Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Tagem

AGRONEWS - Tagem haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tagem haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Ata tohumları iklim krizine karşı umut veriyor Haber

Ata tohumları iklim krizine karşı umut veriyor

Türkiye’nin tarımsal zenginlikleri arasında yer alan yerel tohumlar, biyolojik çeşitliliğin korunması ve geleneksel üretim kültürünün yaşatılması açısından önemini koruyor. “Ata tohumu” olarak adlandırılan bu çeşitler, yetiştiği bölgenin iklimine ve çevresel koşullarına doğal uyum sağlayarak kuşaktan kuşağa aktarılmış genetik miras olarak öne çıkıyor. Tarım ve Orman Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü (TAGEM) Bahçe Bitkileri Araştırmaları Daire Başkanı Doç. Dr. Davut Keleş, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, ata tohumlarının ekosistem dayanıklılığı ve toprak sağlığı açısından önemli işlev üstlendiğini belirtti. Keleş, yerel genetik kaynakların korunması ve gelecek nesillere aktarılması amacıyla Bakanlığa bağlı araştırma enstitülerinin vatandaşların desteğiyle yerel tohum toplama çalışmaları yürüttüğünü ifade etti. “2018 yılından bugüne kadar yaklaşık 300 yerel çeşit adayı incelendi, bunların 49'unun yerel çeşit olabileceği tespit edilerek tescil çalışmaları tamamlandı.” dedi. Yerel gastronomiye katkı sağlıyor Yerel üreticilerin ve vatandaşların ata tohumlarının korunmasına aktif katkı sunduğunu belirten Keleş, bu konuda toplumsal farkındalığın her geçen gün arttığını söyledi. Son yıllarda yerel tohum kullanımında belirgin artış yaşandığını kaydeden Keleş, “Bu artış temel olarak, insanların sağlıklı beslenmeye, gıda güvenliğine ve doğala dönüşe olan duyarlılığının artmasına, endüstriyel gıdalara duyulan güvensizliğe ve iklim krizinin getirdiği çevresel farkındalığa bağlanıyor.” diye konuştu. Yerel çeşitlerin lezzet ve genetik çeşitlilik bakımından önemli avantajlar sunduğunu dile getiren Keleş, ticari pazarlama ve taşımacılık açısından modern hibrit tohumlara göre daha sınırlı imkanlara sahip olabildiğini belirtti. “Yerel çeşitler gerçek performanslarını uyum sağladığı bölgelerde göstereceği için menşeinde yetiştirilmesi önem taşıyor. Bu yüzden yetiştiriciliğin yerel çeşitler açısından ekolojik kısıtı var. Ancak bu ekolojik kısıt aynı zamanda yerel gastronomi açısından çok büyük avantajlar sağlıyor. Çünkü yerele ait gastronominin oluşmasında orada yüzyıllardır yetişen çeşitlerin tat ve aroması çok büyük katkı sağlıyor.” ifadelerini kullandı. 24 farklı yerel tohum için üretim sürüyor Yerel çeşitlerin korunması amacıyla yüksek güvenlikli ulusal gen bankalarında saklanmasının önemine değinen Keleş, afet ve savaş gibi risklere karşı bu tohumların güvence altına alınması gerektiğini vurguladı. Araştırma enstitülerine ulaştırılan yerel çeşit adaylarının aşamalı olarak tescil sürecinden geçtiğini anlatan Keleş, şu bilgileri verdi: “Günümüzde TAGEM'in 6 araştırma enstitüsünde ve Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü ortaklığında domates, biber, patlıcan, fasulye, kavun, şelengo, kabak, karpuz, lahana, dereotu, roka, tere olmak üzere 12 türde toplam 24 çeşitte yerel tohum üretim çalışmaları devam ediyor. 2026'da 992 bin 811 paket tohum Tarım Kredi Kooperatifleri vasıtasıyla üreticilerimizle buluşturulacak.” Ata tohumlarıyla ilgili yanlış bilinenler Keleş, ata tohumlarıyla ilgili kamuoyunda bazı yanlış inanışların bulunduğunu belirterek, bu tohumların hiçbir zaman hastalanmadığı, ilaç gerektirmediği veya her zaman daha verimli olduğu yönündeki düşüncelerin doğru olmadığını söyledi. Şekli bozuk her meyve ve sebzenin ata tohumundan üretildiği yönündeki inanışın da gerçeği yansıtmadığını ifade eden Keleş, yerel tohum ticaretinin tamamen yasak olduğu yönündeki söylemlerin de yanlış bilgilendirme içerdiğini aktardı. İklim krizine karşı dayanıklı sistemler için öneri Yerel çeşitlerin iklim krizine dayanıklı tarım sistemleri açısından önemli potansiyel taşıdığını vurgulayan Keleş, modern kültür çeşitlerinin yüksek verim hedefiyle geliştirildiğini, yerel çeşitlerin ise zorlu koşullarda daha düşük kayıpla üretim yapabilme özelliğine sahip olduğunu belirtti. “Modern kültür çeşitleri en iyi koşulda en yüksek kazanç üzerine optimize edilmişken, yerel çeşitler nesiller boyu süren doğal tozlaşmanın getirdiği genetik çeşitlilikle en kötü koşulda en az kayıp prensibiyle çalışıyor. Bu nedenle, sürdürülebilir ve iklim krizine dayanıklı gıda sistemlerinin tasarımında yerel çeşitlerin düşük verimli olarak yaftalanıp tamamen terk edilmesi değil, sahip oldukları kararlılık genlerinin modern ıslah programlarında kaynak olarak kullanılması teknik açıdan en doğru yaklaşımdır” dedi.

Kahverengi kokarca zararına karşı Samuray arısı salındı Haber

Kahverengi kokarca zararına karşı Samuray arısı salındı

Çanakkale’de kahverengi kokarca (Halyomorpha halys) zararlısı ile mücadele kapsamında samuray arısı salınımı yapılarak önemli bir adım atıldı. Çanakkale’de kahverengi kokarca ile mücadele çalışmaları başladı. Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü (TAGEM) tarafından desteklenen ve Karadeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü koordinatörlüğünde yürütülen ‘Kahverengi Kokarca’nın Ülkesel Entegre Mücadele Yönetimi Projesi’ çerçevesinde biyolojik mücadele amaçlı samuray arısı (Trissolcus japonicus) salımı gerçekleştirildi. 5 ilçede eş zamanlı salınım Bornova Zirai Mücadele Araştırma Enstitüsünden temin edilen faydalı böcekler olan samuray arıları, kahverengi kokarcaya karşı tuzakla takip çalışmalarının da yürütüldüğü: merkez, Bayramiç, Lapseki, Ezine, Biga ilçelerinde eş zamanlı olarak toplam 5 bin adet doğaya salındı. Çevre dostu ve sürdürülebilir mücadele Kahverengi kokarcanın yumurtalarını parazitleyerek popülasyonunu baskı altına alan samuray arısı, çevre dostu yöntemlerden biri olan biyolojik mücadele çalışmalarında etkin bir şekilde kullanılmakta. Çanakkale İl Tarım ve Orman Müdürülüğünün sosyal medya hesabı üzerinden yapılan paylaşımda, "Hedefimiz: kimyasal mücadeleye olan ihtiyacın azaltılması, doğal dengenin korunması, sürdürülebilir tarımsal üretimin desteklenmesi. İl ve ilçe müdürlüklerimiz tarafından biyolojik ve biyoteknik mücadele çalışmalarımız kararlılıkla devam edecektir" ifadelerine yer verildi.

Yerli kazlar otla mücadelede "biyolojik silah" oldu Haber

Yerli kazlar otla mücadelede "biyolojik silah" oldu

Proje kapsamında yerli Anadolu kazının et verimini ve tüy kalitesini artırmak için yürütülen çalışmalarda, damızlık kriterlerine uymayan ve "reforme" olarak adlandırılan kazlar, tarımda biyolojik silah olarak değerlendiriliyor. TAGEM Bandırma Koyunculuk Araştırma Enstitüsü Müdürü Kerim Kılınç, ülkenin yerli kaz ırkının geliştirilmesi için 4 yıl önce Yozgat Bozok Üniversitesi ile ortak bir projeye başladıklarını hatırlattı. Proje kapsamında Anadolu kaz ırkının et veriminin ve tüy kalitesinin artırılmasının hedeflendiğini aktaran Kılınç, "Bandırma Koyunculuk Araştırma Enstitüsünde baba hattının oluşturulması için çalışma yapıyoruz. Yozgat Bozok Üniversitesinde de anne hatlar oluşturuluyor. Sonra bu iki hatla ülkemizin yerli kaz ırkı oluşturulacak" dedi. Reforme kazlar da değerlendiriliyor Kılınç, en iyi yavruları seçerek süreci verimli şekilde ilerlettiklerini vurgulayarak, baba ve anne hatları oluşturulurken seleksiyon çalışmalarının önemli olduğuna işaret etti. Bu seçimler yapılırken reforme olarak tabir edilen kazların ayrıldığını dile getiren Kılınç, "Islahtaki seçimler yapıldıktan sonra yeni nesile devam etmemiz gerekiyor. Geri kalan kısmına reforme deniyor. Reformelerimizin genç ve güzel olanları yetiştiricilerimizden ilgi görüyor. Suyun ve meranın olduğu köylerimizde yetiştiriciliği yapılıyor ve talep görüyor. " ifadesini kullandı. En doğal destek kuvvet Reforme kazlardan Bakanlık bünyesinde farklı şekilde de yararlandıklarını belirten Kılınç, şunları söyledi: "Meyvecilikle enstitülerimize gönderiyoruz. Oralarda meyve ağaçlarının arasındaki yabani otlarla mücadelede kullanılıyor. En doğal yöntem. İlaç kullanılmıyor, insan gücü ya da makine ihtiyacı olmuyor. Doğaya dost en doğal destek kuvvet. Kendi içimizden destek maliyeti de düşürmüş oluyoruz." Otla mücadelede kazların önemi Tarımda kimyasal ilaç kullanmadan biyolojik yabancı ot mücadelesi yapmanın en etkili ve ekonomik yöntemlerinden biri olan kazlar, taze otları yeme eğilimleri, ana kültür bitkilerine hiçbir zarar vermeden tarla ve meyve bahçelerini yabani otlardan doğal yollarla temizledikleri için üretimde önemli rol oynuyorlar. Bu yöntem, üreticileri kimyasal ot ilaçları (herbisitler) ve mekanik çapa işçiliği gibi yüksek maliyetlerden kurtararak bu giderleri neredeyse sıfıra indiriyor. Otlatma esnasında kazların tarlaya bıraktığı dışkılar, azot ve diğer besin elementleri açısından zengin olduğu için toprağın organik madde miktarını ve verimliliğini doğal yoldan artırıyor.

40 bin gence teknolojik çiftlik desteği: 10 yılda tapu imkânı Haber

40 bin gence teknolojik çiftlik desteği: 10 yılda tapu imkânı

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) ile Tarım Teknolojileri Kümelenmesi Vakfı’nın (TÜME) geliştirdiği proje ile 81 ilde tarıma ilgi duyan 40 bin genç için 100 büyükbaş kapasiteli 40 bin teknolojik çiftlik kurulması planlanıyor. Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi (MAKÜ) Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Dalgar, bir grup gazeteciye yaptığı değerlendirmede, tarımdaki yaşlanma riskine dikkat çekerek, Türkiye’de çiftçi yaş ortalamasının 59 olduğunu, 18-32 yaş arası genç çiftçilerin oranının ise sadece yüzde 5 civarında kaldığını aktardı. Eğitimden geçecekler YÖK ile TÜME’nin ortaklaşa yürüttüğü proje kapsamında ilk çiftliğin üniversitelerinde kurulacağını söyleyen Dalgar, “Ülke çapında otonom, yapay zekaya dayalı çiftlikler kurulacak. Çiftlikler ilk etapta 10 üniversitede kurulacak. Bunlar Ege, Ankara, Selçuk, Urla, Samsun 19 Mayıs, Harran, Erzurum Atatürk ve Tekirdağ Üniversitesi olarak belirlendi. Bir ayağı köyde olan, atasından kalma toprakları olan gençleri 3’er, 6’şar ay iyi bir eğitimden geçireceğiz. Tarıma ilgisi olan tüm gençler başvurabilecek. Onları donatacağız, akredite edeceğiz. Sonra da bu gençlere ‘hadi köyünden bana 4-5 dönüm arazi göster, oraya senin çiftliğini kuralım’ diyeceğiz” bilgisini verdi. Son teknoloji çiftlik Dalgar, Hollanda, Avusturya, Portekiz ve ABD’de teknolojiyle yönetilen çiftlikleri incelediklerini ve bu kapsamda kurulacak çiftliklerde son teknoloji robotların yer alacağını söyleyerek, “Teknolojiyi kullanan, bilimsel ve ideal standartlarda hayvancılık yapan gençler ile örneğin buzağı ölümlerini düşüreceğiz. Ortalama 25 litre süt alımını 45 litreye çıkaracağız. TÜME, üniversitelerde teknolojiye dayalı çiftlikler kuracak. Proje 10 üniversiteyle sınırlı kalmayacak. Hedef 40 bin çiftlik kurarak Türkiye genelinde 40 bin genci teknolojiyi kullanarak tarım, hayvancılık yapan bir noktaya taşımak. Eylül sonunda Şanlıurfa’daki Teknofest’e kadar 40 çiftliğin kurulması hedefleniyor” dedi. Yerli makineler Dalgar, TÜME Vakfı’nın gençlerin köyünde çiftliği kuracağını belirterek, “Gençler bekarsa 2, evliyse 3 asgari ücret maaş verilecek. Başarısına, performansına göre 5 ile 10 yıl sonunda da tamamen çiftlik o gence bırakılacak. Tarım teknolojisi üreten şirketler bu vakfın ekosisteminin paydaşı. Mesela süt sağım robotu üreten bir şirket düşünün. 40 bin çiftlik kurulduğunda 40 bin süt sağım robotu satacaksınız. Dolayısıyla bu işin sponsorluğunu da onlar üstleniyor. Yani fonu onlar finanse edecek. Çiftliğimizde yem itme robotu, gübre temizleme robotu, sağım robotu, yem karma robotları bulunacak. Bunların bazıları daha önce İsrail’den ithal ediliyordu. Şimdi Isparta’da bir firma yerli olarak üretiyor ve onları kullanıyoruz. Ayrıca yerli firmaların ürünlerine laboratuvar ortamında tam test deney raporu verebilmek için Tarım ve Orman Bakanlığı’na başvuru yaptık. Ağustos ayı gibi yetki almış olacağız” dedi. Gençler toprağı sürmüyor Türkiye’de çiftçi yaş ortalaması 59’a yükseldi. Türkiye’de tarım sektöründe çalışan nüfus yaklaşık 5 milyonken, Bakanlık verilerine göre Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıtlı çiftçi sayısı 2,3 milyonu aştı. Bitkisel üretim açısından bakıldığında, ÇKS’ye kayıtlı çiftçilerin yüzde 14’ü genç, yüzde 59’u orta yaşlı, yüzde 27’si ise 65 yaş üstü. Hayvansal üretimde ise yüzde 23’ü genç çiftçi, yüzde 61’i orta yaşlı ve yüzde 16’sı 65 yaş üstü yetiştiriciden oluşuyor. Tarımın meslek olarak görülmemesi, ailelerin çocuklarını tarım dışı sosyal güvenliği olan işlere yönlendirmesi, köylerde sosyal altyapının zayıf olması, iklim değişikliği, su kısıtı, maliyet yükselişleri gençlerin alana olan ilgisini azaltıyor. Yem ithalatı için çözüm Dalgar, Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü (TAGEM) ile Türkiye’nin yem ithalatına çözüm olacak bir proje başlattıklarını da belirterek, “Büyükbaş hayvan, tavuk, balık yemlerinde soya yoğun miktarlarda kullanıldığı için yıllık 4 milyar dolara yakın soya ithalatı var. Soyada su tüketimi fazla olduğu için üretim Türkiye’de istenilen seviyeye gelmiyor. Bunun az su isteyen, daha yüksek verimli türlerini üretebilmek için TAGEM’le bitkisel yem üzerinde bir çalışma başlatıyoruz” diye konuştu.

Murana manda ırkı ile süt verimi 2 bin litreye ulaştı Haber

Murana manda ırkı ile süt verimi 2 bin litreye ulaştı

Tarım ve Orman Bakanlığı Tarım Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü (TAGEM) Bandırma Koyunculuk Araştırma Enstitüsü Müdürü Kerim Kılınç, 1935 yılında faaliyetlerine başlayan enstitünün TAGEM'e bağlı olarak ArGe çalışmalarına devam ettiğini söyledi. Koyunculuk enstitüsü olmalarına rağmen manda konusunda da yaklaşık 30 yıldır önemli çalışmalar yürütüldüğüne dikkat çeken Kılınç, "Yıllardır süren önemli bir proje üzerinde çalışıyoruz. Anadolu mandası ile Hindistan'ın süt verimi yüksek Murrah ırkı sütçü mandaları melezlenme yoluyla yeni bir ırk elde edilmesi amaçlanıyor. Anadolu mandalarında yağ oranı korunarak süt veriminin artırılmasına yönelik bir proje" dedi. Anadolu mandalarında sütlerin yağ oranının iyi olduğunu belirten Kılınç, laktasyon dönemi süt veriminin 800900 litre civarında olduğunu, en iyi ihtimalle bin litreye ulaşabildiğini anlattı. Enstitüde yürütülen projede melezleme ile elde edilen mandalarda 2 bin litre ortalamalarını yakaladıklarını dile getiren Kılınç, "Bu artışı sağlarken süt yağı oranını koruduk. Hem yağlı hem yüksek verimde süt veren mandaları üretmeyi başardık" ifadesini kullandı. Mandaların ülke ve özellikle yerelde hayvancılıkla uğraşanlar için önemli bir ırk olduğunu vurgulayan Kılınç, şunları söyledi: "Değerli sütü hem besleyici hem de bizim damak tadımıza uygun. Tarım ve Orman Bakanlığının destekleriyle azalma eğiliminde olan manda sayısı öncelikle korundu ve sonra artırıldı. Bu zamana kadar yaptığımız çalışmalarda, makalelerde ve konferanslarda Anadolu mandası ile Murrah ırkı melezlemesini Murana olarak nitelendirdik. Irk çalışmaları uzun yıllar alıyor. Çalışmalar sonuca ulaştığında yeni ırk mandanın adı Murana olacak."

Bandırma, Etçil Koyunda Irk Tesciline Yaklaştı Haber

Bandırma, Etçil Koyunda Irk Tesciline Yaklaştı

Tarım ve Orman Bakanlığı Tarım Araşırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü (TAGEM) Bandırma Koyunculuk Araştırma Enstitüsü'nde geliştirilen etçil Bandırma Koyunu'na kısa sürede ırk tescilinin alınması bekleniyor. Enstitü Müdürü Kerim Kılınç, Koyunculuk Araştırma Entstitüsünün TAGEM'e bağlı olarak koyunculuk ağırlıklı faaliyetlerde bulunduğunu belirterek, 1935'e dayanan merinos koyunun ıslahının sürdürüldüğünü anlattı. Teknolojik ve bilimsel gelişmelerin yeniliklerin ıslah programına dahil edilmesiyle çalışmalarını hassasiyetle yaptıklarını aktaran Kılınç, entsitütün ana konusunun Merinos Koyunu olduğunu kaydetti. Enstitünün ırk tesciline yaklaştığı Bandırma Koyunu'nu takip ettiğini dile getiren Kılınç, "Ayrıca kıvırcık, Gökçeada ve sakız koyunları genetik kaynakları koruma proje kapsamında hem korunuyor hem de verim özellikleri yıldan yıla iyileştiriliyor" dedi. Bu yıl ikizlik oranı yüksek olacak Kılınç, Merinos Koyunu'nun Balıkesir ve Marmara bölgesinde en fazla üretimi yapılan, ülkenin küçükbaş hayvan yetiştiriciliği için önemli ırklardan biri olduğuna dikkati çekerek, "Meronis Koyunu ıslah anlamında en köklü, bilinirliği en fazla olan küçükbaş ırkımız. Enstitüde 7 gün 24 saat hayvanlarımızı, doğumlarını takip ediyor, sürünün bir sonraki yıla en sağlıklı şekilde aktarılması için yoğun çaba harcıyoruz" diye konuştu. Bandırma Koyunculuk Enstitüsünde 4 bin anaç koyun bulunduğunu belirten Kılınç, her zaman hedeflerinin bilimsel veriler ışığında 1,56-1,57 ikizlik oranını yaklamak olduğunu söyledi. Kılınç, bu yıl ikizlik oranının biraz yüksek olmasını beklediklerini ifade etti. Alman siyah baş ile yerli kıvırcıktan melezlendi Uzun süredir üzerinde titizlikle çalışılan Bandıma Koyunu'nun da bölgede görünürlüğü ve bilinirliğinin artmaya başladığını vurgulayan Kılınç, şunları söyledi: "Yıllar öncesinde kurumumuzda başlayan yeni etçil ırk ıslah modelimiz Bandırma Koyunu, entsitümüz tarafından geliştirildi. Alman siyah baş ile bizim yerli kıvırcık ırk koyunlarımız melezlendi ve Bandırma koyunu geliştirildi. Irk tescilinde son aşama geldik. Yakın zamanda tescilimizi gerçekleştireceğiz. Irk tescili için uzun yıllar gerekiyor, hassas çalışmalar gerekiyor. Bunların hepsini her türlü bilimsel çalışmalarla, titizlikle gerçekleştirdik." 3-4 ay gibi kesime geliyor ve et verimi yüksek Enstitü Müdürü Kılınç, et verimi yönünden geliştirilmiş iyi bir ırktan söz ettiklerini vurgulayarak, "Canlı hayvan ağırlık artışı çok önemli etçil ırklarda. Özellikle Balıkesir kuzusu ön planda bu bölgede. İstanbul'un kuzu etini bu bölge karşılıyor. Bandırma Koyunu, randımanı yüksek kuzu olmakla birlikte 21-22 kilogram karkas kesimi hedefleniyor. Hızlı şekide 3-4 ay gibi sürede kesime gelmesi hedeflerimiz arasında" dedi. Bandırma Koyunu'nun mera şartlarının sağlandığı her bölgede yetiştirilebileceğine dikkati çeken Kılınç, "Bu alamda Bursa, Balıkesir, Çanakkale, Marmara ve Ege bölgeleri ön plana çıkıyor. Ülkenin kırmızı et ihtiyacının karşılanmasında, küçükbaş hayvancılıkta önemli bir ırk olacak Bandırma Koyunu. Bu yıl tescil ile sadece Türkiye değil dünya Bandırma Koyunu'nu tanıyacak" diye konuştu.

Kangal ve akbaşın ardından çobanlara yeni bir yardımcı geliyor Haber

Kangal ve akbaşın ardından çobanlara yeni bir yardımcı geliyor

Tarım ve Orman Bakanlığı Tarım Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü (TAGEM) Bandırma Koyunculuk Araştırma Enstitüsü Müdürü Kerim Kılınç, 1935 yılında faaliyetlerine başlayan enstitünün TAGEM'e bağlı olarak Ar-Ge çalışmalarına devam ettiğini söyledi. Enstitü bünyesinde Çoban Köpeği Koruma Eğitim ve Yetiştirme Şubesi bulunduğunu dile getiren Kılınç, bu şubenin 2022 yılında kurulduğunu aktardı. Burada çoban köpekleri kangal ve akbaşların büyüme parametrelerinin alındığını, davranış eğitimlerinin yapıldığını belirten Kılınç, "Kangal ve akbaş ırkı TAGEM bünyesine dahil edilerek, önce koruma ve sonrasında daha iyi yavrularının üretilmesi amaçlandı. Kangal ve akbaş köpeklerimiz Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM) ile özellikle kangallar Sivas'taki baba hatlarının yıllardır korunduğu merkezlerden getirildi" dedi. Kılınç, köpeklerin her türlü kontrol ve genetik testlerden geçirilerek merkeze alındığına dikkati çekerek, burada tüm özellikleri en iyi şekilde korunarak ve geliştirilerek yavru alındığını anlattı. Çobanlara iyi bir yardımcı TAGEM bünyesine dünyanın yakından bildiği, çok heyecanlı ve hareketli köpekler olan "border collie" ırkının da katıldığını dile getiren Kılınç, şöyle devam etti: "Bir yıl önce Bandırma Koyunculuk Araştırma Enstitüsü Çoban Köpeği Koruma Eğitim ve Yetiştirme Şubesi'ne aldık. Border collie köpekleri yabancı menşeili bir ırk. Kendi özelliklerini en iyi şekilde korumuş, titiz yürütülen çalışmalarla tespit edilmiş köpekleri getirdik. Burada özellikle davranış çalışmaları yapılıyor. Koyunculuk sektöründe çobanlara destek olabilmek, iyi bir yardımcıyı eğitime başladık. Sürü yönetiminde kullanılması amaçlanıyor. Border collie köpeklerin davranış çalışmaları hassasiyetle teknik personellerimizce yürütülüyor." En iyi yavruların alınması amaçlanıyor Kılınç, az sayıda bordor collie ile çalışmalara başladıklarını vurgulayarak, "Gerek kandan gerek fenotip özelliklerinden en iyi yavruların, bünyemizde üretilmeleri; davranış özelliklerinin belirlenmesi ve en iyisine ulaşılması amaçlanıyor." dedi. Kangal ve akbaşların sürü koruma köpeği olduğunu, bu ırkların dış zararlılara, yabani hayvanlara karşı korumayı sağladığını ifade eden Kılınç, "Border collie ise sürü yönetiminde çok aktif köpekler. Sürüyü yönetmek, dağılan sürüyü bir araya toplamakla çobana büyük destek olacaklar. Biz bu köpeklere bu davranışı kazandırmaya çalışıyoruz." diye konuştu. Geniş alanlarda sürülerin toparlanmasında önemli rol oynayacaklar Yetiştirme ve büyüme veri özellikleri, davranış özellikleri gibi bütün parametreleri projelendirip bilim dünyasına kazandırmayı da hedeflediklerini dile getiren Kılınç, şunları söyledi: "Şu anda hem eğitim hem yavru alma aşamasındayız. Her yavrunun eğitimle büyüyerek sürülere uyumlarının sağlanması gerekiyor. Sağlandıktan sonra doğan yavruların küçükbaş hayvan üreticilerince sahiplendirilmesi sağlanacak. Uyumları sağlanırsa yavrudan itibaren kangal ve border collie aynı sürüde olabilir. Kangal ve border collie köpeklerinin hareketleri, davranışları birbirinden çok farklı. Burada sahiplerinin yavrudan itibaren yaklaşımı önemli. Border collie köpeklerimiz hareket kabiliyeti çok yüksek. Geniş alanlarda sürülerin toparlanmasında önemli rol oynayacaktır. Köpeğin koyuna koyunun da köpeğe alışması önemli. Mera hayvancılığında, geniş arazilerde sürü yönetiminde bordor collie köpekleri, çobanların büyük yardımcısı olacaktır."

Çanakkale'de Kokarca Böceğine Karşı 4 Bin Samuray Arısı Haber

Çanakkale'de Kokarca Böceğine Karşı 4 Bin Samuray Arısı

Çanakkale'de Kahverengi Kokarca Tehdidine Karşı Samuray Arıları Devrede Çanakkale'de tarım alanlarını tehdit eden kahverengi kokarca ile mücadelede yeni adımlar atılıyor Çanakkale İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri, tarımsal verimi riske atan kahverengi kokarca (Halyomorpha halys) zararlısına karşı yoğun çalışmalarını sürdürüyor. Tarım ve Orman Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü (TAGEM) desteğiyle Karadeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü koordinatörlüğünde yürütülen "Kahverengi Kokarca’nın Ülkesel Entegre Mücadele Yönetimi Projesi" kapsamında, 2024-2025 yıllarında Lapseki ve Biga ilçelerinde toplam 4 bin samuray arısı (Trissolcus japonicus) salımı yapıldı. 2025 yılı "Kahverengi Kokarca Sürvey Yönergesi" uyarınca, Merkez ilçedeki Yapıldak, Musaköy ve Kalabaklı köyleri ile Biga, Ezine, Lapseki ve Bayramiç ilçelerinde haftalık tuzak izleme çalışmaları gerçekleştirildi. Üreticilere zararlıyı tanıma ve mekanik mücadele teknikleri konusunda eğitimler verildi. 31 Ekim itibarıyla bahçe alanlarındaki tuzak takipleri sona erdirildi. Zararlının kış aylarında evler, depolar, ofisler, ek binalar ve şehir içi yeşil alanlara çekildiği bilindiği için, popülasyonu kontrol altına almak amacıyla Park ve Bahçeler Şube Müdürlüğü personeline özel bir eğitim düzenlendi. Bu eğitimde, zararlı'nın biyolojisi, morfolojik yapısı, kışlama bölgelerinde uygulanacak mücadele yöntemleri ve canlı örnekler tanıtıldı; ayrıca bilgilendirici afiş ve broşürler dağıtıldı. Bu faaliyetlerle, üreticilerin ve kurum çalışanlarının bilinç düzeyini yükselterek, kahverengi kokarca ile mücadelede uzun vadeli başarı hedefleniyor.

Doğal Yoğurt Mayalarına Patentle Koruma Haber

Doğal Yoğurt Mayalarına Patentle Koruma

Anadolu'nun Geleneksel Yoğurt Mayaları Ticarileşiyor Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Orhangazi’de düzenlenen Global Farm Summit 2024 etkinliğinde yaptığı açıklamada, Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü (TAGEM) tarafından geliştirilen projelerin Türkiye’nin tarımsal üretimine önemli katkılar sunduğunu belirtti. Özellikle doğal yoğurt mayaları üzerine yürütülen çalışmalara dikkat çeken Bakan Yumaklı, şunları söyledi: “Anadolu’nun dört bir yanından toplanan geleneksel yoğurt mayalarının patent süreci tamamlandığında, bu doğal mayalar ticari ürünlere dönüştürülecek ve Türkiye’de üretilen ürünlerde kullanılacak. Katkı maddesi içermeyen bu mayalar, yoğurdun dayanıklılığını 3-4 kat artıracak. Böylece, bu alandaki ithalat bağımlılığı sona erecek.” Yerli ve Doğal Ürünlere Odaklanma TAGEM’in yürüttüğü Ar-Ge çalışmalarının yalnızca tarımsal üretimi artırmayı değil, ithalata bağımlılığı azaltmayı da hedeflediğini belirten Yumaklı, doğal yoğurt mayası çalışmasının bunun somut bir örneği olduğunu ifade etti: “Türkiye’nin raflarındaki ithal ürünleri azaltmak ve yerli üretimi desteklemek için yeni bir strateji oluşturuyoruz. Bu yoğurt mayası projesi de küçük gibi görünen ama ülke ekonomisine ve gıda sektörüne büyük katkılar sunacak bir adım.” Türkiye Yüzyılı: Üretim ve Üreticinin Yüzyılı Konuşmasında “Türkiye Yüzyılı” vurgusu yapan Yumaklı, üretimin ve üreticilerin desteklenmeye devam edileceğini söyledi: “Üreticilerin yanında olmayı sürdüreceğiz. Kim bu alanda katkı sunmak istiyorsa, birlikte çalışmaya her zaman hazırız. Bu tür projeler, üreticilerimize ve ülkemize daha güçlü bir gelecek sağlama yolunda atılmış önemli adımlardır.” Doğal Mayalar ve Gıda Güvenliği Bu proje sayesinde, doğal yoğurt mayalarının Türkiye’nin dört bir yanındaki üreticilere sunulması hedefleniyor. Hem katkısız hem de dayanıklı yapısı ile bu mayalar, Türkiye’nin geleneksel tatlarını modern teknolojiyle birleştirerek daha geniş kitlelere ulaştıracak.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.