TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Su Kıtlığı

AGRONEWS - Su Kıtlığı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Su Kıtlığı haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Tarsus’ta topraksız serada ilk çilek hasadı başladı Haber

Tarsus’ta topraksız serada ilk çilek hasadı başladı

Tarsus’ta tarımın geleceğine dair dikkat çeken bir adım, ilk hasatla birlikte somut bir başarıya dönüştü. Tarsus Belediyesi tarafından hayata geçirilen Hidroponik Sera Tesisi’nde ilk çilekler toplandı. Böylece kentte yalnızca yeni bir üretim dönemi başlamadı, aynı zamanda suyu koruyan, verimi artıran ve sosyal fayda üreten yeni bir tarım modeli de sahaya inmiş oldu. 2165 metrekarelik alanda kurulan serada 30 bin kök çilek üretimi yapılıyor. Topraksız tarım yöntemiyle gerçekleştirilen üretimde, hindistan cevizi kabuğundan elde edilen kokopit kullanılıyor. Tam otomasyonla yönetilen sistem ve damlama sulama yöntemi sayesinde klasik üretime göre çok daha az su tüketiliyor. Bu da projeyi, iklim krizi ve su kıtlığı tartışmalarının yoğunlaştığı bir dönemde daha da önemli hale getiriyor. Verilere göre geleneksel yöntemlerde benzer ölçekte üretim için yaklaşık 600 ton su kullanılırken, bu serada aynı üretim yalnızca 60 ton suyla gerçekleştirilebiliyor. Bu fark, hem tarımda kaynak verimliliğini hem de sürdürülebilir üretim anlayışını gözler önüne seriyor. Tesiste yetiştirilen “Petaluma” cinsi çilekler ise iri yapısı, aroması ve lezzetiyle öne çıkıyor. Üretimde iyi tarım uygulamalarının esas alınması da projenin yalnızca verim değil, kaliteli ve güvenilir gıda üretimi açısından da iddialı olduğunu ortaya koyuyor. İlk hasat programına Tarsus Belediye Başkanı Ali Boltaç’ın yanı sıra, yerel kurum temsilcileri, eğitim yöneticileri, meclis üyeleri, muhtarlar ve öğrenciler de katıldı. Etkinlik, tarımsal üretimin sadece tarlada değil, eğitim ve yerel kalkınma başlıklarıyla birlikte ele alındığı yeni yaklaşımın da vitrini oldu. Başkan Ali Boltaç, projenin yalnızca bugünün değil, geleceğin ihtiyaçlarına da yanıt verdiğini vurgulayarak, sağlıklı ve erişilebilir gıdaya ulaşmanın önümüzdeki dönemin en kritik meselelerinden biri olacağını söyledi. Su ve gıdanın artık stratejik başlıklar haline geldiğine dikkat çeken Boltaç, üretimin yeni yollarını açtıklarını ifade etti. Projede öğrencilerin de sürece dahil edilmesi, serayı yalnızca üretim alanı olmaktan çıkarıp aynı zamanda uygulamalı bir eğitim merkezine dönüştürüyor. Tarım lisesi öğrencilerinin bu süreçte yer almasıyla teorik bilgi, doğrudan sahada deneyime dönüşüyor. İlk hasattan elde edilen ürünlerin doğrudan vatandaşlarla paylaşılacak olması da projenin toplumsal yönünü güçlendiriyor. Sonraki hasatlardan sağlanacak gelirin ise yeni üretim alanları oluşturmak ve istihdam yaratmak için kullanılacağı belirtiliyor. Bu yaklaşım, üretimin kendi içinde büyüyen ve kendini besleyen bir yapıya kavuşmasını hedefliyor. Projenin en dikkat çekici ayaklarından biri de kadınlara yönelik boyutu. Seraların artırılmasındaki temel amaçlardan birinin kadın istihdamı olduğunu belirten Boltaç, kadınların üretim sürecine doğrudan katılımını önemsediklerini, isteyen kadınlara kendi seralarını kurmaları için destek verileceğini ifade etti. Tarsus’ta ilk meyvesini veren bu model, yalnızca çilek üretimiyle sınırlı bir başarı olarak görülmüyor. Bu tesis, suyu koruyan, bilgiyi pratiğe dönüştüren, kadınları üretime dahil eden ve yerel kalkınmayı büyüten yeni nesil belediyecilik anlayışının tarımdaki güçlü örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.

Isparta, Eğirdir’de Kuraklık Çiftçiyi Susuz Tarıma Yönlendirdi Video Galeri

Isparta, Eğirdir’de Kuraklık Çiftçiyi Susuz Tarıma Yönlendirdi

Isparta'nın Eğirdir ilçesinde son yıllarda artan kuraklık, çiftçileri alternatif üretim modellerine yönlendirirken, bölgenin gözbebeği olan elma üretimi yerini susuz tarıma uygun zeytin, Arbeküm ve vişne gibi ürünlere bırakmaya başladı. Bu değişime Tepeli Köyü'nde öncülük eden muhtar Mustafa Kemal Demirekin, azalan su kaynaklarına dikkat çekmek amacıyla elma bahçeleri yerine vişne ve zeytin fidanları dikerek örnek bir üretim modelini hayata geçirdi. Küresel ısınma, azalan yağışlar ve su kaynaklarındaki ciddi gerileme, tarım sektörünü her geçen yıl daha fazla zorlarken, Isparta'nın Eğirdir ilçesinde üreticiler yeni arayışlara yöneliyor. Özellikle 2025 yaz sezonunda yaşanan kuraklık nedeniyle elma bahçelerini sulamakta büyük zorluk yaşayan çiftçiler, tankerlerle su taşımak zorunda kaldı. Bu süreçte Tepeli Köyü Muhtarı ve Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Mustafa Kemal Demirekin, köyünde susuz tarıma geçiş sürecine öncülük etti. Demirekin, 2,5 dönümlük arazisinde daha önce yetiştirilen elma ve ceviz ağaçlarının yerine kuraklığa dayanıklı 70 adet vişne ile Arbeküm ve Gemlik türlerinden 70 adet zeytin fidanı dikti. Kuraklık çiftçiyi alternatif üretime zorluyor Eğirdir Gölü'nün su seviyesinin her yıl düştüğüne dikkat çeken Demirekin, "Bu kuraklık nedeniyle biz çiftçiler olarak farklı üretim modellerine yönelmek zorunda kaldık. Tarım İlçe Müdürümüz ve personelinin önerileri doğrultusunda, bu şartlara uygun fidanları tercih ettik. Bölgemizde su kıtlığı yaşandığı için, az su isteyen bu ürünleri üretmek durumundayız. Arazim 2,5 dönüm ve bu alana 70 adet zeytin ile susuz yetiştirilecek 70 adet vişne fidanı diktik. İnşallah hepimiz için hayırlı olur" dedi. "Araziler boş kalmasın, çiftçi geliri korunsun" Projeye ilişkin değerlendirmede bulunan Ziraat Mühendisi Hasan Demirekin ise bölgede su sıkıntısının ciddi boyutlara ulaştığını vurgulayarak, amaçlarının arazilerin boş kalmaması ve çiftçinin gelirini koruyacak alternatif bir model oluşturmak olduğunu söyledi. Vişnenin kuraklığa dayanıklı yapısıyla iyi bir alternatif olduğunu belirten Demirekin, zeytinin ise deneme amaçlı dikildiğini, verim ve piyasa talebinin önümüzdeki yıllarda netleşeceğini kaydetti. Tepeli Köyü'nde başlatılan susuz tarım uygulamasının, Eğirdir ve çevresindeki üreticilere örnek olması beklenirken, fidan dikim çalışmalarına Eğirdir İlçe Tarım ve Orman Müdürü Ramazan Taran ile teknik ekip de katılarak incelemelerde bulundu ve üreticiye teknik destek sağladı.

FAO Uyardı: Irak’ta İklim Krizi Tarımsal Üretimi Tehdit Ediyor Haber

FAO Uyardı: Irak’ta İklim Krizi Tarımsal Üretimi Tehdit Ediyor

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) Irak Temsilcisi Dr. Salah Hac, Irak’ın iklim değişikliğinin yıkıcı etkileriyle mücadele ettiğini ve mevcut koşulların devam etmesi halinde gelecek yıl tarımsal üretimin yüzde 30 oranında düşebileceği uyarısında bulundu. Dr. Hac, süregelen kuraklık nedeniyle ülkenin toplam su rezervinin 60 milyar metreküpten endişe verici biçimde 5 milyar metreküpe gerilediğini belirtti. Irak’ın iklim değişikliğinden en çok etkilenen beşinci ülke olduğunu hatırlatan Hac, bu yılın son yılların en zorlu kuraklık dönemlerinden biri olduğunu vurguladı. Azalan yağışlar ve yükselen sıcaklıklar, 13 milyon dönümlük tarım arazisinin yaklaşık 12,5 milyon dönümünün sulamaya bağımlı olduğu Irak’ta üretimi ciddi biçimde etkiledi. Geniş alanlar verimsiz hale gelirken, birçok çiftçi geçim kaygısı yaşamaya başladı. “Gıda güvenliği şimdilik korunuyor, ancak çiftçiler zor durumda” FAO temsilcisi, şu anda ülkede acil bir gıda güvenliği krizinin öngörülmediğini ve Irak’ın önümüzdeki 15 ay için yeterli buğday rezervine sahip olduğunu bildirdi. Hac, ayrıca ülkenin “gıda sepeti sistemi” sayesinde olası kıtlık etkilerinin büyük ölçüde hafifletildiğini ifade etti. Ancak esas sorunun çiftçilerin gelir kaynaklarında olduğuna dikkat çeken Hac, pirinç ve bazı sebzeler gibi üretimi kısıtlanmış ürünlere bağımlı çiftçilerin, hükümetin aldığı önlemlere rağmen ciddi gelir kaybı yaşadığını söyledi. “Su yönetiminde stratejik yaklaşım ve bölgesel işbirliği şart” Dr. Salah Hac, Irak hükümetine su kıtlığı sorununa yönelik stratejik bir planlama geliştirmesi ve hazırlanan projelerin uygulanabilmesi için gerekli bütçeyi ayırması çağrısında bulundu. Bu sorunun yalnızca Irak’a özgü olmadığını vurgulayan Hac, yağış azlığı ve su kaynaklarındaki daralmanın tüm bölge ülkelerini etkilediğini kaydetti. Kürdistan Bölgesi’ne de değinen FAO temsilcisi, su kullanım yöntemlerinin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Hac, FAO’nun Kürdistan Bölgesi Tarım ve Su Kaynakları Bakanlığı ile birlikte, su miktarını bilimsel olarak ölçmek amacıyla uzun menzilli sensör teknolojilerinin kullanımını içeren ortak bir proje yürüttüğünü açıkladı. Irak’ın tarımsal geleceği, azalan su kaynakları ve iklim değişikliğinin artan baskısı altında belirsizliğini koruyor.

Growtech Antalya’da Uluslararası Tarım Diplomasisi Zirvesi Düzenlendi Haber

Growtech Antalya’da Uluslararası Tarım Diplomasisi Zirvesi Düzenlendi

Growtech Antalya kapsamında düzenlenen Uluslararası Tarım Diplomasisi konferansları, sektörün uluslararası arenadaki önemli isimlerini bir araya geldi. Türk Tarım Diplomasi Grubu (TTDG) Başkanı Melisa Tokgöz Mutlu ve Genel Sekreter İsmail Uğural'ın moderatörlüğünde gerçekleşen konferanslara Dünya Çiftçiler Birliği (WFO) Başkanı Arnold Puech d’Alissac, Dünya Tohumculuk Federasyonu (ISF) Başkanı Arthur Santosh Attavar, Uluslararası Tarım Gazetecileri Federasyonu (IFAJ) Genel Sekreteri Adrian Bell, Tohum Sanayicileri ve Üreticileri Alt Birliği (TSÜAB) Genel Sekreteri Doç. Dr. Hamit Ayanoğlu ve Uluslararası Tarım Şehirleri Birliği Temsilcisi Mahmut Ali Cengiz Körosmanoğlu konuşmacı olarak katıldı. "Tarım, ülkelerin yumuşak gücüdür" Tarımın yalnızca üretimle sınırlanamayacağını belirten TTDG Başkanı Melisa Tokgöz Mutlu, tarım sektörünün stratejik, ekonomik, jeopolitik ve uluslararası ilişkileri de kapsayan 'yumuşak güç' olduğunu vurguladı. Dünyada 8 milyar insanın yaşadığını ve her 9 kişiden birinin yetersiz beslendiğini vurgulayan Mutlu, "Nüfus artıyor; fakat globalde yaşanan iklim değişikliği ve su kıtlığı gibi nedenlerle tarımsal üretim azalıyor. Uluslararası verilere göre küresel su kullanımı son yüzyılda 6 kat arttı. Tarım sektörü ise tatlı suyun yüzde 72'sini kullanıyor. İklim değişikliği en önemli sorunlardan biri. Gıda ve su yalnızca ekonomik değil artık jeopolitik varlıklar haline geldi. Bunların korunması için tarım diplomasisinin önemi daha da büyük. Bu konuda uluslararası arenada, politika yapıcıları, devletler, STK'lar ve firmalar tarımsal sürdürülebilirlik ve su kaynaklarının korunması konusunda geleceğin nasıl kurgulanabileceğini de konuşmalı. Ülkeler kapsamlı birer strateji geliştirmeli. Uluslararası tarım diplomasisiyle bu süreçlerin sürdürülebilir hale getirilmesi gerekiyor" diye konuştu. "Tarım diplomasisi çiftçiler için önemli" Dünya Çiftçiler Birliği (WFO) Başkanı Arnold Puech d’Alissac da, "WFO, 80 birliğin birleşmesiyle meydana gelen küresel bir organizasyon. Yaklaşık 1 milyar çiftçiyi temsil ediyoruz. Her kıtada lider ülke bulunuyor; şu anda Asya'nın temsilcisi Nepal mesela. Belki de önümüzdeki yıllarda Türkiye, yeni temsilci olur. Dünyada çiftçiler adına hem iyi hem de kötü gelişmeler aynı anda yaşanıyor. Enerji ve gübre fiyatları son dönemde çok arttı. Tahıl fiyatlarında düşüş yaşanıyor. Öte yandan gübre fiyatları da düşmeye başladı. Canlı hayvan üretimi de arttı. Et, hala günlük beslenmenin önemli bir parçası. Dünyada tarım ihracatı yapan ülke sayısı dünyanın 4'te biri. Yani 4'te 3'ü tarımsal ürün ithal ediyor. Türkiye de hem ürün çeşitliliği hem de tarım alanlarının genişliğiyle birlikte önemli bir tarım ülkesi. Dünya tarımında ise önemli aktörlerden birisi. Tarımsal diplomasi ise özellikle ithalat, ihracat ve lojistik süreçlerinde belirleyici bir unsur. Üreticiler alıcılarla sözleşmeler imzalıyor. Bu süreçlerin sözleşmelerle kayıt altında olması sürdürülebilirlik açısından da çok önemli. Çiftçilerin gelir elde etmesi için de önemli bir araç" ifadesini kullandı. Growtech Antalya’yı ilk defa ziyaret ettiğini ve çok etkilendiğini dile getiren WFO Başkanı d’Alissac, şunları söyledi: "Türkiye’ye ilk kez geliyorum ve Growtech fuarına da ilk kez katılıyorum. Fuarı keşfetmekten büyük mutluluk duyuyorum. Growtech, benim gözümde dünyanın en profesyonel tarım fuarlarından biri. Buraya gelmeden önce net bir fikrim yoktu; ama şimdi bu fuarın ne kadar yüksek kaliteye sahip olduğunu görüyorum. Çok ciddi firmalar, nitelikli ziyaretçiler ve olağanüstü bir organizasyon var. 725’ten fazla katılımcı, 136’dan fazla ülke ve dört gün boyunca 40 binden fazla ziyaretçi sayısı gerçekten etkileyici. Henüz Türkiye üyemiz değil, ancak bu ziyaretin ardından bunun değişmesini gerçekten umuyorum. Bugün dünya, tarıma her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor. Türkiye bana göre çok önemli bir noktada. Avrupa, Slav ülkeleri, Orta Doğu ve Afrika ile iletişim kurabilen bir köprü konumunda. Tarım açısından da küresel üretimin merkezinde olabilecek jeostratejik bir ülke. Growtech’e tekrar gelmeyi çok isterim. Bu ilk gelişimde fuar hakkında genel bir izlenim edindim, bir sonraki gelişimde randevularımı ve ziyaretlerimi planlayarak geleceğim." "Kaliteli gıdayı, insanlarla buluşturmalıyız" Tohumun tarımın vazgeçilmezi olduğunu dile getiren Dünya Tohumculuk Federasyonu (ISF) Başkanı Arthur Santosh Attavar ise şu bilgileri verdi: "Tüm dünyada 90 ülkeden üyemiz var. Hem ulusal hem de bölgesel tohum federasyonlarıyla çalışıyoruz. Türkiye tohum federasyonu ile de İstanbul'da güzel bir buluşma yaptık, 101. yılımızı da kutladık. Öte yandan sektöre baktığımızda iklim değişikliği bizler için de önemli bir sorun. Hem tohum üretimini, hem de gıda üretimini kısıtlıyor. En önemli amacımız üretilen tohumların ülkelerden zamanında ve sorunsuzca geçebilmesi. Bu konuda ülkeler arasında çeşitli bürokratik sorunlar yaşanıyor. Gıda ve tohum nakliyesi için bir çok politika ve farklı kanun var. Kaliteli tohum üretimi için de bir çok prosedür var. Devletler tarımsal diplomasiyi daha iyi anlamalı. Bu konferans da tarım diplomasisi adına atılan önemli adımlardan biri. İnsanlar gıdaya ulaşmada zorluklar yaşıyor ve yüz milyonlarca kişi her gün açlıkla karşı karşıya kalıyor. Bunu önlemek adına bir araya gelerek çalışabilir, devletlere sesimizi daha iyi duyurabiliriz. İnsanlara daha iyi kaliteli ve hızlı şekilde gıda ürünlerine ulaşması konusunda yardımcı olabiliriz." İklim değişikliği ve su krizinin artık bir realite haline geldiğini de kaydeden Attavar, "Aşırı kuraklık kadar aşırı yağmurlar ve seller de ekili arazilere zarar veriyor. Üyeler olarak bir araya gelerek farklı iklim şartlarına dayanan özellikteki en iyi tohumları kullanmaya ve yaymaya çalışıyoruz. Tohum ıslahı alanında en iyi genetiği elde etmeye çalışıyoruz" ifadelerini kullandı. "Hedefimize bir adım daha yaklaşmış olduk" Türkiye’nin tarım, gıda ve ormancılıkta sahip olduğu potansiyelin dünyaya açılması ve tanıtılması için yola çıktıklarını belirten TTDG Genel Sekreteri İsmail Uğural da, Growtech Antalya'da dünyada ilk defa uluslararası tarım diplomasisi zirvesine imza attıklarının altını çizdi. Uğural sözlerine şöyle devam etti: "Bu yılın ocak ayında başlayıp nisan sonunda tamamlanan Tarım ve Orman Şurası kapsamında yer alan Tarımsal Diplomasi Grubu olarak, Türk tarım, gıda ve ormancılık sektörlerinin dış tanıtımı ve uluslararası düzeyde temsil gücünün artırılması için çalışıyoruz. Küresel iş birliklerinin güçlendirilmesi amacıyla çalışmalar yürütmek; bu alandaki farkındalığı artırmak, dünya ile entegre olmuş bir tarımsal diplomasi anlayışı geliştirmek, lobi faaliyetleri gerçekleştirmek ve tüm süreci sektörel bir seferberlik ruhuyla ele almayı hedefliyoruz. Tarım, gıda ve ormancılık alanında 117 sektörel temsilcinin bir araya gelerek ve gönüllülük esasıyla oluşturduğu Türk Tarımsal Diplomasi Grubu (TTDG) yenilikçi bir vizyon ortaya koyuyor. TTDG olarak bu amaçla tarım ve gıda ihracatının gelişmesi için 9 ayrı çalışma grubu da kurduk. Growtech Antalya'da düzenlediğimiz bu konferanslarla hedefimize bir adım daha yaklaşmış olduk"

Çukurova 5 Yıl Sonra Sıfır Günü Kuraklığıyla Karşı Karşıya Haber

Çukurova 5 Yıl Sonra Sıfır Günü Kuraklığıyla Karşı Karşıya

Güney Kore'de yapılan bir araştırmada Çukurova bölgesinin 5 yıl sonra ‘Sıfır Günü Kuraklığı' ile yüzleşeceğinin açıklanması tarımsal üretim yapanları ve mühendisleri endişelendirdi. Yüreğir Ziraat Odası Başkanı Mehmet Akın Doğan, "Türkiye'de Tatlısu kaynaklarının yüzde 77'si tarımsal üretimde kullanılıyor. Bu sezonu atlattık ama önümüzdeki sezon için beklenen kar yağışı olmazsa daha ciddi sıkıntılar yaşayacağız.Damlama sulama sistemlerini devreye almamız gerekiyor" dedi. Son yıllarda artan iklim değişikliği etkileri tüm dünyayı etkisi altına alırken su kıtlığı hat safhaya ulaştı. Özellikle Türkiye'de birçok il su kıtlığı çekerken Türkiye tarımının başkenti Çukurova bölgesinde de yaşanan su kıtlığı tarımsal üretimi olumsuz etkiledi.Güney Kore'de yapılan bir araştırmaya göre iklim değişikliğinin hızlandırıcı etkisiyle Adana ve Mersin 2030'da, İstanbul ve Diyarbakır ise 2050'de, içme suyunun tükeneceği gün anlamına gelen ‘Sıfır Günü Kuraklığı' ile yüzleşmesi bekleniyor. "Damlama sulama sistemlerine geçilmeli" Araştırma sonuçlarını değerlendiren Yüreğir Ziraat Odası Başkanı Mehmet Akın Doğan, "Yıllardır Çukurova ve Türkiye'nin tamamında kuraklık olduğunu belirtiyoruz. Artık bu kuraklık kendisini ciddi bir şekilde gösteriyor. Türkiye olarak toplam tatlısu kaynaklarımızın yüzde 77'sini tarımda, yüzde 13'ünü üretim ve enerjide, yüzde 10'unu ise evlerde kullanmaktayız. Bu yüzde 77 çok büyük bir rakam. Çukurova ve Türkiye'nin tamamında damlama sulama sistemlerinin hiç zaman kaybetmeden devreye alınması gerekmektedir" ifadelerini kullandı. "Beklenen kar yağışı olmazsa daha ciddi sıkıntılar yaşayacağız" Devlet Su İşleri (DSİ) tarafından su kıtlığı nedeniyle Çukurova'da ikinci ürün ekiminin bu sene yasaklandığına dikkat çeken Doğan, "Üstü açık kanallardan tarla ve bahçeler sulanırken hep kaçaklar ve komşu çiftçilerin tarlalarına su kaçmakta. Dünyada en güzel 3 ovadan birine sahibiz ve bu su kanallarının da üstünün kapanması lazım. Bizim Çukurova'da 365 gün suya ihtiyacımız var. Ürünlere su verilmezse verim kaybımız oluyor. Bu yıl 15 Eylül'e kadar suyumuz vardı. Sonbaharda yağan yağmurlarla suyumuz bu günlere kadar geldi. Bu sezonu atlattık ama önümüzdeki sezon için beklenen kar yağışı olmazsa daha ciddi sıkıntılar yaşayacağız" şeklinde konuştu. Ziraat Mühendisi Tuğçe Tuzcu, "Güney Koreli bilim insanlarının yaptığı araştırmada Çukurova bölgesinin 2030 yılında tamamen susuz kalacağı bildirilmiş. Özellikle yer altı su kaynaklarının korunmasının ve denetlenmesini sağlamalıyız. Sürdürülebilir sulama sistemlerine karşı çiftçileri bilinçlendirmeliyiz" diye konuştu. "Gereksiz su kullanımından muhakkak kaçınılmalı" Çevre ve İklim Değişikliği Uzmanı Oğuz Şahin ise "Adana bölgesi yarı kurak bir bölge. Burası su kıtlığının yaşanabileceği bir bölge. Yapılan araştırmalarda barajların bu kıtlığa çözüm olmayacağı ortaya çıkmakta. Yeraltı sularının korunması lazım. Büyük barajların ve göllerin olması su kıtlığı olmayacağı anlamına gelmez. Yağmur yağınca yeraltı su kaynakları doluyor gibi bir algı var ancak yeraltı su kaynakları hızlı boşalır, yavaş dolar. Yeraltı su kaynaklarının vahşi sulamadan çıkartılarak, damlama sulama sistemlerine geçilmeli. Bireysel olarak da insanların alması gereken tedbirler var. Gereksiz su kullanımından muhakkak kaçınılmalı" dedi.

Tanzanya’da Akifer Keşfi: Petrol Verileriyle Temiz Suya Ulaşım Haber

Tanzanya’da Akifer Keşfi: Petrol Verileriyle Temiz Suya Ulaşım

Petrol Verileriyle Derin Akifer Keşfi Tanzanya’da su arama çalışmaları, hidrojeolog Fridtjov Ruden’in yenilikçi yaklaşımıyla başarıya ulaştı. Ruden, kör sondaj yöntemleri yerine, petrol endüstrisinin sağladığı zengin sismik verileri kullanarak tatlı suyun yerini belirledi. Veriler, tatlı suyun beklenenden daha derinlerde olduğunu ortaya koydu. Aylarca süren başarısızlığın ardından, 600 metreye kadar inen yeni kuyular sayesinde temiz su kaynakları keşfedildi. Bu yeni bulunan akifer, 2 milyon insanın yüz yıldan fazla bir süre su ihtiyacını karşılayabilecek kapasitede. Petrol mühendisi Elizabeth Quiroga Jordan, “Bu, kimsenin varlığından haberdar olmadığı bir akiferin keşfiydi,” diyerek keşfin önemini vurguladı. Afrika’nın Su Kıtlığı ve Çözüm Potansiyeli Afrika’da temiz su eksikliği, 1,34 milyar insanı etkileyerek hastalıklar, yoksulluk, çatışma ve göç gibi sorunlara yol açıyor. Ruden ve kızı Helene Ree’nin kurduğu Ruden AS, petrol endüstrisinin verilerini su kaynakları bulmada kullanarak maliyetleri düşürmeyi ve süreçleri hızlandırmayı hedefliyor. Ree, petrol şirketlerini bu projelere dahil ederek, su krizine yönelik yenilikçi çözümler geliştirmeyi amaçlıyor. Zorluklar ve Gelecek Planları Ruden ekibi, Somali’de su arama ihalesi kazanarak benzer jeolojik yapıları analiz etmeye başladı. Ancak petrol şirketlerinin veri paylaşımı konusundaki zorlukları, bu projelerin yaygınlaşmasını yavaşlatıyor. Buna rağmen, bu yaklaşımın Afrika genelinde su krizini hafifletmek için devrim niteliğinde bir yöntem olduğu düşünülüyor. 

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.