TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Tarım

AGRONEWS - Tarım haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tarım haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Gübre tedariği sürüyor, satışlar %25 arttı Haber

Gübre tedariği sürüyor, satışlar %25 arttı

Küresel ticaretin büyük bölümü deniz taşımacılığı üzerinden gerçekleşiyor. Hürmüz Boğazı dünya ticaretinin en kritik geçiş noktalarından biri. Yaşanan sıcak savaş Hürmüz Boğazı’ndan geçişi etkilediği andan itibaren dünyanın gözü petrol başta olmak üzere enerji koridorunun güvenliğine odaklansa da bu boğaz aynı zamanda bir tarım koridoru da. Nitekim Avrupa Birliği ülkeleri de hem tarım hem enerji koridoru olan bu boğazdan geçişleri ana gündemlerine alırken GÜBRETAŞ Genel Müdürü Aytaç Onkun da “Bu bölgede yaşanan gelişmeler yalnızca petrol ve doğal gaz piyasalarını değil, gübre üretiminde kullanılan birçok hammaddenin tedarik zincirini de etkileyebiliyor” dedi. Onkun, küresel gelişmelerin yakından takip edildiğini belirterek şirket faaliyetlerinin tüm tesislerde planlanan program doğrultusunda sürdüğünü ifade etti. Onkun, gübre tedariğinin kesintisiz sürdüğünü ve son dönemde yüzde 25’lik bir artışta yaşandığını kaydederek çiftçilerin de gübreyi kullanım dönemine uygun şekilde temin etmesinin piyasa dengesi açısından önem taşıdığına işaret etti. Türkiye Tarım Kredi Kooperatiflerinin 1.598 kooperatif ve 1 milyondan fazla çiftçi ortağı ile Türkiye’nin en yaygın tarımsal organizasyonlarından biri olduğunu hatırlatan Onkun, GÜBRETAŞ’ın bu yapı içinde stratejik bir rol üstlendiğini belirtti. Genel Müdür Aytaç Onkun, “Son dönemde yakın coğrafyada yaşanan jeopolitik gelişmeler sonucu küresel ticaret hatlarında artan riskler, enerji ve hammadde piyasalarında önemli dalgalanmalara yol açarken gübre sektörü de bu gelişmelerden doğrudan etkileniyor. İsrail ve ABD'nin 28 Şubat’ta İran’a yönelik başlattığı hava saldırılarının ardından bölgede artan gerilim ve İran’ın misillemeleri sonrasında küresel ticaretin en kritik geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı’nda riskler artmış durumda. Bölgedeki gelişmeler, gübre üretiminde kullanılan bazı ham maddelerin ve tarım ürünlerinin taşınmasında gecikmelere yol açabilecek potansiyel riskler oluşturuyor” değerlendirmesini yaptı. Hürmüz’deki riskler tedarik zincirini etkiliyor “Bazı bölgelerde ortaya çıkan güvenlik sorunları ve jeopolitik gerilimler tedarik zincirlerinde yeni riskler oluşturabiliyor” diyen Onkun, “Bölgemizde yaşanan gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Tarım Kredi Kooperatifleri ortakları olan çiftçilerimizin üretim için ihtiyaç duyduğu gübre girdisinin güvenilir ve kesintisiz şekilde sağlanması en önemli önceliğimizdir” diye konuştu. Tarım Kredi Kooperatiflerinde uygulanan bazı tedbirlerin satışların durdurulduğu anlamına gelmediğini belirten Onkun, bu uygulamaların stokların etkin yönetilmesi ve kötüye kullanımın önlenmesi amacıyla gerçekleştirildiğini ifade ederek şöyle konuştu: “Alınan tedbirlerin amacı, stokların etkin yönetilmesi ve üreticilerimizin ihtiyaç duydukları dönemde gübreye ulaşabilmelerini sağlamaktır. Çiftçilerimizin gübreyi kullanım dönemine uygun şekilde temin etmeleri piyasa dengesi açısından önem taşıyor.” İlkbahar için tüm planlamaları hazır Yaptığı değerlendirmede de gübre satışlarının kesintisiz sürdüğünü ifade eden Genel Müdür Aytaç Onkun, ilkbahar üretim dönemi için gerekli planlamaların tamamlandığını söyledi. Onkun, “Tarım Kredi ortaklarının ve diğer çiftçilerimizin, üreticilerimizin ihtiyacı olan gübreler için ilkbahar dönemini planladık. Çiftçilerimizden endişeye kapılmamalarını rica ediyorum. Tarım Kredi Kooperatifleri dün olduğu gibi bugün de çiftçilerimizin yanında olmaya devam edecektir” ifadelerini kullandı. Gübre satışları durmadı, aksine arttı Son günlerde kamuoyunda gübre satışlarının durdurulduğu yönünde ortaya atılan iddialara ilişkin ise Onkun, Tarım Kredi Kooperatiflerinde satışların kesintisiz sürdüğünü söyledi. Onkun, yılbaşından bu yana Tarım Kredi gübre satışlarının geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 25 arttığını belirterek şunları söyledi: “Normal şartlarda Tarım Kredi Kooperatiflerinin günlük gübre satışı yaklaşık 10 bin ton civarındaydı. Savaşın başladığı ilk günlerde sektördeki diğer satıcıların satışlarını durdurması veya yavaşlatmasıyla oluşan gübre ihtiyaçlarının karşılanmasını görevini de Tarım Kredi üstlendi. Talep ciddi şekilde arttı ve günlük satışlarımız 20 bin tonun üzerine çıktı. Buna rağmen etkin stok yönetimi sayesinde çiftçilerimizin ihtiyaçlarını karşılamaya devam ediyoruz.” Çevreci ve modern tesis yatırımları devam ediyor Şirketin yatırımları hakkında da bilgi veren GÜBRETAŞ Genel Müdürü Aytaç Onkun, “Yarımca Limanı’ndaki tesislerimizde yürüttüğümüz yatırım projesi kapsamında depo, idari bina ve operasyon ofislerinin inşasına devam edildiğini belirtmek isterim. Bu yatırımla birlikte tesiste çevre dostu ve modern depolama altyapısını devreye almayı, ara nakliye maliyetlerini azaltmayı ve gübre tedarik zincirinin kritik halkalarından biri olan depolama faaliyetlerini daha verimli hale getirmeyi hedefliyoruz. Ayrıca İzmir tesislerimizde yürütülen modernizasyon çalışmalarını tamamladık; sıvı ve toz gübre üretim tesislerimiz artık daha modern ve verimli. GÜBRETAŞ’ın üretim ve Ar-Ge kapasitesi, Tarım Kredi ailesinin geniş saha gücüyle birleştiğinde çiftçimiz için güçlü bir sinerji ortaya çıkıyor” şeklinde konuştu. Ar-Ge ile 33 yeni ürün geliştirdi Genel Müdür Aytaç Onkun, sürdürülebilir tarım uygulamalarının yaygınlaşmasıyla birlikte organomineral gübreler, biyostimülantlar ve bitki besleme ürünlerine olan talebin arttığını ifade ederek, şu değerlendirmede bulundu: “2023’ten bu yana organomineral gübreler, biyostimülantlar, sıvı bitki besleme ürünleri ve özel formülasyonlu verim artırıcı çözümlerden oluşan 33 yeni ürünü çiftçilerimizle buluşturduk. Bu kadar kısa sürede bu ölçekte ürün geliştirmek güçlü bir Ar-Ge kapasitesinin ve ekip çalışmasının sonucudur. Amacımız yalnızca ürün sayısını artırmak değil, teknoloji ve inovasyonla çiftçilerimizin ürünlerinden aldığı verimliliği artıracak çözümler geliştirmektir.” “Tarım ve Orman Bakanlığımız gerekli önlemleri alıyor” Küresel belirsizliklerin yaşandığı bu süreçte devlet kurumlarının da gerekli tedbirleri aldığını belirten GÜBRETAŞ Genel Müdürü Aytaç Onkun, özellikle Tarım ve Orman Bakanlığının gübre tedariği konusunda süreci yakından takip ettiğini söyledi. Onkun şu bilgiyi verdi: “Tarım ve Orman Bakanlığımız küresel gelişmelerin tarımsal üretimimizi olumsuz etkilememesi için gerekli tedbirleri almaya devam ediyor. Bakanlığımızla koordineli şekilde özellikle yurt dışından ilave gübre tedarikine yönelik çalışmalarımız da sürüyor. Türkiye güçlü bir tarımsal üretim kapasitesine sahip. Küresel dalgalanmalara rağmen gübre tedariğinin sürdürülebilir şekilde yönetildiğini görüyoruz. GÜBRETAŞ olarak biz de güçlü lojistik altyapımız ve kurumsal yapımızla bu süreci başarıyla yöneten şirketlerden biriyiz.”

Avrupa’da Kuş Sayıları Alarm Veriyor: Tarım Etkisi Büyük Haber

Avrupa’da Kuş Sayıları Alarm Veriyor: Tarım Etkisi Büyük

Science dergisinde yayımlanan bir çalışmaya göre, Kuzey Amerika’daki kuş popülasyonları son 40 yılda %15 azaldı. Benzer tablo Avrupa genelinde de yaşanıyor ve bu durum onlarca yıldır sürüyor. Euronews Green, neler yaşandığını ve bunun yalnızca kuşların çok ötesinde neden önemli olduğunu anlamak için BirdLife Europe Bilim, Tür ve Alan Koruma Bölümü Başkanı Anna Staneva ile konuştu. Kuş popülasyonlarındaki keskin düşüş Veriler, bilim insanlarının Avrupa genelindeki kuş popülasyonlarını sistematik biçimde izlemeye başladığı 1980’lerden bu yana toplanıyor. “Avrupa’da da kuş sayıları oldukça hızlı bir şekilde azalıyor” diyor Staneva. En ağır darbeyi, bir zamanlar kırsalı dolduran serçeler, tarla kuşları ve kızkuşları gibi tarım arazisi kuşları aldı. “Elimizdeki veriler, özellikle tarım kuşlarında, Avrupa genelinde son kırk yılda düşüşlerin neredeyse %60’a ulaştığını tutarlı biçimde gösteriyor” diye açıklıyor Staneva. Söz konusu olan yalnızca tarım arazisi türleri değil. Orman kuşları, su kuşları, uzun mesafe göçmenleri... Kayıplar her yerde. Orta Avrupa’nın bazı bölgelerinde, eskiden sık görülen küçük, keskin bakışlı bir yırtıcı olan kızıl sırtlı örümcekkuşunun sayısı yalnızca 30 yılda %92’nin üzerinde azaldı. Tarım, kuşların dostu değil İklim değişikliği, mevsimlerin zamanlamasını değiştirerek kuşların üremek için kullandığı işaretleri altüst ettiği için kuş popülasyonlarının azalmasında kısmen sorumlu. Ancak en büyük etken çok daha dünyevi. “Sayısız çalışma, Avrupa’daki kuşlar için en büyük ve en önemli tehditlerden birinin yoğun tarım olduğunu tutarlı biçimde ortaya koyuyor” diyor Staneva. Modern endüstriyel tarım, yaban hayatının uyum sağlayamayacağı bir hız ve ölçekte kırsal alanları baştan aşağı değiştirdi. Çitler söküldü. Bir zamanlar tarlalar arasında bir tür habitat mozaiği oluşturan nadas alanları, yerini uçsuz bucaksız, çıplak monokültürlere bıraktı. Bir de kimyasallar var. Staneva’ya göre pestisitler ve gübreler “kuşlara doğrudan zarar vermekle kalmıyor, üreme kapasitelerini ve popülasyonlarının varlığını sürdürebilmesini de etkiliyor”. Sorunun bir kısmı dolaylı ama yıkıcı. Pestisitler, peyzaj genelindeki böcekleri ve diğer omurgasızları yok ettiğinde, yavrularını beslemek için ebeveyn kuşların ihtiyaç duyduğu gıdayı da ortadan kaldırmış oluyor. Kuşların sağlığı, insan sağlığıyla bağlantılı Doğanın birçok unsurunda olduğu gibi, insan sağlığı da yaban hayatıyla iç içe geçmiş durumda. “Kuşlar, çevrenin sağlığının çok iyi bir göstergesidir” diyor Staneva. “Çok büyük sayılarda kuş kaybederken... ekosistemdeki bazı işlevleri de kaybediyoruz ve bunlar, gıda üretimiyle ve ekosistemimizin iklim değişikliğine uyum sağlama kapasitesiyle bağlantılı.” Kuşlar, artık büyük ölçüde fark etmediğimiz pek çok işi bizim için yapıyor. Tarım zararlılarını yiyorlar. Tohum yayıyorlar. Sistemin işlemesini sağlıyorlar. Onlar ortadan kaybolduğunda bu hizmetler de yok oluyor ve biz de en başta bu düşüşe yol açan pestisitlere daha fazla bağımlı hale geliyoruz. Ölçülmesi daha zor olan bir insan maliyeti de var. Araştırmalar, doğada bulunmanın – hatta yalnızca kuş seslerini duymanın bile – stresi ve kaygıyı azalttığını tutarlı biçimde gösteriyor. Kırsal alanlarımız sessizleştikçe bu durum sadece kuşlar için değil, bizim için de kötüleşiyor. “Kuş sayılarındaki azalmadan bahsederken, bunun çevrenin genel sağlık durumunun bir göstergesi olduğunu akılda tutmamız gerekiyor” diyor Staneva. Doğa dostu politikalara ihtiyaç var İyi haber şu ki koruma çalışmalarının işe yaradığını biliyoruz. Akbabalar yeniden Avrupa semalarına döndü. Tepeli pelikanlar toparlanıyor. Zaman ve kaynak ayrıldığında, hedefe yönelik çalışmalar türleri yok olmanın eşiğinden geri getirebiliyor. Ancak bu zaferler hâlâ küçük ve dağınık. Staneva, krizin sistemik olduğunun altını çiziyor. “Genel düşüş... sorunun sadece bölgesel olmadığını, sistemik bir sorun olduğunu gösteriyor.” Bunu düzeltmek, temel olarak gıdayı nasıl ürettiğimizi değiştirmek anlamına geliyor. “Gıdamızı üretme biçimimizde, toprağı işleyişimizde sistemik ve dönüştürücü bir değişime” ihtiyaç olduğunu söylüyor. Avrupa’nın elinde bazı araçlar var: Ortak Tarım Politikası, doğa dostu tarımı destekliyor; 2030’a kadar AB topraklarının ve denizlerinin %20’sini eski haline getirmeyi hedefleyen yeni Doğa İyileştirme Yasası da bunlardan biri. Ancak hükümetlerin bunları ne ölçüde hayata geçireceği ayrı bir soru. “Ülkelerin, daha fazla doğa dostu önlemi uygulamak için güçlerini birleştirmesi gerekiyor” diyor Staneva, “çünkü doğa dostu oldukça insan sağlığı açısından da daha yararlı olacaklar.”

Küresel gıda fiyatlarında Hürmüz alarmı çanları Haber

Küresel gıda fiyatlarında Hürmüz alarmı çanları

DÜNYA petrol ticaretinin beşte birinin ve sıvılaştırılmış doğalgazın önemli kısmının Hürmüz Boğazı’ndan geçtiğini söyleyen dünyanın önde gelen gıda tedarik şirketlerinden ABD merkezli Cargill CEO’su Murat Tarakçıoğlu, bölgede yaşanan gerilimin sadece enerji piyasalarını değil, küresel gıda sistemini de temelinden sarstığını ifade etti. Modern tarımın enerji ve gübreye mutlak bağımlı olduğunu ve Körfez ülkelerinin dünyanın küresel azot ihtiyacının yüzde 25’ini karşıladığını belirten Tarakçıoğlu, pirinç, buğday ve arpa gibi temel tarım ürünlerinin sevkiyatlarının durdurulduğunu ve bunun birçok ülkeyi etkilediğini söyledi. Tarakçıoğlu, birçok ülkeyi etkileyen bu durumun Körfez ülkelerine bağımlı olmayan Türkiye’yi ise etkilemediğini ifade etti. Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in, 28 Şubat’ta İran’ın çeşitli şehirlerine yönelik geniş çaplı hava saldırılarıyla başlayan ve İran’ın bölgedeki ABD üsleri ile İsrail anakarasını balistik füzelerle hedef almasıyla hızla bölgesel bir askerî çatışmaya dönüşen savaşla birlikte Ortadoğu’da tırmanan gerilim, küresel gıda tedarik zincirinin en kritik noktalarından birini tehdit ediyor. Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapatılması sadece enerji değil, tarım ürünleri ve gübre ticaretini de felç etme potansiyeli taşıyor. ENERJİ VE GÜBRE HÜRMÜZ’DEN GEÇİYOR Bölgedeki krizin dünya ekonomisine yansımalarını Hürriyet’e değerlendiren, dünyanın önde gelen gıda tedarik şirketlerinden ABD merkezli Cargill Gıda Türkiye, Ortadoğu ve Afrika Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Murat Tarakçıoğlu, “Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin beşte birinin geçtiği ve sıvılaştırılmış doğal gazın önemli kısmının taşındığı bir deniz koridoru. ABD ve İsrail’in, İran’a yönelik saldırılarının ardından bölgede yaşanan gerilim, sadece enerji piyasalarını değil, küresel gıda sisteminin temelini sarsıyor. Çünkü modern tarım, enerji ve gübreye mutlak bağımlı ve bu iki girdi de Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor” dedi. GÜBRE TALEBİNİN EN YÜKSEK OLDUĞU DÖNEM Tarakçıoğlu’nun aktardığına göre, enerji kadar, hatta daha kritik olan başka bir sorun daha var. O da gübre. Çünkü, Hürmüz Boğazı’ndan dünya genelinde ticarete konu olan toplam gübre hacminin üçte birinden fazlası geçiyor. Aylık bazda değerlendirildiğinde, bölgeden 3 ila 3.9 milyon ton gübre sevkıyatı gerçekleşiyor. Bu miktarın 1.5 ila 1.8 milyon tonunu sülfür, 1.2 ila 1.5 milyon tonunu ise üre (azot gübresi) oluşturuyor. Katar, Suudi Arabistan ve İran, dünyanın en büyük azot gübresi ihracatçıları arasında yer alıyor. Bu üç ülke küresel azot ihracatının toplam yüzde 25’ini karşılıyor. Hürmüz Boğazı’nın tamamen kapanması durumunda, küresel sülfür arzının yüzde 44’ü, üre arzının ise yüzde 30’u daralabilir. Sorun, zamanlaması itibarıyla de kritik. Çiftçilerin ekim sezonuna girdiği bahar ayları gübre talebinin de en yüksek olduğu dönem. Hürmüz Boğazı’ndaki kriz, tam bu dönemde gübre arzını kesintiye uğratmış durumda. Mısır gibi temel tarım ürünlerinde gübre arzının kısıtlanması küresel gıda tedarik zincirinin tamamına yayılabilir. DÜNYA GENELİNDE ENFLASYONU TETİKLER Bölgesel krizlerin tedarik zincirlerinde belirsizlik yarattığını belirten Tarakçıoğlu, bu tür dönemlerde, tedarik zincirlerinin esnekliğini artırarak hizmet sürekliliğini korumaya odaklandıklarını söyledi. Cargill gibi küresel gıda şirketlerinin bu tür krizleri yönetmek için kapsamlı bir strateji izlediğini belirten Tarakçıoğlu, savaşın bölgedeki olası ekonomik yansımalarını da şöyle değerlendirdi: “Savaşın etkisini çok net şekilde söyleyebilirim. Öncelikle petrolü etkiler. Körfez bölgesinden petrol akışı azaldığında fiyatlar yükselir. Petrol fiyatlarının artması demek, nakliye maliyetlerinin artması demek. Aynı zamanda petrokimya sektöründe üretilen ürünlerin fiyatları yükselir, fabrikaların maliyetleri artar ve doğalgaz fiyatları da yukarı gider. Bunların tamamı dünya genelinde enflasyonu doğrudan tetikleyen unsurlar olur. Petrole bağımlı ülkelerde ciddi krizler yaşanabilir. Özellikle petrol ithal eden Asya ülkeleri bu durumdan çok daha fazla etkilenir. Eğer Körfez’den petrol çıkışı durursa, bu ülkelerde ciddi sıkıntılar ortaya çıkabilir. Hatta bazı ülkelerde benzin kuyruklarının başladığına dair haberler görüyoruz. TÜRKİYE, KÖRFEZ’E BAĞIMLI ÜLKE DEĞİL Türkiye açısından ise tablo biraz farklı. Türkiye Körfez’e tamamen bağımlı bir ülke değil. Azerbaycan’dan gelen Bakü–Tiflis–Ceyhan hattı, Rusya’dan gelen hatlar ve Kuzey Irak’tan sağlanan tedarik var. Ayrıca Libya ve Cezayir’den de petrol geliyor. Bu nedenle Türkiye’nin enerji tedarikinde Körfez’e bağımlılığı sınırlı. Biz Akdeniz ülkesiyiz ve tedarikimizi daha çok bu hatlar üzerinden sağlıyoruz. Malezya gibi uzak bölgelerden gelen bazı ürünler Kızıldeniz üzerinden veya Afrika’nın etrafından taşındığı için maliyet ve süre artabilir, ancak Türkiye’nin genel gıda arzında ciddi bir sıkıntı beklenmez. Akdeniz’de bir savaş olmadığı sürece Türkiye’nin gıda güvenliği açısından büyük bir risk görünmüyor. Ancak Avrupa için aynı şeyi söylemek zor. Avrupa bu süreçten daha fazla etkilenebilir. GIDA FİYATLARI ARTAR MI Gıda fiyatlarında artış olup olmayacağının savaşın süresine bağlı olduğunu söyleyen Murat Tarakçıoğlu’na göre, savaşın birkaç hafta içinde sonlanması durumunda gıda fiyatlarında bir artış görülmeyebilir. Bununla birlikte gıda tedarik zincirinin enerji yoğun yapısı, risk faktörünü artıracağı görüşünde. Tarakçıoğlu, “Gıda ve Gübre Güvenli Geçiş Girişimi” adında yeni bir mekanizma öneriyor. Bu mekanizma, askeri bir deniz koridoru oluşturmak yerine, gıda ve gübre tankerlerine yönelik ticari geçiş düzenlemelerini koordine edecek ve İstanbul merkezli bir platform biçiminde işletilebilecek.

Ağrı’da ‘küpe’ skandalı: Hayvan pasaportu ticareti mi yapılıyor? Haber

Ağrı’da ‘küpe’ skandalı: Hayvan pasaportu ticareti mi yapılıyor?

Ağrı’dan ulaştırılan görüntülerde, onlarca hayvan kulak küpesinin yerde düzenli bir şekilde dizildiği görülüyor. Takipçimizden gelen bilgilere göre bu işlem; usulsüz şekilde düzenlenen "Veteriner Sağlık Raporu" için kanıt oluşturmak amacıyla yapılıyor. Yerdeki her bir küpe, aslında sistemde var olan ancak fiilen orada olmayan bir hayvanı temsil ediyor. "Küpeler Satılıyor, Usulsüz Rapor Düzenleniyor" Gelen ihbardaki iddialar yenilir yutulur cinsten değil: Küpe Ticareti: Yerdeki kayıtlı küpelerin belli bir fiyat karşılığında satıldığı ve küpesiz (kayıt dışı) hayvanlara takıldığı öne sürülüyor. Personele Baskı: Veteriner sağlık raporlarının, görevli personele yapılan ağır baskılar neticesinde usulsüz şekilde düzenlendiği iddia ediliyor. Yol Kontrolü İddiası: Bu küpelere istinaden düzenlenen sağlık raporlarıyla iki tır dolusu hayvanın yola çıktığı, ancak Erzurum yol kontrol noktasında bu duruma göz yumulduğu savunuluyor. GEÇMİŞTEN BUGÜNE SKANDAL: Kulak küpesinde büyük skandal! Karaborsaya düştü, çifti 600 liradan satılıyor! Hayvancılık Sistemi Çöküyor mu? Hayvanların kimliği sayılan kulak küpelerinin yerde "evrak tamamlama" aracı olarak kullanılması, Türkiye’nin hayvan hastalıklarıyla mücadelesini ve gıda güvenliğini kökten sarsıyor. Kayıtlı hayvanın küpesi yerde, kayıtsız hayvan ise sahte belgelerle yollarda... Bu durum, hem haksız kazanç kapısı aralıyor hem de salgın hastalıkların kontrolsüzce yayılmasına zemin hazırlıyor.

AB’de tarımda dijital dönüşüm Haber

AB’de tarımda dijital dönüşüm

Avrupa Birliği'nin (AB) tarım sektörü, jeopolitik gerilimler, iklim değişikliği ve çiftçi protestoları ile zorlu bir dönemden geçerken üretimini ve dayanıklılığını akıllı tarım ve dijital teknolojilerle artırmaya çalışıyor. "Tarımda Dijital Çağ" başlıklı dosya haberi kapsamında derlediği bilgilere göre, 450 milyonu aşan nüfusa sahip AB'de 9,1 milyon çiftlik yer alıyor. AB tarım sektöründeki çeşitli faaliyetlerde yaklaşık 17 milyon kişi çalışıyor. AB ülkelerinde çiftçiler, 157 milyon hektar arazi kullanırken bu, AB'nin toplam alanının yüzde 38'ini oluşturuyor. AB'deki çiftliklerin yaklaşık yüzde 93'ü aile çiftliği sınıfına giriyor. AB ülkeleri, tarımı hayati sektör olarak görüyor ve bu alana Ortak Tarım Politikası (CAP) aracılığıyla ciddi ölçüde AB kaynağı sağlıyor. Çiftçiler, doğrudan desteklere ek olarak, kırsal alan, iklim eylemi ve doğal kaynak yönetimi için de farklı program ve imkanlardan yararlanıyor. Mevcut Birlik bütçesi kapsamında çiftçilere yılda 38 milyar avro kadar doğrudan ödeme, 13 milyar avro kırsal kalkınma desteği ve 3 milyar avro civarında ürün desteği sunuluyor. AB'nin tarım ürünlerinde toplam ticaret hacmi de yıllık 400 milyar avroyu buluyor. AB, bu ticarette 50 milyar avroya yakın fazla veriyor. - Tarımdaki sınamalar AB tarımı, son dönemde iklim değişikliği, ekonomik sürdürülebilirlik ve düzenleyici baskılar odaklı, kritik ve birbirine bağlı zorluklarla karşılaşıyor. Tarımda artan girdi maliyetleri, kuraklık ve sel gibi şiddetli hava olayları, düşük gelir ve karmaşık çevresel şartlar, başlıca sorunlar olarak sıralanıyor. Küresel çatışmaların tarım ürünlerindeki tedarik zincirlerini, yakıt ve gübre maliyetlerini etkilemesi de önemli sorunlar arasında yer alıyor. - Tarım yeniden şekilleniyor Son dönemde AB ülkelerindeki tarımsal üretim, akıllı tarım ve dijital teknolojilerle yeniden şekilleniyor. Verimlilik, sürdürülebilirlik ve çevresel etki arasında denge kurmayı hedefleyen AB, son yıllarda akıllı tarım uygulamalarını yaygınlaştırarak sektörde dönüşüme hız vermek istiyor. Tarımsal üretimin, dijitalleşme, yapay zeka, robotik sistemler ve uydu tabanlı izleme teknolojileri sayesinde geleneksel yöntemlerin ötesine taşınarak daha öngörülebilir ve çevre dostu yapıya kavuşturulması amaçlanıyor. AB'nin Yeşil Mutabakat ve Tarladan Sofraya Stratejisi kapsamında desteklediği akıllı tarım uygulamaları, hem büyük hem de küçük ölçekli çiftliklerde etkin biçimde kullanılıyor. Akıllı tarımın temelinde veriye dayalı karar alma süreçleri yer alıyor. Bu kapsamda toprak nemi, besin değerleri, sıcaklık, bitki sağlığı ve hava koşulları gibi parametreler, sensörler, dronlar ve uydu sistemleri aracılığıyla sürekli izleniyor. Elde edilen veriler, çiftçilere hangi tarlaya ne kadar su verileceğinden hangi ürünün ne zaman hasat edileceğine kadar pek çok konuda yol gösteriyor. Bu uygulamalar, artan iklim baskıları ve gıda güvenliği risklerine karşı Avrupa tarımının en önemli güvenceleri arasında görülüyor. - Uydular ve sensörler devreye alındı Aynı zamanda AB projeleri kapsamında tarım arazileri detaylı şekilde haritalandırılıyor. Uydu görüntüleri ve yer sensörlerinden elde edilen bilgilerle toprak yapısı analiz edilerek gübreleme ve sulama işlemleri optimize edilebiliyor. Böylece hem girdi maliyetleri düşürülüyor hem de çevresel etkiler azaltılıyor. AB destekli projelerde zararlılara karşı pestisit kullanımını azaltacak akıllı yönetim sistemleri de önemli yer tutuyor. Yapay zeka destekli robotik tuzaklar sayesinde tarlalardaki zararlıların popülasyonu gerçek zamanlı takip ediliyor. Yeni sistemler sayesinde gereksiz ilaçlamanın önüne geçilmesi ve biyolojik çeşitliliğin korunması hedefleniyor. AB'de geliştirilen dijital araçlar, su yönetimi, hayvan sağlığı takibi ve iklim verilerinin analizi gibi alanlarda da çiftçilere destek sunuyor. - AB'de çiftçilerin yüzde 93'ü en az bir bilgi teknolojisi kullanıyor AB Komisyonu Ortak Araştırma Merkezi'nin "AB tarımında dijitalleşmenin durumu: Çiftlik anketlerinden elde edilen bilgiler" başlıklı çalışması, teknolojinin Avrupa tarımını nasıl değiştirdiğine dair bilgi sunuyor. Bu çalışmaya göre, AB'de çiftçilerin yüzde 93'ü en az bir bilgi teknolojisi veya yazılım aracı kullanıyor. Çiftçilerin yüzde 79'u ürün odaklı dijital teknolojilerden, yüzde 83'ü de hayvancılık sektörüne özgü dijital araçlardan yararlanıyor. Tarımsal üretimdeki yeni teknolojileri benimsemenin temel itici güçleri arasında verimlilik artışı, uzun vadeli maliyet tasarrufu, düzenleyici baskılar ve yaşam kalitesinin iyileştirilmesi yer alırken kurulum maliyetinin yüksekliği ve sınırlı beceriler, önemli engeller olmaya devam ediyor. Ayrıca Avrupalı çiftçilerin büyük çoğunluğu, dijitalleşmenin sektöre ekonomik faydalar sağlayacağına, çevresel kazanımlar getireceğine ve sosyal etkilerinin olumlu olacağına inanıyor. Diğer taraftan, yeni teknolojiler ve uygulamalara rağmen akıllı tarım ekipmanlarının maliyeti, özellikle küçük çiftçiler için önemli bir engel oluşturabiliyor. Bu nedenle özellikle bitkisel veya hayvansal üretime özgü "daha pahalı" teknolojiler daha az benimseniyor. Bu kapsamda, Avrupa'da tarım dijital dönüşüm yaşarken yüksek maliyetler, bu sürecin önünde engel olmaya devam ediyor.

Tarım sayımında sona gelindi Haber

Tarım sayımında sona gelindi

Tarım politikalarının belirlenmesinde önemli rol oynayan verilerin derlenmesi amacıyla geçen yıl temmuz ayında başlatılan genel tarım sayımında son aşamaya gelindi. TÜİK ile Bakanlık işbirliğinde Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı genel tarım sayımında alan çalışması büyük oranda bitirildi. Çalışmanın hedef kitlesinde yer alan yaklaşık 4,2 milyon üretici ve çiftçinin yüzde 96'sı ile anket yapıldı. Kalan yüzde 4'lük kesimin büyük bölümünü, ulaşılamayan ve vefat gibi nedenlerle görüşme yapılamayanlar oluşturdu. Sayım kapsamında tarımsal işletmenin yasal statüsü, yöneticisi, arazi kullanımı, tasarruf şekli, sulama durumu, hayvan varlığı, alet ve makine kullanımı ile diğer getirici faaliyetleri gibi birçok yapısal konuda detaylı bilgi derlendi. Geçen yıl temmuz ayından beri yürütülen veri toplama sürecinde aktif rol oynayan sayım bürolarının görevi, 30 Ocak itibarıyla sona erdi. TÜİK bölge müdürlüklerinde görev yapan yaklaşık 300 kısmi süreli proje personeli tarafından kalan az sayıda anket için telefonla görüşme yöntemiyle veri derlenmesine devam ediliyor. - Üç tema için araştırma yapılacak Bu yılın ilk yarısında sahadan derlenen verilerin analizi ve kalite kontrol çalışmalarının yapılması, ikinci yarısında da temel sonuçların kamuoyu ile paylaşılması planlanıyor. Ayrıca, nisan ve mayıs aylarında Genel Tarım Sayımı Projesi kapsamında örnekleme yoluyla üç ayrı tematik araştırmanın yürütülmesi hedefleniyor. "Tarımsal iş gücü", "tarımda teknoloji kullanımı", "hayvan barınakları, gübre ve toprak yönetimi" temalarında yürütülecek araştırmalara ait sonuçların 2027 yılı içinde yayımlanması öngörülüyor.

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.