Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Orta Doğu

AGRONEWS - Orta Doğu haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Orta Doğu haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

FAO’dan Hürmüz Boğazı uyarısı: Küresel gıda krizi riski Haber

FAO’dan Hürmüz Boğazı uyarısı: Küresel gıda krizi riski

FAO, boğazın kapanmasının yalnızca lojistik bir sorun değil, "sistemik bir tarım-gıda şoku" anlamına gelebileceğini belirterek önümüzdeki 6 ila 12 ay içinde küresel gıda fiyat krizinin tetiklenebileceğini açıkladı. Kurum, enerji maliyetlerindeki artış, ticaret akışındaki aksamalar ve El Nino riskinin birleşmesi halinde gıda enflasyonunun daha da hızlanabileceğine dikkat çekti. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Hürmüz Boğazı'nda yaşanan gelişmelerin küresel tarım ve gıda sistemi üzerinde ciddi riskler oluşturabileceği uyarısında bulundu. Kurum, boğazın kapanmasının yalnızca geçici bir taşımacılık sorunu olmadığını, bunun "sistemik bir tarım-gıda şoku"na dönüşebileceğini belirtti. FAO, mevcut koşulların devam etmesi halinde önümüzdeki 6 ila 12 ay içinde küresel ölçekte ciddi bir gıda fiyat krizinin ortaya çıkabileceğini değerlendirdi. "Önleyici adımlar için zaman daralıyor" Çarşamba günü yayımlanan değerlendirmede, hükümetler, uluslararası finans kuruluşları ve özel sektörün hızlı şekilde koordinasyon sağlaması gerektiği vurgulandı. FAO, alternatif ticaret rotalarının oluşturulması, ihracat kısıtlamalarından kaçınılması, insani yardım akışlarının korunması ve yükselen taşımacılık maliyetlerine karşı tampon mekanizmaların devreye alınması çağrısında bulundu. Enerji maliyetleri gıda fiyatlarını etkiliyor FAO Başekonomisti Máximo Torero, yayımlanan podcast programında ülkelerin mevcut darboğaza karşı dayanıklılık kapasitesini artırması gerektiğini söyledi. Torero, alınacak önlemlerin potansiyel ekonomik etkileri sınırlayabileceğini ifade etti. Öte yandan, uluslararası gıda emtia fiyatlarındaki aylık değişimleri takip eden FAO Gıda Fiyat Endeksi'nin, yükselen enerji maliyetleri ve Orta Doğu'daki çatışmaların etkisiyle nisanda üst üste üçüncü ay artış gösterdiği belirtildi. Alternatif ticaret yolları önerildi FAO kısa vadede ticaretin alternatif kara ve deniz rotalarına yönlendirilmesini önerirken, özellikle enerji, gübre ve tarımsal girdilere yönelik ihracat kısıtlamalarından kaçınılmasının önemine dikkat çekti. Kuruluş ayrıca gıda yardımlarının ticari kısıtlamalardan muaf tutulması gerektiğini kaydetti. El Nino uyarısı Orta vadeli öneriler kapsamında ise hasat dönemlerine uygun acil kredi hatlarının devreye alınması, dijital çiftçi kayıt sistemlerinin yaygınlaştırılması ve 2022'de oluşturulan gıda şoku finansman mekanizmasının yeniden aktif hale getirilmesi çağrısında bulunuldu. FAO, El Nino hava olayının devreye girmesiyle birlikte kuraklık ve yağış düzenlerindeki bozulmaların krizi daha da derinleştirebileceği uyarısını da yaptı.

Tahıl ve palm yağı fiyatlarında haftaya artışla başlandı Haber

Tahıl ve palm yağı fiyatlarında haftaya artışla başlandı

Küresel tarım emtia piyasalarında yeni haftaya sert fiyat hareketleri damga vurdu. ABD ile Çin arasında tarım ürünleri ticaretine yönelik yeni alım taahhütlerinin açıklanması, özellikle mısır ve buğday fiyatlarında güçlü yükselişi beraberinde getirdi. Aynı anda yükselen petrol fiyatları ve Orta Doğu’da devam eden belirsizlikler ise palm yağı piyasasını hareketlendirdi. Piyasalardaki yükselişin merkezinde, Beyaz Saray’ın Çin’in ABD’den tarım ürünü alımını artıracağına ilişkin açıklaması yer aldı. Buna göre Çin, 2028’e kadar her yıl en az 17 milyar dolarlık Amerikan tarım ürünü satın almayı kabul etti. Üstelik bu rakam, daha önce açıklanan soya fasulyesi alım taahhüdüne ek olarak gelecek. Piyasa açısından kritik nokta tam da burada başlıyor. Çünkü yeni anlaşmanın yalnızca soyayla sınırlı kalmayıp mısır, buğday ve diğer tarım ürünlerini de kapsayabileceği beklentisi fiyatları hızla yukarı taşıdı. Bloomberg'in haberine göre, Chicago’da işlem gören aktif mısır kontratları gün içinde yüzde 3,8’e kadar yükselerek son altı ayın en sert günlük hareketlerinden birini yaptı. Buğday yüzde 3’e yakın yükselirken, soya fasulyesi fiyatlarında da artış görüldü. Aslında piyasa geçen hafta tam tersine sert satış yaşamıştı. Trump ile Şi Cinping görüşmesinden sonra tarım alımlarına ilişkin somut detay gelmemesi, yatırımcıları hayal kırıklığına uğratmış ve mısır fiyatları bir haftada yaklaşık yüzde 5 gerilemişti. Şimdi ise Beyaz Saray’ın verdiği yeni mesaj, piyasada yönü yeniden yukarı çevirdi. Uzmanlara göre anlaşmanın en önemli etkisi, Çin’in yalnızca soya değil uzun süredir sınırlı tuttuğu mısır ve buğday alımlarına da geri dönebileceği beklentisi. Nitekim ABD Tarım Bakanlığı verileri, Çin’in yaklaşık iki yıldır ABD mısırında anlamlı alım yapmadığını gösteriyor. Buğday tarafında ise Trump-Şi zirvesi sonrası sınırlı geri dönüşler görülse de hacimler düşük kalmıştı. Öte yandan Çin’in resmi açıklamalarında tarım alım taahhütlerine ilişkin net ifadeler yer almaması dikkat çekiyor. Bu durum, piyasada iyimserlikle birlikte temkinli yaklaşımın da sürmesine neden oluyor. Tahıl piyasalarını etkileyen tek unsur ticaret anlaşmaları değil. Orta Doğu’daki savaşın enerji ve gübre piyasaları üzerindeki etkisi de fiyatlamalarda belirleyici olmaya devam ediyor. Hürmüz Boğazı’ndaki belirsizlik nedeniyle enerji ve gübre maliyetlerinin yükselmesi, tarım piyasalarında maliyet baskısını artırıyor. Bu durum özellikle üretim maliyetleri yüksek olan mısır gibi ürünlerde fiyatları destekleyen bir unsur olarak öne çıkıyor. Enerji piyasasındaki yükseliş, bitkisel yağ piyasasını da doğrudan etkiliyor. Palm yağı fiyatları, yükselen petrol ve zayıflayan Malezya ringgitinin etkisiyle son bir ayın en sert yükselişini yaşadı. Brent petrol fiyatlarının savaş kaynaklı risklerle yükselmeye devam etmesi, biyoyakıt talebine yönelik beklentileri güçlendiriyor. Palm yağı da biyodizel üretiminde kullanılan temel hammaddelerden biri olduğu için enerji fiyatlarındaki yükselişten destek buluyor. Malezya ringgitindeki değer kaybı ise palm yağını yabancı alıcılar açısından daha cazip hale getiriyor. Buna karşın talep tarafında zayıflık sürüyor. Malezya’nın mayıs ayının ilk yarısındaki palm yağı ihracatı önceki aya göre yüzde 1,6 geriledi. Özellikle en büyük alıcılar olan Hindistan ve Çin’e yapılan sevkiyatlarda sert düşüş dikkat çekti. Ayrıca Güney Amerika’da güçlü seyreden soya ve ayçiçeği üretiminin önümüzdeki dönemde piyasaya girecek olması, palm yağı fiyatlarındaki yükselişi sınırlayan unsurlar arasında gösteriliyor.

ABD, Fas’ta tarım için 226 milyon dolarlık proje başlattı Haber

ABD, Fas’ta tarım için 226 milyon dolarlık proje başlattı

Fas, ABD’nin “Food for Progress” programı kapsamında 2026 yılı için öncelikli ülkelerden biri olarak seçildi. Program, gelişmekte olan ekonomilerde tarımsal verimliliği artırmayı ve tarım ticaretini geliştirmeyi amaçlıyor. ABD Tarım Bakanlığı’na (USDA) bağlı Dış Tarım Servisi’ne (FAS) göre girişim, hem tarımsal kalkınmayı desteklemeyi hem de ABD tarım ürünleri için uluslararası pazarlarda yeni ticari fırsatlar oluşturmayı hedefliyor. 2026 mali yılı için “Food for Progress” programı kapsamında toplam 226 milyon dolara kadar yeni iş birliği anlaşması verilmesi bekleniyor. Bu fonlar beş yıllık projeleri destekleyecek ve her bir projenin bütçesi genellikle 28 milyon ile 35 milyon dolar arasında olacak. Fas’ın yanı sıra Bangladeş, Bolivya, Ekvador, Filipinler, Sri Lanka ve Tayland da bu yılın öncelikli ülkeleri arasında yer alıyor. USDA Dış Tarım Servisi, programın iki temel amacı olduğunu belirtiyor: gelişmekte olan ülkelerde tarımsal üretkenliği artırmak ve bu ülkelerde tarım ürünleri ticaretini genişletmek. Program ayrıca, ortak ülkelerde tarım sektörünün rekabet gücünü artırmayı ve özel sektör katılımını ile inovasyonu teşvik etmeyi hedefliyor. Girişim, ticarete bağlı bir kalkınma modeli üzerinden yürütülüyor. USDA FAS’a göre program, ABD’li çiftçi ve üreticilerden tarım ürünleri satın alıyor, bunları gelişmekte olan ülkelere gönderip satıyor ve elde edilen geliri tarımsal kalkınma, altyapı ve ekonomik kapasite projelerine aktarıyor. Fas’ın programa dahil edilmesi, ülkenin tarım sektörünü geliştirme çabalarına ve genel ekonomik büyüme potansiyeline bağlanıyor. Uluslararası Para Fonu (IMF), Fas ekonomisinin 2026 yılında yaklaşık %4,4 oranında büyümesini öngörüyor; bu büyümede tarımsal üretimin önemli rol oynaması bekleniyor. Fas aynı zamanda küresel fosfat gübre tedarikinde önemli bir konuma sahip. OCP Grubu, ülkeyi fosfat ve fosfat bazlı ürünlerde dünyanın en büyük üreticilerinden biri haline getirmiş durumda. OCP, dünya fosfat rezervlerinin yaklaşık %70’ine sahip olup, küresel ölçekte fosfat ve gübre üretiminde lider konumda bulunuyor. Şirket geçen ay, Orta Doğu’daki savaş nedeniyle küresel ticaret rotalarında yaşanan aksaklıklar sırasında Latin Amerika’ya 90.000 ton fosfat gübresi sevk etti. Bu güçlü pazar konumu finansal sonuçlara da yansıdı; OCP, 2025 yılında gelirlerini %17 artırarak 114 milyar MAD (11,4 milyar dolar) seviyesine çıkardı.

Hürmüz Boğazı aksaklıkları dünya çiftçilerini zorluyor Haber

Hürmüz Boğazı aksaklıkları dünya çiftçilerini zorluyor

ABD ve İsrail'in İran'a şubat sonunda saldırı başlatması ve İran'ın misilleme saldırılarıyla yaşanan gerilim, bölgenin özellikle Hürmüz Boğazı üzerinden küresel enerji ve gübre piyasalarındaki merkezi rolü dolayısıyla tarım açısından da önem taşıyor. Enerjinin gübre üretimi ve taşımacılığında temel bir girdi olması nedeniyle, bölgedeki kesintiler ve artan risk algısı tarımsal girdi piyasalarında oynaklığa yol açıyor. Çatışma öncesinde 70-80 dolar seviyesinde seyreden petrolün 110 dolar bandına tırmandığı görülüyor. Amerikan Otomobil Birliği (AAA) verilerine göre, ABD'de bir ay önce galon başına 3,6 dolar civarında bulunan motorinin ortalama fiyatının 5,5 doları geçmesi dikkati çekiyor. Bir yıl öncesine kıyasla da yüzde 50'den fazla artan motorinin, tarla hazırlığı, ekim, gübre uygulaması ve ürün taşımacılığı dahil olmak üzere üretimin birçok aşamasında kullanılması, enerji fiyatlarındaki artışın hem gübre üretim maliyetlerinin hem de çiftlik içi operasyon giderlerinin yükselmesine yol açıyor. Gübre fiyatları sert yükseliyor Saldırıların başlamasından bu yana, önemli bir bölümü Orta Doğu'da üretilen gübrenin fiyatı hızla yükseliyor. Sınırlı sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tedariki nedeniyle yaşanan tesis kapanmaları ve bakım çalışmaları, Hindistan ve Bangladeş'teki gübre üretimini de olumsuz etkiliyor. Çin'in yurt içi arz güvenliğini sağlamak amacıyla gübrede ihracat kısıtlamalarını sıkılaştırması, bahar ekim sezonu dolayısıyla yoğun talebin yaşandığı bir dönemde fiyatların daha da yukarı çıkmasına katkıda bulunuyor. Vadeli işlemlerde çatışmalar öncesindeki hafta ton başına 480 dolar civarında seyreden üre fiyatının 750 doları bulduğu görülüyor. Öte yandan, amonyak ve üreye ilişkin 2026 yılı fiyat varsayımlarını yaklaşık yüzde 25 yükselten Fitch Ratings, çatışmanın ve geçişlerdeki aksamaların ne kadar süreceğine dair belirsizliklere işaret ediyor. Kredi derecelendirme kuruluşu, Hürmüz Boğazı'ndaki kapanmanın daha uzun sürmesinin yıllık ortalama gübre fiyatı varsayımlarını daha da yukarı çekebileceği konusunda uyarıyor. Çiftçilerin manevra alanı daralıyor Amerikan Çiftlik Bürosu Federasyonunun (AFBF) analizine göre, ABD'li çiftçiler jeopolitik gerilimlerin gölgesinde ilkbahar ekim sezonuna giriyor. Gübre alımları, tarla hazırlıkları ve sezonun ilk gübre uygulamalarının halihazırda başladığı dikkate alındığında, girdi fiyatlarının aniden yükselmesi, çiftçilerin manevra alanını daraltıyor. Ülke genelindeki çiftçiler, en temel üretim girdilerinden biri olan gübre konusunda giderek artan bir belirsizlikle karşı karşıya bulunuyor. Girdi maliyetlerinin tarihsel olarak yüksek seviyelerde seyretmesi ve birçok emtia fiyatının önemli ölçüde düşmesi nedeniyle halihazırda zor durumda olan çiftçiler, gübre fiyatlarındaki oynaklığa daha az maruz kalan ürünlerin ekimine yönelmeyi de değerlendiriyor. Sezon başındaki gübre tedarik zinciri aksaklıklarının, girdi bulunabilirliği ve fiyatlar üzerinde orantısız derecede büyük etki yaratabileceği belirtiliyor. Küresel gübre arzında Orta Doğu kritik rol oynuyor AFBF'ye göre İran, amonyak üretiminde kullanılan temel ham madde olan doğal gaz açısından dünyanın en büyük rezervlerinden bazılarına sahip bulunuyor. Yaklaşık yüzde 46 azot içeren ve bitkisel üretimde merkezi rol oynayan üre, azotlu gübrelerin çoğunun temel girdisini oluşturuyor. Orta Doğu, küresel üre ihracatının yaklaşık yarısını, küresel amonyak ihracatının da yaklaşık üçte birini gerçekleştiriyor. İran, Katar, Suudi Arabistan ve Mısır'da üretilen büyük miktardaki üre, amonyak, fosfat, kükürt ve petrolün her yıl Hürmüz Boğazı üzerinden taşınması nedeniyle risk yalnızca İran'ın üretimiyle sınırlı kalmıyor. Gübre piyasasının küresel ölçekte entegre olması nedeniyle, bir bölgede yaşanan arz kesintileri başka yerlerde fiyatları ve bulunabilirliği doğrudan etkiliyor. ABD gübrenin bir kısmında ithalata bağımlı ABD, gübre talebini karşılamak için hem yerli üretime hem de ithalata dayanıyor. İthalat bağımlılığı, potasyumda yaklaşık yüzde 97, azotta yüzde 18 ve fosfatta yüzde 13 seviyelerinde seyrediyor. ABD doğrudan Orta Doğu'dan büyük miktarda gübre ithal etmese bile, bölgedeki fiyat hareketleri iç piyasayı etkiliyor. Basra Körfezi kaynaklı gübrelere bağımlı Hindistan veya Brezilya gibi ülkelerin alternatif tedarikçilere yönelmesi durumunda, küresel arz üzerindeki rekabetin artacağı ve bunun da ABD'li çiftçiler için fiyatları yukarı çekeceği ifade ediliyor. Avrupa tarım sektörüne yönelik plan üzerinde çalışıyor Avrupa Birliği'nde (AB) de tarım sektörü, Orta Doğu'daki gelişmelerden kaynaklanan enerji fiyatlarındaki hızlı artıştan doğrudan etkilenirken, üye ülkeler çiftçilerine çeşitli alanlarda destek sağlamak üzere adımlar atıyor. AB Komisyonu, çiftçilerin artan girdi maliyetlerine karşı desteklenmesi için Ortak Tarım Politikası araçlarının daha esnek kullanılabileceğine işaret ediyor. Komisyon ayrıca ithal gübreye bağımlılığı azaltmak amacıyla alternatif gübre kullanımını teşvik eden ve üretim maliyetlerini düşürmeyi hedefleyen planlar üzerinde çalışıyor. AB ülkelerinin liderleri, elektrik vergilerinin düşürülmesi, şebeke ücretlerinin azaltılması ve devlet yardımlarının genişletilmesi gibi önlemleri gündeme alıyor. AB ülkeleri çeşitli önlemleri devreye alıyor İspanya, Orta Doğu'daki çatışmaların etkilerine karşı tarım ve hayvancılığı destekleyecek 877 milyon avroluk kapsamlı bir paket açıklarken, İtalya'da da çiftçilerin en önemli girdilerinden dizel yakıtta litre başına 25 sent indirim sağlanıyor. Yunanistan hükümeti tarafından duyurulan yaklaşık 300 milyon avroluk paket kapsamında çiftçilere motorin için litre başına 16 sent sübvansiyon sağlanırken, gübre alımlarında yüzde 15'e kadar destek verileceği ifade ediliyor. Fransa ise daha hedefli ve sınırlı süreli destek mekanizmalarıyla tarım sektörünü korumayı tercih ediyor. Hükümet, çiftçilere doğrudan yakıt sübvansiyonu yerine kredi imkanları, sosyal prim ertelemeleri ve vergi kolaylıkları sağlayarak maliyet baskısını hafifletmeye çalışıyor.

Küresel Tarım Emtia Fiyatları Yükselişe Geçti Haber

Küresel Tarım Emtia Fiyatları Yükselişe Geçti

Küresel tarım emtia piyasalarında yön yeniden yukarı döndü. ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik saldırıları artırabileceğine dair açıklamaları, savaşın uzayabileceği endişesini artırırken, tahıl ve yağlı tohum fiyatlarında yükselişi tetikledi. Chicago Board of Trade’de en aktif işlem gören buğday kontratı gün içinde yüzde 1,4’e kadar yükselirken, soya yağı fiyatları da yüzde 1,5 artış kaydetti. Mısır ve soya fasulyesinde de yukarı yönlü hareket dikkat çekti. Bloomberg'in haberine göre, fiyatlardaki artışta enerji piyasasındaki gelişmeler belirleyici oldu. Trump’ın açıklamaları sonrası petrol fiyatları sert yükselirken, bu durum tarımsal emtiayı da doğrudan etkiledi. Özellikle soya yağı gibi ürünlerin biyoyakıt üretiminde hammadde olarak kullanılması, yüksek petrol fiyatlarıyla birlikte bu ürünleri daha cazip hale getirdi. Trump, Orta Doğu’daki çatışmalara ilişkin yaptığı konuşmada net bir çözüm takvimi sunmazken, ABD’nin önümüzdeki iki ila üç hafta içinde İran’a 'çok sert' saldırılar düzenleyebileceğini ifade etti. Öte yandan savaşın sona ermesine 'çok yakın' olunduğunu da dile getirdi. Trump'ın bu çelişkili açıklamaları, piyasalarda belirsizliği artırdı. Ayrıca Trump, savaş öncesinde dünya petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına yönelik somut bir plan da ortaya koymadı. Bu durum, enerji ve gübre tedarikine yönelik risklerin devam edeceği beklentisini güçlendirdi. Piyasa uzmanlarına göre tarım emtia fiyatları büyük ölçüde petrol piyasasını takip ediyor. Cornucopia Agri Analytics stratejisti Tobin Gorey, tahıl fiyatlarındaki artışın enerji fiyatlarına kıyasla daha sınırlı kaldığını ancak piyasanın Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalması nedeniyle enerji ve gübre arzında sıkılaşma riskini fiyatladığını belirtiyor. Son fiyatlamalara göre buğday, Singapur saatiyle 12:50 itibarıyla yüzde 1,1 artışla bushel başına 6,04 dolara yükseldi. Soya yağı ise yüzde 1,4 değer kazanarak pound başına 68,06 cent seviyesine çıktı. Genel tabloda, Orta Doğu’daki jeopolitik risklerin uzaması halinde enerji fiyatları üzerinden tarım piyasalarına yansıyan baskının sürmesi bekleniyor. Bu da önümüzdeki dönemde tahıl ve yağlı tohum fiyatlarında oynaklığın yüksek kalacağına işaret ediyor.

Küresel gıda fiyatları savaş etkisiyle yükseldi Haber

Küresel gıda fiyatları savaş etkisiyle yükseldi

Birleşmiş Milletler (BM) Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Gıda Fiyat Endeksi Mart itibariyle üst üste ikinci ayda da yükseliş kaydetti. İran savaşının da etkisiyle FAO Gıda Fiyat Endeksi Mart'ta aylık bazda yüzde 2,4 yükselirken, yıllık bazda yüzde 1 arttı. Tahıllar, et, süt ürünleri, bitkisel yağlar ve şeker gibi tüm emtia gruplarındaki fiyat endeksleri, yalnızca temel piyasa dinamiklerini değil, aynı zamanda Orta Doğu'daki çatışmaların tırmanmasıyla bağlantılı olarak artan enerji fiyatlarına verilen tepkileri de yansıtarak farklı derecelerde yükseldi. FAO Tahıl Fiyat Endeksi, Mart'ta aylık bazda yüzde 1,5 artarken, yıllık bazda yüzde 0,6 arttı. Söz konusu artış, pirinç hariç tüm başlıca tahılların fiyatlarındaki yükselişi yansıtıyor. Uluslararası buğday fiyatları yüzde 4,3 arttı; bu artış, ABD'de kuraklık endişeleri nedeniyle kötüleşen mahsul durumu değerlendirmeleri ve Avustralya'da beklenen yüksek gübre maliyetlerine bağlı olarak ekim alanlarının azalması beklentileriyle desteklendi. Bu yukarı yönlü baskılar, Avrupa'daki genel olarak elverişli mahsul koşulları ve ihracatçılar arasındaki güçlü rekabet ile kısmen dengelendi; bu rekabet, hala rahat arz seviyeleriyle desteklendi. Dünya mısır fiyatları ise yüzde 0,9 arttı. Mısır fiyatlarındaki artışın nedeni, kuzey yarımkürede ekim öncesinde gübre fiyatlarının karşılanabilirliği endişelerinden ve daha yüksek enerji fiyatlarına bağlı olarak iyileşen etanol talebi beklentilerinden gelen dolaylı desteğe rağmen, küresel arzın piyasalar üzerinde baskı oluşturmaya devam etmesi olarak yorumlandı. Arpa ve sorgum fiyatları da arttı. Buna karşılık, FAO Tüm Pirinç Fiyat Endeksi Mart 2026'da %3,0 oranında düşüş gösterdi; bu düşüş, hasat baskısı, ithalat talebindeki zayıflama ve ABD doları karşısındaki kur değer kayıplarının birleşimiyle tetiklenen, tüm önemli pazar segmentlerindeki fiyat düşüşlerini yansıtıyor. FAO Bitkisel Yağ Fiyat Endeksi, Mart'ta aylık bazda yüzde 5,1 artış göstererek üst üste üçüncü aylık artışı kaydetti. Endeks ayrıca bir yıl önceki seviyesine göre yüzde 13,2 üzerinde yer aldı. Sürekli artış, palm, soya, ayçiçeği ve kolza yağlarında daha yüksek fiyatlardan kaynaklandı. Uluslararası palm yağı fiyatları 2022 ortalarından bu yana en yüksek seviyesine ulaştı ve soya yağına göre primli bir konuma geçti; bu durum büyük ölçüde ham petrol fiyatlarındaki keskin artışların yansımalarını yansıtırken, Malezya'daki beklenenden düşük üretim tahminleri de ek destek sağladı. Dünya soya yağı fiyatları, ABD'de biyoyakıt kullanımının artacağına dair beklentilerin, Güney Amerika'dan mevsimsel olarak artan ihracat arzı ile kısmen dengelenmesiyle sadece marjinal olarak yükseldi. Bu arada, uluslararası ayçiçeği ve kolza yağı fiyatları sırasıyla Karadeniz bölgesindeki süregelen arz sıkıntısı ve önemli ölçüde yüksek dünya enerji fiyatları ortamında daha güçlü hammadde talebi beklentileriyle desteklendi. FAO Et Fiyat Endeksi Mart'ta aylık bazda yüzde 1, yıllıkta ise yüzde 8 arttı. Artışın temel nedeni, domuz eti fiyatlarındaki yükselişin yanı sıra sığır eti fiyatlarındaki sınırlı artış oldu. Koyun ve kümes hayvanı eti fiyatları ise gevşedi. Domuz eti fiyatları, Avrupa Birliği'nde mevsimsel talebin güçlenmesi öncesinde yükselen fiyatlarla desteklenerek arttı. Dünya sığır eti fiyatları da yükseldi; bu artışa Brezilya öncülük etti. Brezilya'da sığır arzındaki daralma, güçlü küresel talebe rağmen ihraç edilebilir arzı kısıtladı. Bu durum, bol arzın desteklediği Avustralya'daki istikrarlı fiyatlarla kısmen dengelendi. Buna karşılık, Yeni Zelanda'dan artan ihracat arzı nedeniyle koyun eti fiyatları düştü ancak Avustralya'daki daha güçlü fiyatlar (kilit pazarlardaki sürekli talep ile desteklendi), ABD tarafından uygulanan daha yüksek gümrük vergilerine ve Yakın Doğu pazarlarına erişimi etkileyen lojistik kısıtlamalara rağmen, düşüşü kısmen hafifletti. Dünya genelinde kümes hayvanı eti fiyatları, Brezilya'daki bol arz ve istikrarlı ithalat talebi nedeniyle zayıflayan fiyatlar ve Kızıldeniz üzerinden yönlendirilen önemli Yakın Doğu destinasyonlarına yapılan sevkiyatlar nedeniyle hafifçe geriledi. FAO Süt Ürünleri Fiyat Endeksi ise Mart'ta yüzde 1,2 artış gösterdi ancak yıllık bazda yüzde 18,7 geriledi. Bu, öncelikle yağsız süt tozu, tereyağı ve tam yağlı süt tozu fiyatlarındaki artıştan kaynaklanan, Temmuz 2025'ten bu yana ilk artış oldu. Uluslararası peynir fiyatlarındaki düşüş ise genel yükselişi sınırladı. Yağsız süt tozu ve tereyağı ile tam yağlı süt tozu fiyatları, Ocak ayından bu yana gözlemlenen yukarı yönlü trendi sürdürdü. Bu durum, güçlü küresel ithalat talebi ve Okyanusya'da üretim döngüsünün zirvesini geçmesiyle birlikte mevsimsel süt arzındaki düşüşle desteklendi. Uluslararası tereyağı fiyatları da hafifçe yükseldi; Okyanusya'daki daha güçlü artışlar, süt yağı arzındaki daralmayı yansıtırken, Avrupa Birliği'ndeki artışlar, mevsimsel süt akışlarındaki iyileşme nedeniyle krema arzının rahat olması sebebiyle ılımlı kaldı. Buna karşılık, Avrupa Birliği'nde peynir fiyatları daha da düştü. Burada artan süt arzı, daha yüksek peynir üretimi ve düşük ihracat talebi fiyatları aşağı çekti. Okyanusya'da ise fiyatlar, daha sıkı arz koşulları ve nispeten güçlü talep sayesinde yükseldi. FAO Şeker Fiyat Endeksi de Mart'ta aylık yüzde 7,2 artış göstererek Kasım 2025'ten bu yana en yüksek seviyesine ulaştı. Yıllık bazda ise yüzde 21 geriledi. Mart ayındaki artışın temel nedeni, uluslararası ham petrol fiyatlarındaki yükseliş oldu; bu da dünyanın en büyük şeker ihracatçısı Brezilya'nın önümüzdeki hasat döneminde şeker kamışı bazlı etanole daha fazla bağımlı olacağı beklentisini artırdı. Şeker fiyatları üzerindeki ek yukarı yönlü baskı, Orta Doğu'daki çatışmaların tırmanmasının şeker ticareti akışları üzerindeki etkisine ilişkin endişelerden kaynaklandı. Bununla birlikte, dünya şeker fiyatlarındaki genel artış, Hindistan ve Tayland'daki iyi hasat ilerlemesiyle desteklenen, 2025/26 sezonu için genel olarak olumlu küresel arz görünümüyle sınırlandırıldı.

Growtech Antalya’da Uluslararası Tarım Diplomasisi Zirvesi Düzenlendi Haber

Growtech Antalya’da Uluslararası Tarım Diplomasisi Zirvesi Düzenlendi

Growtech Antalya kapsamında düzenlenen Uluslararası Tarım Diplomasisi konferansları, sektörün uluslararası arenadaki önemli isimlerini bir araya geldi. Türk Tarım Diplomasi Grubu (TTDG) Başkanı Melisa Tokgöz Mutlu ve Genel Sekreter İsmail Uğural'ın moderatörlüğünde gerçekleşen konferanslara Dünya Çiftçiler Birliği (WFO) Başkanı Arnold Puech d’Alissac, Dünya Tohumculuk Federasyonu (ISF) Başkanı Arthur Santosh Attavar, Uluslararası Tarım Gazetecileri Federasyonu (IFAJ) Genel Sekreteri Adrian Bell, Tohum Sanayicileri ve Üreticileri Alt Birliği (TSÜAB) Genel Sekreteri Doç. Dr. Hamit Ayanoğlu ve Uluslararası Tarım Şehirleri Birliği Temsilcisi Mahmut Ali Cengiz Körosmanoğlu konuşmacı olarak katıldı. "Tarım, ülkelerin yumuşak gücüdür" Tarımın yalnızca üretimle sınırlanamayacağını belirten TTDG Başkanı Melisa Tokgöz Mutlu, tarım sektörünün stratejik, ekonomik, jeopolitik ve uluslararası ilişkileri de kapsayan 'yumuşak güç' olduğunu vurguladı. Dünyada 8 milyar insanın yaşadığını ve her 9 kişiden birinin yetersiz beslendiğini vurgulayan Mutlu, "Nüfus artıyor; fakat globalde yaşanan iklim değişikliği ve su kıtlığı gibi nedenlerle tarımsal üretim azalıyor. Uluslararası verilere göre küresel su kullanımı son yüzyılda 6 kat arttı. Tarım sektörü ise tatlı suyun yüzde 72'sini kullanıyor. İklim değişikliği en önemli sorunlardan biri. Gıda ve su yalnızca ekonomik değil artık jeopolitik varlıklar haline geldi. Bunların korunması için tarım diplomasisinin önemi daha da büyük. Bu konuda uluslararası arenada, politika yapıcıları, devletler, STK'lar ve firmalar tarımsal sürdürülebilirlik ve su kaynaklarının korunması konusunda geleceğin nasıl kurgulanabileceğini de konuşmalı. Ülkeler kapsamlı birer strateji geliştirmeli. Uluslararası tarım diplomasisiyle bu süreçlerin sürdürülebilir hale getirilmesi gerekiyor" diye konuştu. "Tarım diplomasisi çiftçiler için önemli" Dünya Çiftçiler Birliği (WFO) Başkanı Arnold Puech d’Alissac da, "WFO, 80 birliğin birleşmesiyle meydana gelen küresel bir organizasyon. Yaklaşık 1 milyar çiftçiyi temsil ediyoruz. Her kıtada lider ülke bulunuyor; şu anda Asya'nın temsilcisi Nepal mesela. Belki de önümüzdeki yıllarda Türkiye, yeni temsilci olur. Dünyada çiftçiler adına hem iyi hem de kötü gelişmeler aynı anda yaşanıyor. Enerji ve gübre fiyatları son dönemde çok arttı. Tahıl fiyatlarında düşüş yaşanıyor. Öte yandan gübre fiyatları da düşmeye başladı. Canlı hayvan üretimi de arttı. Et, hala günlük beslenmenin önemli bir parçası. Dünyada tarım ihracatı yapan ülke sayısı dünyanın 4'te biri. Yani 4'te 3'ü tarımsal ürün ithal ediyor. Türkiye de hem ürün çeşitliliği hem de tarım alanlarının genişliğiyle birlikte önemli bir tarım ülkesi. Dünya tarımında ise önemli aktörlerden birisi. Tarımsal diplomasi ise özellikle ithalat, ihracat ve lojistik süreçlerinde belirleyici bir unsur. Üreticiler alıcılarla sözleşmeler imzalıyor. Bu süreçlerin sözleşmelerle kayıt altında olması sürdürülebilirlik açısından da çok önemli. Çiftçilerin gelir elde etmesi için de önemli bir araç" ifadesini kullandı. Growtech Antalya’yı ilk defa ziyaret ettiğini ve çok etkilendiğini dile getiren WFO Başkanı d’Alissac, şunları söyledi: "Türkiye’ye ilk kez geliyorum ve Growtech fuarına da ilk kez katılıyorum. Fuarı keşfetmekten büyük mutluluk duyuyorum. Growtech, benim gözümde dünyanın en profesyonel tarım fuarlarından biri. Buraya gelmeden önce net bir fikrim yoktu; ama şimdi bu fuarın ne kadar yüksek kaliteye sahip olduğunu görüyorum. Çok ciddi firmalar, nitelikli ziyaretçiler ve olağanüstü bir organizasyon var. 725’ten fazla katılımcı, 136’dan fazla ülke ve dört gün boyunca 40 binden fazla ziyaretçi sayısı gerçekten etkileyici. Henüz Türkiye üyemiz değil, ancak bu ziyaretin ardından bunun değişmesini gerçekten umuyorum. Bugün dünya, tarıma her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor. Türkiye bana göre çok önemli bir noktada. Avrupa, Slav ülkeleri, Orta Doğu ve Afrika ile iletişim kurabilen bir köprü konumunda. Tarım açısından da küresel üretimin merkezinde olabilecek jeostratejik bir ülke. Growtech’e tekrar gelmeyi çok isterim. Bu ilk gelişimde fuar hakkında genel bir izlenim edindim, bir sonraki gelişimde randevularımı ve ziyaretlerimi planlayarak geleceğim." "Kaliteli gıdayı, insanlarla buluşturmalıyız" Tohumun tarımın vazgeçilmezi olduğunu dile getiren Dünya Tohumculuk Federasyonu (ISF) Başkanı Arthur Santosh Attavar ise şu bilgileri verdi: "Tüm dünyada 90 ülkeden üyemiz var. Hem ulusal hem de bölgesel tohum federasyonlarıyla çalışıyoruz. Türkiye tohum federasyonu ile de İstanbul'da güzel bir buluşma yaptık, 101. yılımızı da kutladık. Öte yandan sektöre baktığımızda iklim değişikliği bizler için de önemli bir sorun. Hem tohum üretimini, hem de gıda üretimini kısıtlıyor. En önemli amacımız üretilen tohumların ülkelerden zamanında ve sorunsuzca geçebilmesi. Bu konuda ülkeler arasında çeşitli bürokratik sorunlar yaşanıyor. Gıda ve tohum nakliyesi için bir çok politika ve farklı kanun var. Kaliteli tohum üretimi için de bir çok prosedür var. Devletler tarımsal diplomasiyi daha iyi anlamalı. Bu konferans da tarım diplomasisi adına atılan önemli adımlardan biri. İnsanlar gıdaya ulaşmada zorluklar yaşıyor ve yüz milyonlarca kişi her gün açlıkla karşı karşıya kalıyor. Bunu önlemek adına bir araya gelerek çalışabilir, devletlere sesimizi daha iyi duyurabiliriz. İnsanlara daha iyi kaliteli ve hızlı şekilde gıda ürünlerine ulaşması konusunda yardımcı olabiliriz." İklim değişikliği ve su krizinin artık bir realite haline geldiğini de kaydeden Attavar, "Aşırı kuraklık kadar aşırı yağmurlar ve seller de ekili arazilere zarar veriyor. Üyeler olarak bir araya gelerek farklı iklim şartlarına dayanan özellikteki en iyi tohumları kullanmaya ve yaymaya çalışıyoruz. Tohum ıslahı alanında en iyi genetiği elde etmeye çalışıyoruz" ifadelerini kullandı. "Hedefimize bir adım daha yaklaşmış olduk" Türkiye’nin tarım, gıda ve ormancılıkta sahip olduğu potansiyelin dünyaya açılması ve tanıtılması için yola çıktıklarını belirten TTDG Genel Sekreteri İsmail Uğural da, Growtech Antalya'da dünyada ilk defa uluslararası tarım diplomasisi zirvesine imza attıklarının altını çizdi. Uğural sözlerine şöyle devam etti: "Bu yılın ocak ayında başlayıp nisan sonunda tamamlanan Tarım ve Orman Şurası kapsamında yer alan Tarımsal Diplomasi Grubu olarak, Türk tarım, gıda ve ormancılık sektörlerinin dış tanıtımı ve uluslararası düzeyde temsil gücünün artırılması için çalışıyoruz. Küresel iş birliklerinin güçlendirilmesi amacıyla çalışmalar yürütmek; bu alandaki farkındalığı artırmak, dünya ile entegre olmuş bir tarımsal diplomasi anlayışı geliştirmek, lobi faaliyetleri gerçekleştirmek ve tüm süreci sektörel bir seferberlik ruhuyla ele almayı hedefliyoruz. Tarım, gıda ve ormancılık alanında 117 sektörel temsilcinin bir araya gelerek ve gönüllülük esasıyla oluşturduğu Türk Tarımsal Diplomasi Grubu (TTDG) yenilikçi bir vizyon ortaya koyuyor. TTDG olarak bu amaçla tarım ve gıda ihracatının gelişmesi için 9 ayrı çalışma grubu da kurduk. Growtech Antalya'da düzenlediğimiz bu konferanslarla hedefimize bir adım daha yaklaşmış olduk"

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.