2020 sonrasında yüksek üretim seviyesine ulaşıldığını ve 2022 yılında kaydedilen 1 milyon 361 bin 336 tonluk üretimin, sektörün eriştiği kapasiteyi ortaya koyduğunu vurguladı. "İsrail'den tohum almıyoruz" Çiftçilerin, sertifikalı tohum kullanma alışkanlığının artırılmasının, sektör açısından büyük önem taşıdığına dikkati çeken Yıldırım, şunları kaydetti: "Sertifikalı tohum üretimindeki tablo, sektörümüzün son 10 yılda istikrarlı biçimde büyüdüğünü açıkça ortaya koymaktadır. 2015 yılında 896 bin ton seviyesinde olan üretimin, 2025 itibarıyla 1 milyon 350 bin tonun üzerine çıkması, üretim altyapımızın, teknik kapasitemizin ve sektörümüzün kurumsal birikiminin önemli ölçüde güçlendiğini göstermektedir. Bu artış, yalnızca miktarsal bir büyüme değil, aynı zamanda Türkiye'nin tohumculukta kendi üretim gücünü tahkim ettiğinin de somut göstergesidir." Yıldırım, Türkiye'nin, İsrail'den tohum aldığı iddialarına da değinerek, "Türkiye, tohumculukta güçlü ülkelerden birisi haline geldi. 117 ülkeye tohum ihraç ediyoruz. İsrail'den tohum almıyoruz, yerli üretim kapasitemizle, iç talebi büyük oranda karşılayabiliyoruz." ifadelerini kullandı.

Hürmüz Boğazı aksaklıkları dünya çiftçilerini zorluyor Haber

Hürmüz Boğazı aksaklıkları dünya çiftçilerini zorluyor

ABD ve İsrail'in İran'a şubat sonunda saldırı başlatması ve İran'ın misilleme saldırılarıyla yaşanan gerilim, bölgenin özellikle Hürmüz Boğazı üzerinden küresel enerji ve gübre piyasalarındaki merkezi rolü dolayısıyla tarım açısından da önem taşıyor. Enerjinin gübre üretimi ve taşımacılığında temel bir girdi olması nedeniyle, bölgedeki kesintiler ve artan risk algısı tarımsal girdi piyasalarında oynaklığa yol açıyor. Çatışma öncesinde 70-80 dolar seviyesinde seyreden petrolün 110 dolar bandına tırmandığı görülüyor. Amerikan Otomobil Birliği (AAA) verilerine göre, ABD'de bir ay önce galon başına 3,6 dolar civarında bulunan motorinin ortalama fiyatının 5,5 doları geçmesi dikkati çekiyor. Bir yıl öncesine kıyasla da yüzde 50'den fazla artan motorinin, tarla hazırlığı, ekim, gübre uygulaması ve ürün taşımacılığı dahil olmak üzere üretimin birçok aşamasında kullanılması, enerji fiyatlarındaki artışın hem gübre üretim maliyetlerinin hem de çiftlik içi operasyon giderlerinin yükselmesine yol açıyor. Gübre fiyatları sert yükseliyor Saldırıların başlamasından bu yana, önemli bir bölümü Orta Doğu'da üretilen gübrenin fiyatı hızla yükseliyor. Sınırlı sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tedariki nedeniyle yaşanan tesis kapanmaları ve bakım çalışmaları, Hindistan ve Bangladeş'teki gübre üretimini de olumsuz etkiliyor. Çin'in yurt içi arz güvenliğini sağlamak amacıyla gübrede ihracat kısıtlamalarını sıkılaştırması, bahar ekim sezonu dolayısıyla yoğun talebin yaşandığı bir dönemde fiyatların daha da yukarı çıkmasına katkıda bulunuyor. Vadeli işlemlerde çatışmalar öncesindeki hafta ton başına 480 dolar civarında seyreden üre fiyatının 750 doları bulduğu görülüyor. Öte yandan, amonyak ve üreye ilişkin 2026 yılı fiyat varsayımlarını yaklaşık yüzde 25 yükselten Fitch Ratings, çatışmanın ve geçişlerdeki aksamaların ne kadar süreceğine dair belirsizliklere işaret ediyor. Kredi derecelendirme kuruluşu, Hürmüz Boğazı'ndaki kapanmanın daha uzun sürmesinin yıllık ortalama gübre fiyatı varsayımlarını daha da yukarı çekebileceği konusunda uyarıyor. Çiftçilerin manevra alanı daralıyor Amerikan Çiftlik Bürosu Federasyonunun (AFBF) analizine göre, ABD'li çiftçiler jeopolitik gerilimlerin gölgesinde ilkbahar ekim sezonuna giriyor. Gübre alımları, tarla hazırlıkları ve sezonun ilk gübre uygulamalarının halihazırda başladığı dikkate alındığında, girdi fiyatlarının aniden yükselmesi, çiftçilerin manevra alanını daraltıyor. Ülke genelindeki çiftçiler, en temel üretim girdilerinden biri olan gübre konusunda giderek artan bir belirsizlikle karşı karşıya bulunuyor. Girdi maliyetlerinin tarihsel olarak yüksek seviyelerde seyretmesi ve birçok emtia fiyatının önemli ölçüde düşmesi nedeniyle halihazırda zor durumda olan çiftçiler, gübre fiyatlarındaki oynaklığa daha az maruz kalan ürünlerin ekimine yönelmeyi de değerlendiriyor. Sezon başındaki gübre tedarik zinciri aksaklıklarının, girdi bulunabilirliği ve fiyatlar üzerinde orantısız derecede büyük etki yaratabileceği belirtiliyor. Küresel gübre arzında Orta Doğu kritik rol oynuyor AFBF'ye göre İran, amonyak üretiminde kullanılan temel ham madde olan doğal gaz açısından dünyanın en büyük rezervlerinden bazılarına sahip bulunuyor. Yaklaşık yüzde 46 azot içeren ve bitkisel üretimde merkezi rol oynayan üre, azotlu gübrelerin çoğunun temel girdisini oluşturuyor. Orta Doğu, küresel üre ihracatının yaklaşık yarısını, küresel amonyak ihracatının da yaklaşık üçte birini gerçekleştiriyor. İran, Katar, Suudi Arabistan ve Mısır'da üretilen büyük miktardaki üre, amonyak, fosfat, kükürt ve petrolün her yıl Hürmüz Boğazı üzerinden taşınması nedeniyle risk yalnızca İran'ın üretimiyle sınırlı kalmıyor. Gübre piyasasının küresel ölçekte entegre olması nedeniyle, bir bölgede yaşanan arz kesintileri başka yerlerde fiyatları ve bulunabilirliği doğrudan etkiliyor. ABD gübrenin bir kısmında ithalata bağımlı ABD, gübre talebini karşılamak için hem yerli üretime hem de ithalata dayanıyor. İthalat bağımlılığı, potasyumda yaklaşık yüzde 97, azotta yüzde 18 ve fosfatta yüzde 13 seviyelerinde seyrediyor. ABD doğrudan Orta Doğu'dan büyük miktarda gübre ithal etmese bile, bölgedeki fiyat hareketleri iç piyasayı etkiliyor. Basra Körfezi kaynaklı gübrelere bağımlı Hindistan veya Brezilya gibi ülkelerin alternatif tedarikçilere yönelmesi durumunda, küresel arz üzerindeki rekabetin artacağı ve bunun da ABD'li çiftçiler için fiyatları yukarı çekeceği ifade ediliyor. Avrupa tarım sektörüne yönelik plan üzerinde çalışıyor Avrupa Birliği'nde (AB) de tarım sektörü, Orta Doğu'daki gelişmelerden kaynaklanan enerji fiyatlarındaki hızlı artıştan doğrudan etkilenirken, üye ülkeler çiftçilerine çeşitli alanlarda destek sağlamak üzere adımlar atıyor. AB Komisyonu, çiftçilerin artan girdi maliyetlerine karşı desteklenmesi için Ortak Tarım Politikası araçlarının daha esnek kullanılabileceğine işaret ediyor. Komisyon ayrıca ithal gübreye bağımlılığı azaltmak amacıyla alternatif gübre kullanımını teşvik eden ve üretim maliyetlerini düşürmeyi hedefleyen planlar üzerinde çalışıyor. AB ülkelerinin liderleri, elektrik vergilerinin düşürülmesi, şebeke ücretlerinin azaltılması ve devlet yardımlarının genişletilmesi gibi önlemleri gündeme alıyor. AB ülkeleri çeşitli önlemleri devreye alıyor İspanya, Orta Doğu'daki çatışmaların etkilerine karşı tarım ve hayvancılığı destekleyecek 877 milyon avroluk kapsamlı bir paket açıklarken, İtalya'da da çiftçilerin en önemli girdilerinden dizel yakıtta litre başına 25 sent indirim sağlanıyor. Yunanistan hükümeti tarafından duyurulan yaklaşık 300 milyon avroluk paket kapsamında çiftçilere motorin için litre başına 16 sent sübvansiyon sağlanırken, gübre alımlarında yüzde 15'e kadar destek verileceği ifade ediliyor. Fransa ise daha hedefli ve sınırlı süreli destek mekanizmalarıyla tarım sektörünü korumayı tercih ediyor. Hükümet, çiftçilere doğrudan yakıt sübvansiyonu yerine kredi imkanları, sosyal prim ertelemeleri ve vergi kolaylıkları sağlayarak maliyet baskısını hafifletmeye çalışıyor.

Küresel Tarım Emtia Fiyatları Yükselişe Geçti Haber

Küresel Tarım Emtia Fiyatları Yükselişe Geçti

Küresel tarım emtia piyasalarında yön yeniden yukarı döndü. ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik saldırıları artırabileceğine dair açıklamaları, savaşın uzayabileceği endişesini artırırken, tahıl ve yağlı tohum fiyatlarında yükselişi tetikledi. Chicago Board of Trade’de en aktif işlem gören buğday kontratı gün içinde yüzde 1,4’e kadar yükselirken, soya yağı fiyatları da yüzde 1,5 artış kaydetti. Mısır ve soya fasulyesinde de yukarı yönlü hareket dikkat çekti. Bloomberg'in haberine göre, fiyatlardaki artışta enerji piyasasındaki gelişmeler belirleyici oldu. Trump’ın açıklamaları sonrası petrol fiyatları sert yükselirken, bu durum tarımsal emtiayı da doğrudan etkiledi. Özellikle soya yağı gibi ürünlerin biyoyakıt üretiminde hammadde olarak kullanılması, yüksek petrol fiyatlarıyla birlikte bu ürünleri daha cazip hale getirdi. Trump, Orta Doğu’daki çatışmalara ilişkin yaptığı konuşmada net bir çözüm takvimi sunmazken, ABD’nin önümüzdeki iki ila üç hafta içinde İran’a 'çok sert' saldırılar düzenleyebileceğini ifade etti. Öte yandan savaşın sona ermesine 'çok yakın' olunduğunu da dile getirdi. Trump'ın bu çelişkili açıklamaları, piyasalarda belirsizliği artırdı. Ayrıca Trump, savaş öncesinde dünya petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına yönelik somut bir plan da ortaya koymadı. Bu durum, enerji ve gübre tedarikine yönelik risklerin devam edeceği beklentisini güçlendirdi. Piyasa uzmanlarına göre tarım emtia fiyatları büyük ölçüde petrol piyasasını takip ediyor. Cornucopia Agri Analytics stratejisti Tobin Gorey, tahıl fiyatlarındaki artışın enerji fiyatlarına kıyasla daha sınırlı kaldığını ancak piyasanın Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalması nedeniyle enerji ve gübre arzında sıkılaşma riskini fiyatladığını belirtiyor. Son fiyatlamalara göre buğday, Singapur saatiyle 12:50 itibarıyla yüzde 1,1 artışla bushel başına 6,04 dolara yükseldi. Soya yağı ise yüzde 1,4 değer kazanarak pound başına 68,06 cent seviyesine çıktı. Genel tabloda, Orta Doğu’daki jeopolitik risklerin uzaması halinde enerji fiyatları üzerinden tarım piyasalarına yansıyan baskının sürmesi bekleniyor. Bu da önümüzdeki dönemde tahıl ve yağlı tohum fiyatlarında oynaklığın yüksek kalacağına işaret ediyor.

Üre gübresinde kriz derinleşti: Ton fiyatı 34 bin TL’ye çıktı Haber

Üre gübresinde kriz derinleşti: Ton fiyatı 34 bin TL’ye çıktı

Ortadoğu’da yayılan savaş dalgası, küresel gübre piyasalarını altüst etti. Katar’ın enerji tesislerine yönelik füze saldırıları ve Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla tetiklenen kriz, Türkiye’de üre gübresinin maliyetini rekor seviyeye taşıdı. Çiftçiyi zor bir bahar dönemi bekliyor. Katar’da Rafineri Vuruldu, Doğalgaz Fiyatları Patladı 18 Mart gecesi Katar’ın devasa enerji kompleksi Ras Laffan’a düzenlenen füze saldırısı, küresel enerji piyasalarında şok etkisi yaptı. İran’ın misilleme listesinde yer alan 305 bin varil kapasiteli rafinerinin hasar görmesiyle birlikte, Avrupa’nın en likit doğalgaz merkezi olan Hollanda TTF fiyatları bir gecede %30’dan fazla artarak 72 €/MWh seviyesine fırladı. Bu rakam, Ocak 2023’ten bu yana görülen en yüksek seviye olarak kayıtlara geçti. Hürmüz Kapandı, Sevkiyat Durdu Dünya LNG üretiminin %25’ini tek başına karşılayan Katar’ın üretim ve sevkiyat kapasitesinin darbe alması, azotlu gübrelerin ana ham maddesi olan doğalgaz arzını kilitledi. ABD/İsrail ve İran arasındaki gerilimin Hürmüz Boğazı’nı kapatma noktasına gelmesiyle, birçok küresel üreticiye giden LNG akışı tamamen durdu. Mısır Üre Fiyatlarında "Yüzde 50" Şoku Savaşın başlamasıyla birlikte 480 $/ton FOB seviyelerinde olan Mısır granül Üre fiyatları, arz güvenliğinin ortadan kalkmasıyla 720 $/ton FOB rakamına ulaştı. Sadece 20 gün içerisinde yaşanan %50’lik bu devasa artış, ithalatçı ülkeleri ve son kullanıcı olan çiftçiyi doğrudan vurdu. Türkiye İçin Acı Tablo: Tonu 34.000 TL! Küresel piyasalardaki bu yükseliş, Türkiye iç piyasasına çok daha ağır bir maliyet tablosu olarak yansıdı. Gübre fiyatına eklenen; yüksek navlun giderleri, antrepo ve paketleme maliyetleri, ara nakliye ve işçilik masrafları, GTS barkod ve yasal yükümlülükler, güncel döviz kuruyla birleştiğinde üre gübresinin yurt içi maliyetini 34.000 TL/Ton seviyesine çıkardı. Tarımsal Üretimde "Maliyet Krizi" Kapıda Üre gübresindeki bu kontrolsüz yükseliş, sadece gübre sektörünü değil, ekmekten yağa kadar tüm gıda zincirini tehdit ediyor. Gübre maliyetlerinin bu seviyelerde kalması durumunda, çiftçinin üretim iştahının azalması ve gıda enflasyonunun yeni bir rekor kırması bekleniyor.

Hürmüz Krizi, Küresel Tarım Ticaretini Tehdit Ediyor Haber

Hürmüz Krizi, Küresel Tarım Ticaretini Tehdit Ediyor

İran’daki savaş artık yalnızca enerji piyasalarının değil tarım sektörünün de meselesi haline geldi. Hürmüz Boğazı’nda yaşanan tıkanma; gübreden tahıla, şekerden pirince kadar kritik ürünlerde sevkiyatları yavaşlatıyor, navlun ve sigorta maliyetlerini sıçratıyor. Tarım piyasaları, pandemi sonrası en ciddi arz testiyle karşı karşıya. Körfez, hem tahıl ithalatının hem de azot bazlı gübre ihracatının önemli bir geçiş noktası. Uzayan bir çatışma; üretim maliyetlerini artırarak verimi düşürebilir, fiyatlara kalıcı bir “savaş primi” ekleyebilir. Küresel tarım ticaretinin önemli geçiş noktalarından Hürmüz’de tanker ve kuru yük gemilerinin rota değiştirmesi, teslim sürelerini haftalarca uzatıyor. Buğday en çok etkilenen ürün olmaya devam ederken, mısır orta düzeyde risk altında. Soya fasulyesinin ise doğrudan ticaret aksamalarından ziyade gübre ve enerji piyasaları aracılığıyla dolaylı olarak etkilenmesi muhtemel. İran, Irak ve Suudi Arabistan'ı da içeren Körfez bölgesi, ithal buğdaya büyük ölçüde bağımlı. Sevkiyatlarda gecikme yalnızca fiyatları değil, ekim planlarını ve stok yönetimini de etkiliyor. Yükselen petrol fiyatları biyoyakıt talebiyle tetiklenerek bitkisel yağ ve şeker piyasalarına ek talep yaratıyor; bu da gıda enflasyonuna yeni bir cephe açıyor. Piyasalarda oluşan “savaş primi”, pandemi sonrası normalleşmeye çalışan tedarik zincirlerini yeniden kırılgan hale getiriyor. Ürün bazında risk haritası ■ GÜBRE: Körfez ülkeleri küresel azotlu gübre ticaretinin yüzde 40-50’sini karşılıyor. Hürmüz’deki aksamalar üre ve amonyak sevkiyatını zorluyor. Yükselen fiyatlar özellikle mısır ve buğday gibi azot yoğun ürünlerde maliyet baskısını artırabilir. Uzun süreli bir aksama, Brezilya, Hindistan, Güney Asya ve AB'nin bazı bölgeleri gibi ithalata bağımlı büyük bölgelerde gübre bulunabilirliğini önemli ölçüde azaltabilir. ■ ŞEKER: Rafine beyaz şeker primi 107 $/tonla zirveye çıktı. Dubai’deki büyük rafinerilerin ham maddeyi Boğaz üzerinden temin etmesi arz daralması riskini büyütüyor. Yüksek petrol fiyatları Brezilya’da etanol üretimini teşvik ederek küresel şeker arzını daha da sıkılaştırabilir. ■ SOYA ÜRÜNLERİ: Soya yağı, artan petrol fiyatları ve biyoyakıt talebiyle son iki buçuk yılın zirvesini test etti. Soya küspesinde ise İran’ın önemli ithalatçı olması nedeniyle ticaret akışları hassas. ABD-Çin hattındaki siyasi gerilim, küresel soya ticaretini yeniden şekillendirebilir. ■ PİRİNÇ (BASMATİ): Yaklaşık 400 bin ton Hint basmati pirinci limanlarda ve yolda bekliyor. Navlun iki katına çıkarken yeni sözleşmeler durdu. Ortadoğu talebindeki kesinti fiyatları aşağı çekerken, lojistik düğüm çözülemezse arz-talep dengesi hızla tersine dönebilir. ■ BUĞDAY: Körfez ve Kuzey Afrika ithalata yüksek bağımlı. Hürmüz ve Kızıldeniz rotalarındaki riskler transit sürelerini uzatıyor. Fonların pozisyon kapaması fiyatlarda oynaklığı artırdı; kalıcı aksama fiyatları yukarı itebilir. Şu sıralar kile başına fiyat Chicago vadeli işlemlerinde 5.7 doların hemen altında. ■ MISIR: İran, Brezilya mısırının büyük alıcılarından. Sevkiyatta aksama, Brezilya’nın hasat döneminde ticaret dengesini zorlayabilir. Artan gübre maliyetleri üretim planlarını da etkileyebilir. Vadeli işlemlerde fiyatlar 4,30 dolar civarında. Rusya, İran’a buğday ithalatını askıya aldı ABD ve İsrail’in saldırıları sonrası Rusya’nın İran’a tahıl sevkiyatları geçici olarak durdu. İran, sezon için planlanan Rus buğdayının büyük bölümünü alsa da Karadeniz ve Hazar üzerinden yeni yüklemeler askıya alındı. Navlun ve sigorta primlerindeki artış ödeme kanallarını da zorlaştırıyor. Analistler, sevkiyatların yeniden başlamasını beklese de belirsizlik sürüyor.

Yeni Nesil Tarım Uygulamaları Üretimde Dönüşüm Sağlıyor Haber

Yeni Nesil Tarım Uygulamaları Üretimde Dönüşüm Sağlıyor

Tarım, geçmişte olduğu gibi bugün de ülkelerin ekonomisinde stratejik bir yere sahip. Ancak artan nüfus, iklim değişikliği ve doğal kaynakların sınırlılığı, üretim biçimlerinin yeniden düşünülmesini zorunlu kılıyor. İşte yeni nesil tarım uygulamaları tam da bu noktada devreye giriyor. Yeni nesil tarım uygulamalarıyla sensörler, yapay zekâ, nesnelerin interneti, uzaktan algılama sistemleri ve biyoteknoloji gibi teknolojilerden yararlanarak üretim sürecini veriye dayalı hâle getirmek amaçlanıyor. Böylece yalnızca daha fazla ürün almakla kalınmıyor, suyu, gübreyi ve pestisitleri doğru zamanda ve doğru miktarda kullanarak hem maliyeti hem de çevresel baskıyı azaltmak mümkün hâle geliyor. Bu sistemler, kullanılan teknolojiye, ürüne ve üretim koşullarına göre su tüketimini ve zirai ilaç kullanımını ciddi oranlarda azaltma potansiyeli sunuyor. Üretim sürecinin tahmine değil, ölçüm ve analize dayanarak planlanabilmesi, daha isabetli kararlar alınmasını ve kaynakların daha verimli kullanılmasını sağlıyor. Tarımda kullanılan yapay zekâ destekli sistemlerle toprağın işlenmesinden hasada kadar tüm aşamalar analiz edilebiliyor. Uydu görüntüleri ve geçmiş üretim verileri karşılaştırılarak bitkilerdeki gelişim farklılıkları erken dönemde tespit ediliyor. Böylece olası verim kayıpları önceden görülebiliyor ve girdi kullanımı daha bilinçli planlanabiliyor. Yeni nesil teknolojiler yalnızca mevcut süreci iyileştirmiyor, üretim sistemlerinin yeniden tasarlanmasına da imkân tanıyor. Örneğin “Dijital ikiz” adı verilen teknolojiyle üretim alanının sanal bir modeli oluşturularak bu model üzerinde farklı sulama, gübreleme ya da ekim senaryoları deneniyor. Olası riskler gerçek uygulamaya geçmeden önce simülasyon ortamında değerlendiriliyor. Böylece daha planlı ve güvenli kararlar alınabiliyor. Örneğin tarlamızda mısır yetiştireceğimizi düşünelim. Öncelikle tarlamızdan toprak örneği alarak analiz yaptırmakla işe başlarız. Bu bize mısır üretimi sırasında bitkinin ihtiyaç duyduğu besin maddelerini doğru ve dozunda kullanma imkânı verir. Mısır tohumlarını tarlamıza ekerken doğru derinlikte ekmemiz hayati bir önem taşır. Klasik mibzerlerle bazı tohumlar doğru derinliğe yerleşirken bazıları yüzlek kalabilir ya da gereğinden daha derine gömülebilir. Bu durum çimlenmeyi zorlaştırır ve verim kaybına yol açar. Yani daha tohum ekim aşamasındayken farkında olmadan kayıp yaşarız. Oysa sensörlü mibzerlerle tarlamızdaki eğimi ve toprak yapısını dikkate alarak tohumların homojen bir derinliğe yerleşmesini sağlarız. Ekim aşamasından sonra toprak nemini, ortam sıcaklığını ve yaprak yüzeylerindeki nemi düzenli olarak izleriz. Bu veriler doğrultusunda sulama suyu miktarını belirler ve zamanında sulama yaparız. Uzaktan algılama, görüntü işleme ve sensör teknolojileri sayesinde mısır tarlamızdaki bitkilerin gelişimini yakından takip ederek gerekli önlemleri zamanında almış oluruz. Ayrıca ekinlerimize bulaşan hastalıklar, zararlılar ve yabancı otlara karşı entegre (bütüncül) mücadele yaklaşımını uygulayabiliriz. Entegre mücadele, yalnızca kimyasal ilaçlara başvurmak yerine biyolojik ve kültürel yöntemleri de içeren bütüncül bir yaklaşımı ifade eder. Tarımsal zararlıların neden olduğu kayıp müdahale maliyetini aşacak olduğunda doğru teşhisle, doğru dozda, doğru zamanda ve uygun ekipmanla müdahale etme imkânı bulabiliriz. Dahası bu teknolojiler sayesinde mısır tarlamızın farklı alanlarında o bölüme özel sulama, gübreleme ve ilaçlama programları da uygulayabiliriz. Bu da yine girdi tasarrufu ve verim artışı olarak bize geri döner. Bu sayede, tüm girdi maliyetlerinde (tohum, gübre, ilaç ve su kullanımında) tasarruf sağlanıyor. Daha az kaynak kullanılarak üretim yapılıyor. Böylece karbon ayak izi azalıyor, biyolojik çeşitlilik korunuyor. İnsan, hayvan ve çevre sağlığını birlikte ele alan “Tek Sağlık” yaklaşımı da bu sayede güçleniyor. “Bitti mi?” diye soracak olursanız hayır, dahası da var. Ürettiğimiz mısırların uygun hasat olgunluğuna ulaşıp ulaşmadığını da yeni nesil tarım uygulamalarından elde ettiğimiz gerçek zamanlı verilerle belirleyebilir ve doğru zamanda hasat yapabiliriz. Depomuza aldığımız ürünlerde ise ortamdaki oksijen miktarını ayarlayarak ürünlerimizi hem depo zararlılarından koruyabilir hem de daha uzun süre depolayarak değer yitimi olmadan satabiliriz. Ayrıca gerçek zamanlı verileri işleyerek sonraki hasat dönemlerini daha verimli planlayabiliriz. Türkiye’de durum nedir? Ülkemizde üreticilerin yeni nesil tarım uygulamalarına ilişkin bilgi kaynakları çeşitlilik gösteriyor. Yaş grubuna bağlı olarak üreticiler bu tür bilgilere öncelikle sosyal medya platformları (YouTube, Facebook, TikTok, Instagram, LinkedIn) üzerinden ulaşıyor. Sosyal medya platformlarını tarım temalı televizyon programları, tarım teknolojisi fuarları, tarımsal ekipman bayileri ve teknik temsilcileri takip ediyor. Sosyal medya ve internet gibi açık erişim kanallarının etkin kullanımı, üreticilerin yeni teknolojilere yönelik farkındalığını artırıyor. Şimdilik sulama teknolojilerinde farkındalık daha yüksekken otomasyon ve robotik uygulamalarda daha düşük düzeyde bulunuyor. Araştırmalar, üreticilerin yenilikçi tarım teknolojilerine karşı genel olarak olumlu bir tutum sergilediğini gösterse de uygulama oranları hâlâ sınırlı düzeyde bulunuyor. Özellikle dijitalleşme, yapay zekâ ve otomasyon gibi alanlarda maliyet, teknik altyapı ve bilgiye erişim eksikliği önemli engeller olarak öne çıkıyor. Sonuç olarak yeni nesil tarım uygulamaları üretim süreçlerini daha ölçülebilir, daha planlı ve daha sürdürülebilir hâle getiriyor. Ancak bu dönüşümün gerçekleşmesi için yalnızca teknolojinin varlığı yeterli değil. Üreticilerin bu sistemlere erişebilmesi, doğru bilgiye ulaşabilmesi ve ekonomik olarak desteklenmesi de gerekiyor. Bu nedenle entegre politika ve destek mekanizmalarının hayata geçirilmesi, üreticilerin teknolojiye uyumunu hızlandırarak gıda güvenliği ile tarımsal sürdürülebilirliğe güçlü bir katkı sağlayabilir. Tarımın geleceği, teknoloji ile doğa arasında denge kurabilen ve kararlarını ölçülebilir verilere dayandıran üretim modellerinde yatıyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.