TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Teknoloji

AGRONEWS - Teknoloji haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Teknoloji haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Tarım Ve Orman Bakanlığı, Kırsal Kalkınmaya 65 Milyar Lira Haber

Tarım Ve Orman Bakanlığı, Kırsal Kalkınmaya 65 Milyar Lira

Tarım ve Orman Bakanlığı, kırsal kalkınmayı güçlendirmek amacıyla önümüzdeki üç yılda yaklaşık 65,5 milyar liralık yatırım yapmayı planlıyor. Program kapsamında kırsal bölgelerde ekonomik faaliyetlerin çeşitlendirilmesi, üretim kapasitesinin artırılması ve yaşam kalitesinin yükseltilmesi hedefleniyor. Anadolu Ajansı'nın Tarım ve Orman Bakanlığının 2026 Yılı Performans Programından derlediği bilgilere göre çalışmalar, “Kırsalda Tarımsal Faaliyetlerin Desteklenmesi Alt Programı” çerçevesinde yürütülecek. Kırsalda üretim ve istihdam güçlendirilecek Program kapsamında kırsal alanlarda yaşam standartlarının yükseltilmesi ve ekonomik çeşitliliğin artırılması için çeşitli destek mekanizmaları devreye alınacak. Sürdürülebilir kırsal kalkınma anlayışı doğrultusunda üretici birlikleri ile aile işletmelerinin üretim kapasitelerinin artırılması ve kırsal iş gücünün istihdam olanaklarının genişletilmesi amaçlanıyor. Bu sayede nüfusun kırsal bölgelerde kalmasının teşvik edilmesi hedefleniyor. Ayrıca kırsal altyapının iyileştirilmesi ve tarım ile sanayi arasındaki entegrasyonun güçlendirilmesi için ekonomik yatırımlar desteklenecek. Böylece kırsal bölgelerde yaşam kalitesinin artırılması planlanıyor. Tarımsal pazarlama altyapısının geliştirilmesi, alternatif gelir kaynaklarının oluşturulması ve kırsal ekonominin güçlendirilmesi de programın öncelikleri arasında yer alıyor. Üreticilerin yeni teknolojileri kullanmasının teşvik edilmesi ve teknoloji içeren yatırımların desteklenmesi için çeşitli faaliyetler yürütülecek. Kadın çiftçilere yönelik destekler artacak Program kapsamında kırsalda kadın girişimciliğinin desteklenmesine yönelik projeler de artırılacak. Gelir getirici faaliyetlerin yanı sıra mesleki beceri kazandıran ve ekonomik çeşitliliği artıran projelerle kadın çiftçilerin sosyoekonomik açıdan güçlendirilmesi amaçlanıyor. Kadın çiftçilere yönelik projelerden yararlananların sayısı geçen yıl itibarıyla kümülatif 305 olarak kaydedildi. Bu sayının bu yıl 340’a, 2028 yılına kadar ise 410’a çıkarılması planlanıyor. Tarım-sanayi entegrasyonunu güçlendirmek amacıyla yürütülen kümelenme faaliyetleri kapsamında da Organize Tarım Bölgelerinin (OTB) sayısının artırılması hedefleniyor. Kırsal kalkınma bütçesi kademeli artacak Alt program için ayrılan bütçenin de önümüzdeki yıllarda artırılması planlanıyor. Geçen yıl 14 milyar 793 milyon 860 bin lira olan bütçe, bu yıl 19 milyar 794 milyon 994 bin liraya yükseltildi. Bütçenin 2027’de 21 milyar 960 milyon 44 bin liraya, 2028’de ise 23 milyar 723 milyon 646 bin liraya ulaşması öngörülüyor. Bu çerçevede Bakanlık, 2026-2028 döneminde kırsal kalkınma projelerine toplamda yaklaşık 65,5 milyar lira kaynak ayırmayı planlıyor. Tarımsal kuraklık için düzenli rapor hazırlanacak İklim değişikliğinin tarım üzerindeki etkilerinin artması nedeniyle “İklim Değişikliği ile Mücadele ve Uyum Alt Programı” kapsamında da çeşitli çalışmalar yürütülecek. Program doğrultusunda doğal kaynakların verimli kullanımını teşvik eden, karbon salımı ile su tüketimini azaltmayı amaçlayan sürdürülebilir tarım uygulamaları konusunda farkındalık faaliyetleri gerçekleştirilecek. Ayrıca çiftçiler ve ilgili paydaşların iklim değişikliğinin etkileri ve alınabilecek önlemler konusunda bilinçlendirilmesi sağlanarak sektörün uyum kapasitesinin artırılması hedefleniyor. Ulusal Sera Gazı Emisyon Envanteri çalışmaları kapsamında ise arazi kullanımı, arazi kullanım değişikliği ve ormancılık sektörüne ilişkin sera gazı emisyonu ile yutak hesaplamaları yapılacak. Bu çalışmaların, sektörel iklim politikalarının oluşturulmasına bilimsel katkı sağlaması amaçlanıyor. Bunun yanı sıra iklim değişikliğine bağlı olarak artan kuraklık riskine karşı düzenli tarımsal kuraklık raporları hazırlanacak. Böylece tarımsal üretim yakından izlenecek ve erken uyarı ile risk yönetimi süreçlerinin daha etkin yürütülmesi sağlanacak.

Yeni Nesil Tarım Uygulamaları Üretimde Dönüşüm Sağlıyor Haber

Yeni Nesil Tarım Uygulamaları Üretimde Dönüşüm Sağlıyor

Tarım, geçmişte olduğu gibi bugün de ülkelerin ekonomisinde stratejik bir yere sahip. Ancak artan nüfus, iklim değişikliği ve doğal kaynakların sınırlılığı, üretim biçimlerinin yeniden düşünülmesini zorunlu kılıyor. İşte yeni nesil tarım uygulamaları tam da bu noktada devreye giriyor. Yeni nesil tarım uygulamalarıyla sensörler, yapay zekâ, nesnelerin interneti, uzaktan algılama sistemleri ve biyoteknoloji gibi teknolojilerden yararlanarak üretim sürecini veriye dayalı hâle getirmek amaçlanıyor. Böylece yalnızca daha fazla ürün almakla kalınmıyor, suyu, gübreyi ve pestisitleri doğru zamanda ve doğru miktarda kullanarak hem maliyeti hem de çevresel baskıyı azaltmak mümkün hâle geliyor. Bu sistemler, kullanılan teknolojiye, ürüne ve üretim koşullarına göre su tüketimini ve zirai ilaç kullanımını ciddi oranlarda azaltma potansiyeli sunuyor. Üretim sürecinin tahmine değil, ölçüm ve analize dayanarak planlanabilmesi, daha isabetli kararlar alınmasını ve kaynakların daha verimli kullanılmasını sağlıyor. Tarımda kullanılan yapay zekâ destekli sistemlerle toprağın işlenmesinden hasada kadar tüm aşamalar analiz edilebiliyor. Uydu görüntüleri ve geçmiş üretim verileri karşılaştırılarak bitkilerdeki gelişim farklılıkları erken dönemde tespit ediliyor. Böylece olası verim kayıpları önceden görülebiliyor ve girdi kullanımı daha bilinçli planlanabiliyor. Yeni nesil teknolojiler yalnızca mevcut süreci iyileştirmiyor, üretim sistemlerinin yeniden tasarlanmasına da imkân tanıyor. Örneğin “Dijital ikiz” adı verilen teknolojiyle üretim alanının sanal bir modeli oluşturularak bu model üzerinde farklı sulama, gübreleme ya da ekim senaryoları deneniyor. Olası riskler gerçek uygulamaya geçmeden önce simülasyon ortamında değerlendiriliyor. Böylece daha planlı ve güvenli kararlar alınabiliyor. Örneğin tarlamızda mısır yetiştireceğimizi düşünelim. Öncelikle tarlamızdan toprak örneği alarak analiz yaptırmakla işe başlarız. Bu bize mısır üretimi sırasında bitkinin ihtiyaç duyduğu besin maddelerini doğru ve dozunda kullanma imkânı verir. Mısır tohumlarını tarlamıza ekerken doğru derinlikte ekmemiz hayati bir önem taşır. Klasik mibzerlerle bazı tohumlar doğru derinliğe yerleşirken bazıları yüzlek kalabilir ya da gereğinden daha derine gömülebilir. Bu durum çimlenmeyi zorlaştırır ve verim kaybına yol açar. Yani daha tohum ekim aşamasındayken farkında olmadan kayıp yaşarız. Oysa sensörlü mibzerlerle tarlamızdaki eğimi ve toprak yapısını dikkate alarak tohumların homojen bir derinliğe yerleşmesini sağlarız. Ekim aşamasından sonra toprak nemini, ortam sıcaklığını ve yaprak yüzeylerindeki nemi düzenli olarak izleriz. Bu veriler doğrultusunda sulama suyu miktarını belirler ve zamanında sulama yaparız. Uzaktan algılama, görüntü işleme ve sensör teknolojileri sayesinde mısır tarlamızdaki bitkilerin gelişimini yakından takip ederek gerekli önlemleri zamanında almış oluruz. Ayrıca ekinlerimize bulaşan hastalıklar, zararlılar ve yabancı otlara karşı entegre (bütüncül) mücadele yaklaşımını uygulayabiliriz. Entegre mücadele, yalnızca kimyasal ilaçlara başvurmak yerine biyolojik ve kültürel yöntemleri de içeren bütüncül bir yaklaşımı ifade eder. Tarımsal zararlıların neden olduğu kayıp müdahale maliyetini aşacak olduğunda doğru teşhisle, doğru dozda, doğru zamanda ve uygun ekipmanla müdahale etme imkânı bulabiliriz. Dahası bu teknolojiler sayesinde mısır tarlamızın farklı alanlarında o bölüme özel sulama, gübreleme ve ilaçlama programları da uygulayabiliriz. Bu da yine girdi tasarrufu ve verim artışı olarak bize geri döner. Bu sayede, tüm girdi maliyetlerinde (tohum, gübre, ilaç ve su kullanımında) tasarruf sağlanıyor. Daha az kaynak kullanılarak üretim yapılıyor. Böylece karbon ayak izi azalıyor, biyolojik çeşitlilik korunuyor. İnsan, hayvan ve çevre sağlığını birlikte ele alan “Tek Sağlık” yaklaşımı da bu sayede güçleniyor. “Bitti mi?” diye soracak olursanız hayır, dahası da var. Ürettiğimiz mısırların uygun hasat olgunluğuna ulaşıp ulaşmadığını da yeni nesil tarım uygulamalarından elde ettiğimiz gerçek zamanlı verilerle belirleyebilir ve doğru zamanda hasat yapabiliriz. Depomuza aldığımız ürünlerde ise ortamdaki oksijen miktarını ayarlayarak ürünlerimizi hem depo zararlılarından koruyabilir hem de daha uzun süre depolayarak değer yitimi olmadan satabiliriz. Ayrıca gerçek zamanlı verileri işleyerek sonraki hasat dönemlerini daha verimli planlayabiliriz. Türkiye’de durum nedir? Ülkemizde üreticilerin yeni nesil tarım uygulamalarına ilişkin bilgi kaynakları çeşitlilik gösteriyor. Yaş grubuna bağlı olarak üreticiler bu tür bilgilere öncelikle sosyal medya platformları (YouTube, Facebook, TikTok, Instagram, LinkedIn) üzerinden ulaşıyor. Sosyal medya platformlarını tarım temalı televizyon programları, tarım teknolojisi fuarları, tarımsal ekipman bayileri ve teknik temsilcileri takip ediyor. Sosyal medya ve internet gibi açık erişim kanallarının etkin kullanımı, üreticilerin yeni teknolojilere yönelik farkındalığını artırıyor. Şimdilik sulama teknolojilerinde farkındalık daha yüksekken otomasyon ve robotik uygulamalarda daha düşük düzeyde bulunuyor. Araştırmalar, üreticilerin yenilikçi tarım teknolojilerine karşı genel olarak olumlu bir tutum sergilediğini gösterse de uygulama oranları hâlâ sınırlı düzeyde bulunuyor. Özellikle dijitalleşme, yapay zekâ ve otomasyon gibi alanlarda maliyet, teknik altyapı ve bilgiye erişim eksikliği önemli engeller olarak öne çıkıyor. Sonuç olarak yeni nesil tarım uygulamaları üretim süreçlerini daha ölçülebilir, daha planlı ve daha sürdürülebilir hâle getiriyor. Ancak bu dönüşümün gerçekleşmesi için yalnızca teknolojinin varlığı yeterli değil. Üreticilerin bu sistemlere erişebilmesi, doğru bilgiye ulaşabilmesi ve ekonomik olarak desteklenmesi de gerekiyor. Bu nedenle entegre politika ve destek mekanizmalarının hayata geçirilmesi, üreticilerin teknolojiye uyumunu hızlandırarak gıda güvenliği ile tarımsal sürdürülebilirliğe güçlü bir katkı sağlayabilir. Tarımın geleceği, teknoloji ile doğa arasında denge kurabilen ve kararlarını ölçülebilir verilere dayandıran üretim modellerinde yatıyor.

İzmir’de Tarım Örgütlerinden Su Krizi Açıklaması Haber

İzmir’de Tarım Örgütlerinden Su Krizi Açıklaması

İzmir’deki ziraat ve tarım örgütleri, son dönemde artan kuraklık ve su krizi tartışmalarında tarımın haksız bir şekilde hedef gösterilmesine dikkat çekti. Ziraat Odaları İzmir Koordinasyon Kurulu, TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi, Sulama Kooperatifleri İzmir Birliği, Ziraatçılar Derneği İzmir Şubesi, İzmir Tarım Grubu, Kent Konseyi Tarım Çalışma Grubu ve Türkiye Ziraatçılar Derneği ortak basın açıklaması yaptı. Türkiye Ziraatçılar Derneği MYK Üyesi İzmir Şube Başkanı İlker Ağın ise su varlıklarının korunmasının zorunluluk olduğunu belirterek, “Ne kadar su varsa o kadar tarım var. Bunu unutmamak gerekiyor” ifadelerini kullandı. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Hakan Çakıcı da arazi kullanım planlamasının önemine dikkat çekerek, “Her zaman suya ulaşmak, sağlıklı suya ulaşmak ve sağlıklı gıdaya ulaşmak üstün kamu yararı terimiyle ön plana çıkmalıdır” diye konuştu. "YAKLAŞIM EKSİK VERİYE DAYALI" İzmir Kent Konseyi Tarım Çalışma Grubu’ndan Ahmet Tomar, yaptığı açıklamada, “Son yıllarda artan kuraklık, iklim değişikliği ve su krizi tartışmalarında tarım sektörü sıklıkla su tüketiminin başlıca sorumlusu olarak gösterilmektedir. Ancak bu yaklaşım eksik veriye dayalı, bütüncül bakıştan uzak ve stratejik açıdan sakıncalıdır” dedi. Tomar, tarımda kullanılan suyun büyük kısmının doğal su döngüsüne geri döndüğünü vurgulayarak, “Dünya genelinde su kullanımının yaklaşık %70’i tarımsal üretimde gerçekleşmektedir. Türkiye’de ise bu oran %75’dir. Tarımda kullanılan suyun önemli bir bölümü toprak, yeraltı suyu ve atmosfer sistemi içinde yeniden dolaşıma katılmaktadır” ifadelerini kullandı. Ayrıca sulanan alanların dünya tarımsal üretiminde kritik rol oynadığını belirten Tomar, “Dünya toplam işlenen tarım alanlarının yaklaşık %20’si sulanmaktadır. Sulanan alanlar, dünya tarımsal üretiminin yaklaşık %40’ını sağlamaktadır. Bitkisel üretim değerinin yaklaşık %50–55’ini, sebze üretiminin %70’ten fazlasını, meyve üretiminin büyük bölümünü, pamuk, mısır, çeltik gibi stratejik ürünlerin neredeyse tamamını sulanan alanlar karşılamaktadır” dedi. "TARIM GIDA GÜVENLİĞİNİN TEMELİDİR" Tomar, Türkiye’nin kişi başına düşen su miktarının yaklaşık 1.300 m³ olduğunu ve önümüzdeki yıllarda bunun 1.000 m³’ün altına düşme riskine dikkat çekerek, “Bu gerçek, suyun her sektörde daha verimli yönetilmesini zorunlu kılmaktadır. Ancak çözüm; tarımı ötekileştirmek, üreticiyi suçlamak ya da tarımsal üretimi kısmak değildir” ifadelerini kullandı. Tarımın stratejik önemini vurgulayan Tomar, “Tarım; gıda güvenliğinin temelidir. Milli güvenlik açısından stratejik bir sektördür. Kırsal istihdamın ve sosyal dengenin ana unsurudur” diyerek pandemi süreci, Rusya-Ukrayna savaşı ve küresel krizlerin, gıda arzının enerji ve savunma sanayi kadar kritik olduğunu ortaya koyduğunu belirtti. "TARIM SEKTÖRÜ SUYU İSRAF EDEN BİR ALAN DEĞİL" Tomar, su sorunlarının kaynağını havza bazlı üretim planlamasının yetersizliği, su tüketimi yüksek ürünlerin yanlış bölgelerde yetiştirilmesi, açık kanalet sistemi ve vahşi sulama yöntemleri ile yeraltı suyunun kontrolsüz kullanımı olarak özetledi. Çözüm önerilerini de sıralayan Tomar, “Havza bazlı üretim planlaması yapmak, modern basınçlı sulama sistemlerini yaygınlaştırmak, su verimliliği yüksek üretim modellerine geçmek, arıtılmış atık suların tarımda kullanımını artırmak ve çiftçiyi teknoloji ile desteklemek doğru yaklaşımdır. Tarım sektörü ‘su israf eden bir alan’ değil, doğru yönetilmediğinde risk oluşturan bir alandır. Çözüm; üretimi azaltmak değil, verimliliği artırmaktır. Su politikaları ile tarım politikaları birlikte ele alınmalı; sürdürülebilir, bilimsel ve stratejik bir yönetim anlayışı benimsenmelidir” dedi. İLKER AĞIN: "SADECE ÜRETİM İLİŞKİLERİNİ DEĞİL, KAR VE ÇEVRENİN İLİŞKİLERİNİ DE BİRLİKTE DÜŞÜNMEK DEMEKTİR” Türkiye Ziraatçılar Derneği MYK Üyesi İzmir Şube Başkanı İlker Ağın, Bozdağ ve çevresinde altın aranmasının önünü açan ihaleye tepki gösterdi. Ağın, Tarım Bakanlığı’nın geçen yıl teoride kalan su merkezli tarım planlamasına işaret ederek, “Biz kuyularımızın ne kadar kaçak olduğunu, o kuyularda ne kadar su çekildiğini bilmeden, böyle sıcak bir iklimde Türkiye’nin Hollanda’sı olma iddiasındaki Küçük Menderes’e teslim etmenin nedenlerini ortadan kaldırmadan, aynı zamanda sularımızı kontrolsüzce ve hunharca tüketirken bir taraftan kirleterek ama bir taraftan da su fakirliğine doğru hızla ilerlediğimiz bir dönemde su varlıklarımız olan dağlarımızı, ovalarımızı, ormanlarımızı, özellikle madencilik faaliyetleri adı altında talan ederken bir taraftan kirletirken böyle bir planlamadan üretmek mümkün değil” ifadelerini kullandı. “SU VARLIKLARIMIZ HER YÖNÜYLE KORUNMALI” Ağın, madencilik faaliyetlerinin su kaynaklarını tahrip ettiğini vurgulayarak, “Su varlıklarımız her yönüyle korunmalı. Özellikle madencilik faaliyetleri adı altındaki su varlıklarımızın tahribatını hızla önüne geçirmeliyiz." dedi. “NE KADAR SU VARSA O KADAR TARIM VAR” Kuraklığa dayanıklı ürünlerin önemine dikkat çeken Ağın, “Hiçbir ürün birbirinin yüzde yüz ikamesi değildir. Su alabilen bir çiftçiden 11 birim ürün alabilirsiniz, kuraklığa dayanıklı ektiğiniz bir çeşit ise 5 birim verir. Ne kadar su varsa o kadar da tarım var. Bunu unutmamak gerekiyor” ifadelerini kullandı. “ÇİFTÇİ ÖRGÜTLÜ YAPILARLA DESTEKLENMELİ” Ağın, tarım planlamasında çiftçilerin örgütlü yapılarla desteklenmesinin önemini şöyle açıkladı: “Çiftçi ancak örgütlü bir yapı içerisinde hem kontrol edilebilir, hem planlanabilir, hem de her şey denetlenebilir. En başta bizim tarımda üreticilerimizin sağlıklı örgütlerle bu süreç üzerinden planlama yapması gerekiyor.” HAKAN ÇAKICI: “KAYNAKLAR DOĞRU KULLANILMIYOR” TMMOB Ziraat mühendisleri odası İzmir şube başkanı Hakan Çakıcı, arazi kullanım planlamasının Türkiye’de ihmal edildiğini belirterek, suya ve sağlıklı gıdaya erişimin üstün kamu yararı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Çakıcı, yerleşim alanları, tarım arazileri, sanayi bölgeleri ve maden sahalarının bilimsel esaslara göre planlanmamasının ciddi sorunlara yol açtığını ifade etti. “ARAZİ PLANLAMASI TÜRKİYE’DE YOK SAYILIYOR” Türkiye’de arazi planlamasına ilişkin bütüncül bir çalışma yapılmadığını dile getiren Çakıcı, “Bizim temelde anlattığımız konu arazi planlamasıdır. Suyun dağılımının planlanması, ürün desenlerinin hazırlanması gibi konular bunun içindedir. Ancak Türkiye’de maalesef arazi planlaması ile ilgili ciddi ve kapsamlı bir çalışma yapılmıyor” dedi. Arazi planlamasının; yerleşim alanlarının, tarım alanlarının ve sanayi bölgelerinin doğru konumlandırılmasını kapsadığını söyleyen Çakıcı, bu alanların birbirine karıştığını ve bunun da çevresel ve ekonomik sorunları büyüttüğünü belirtti. “TARIM ALANLARINA MADEN BASKISI PLANLAMA EKSİKLİĞİNİN SONUCUDUR” Özellikle altın madenleri üzerinden yaşanan tartışmalara dikkat çeken Çakıcı, “Tarım alanlarına madenlerin verdiği zarar gündeme geldiğinde, aslında planlama eksikliğiyle karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz” diye konuştu. Bu noktada kamu yararı kavramının doğru yorumlanması gerektiğini vurgulayan Çakıcı, sağlıklı suya ve sağlıklı gıdaya erişimin “üstün kamu yararı” olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. “SAĞLIKLI SU VE GIDAYA ERİŞİM ÜSTÜN KAMU YARARIDIR” Çakıcı, “Her zaman suya ulaşmak, sağlıklı suya ulaşmak ve sağlıklı gıdaya ulaşmak üstün kamu yararı terimiyle ön plana çıkmalıdır. Planlamayı bu önceliğe göre yapmak zorundayız” ifadelerini kullandı. Enerji ve maden ihtiyacı gibi gerekçelerle kısa vadeli çözümlere yönelmenin uzun vadede daha büyük sorunlar doğurduğunu belirten Çakıcı, vatandaşın sağlıklı yaşam hakkının göz ardı edilmemesi gerektiğini dile getirdi. “BAKANLIKLAR ARASI KOORDİNASYON YETERSİZ” Çevre, şehircilik ve iklim politikalarının birlikte ele alınması gerektiğini ifade eden Çakıcı, geçmişte bu başlıkların bir araya getirilmesi yönünde adımlar atıldığını ancak uygulamada beklenen bütüncül yaklaşımın sağlanamadığını söyledi. “Çevreye zarar vermeden, iklim değişikliğini de dikkate alarak tüm sürecin organize edilmesi gerekir” diyen Çakıcı, yanlış tarım politikaları ve günübirlik enerji çözümlerinin arazi kullanım planlamasını ikinci plana ittiğini kaydetti. Gelinen noktada temel sorunun kaynakların doğru planlanmaması olduğunu belirten Çakıcı, “Temelde kaynakların doğru kullanılmaması, planlamanın doğru yapılmamasından kaynaklanıyor. Bu nedenle hem su hem toprak hem de tarım alanları üzerindeki baskı artıyor” dedi. Çakıcı, arazi kullanım planlamasının bilimsel veriler ışığında ve kamu yararı öncelenerek yapılması gerektiğini söyledi.

Dijital İnsan Zirvesi Antalya’da Gerçekleşti Haber

Dijital İnsan Zirvesi Antalya’da Gerçekleşti

Dijital çağın insan üzerindeki etkileri ve sosyal medyanın geleceği, Antalya Ticaret ve Sanayi Odası (ATSO) ile Akdeniz Reklamcılar Derneği (ARD) iş birliğinde düzenlenen “Dijital İnsan: Sosyal Medyanın Geleceği – Geleceğin Sosyal Medyası” başlıklı zirvede ele alındı. ATSO Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Hacısüleyman’ın ev sahipliğinde gerçekleştirilen etkinlik, yoğun katılımla Antalya’da düzenlendi. Antalya'da Dijital Dönüşüm: ATSO ve ARD'den Yapay Zeka Destekli Zirve Zirveye; ATSO Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Hakan Pakalın, Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Murat Totoş, Yönetim Kurulu Üyeleri Özgür Karagöz, Mustafa Yayla ve Behçet Ülker, Meclis Katip Üyesi Göktuğ Şahin, Akdeniz Reklamcılar Derneği (ARD) Başkanı Emre Noyan, ARD Yönetim Kurulu Üyeleri Gizem Cantürk, Esra İmre Kılıç, Fulya Sarman, TOBB Antalya Kadın Girişimciler Kurulu İcra Komitesi Başkanı Serap Kocaoğlu’nun yanı sıra akademisyenler, iş dünyasının temsilcileri ve çok sayıda öğrenci katılım sağladı. Prof. Dr. Uğur Batı’nın küratörlüğünde düzenlenen zirvede; dijitalleşme, sosyal medya, algı yönetimi, yapay zekâ ve insan psikolojisi arasındaki ilişki, farklı disiplinlerden uzman isimler tarafından ele alındı. Katılımcılar, dijital dünyada insanın yalnızca bir kullanıcı değil, aynı zamanda aktif bir özne olarak nasıl konumlandığını tartışma fırsatı buldu. Zirvenin açılış konuşmasını yapan ATSO Yönetim Kurulu Başkanı Yusuf Hacısüleyman, etkinliğin yalnızca bir toplantı değil, bireyin kendisini ve dijital dünyadaki konumunu sorguladığı önemli bir farkındalık çalışması olduğunu vurguladı. Dijitalleşme ve teknolojiye dikkat çeken Hacısüleyman, “Bilgiye ulaşmak için kullandığımız dijital araçları bugün kendimizden bilgi vermek için kullanıyoruz. Sosyal medya, gerçeklikle kendi yarattığımız gerçeklik arasındaki farkı giderek daha görünür hâle getiriyor” dedi. Yapay zekâ ve otomasyonun iş dünyasındaki etkilerine de değinen Hacısüleyman, teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin insan faktörünün vazgeçilmez olduğunu ifade etti. ATSO ve ARD ortaklığında düzenlenen zirvenin bir özelliği de, zirvenin yapay zeka küratörlüğü ile gerçekleşmiş olmasıydı. Etkinlik kapsamında gün boyunca alanında uzman isimler, sosyal medyanın insan, toplum ve teknoloji üzerindeki etkilerini farklı başlıklar altında değerlendirdi. Davranış bilimci, akademisyen ve yazar Prof. Dr. Uğur Batı, “Sosyal Medya Çağında İnsana Ne Olacak?” başlıklı sunumunda dijital çağın insan davranışları üzerindeki dönüştürücü etkilerine dikkat çekti. Osman Demircan ise “Sosyal Medya Nereye Evriliyor? Platformdan Ekosisteme Dönüşüm” başlığıyla sosyal medyanın çok katmanlı bir yapıya evrildiğini anlattı. Günün ilk paneli olan “Sosyal Medyanın Geleceği, Geleceğin Sosyal Medyası” oturumunda; Khan Akademi Genel Müdürü Alp Köksal, dijital toplulukların yeni sosyal yapılar oluşturmadaki rolünü ele aldı. Yazar, uygulamacı fütürist ve Türkiye Teknoloji Liderleri üyesi Devrim Danyal, yapay zekânın iletişim biçimlerimizi nasıl dönüştürdüğünü anlattı. Psikolog, akademisyen ve yazar Prof. Dr. Bilge Uzun ise çocukların sosyal medya ile kurduğu ilişkinin psikolojik ve gelişimsel boyutlarını değerlendirdi. Microsoft MVP Ömer Çolakoğlu, yapay zekânın iş dünyası ve yaratıcılık alanındaki güncel kullanım örneklerini katılımcılarla paylaştı. Zirvenin son bölümünde gerçekleştirilen “Sosyal Medya Bağımlılık mı, Bağlılık mı?” başlıklı panelde; Nörolog, yazar ve beyin felsefecisi Dr. Timur Yılmaz sosyal medyanın beyin üzerindeki etkilerini ele alırken, yazar ve bilim insanı Murat Kaplan dijital mecralarda tanıklık ve sorumluluk kavramlarını değerlendirdi. Yazar, genetik uzmanı ve Marmara Üniversitesi Dekanı Prof. Dr. Korkut Ulucan ise sosyal medyanın biyolojik ve genetik etkilerine dair önemli değerlendirmelerde bulundu. “Dijital İnsan” zirvesi, dijital çağda bireyin, toplumun ve teknolojinin kesişim noktasına ışık tutan kapsamlı içeriğiyle katılımcılardan büyük ilgi gördü.

Tarım Yüzde 12,7 Küçüldü, Ekonomide Sağlıklı Büyüme Tartışması Haber

Tarım Yüzde 12,7 Küçüldü, Ekonomide Sağlıklı Büyüme Tartışması

Türkiye ekonomisi yılın üçüncü çeyreğinde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 3,7 büyüdü. TÜİK’in açıkladığı son verilere göre en büyük büyüme, düşük katma değer ve niteliksiz emek yoğun sektörlerin başında gelen inşaatta görüldü. Ancak enflasyonun ana etkenlerinden ve vazgeçilmez sektörlerden olan tarım ise yüzde 12.7 gibi rekor bir küçülme yaşadı. "EKONOMİNİN BÜYÜDÜĞÜNÜ SÖYLEMEK MÜMKÜN AMA SAĞLIKLI DEĞİL" Uzmanlar, “Büyümede öncü sektörün inşaat olması manidar. Tarım küçülürken ekonominin büyüdüğünü söylemek teknik olarak mümkün ama sağlıklı değil” dedi. Karar gazetesinin haberine göre art arda yaşanan konkordato ilanı ve iflaslara rağmen sanayi sektöründeki yüzde 6,5 büyümeyi de değerlendiren uzmanlar, “Sanayideki veriler sanayicinin şikayetleri ile örtüşmüyor” vurgusu yaptı. TEŞVİK EDİLMEYEN TARIM YÜZDE 12,7 KÜÇÜLDÜ TÜİK’in Türkiye ekonomisinin büyümesine yönelik açıkladığı son veriler 2023 vizyonunun tam tersine işaret etti. Yüksek teknoloji ve katma değerli büyümeyi öngören hükümet, günün sonunda niteliksiz sektörlerle büyümeyi seçti. Teknolojiye ağırlık verilmeyip teşvik edilmeyen tarım yüzde 12,7 küçülürken, kaynakların vasat sektörlere yönlendirilmesiyle inşaat ise yüzde 13.9 büyüdü. "BU TEMPODA DEVAM EDERSEK TÜRKİYE SATACAK ÜRÜN BULAMAYACAK" Vizyon 2023 strateji belgesinde 2023 itibariyle dünyanın en büyük 10’uncu ekonomisi olarak Türkiye’nin stratejik sektörleri arasında yüksek teknoloji, katma değerli ürün ve teknolojinin tüm imkanlarından yararlanılarak tarımda en yüksek verime ulaşmak hedefleniyordu. Ancak yılın üçüncü çeyreğine yönelik açıklanan büyüme rakamları yine vasat sektörlere bel bağlandığını gösterdi. Migros CEO’su Özgür Tort, çiftçinin kazanamadığı için üretimden çekildiğini belirterek, “Bu tempoda devam edersek Türkiye satacak ürün bulamayacak. Gıdasız kalma riski kapıda. Randımanlı üretim yoksa sıfır maliyetli bir ürünü İstanbul’da satmanın maliyeti 21 lira” uyarısında bulundu. "BOŞ EV SAYISI 2.2 MİLYONU GEÇMİŞ... TARIM KÜÇÜLÜYORSA GIDA FİYATLARINDA İSTİKRAR BEKLEMEK HAYAL" Verileri yorumlayan uzmanlar, kredi ve desteklerin tarıma değil, AVM ve inşaatlara aktığını söyledi. Türkiye’de boş ev sayısının 2.2 milyon adet olduğunu belirten uzmanlar, “2024’Te Türkiye’de, 138 milyon metrekare konut inşaatı bitmiş,180 milyon metrekare de yeni konut inşaatına ruhsat verilmiş. Boş ev sayısı 2.2 milyonu geçmişken bizim büyümede öncü sektörümüzün inşaat olması manidar. Tarımda dışa bağımlılığımız her geçen gün artıyorsa sağlıklı bir büyümeden bahsedemeyiz. Tarım küçülürken ekonominin büyüdüğünü söylemek teknik olarak mümkün ama sağlıklı değil. Çünkü tarım küçülüyorsa gıda fiyatlarında istikrar beklemek hayal. Bu gidişatın maliyeti ağırlaşıyor. İleride daha da ağır olacak” dedi. HİZMET SANAYİYİ SOLLADI Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan verilere göre, Gayrisafi Yurtiçi Hasıla (GSYH) Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarını kapsayan üç aylık dönemde, bir önceki üç aylık döneme göre yüzde 1,1 büyüdü. Yıllık büyüme ise yüzde 3,7 oldu. GSYH’yi oluşturan faaliyetler incelendiğinde; 2025 yılı üçüncü çeyreğinde bir önceki yıla göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak; finans ve sigorta faaliyetleri yüzde 10,8 ile inşaattan sonra büyüyen ikinci sektör oldu. Bilgi ve iletişim faaliyetleri yüzde 10,1, ürün üzerindeki vergiler eksi sübvansiyonlar yüzde 9,6, diğer hizmet faaliyetleri yüzde 7,1, sanayi sektörü yüzde 6,5, ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek hizmetleri yüzde 6,3, mesleki, idari ve destek hizmet faaliyetleri yüzde 4,4, gayrimenkul faaliyetleri yüzde 4,2, kamu yönetimi, eğitim, insan sağlığı ve sosyal hizmet faaliyetleri yüzde 2,1 arttı. Uzmanlar sanayideki büyümenin hizmet sektörünün gerisinde kaldığını belirterek, “Emek yoğun sektörlerden biri de tekstildi ve maalesef bu sektör inşaat kadar şanslı değildi. Destek almadığı için fabrikalar kapısına bir bir kilit vurdu. Sanayicinin de durumu iç açıcı değil. Buna karşın yine de büyüme gösterebilmiş. Açıkçası sanayideki veriler sanayicinin şikayetleri ile örtüşmüyor” vurgusu yaptı. Son veriler tüketim trendinin ise yavaşladığını ama azalmadığını parası olanın harcamasını tam tersi artırdığını gözler önüne serdi. Kamu harcamalarında ise, bütçede 2 çeyrekte bir miktar yavaşlama olmasına karşın son aylarda bu kalemde de artış dikkat çekti. ŞİMŞEK DURUMU DEĞERLENDİRDİ Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, 3. çeyrek büyüme rakamlarını değerlendirdi. Şimşek, “Tüketim ve yatırımlar yılın ilk yarısında olduğu gibi dengeli bir görünüm sergiledi. İnşaat yatırımlarındaki olumlu seyrin yanı sıra üretim kapasitemiz açısından kritik önemde olan makine ve teçhizat yatırımları yüzde 11,3 arttı. Bu dönemde küresel ticaretteki görece zayıf seyrin de etkisiyle net dış talep büyümeyi 1 puan sınırladı. Cari açığın milli gelire oranı ise yüzde 1,3 ile sürdürülebilir seviyede kalmaya devam etti. Büyümenin son çeyrekte ılımlı seyretmesini ve 2025 yılında Orta Vadeli Program’ın sınırlı üzerinde gerçekleşmesini öngörüyoruz. Dezenflasyon sürecini de olumsuz etkileyen kuraklık ve don gibi arz yönlü şokların etkilerini azaltmak amacıyla; verimliliği artıracak, sulama altyapısını güçlendirecek ve kaynakların daha etkin kullanılmasını sağlayacak çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Özellikle emek yoğun sektörlerde zayıf seyreden üretimi canlandırmak ve istihdamı korumak amacıyla reel sektöre yönelik desteklerimize devam ediyoruz” dedi.

30 Metre Derinde 6 Ton Tarım Ürünü Üretildi Haber

30 Metre Derinde 6 Ton Tarım Ürünü Üretildi

İstanbul Kapalı Dikey Tarım Uygulama Merkezi, 30 metre derinlikte, toprak kullanılmadan ve gün ışığı olmadan üretim yaparak dikkat çekiyor. İl Tarım ve Orman Müdürü Suat Parıldar, iki yıl içinde 6 tondan fazla ürün elde ettiklerini belirtti. Merkez, ürünlerin yetiştirilmesinde kullanılan sistemlerin yanı sıra su tasarrufu ve çevre dostu üretimle öne çıkıyor. Parıldar, bitkilerin ihtiyaç duyduğu ışığın özel aydınlatma sistemleriyle sağlandığını, besin elementlerinin ise sulama suyuyla bitkilere verildiğini aktardı. Bu yöntemle pestisit kullanılmadan üretim yapılabiliyor, yılın 365 günü ürün yetiştirilebiliyor. KENT İÇİNDE UCUZ VE TAZE ÜRÜN 2022 yılında açılan merkez, Kağıthane Belediyesi ve İGSAŞ'ın ortak desteğiyle lojistik maliyetlerini düşürerek kentte yaşayanların taze ve uygun fiyatlı sebzelere ulaşmasını hedefliyor. Merkezde, 275 metrekarelik üretim alanında 40-100 kat daha fazla ürün elde edilebiliyor. Merkezde yapılan 88 farklı denemeden elde edilen veri setleri, yeni yatırımcılarla ücretsiz paylaşılıyor. Parıldar, bu merkezdeki asıl hedefin bilgi ve veri üretmek olduğunu, bu verilerin tarımsal üretim süreçlerini geliştirmede büyük rol oynayacağını ifade etti. GELECEĞİN TARIMI ZİYARETÇİLERE AÇIK 10 binden fazla ziyaretçiye kapılarını açan merkez, öğrenci ve araştırmacılara eğitim fırsatları sunuyor. Parıldar, gelecekte ilaç sanayisi için bitki üretimi gibi farklı projeleri de hayata geçirmeyi planladıklarını açıkladı. Kapalı Dikey Tarım Uygulama Merkezi, yüksek verimlilik ve yenilikçi tarım yöntemleriyle Türkiye’nin tarımda geleceğine ışık tutuyor.

İTO Başkanı Avdagiç: 2025 Enflasyonla Mücadelenin Kazanıldığı Yıl Olmalı Haber

İTO Başkanı Avdagiç: 2025 Enflasyonla Mücadelenin Kazanıldığı Yıl Olmalı

Gıda ve Hizmet Enflasyonu Öne Çıkıyor İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, Aralık ayında manşet enflasyonun %1 ile son beş yılın en düşük seviyesine ulaştığını belirtti. Ancak taze meyve-sebze fiyatlarında yıllık %70, hizmet enflasyonunda ise %66 artış olduğunu vurguladı. "Gıda fiyatlarının dünya genelinde düşüş gösterdiği bir ortamda, Türkiye’de %70’lerde seyreden artışın kabul edilebilir bir açıklaması olamaz," diyen Avdagiç, tarımsal üretimi artırmanın ve fiyat istikrarını sağlamanın kritik olduğunu ifade etti. Kredi Politikalarının Yeniden Değerlendirilmesi Gerekli Avdagiç, enflasyonla mücadelede kredi piyasasına yönelik makro ihtiyati düzenlemelerin önemine de değindi. "KOBİ'lere yönelik kredi artış hızının limitlerinin yükseltilmesi olumlu bir adım. Üretim, yatırım ve ihracat kredilerinin maliyetlerini düşürecek düzenlemeler yapılmalıdır," dedi. Teknoloji, Rekabetin Anahtarı Haline Geldi Avdagiç, teknolojinin ekonomik rekabette belirleyici faktör olduğunu söyledi: "Teknolojide geri kalan alanlardaki katma değer açığı, üretim artışı yerine fiyat artışlarına neden oluyor ve bu durum kalıcı enflasyonist baskılar yaratıyor." İstanbul Ücretliler Geçinme İndeksi Güncelleniyor 1 Şubat 2025 itibarıyla yeni içerikle yayımlanacak olan İstanbul Ücretliler Geçinme İndeksi, değişen tüketim alışkanlıkları ve yeni ürünleri kapsayacak şekilde yenilendi. Araştırmada, hane halkı tüketim verileri genişletilerek 12 ana harcama grubu ve 493 madde içeren bir sepet oluşturuldu. Bu değişiklikler, enflasyon ölçümünde daha hassas bir yaklaşım sunmayı hedefliyor.

Tarım Sigortalarında 2025 Prim Düzenlemeleri ve Yenilikler Haber

Tarım Sigortalarında 2025 Prim Düzenlemeleri ve Yenilikler

Türkiye İş Bankası’nın Adana Çiftçiler Birliği’nin katkılarıyla düzenlediği "Çiftçi Buluşması" etkinliğinde TARSİM (Tarım Sigortaları Havuzu) Genel Müdürü Bekir Engürülü, tarım sigortalarındaki son durumu ve 2025 yeniliklerini paylaştı. Çiftçilerin yoğun katılımıyla gerçekleşen toplantıda, sürdürülebilir tarım, iklim değişikliği ve tarımsal üretim planlaması konularına dikkat çekildi. İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE YENİ NORMAL Engürülü, iklim değişikliğinin tarıma olan etkilerini vurgulayarak, ekstrem hava olaylarının arttığını ve buna uygun üretim planlamasının şart olduğunu söyledi. "İklim değişikliği denilince insanların büyük bölümü sadece şunu anlıyorlar. ‘Ya havalar ısınıyor iklim değişiyor galiba’. Havanın ısınması önemli değil. Havadaki 1-2 derecelik ısınma ekstrem iklim olaylarına neden oluyor. Yani bizim normal olarak alıştığımız yağış rejimi bozuluyor. Bir ayda yağması gereken yağış bir anda düşüyor" dedi. Çözüm yollarının tartışılması gerektiğini aktaran Engürülü, "Sürdürülebilir üretim için bu yeni normale uygun üretim deseni üretim planlamasını yapmak zorundayız. Buna uygun tohum geliştirmek zorundayız" diye ekledi. 2024’TE REKOR SİGORTA PRİMLERİ VE ÖDEMELER Engürülü, geçen yıl TARSİM’in 17,3 milyar TL prim üreterek 8 milyar TL hasar tazminatı ödediğini, bu yıl ise primlerin 27 milyar TL’ye, hasar ödemelerinin ise 12 milyar TL’ye ulaşacağını belirtti. Türkiye’nin tarımsal üretiminin yüzde 39’unun TARSİM garantisi altında olduğunu vurguladı. Türkiye'nin tarımsal sigortalama alanında ABD, Kanada ve İspanya ile birlikte dünyada en iyi dört ülkeden biri olduğunu söyledi. 2025 YENİLİKLERİ: DAHA GENİŞ TEMİNATLAR Geyik zararları sigorta kapsamına alınırken, "Yaban Domuzu Zararı" teminatı "Yabani Hayvanlar" olarak genişletildi. Patateste fide yapraklanma döneminde don zararı teminat kapsamına alındı. Mantar üretiminin yaygınlaşmasıyla, bu ürün de teminat kapsamına alındı. Ayçiçeğinde dünyada ilk kez kuraklık teminatı verileceği açıklandı. Gelir Koruma Sigortası kapsamına, buğdaydan sonra arpa da dahil edildi. Ormana yakın bölgelerde ağaç sigortasının önemine dikkat çekildi. ÜRETİCİLERE ÖZEL İNDİRİMLER Planlı üretim yapanlara poliçe primi üzerinden yüzde 10 indirim, Sözleşmeli üretim yapanlara yüzde 15 indirim, Su kısıtlı bölgelerde yüzde 10 destek indirimi verileceği belirtildi. İNDİRİM UYGULANACAK ÜRÜNLER İndirim kapsamına alınacak ürünler; buğday, arpa, ayçiçeği, mısır, nohut, pamuk, mercimek, kolza (kanola), patates, fasulye (kuru), soğan, soya, aspir, mısır (silajlık), yonca, yulaf (yeşil ot), fiğ, korunga, tritikale (yeşil ot), çayır otu, İtalyan çimi (yeşil ot), çavdar (yeşil ot), arpa (yeşil ot), buğday (yeşil ot) ve sorgum (silajlık) olarak açıklandı. TARIMIN STRATEJİK ÖNEMİ VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK TARSİM’in dünyanın en iyi dört uygulamasından biri olduğunu belirten Engürülü, üreticilerin karşılaştığı riskleri poliçelerle yönetmenin önemine değindi. Yeni dönemde çiftçilerin bilinçli sigortacılık yaparak hem üretimlerini hem de gelirlerini güvence altına alması hedefleniyor. HAYVAN SİGORTALARINDA GELİŞMELER 2025’te büyükbaş hayvan sigortalarında kapsam genişletildi. 20 Ay ve üzeri dişi süt sığırları tarifesinde, yavru atma teminatı kapsama dahil edildi. 20 ay ve üzeri süt sığırları tarifesinde Devlet Desteği Oranı yüzde 50’den yüzde 60’a yükseltildi. Bakanlığın belirlediği süt ve besi havzası illerinde, poliçe primi üzerinden yüzde 10 oranında "Tarımsal Üretim Planlaması" indirimi uygulanması kararlaştırıldı. Süt havzası illeri; Amasya, Bitlis, Bingöl, Çorum, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Muş, Tokat, Tunceli iken; Besi havzası illeri ise; Ağrı, Ardahan, Artvin, Bayburt, Bingöl, Bitlis, Elazığ, Erzincan, Erzurum, Gümüşhane, Hakkari, Iğdır, Kars, Malatya, Muş, Sivas, Şırnak, Tunceli, Van olarak biliniyor. Büyükbaş Hayvan Hayat Sigortası tarifesinde, 7 yaş ve 9 yaş için sigortalanan hayvanın geçmiş 3 yıllık poliçe döneminde kesintisiz sigortalanması koşulu kaldırılıp, yaş kategorisi risk çarpanı bu kapsamda revize edildi. Tüm hayvan hayat sigortası branşlarında, sözleşmeli üretim indirimi yüzde 10’a çıkarıldı. Ayrıca, ipek böcekçiliği de sigorta kapsamına alındı. Etkinlikte ayrıca sürdürülebilir tarım ve çiftçilerin sorunları ele alındı. Tarım sigortalarındaki detaylar, üreticilerin gelecekteki risklere daha hazırlıklı olmasını sağlayacak adımları içeriyor.

Türk ve Alman İş Dünyası İzmir’de Buluştu: Yeni Yatırımlar Kapıda Haber

Türk ve Alman İş Dünyası İzmir’de Buluştu: Yeni Yatırımlar Kapıda

İzmir Ticaret Odası’nda düzenlenen Türk-Alman Yatırım ve İş Birliği Günü, Türkiye ile Almanya arasındaki ticari ilişkileri daha da güçlendirmek amacıyla rekor bir katılımla gerçekleştirildi. Almanya Federal Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği, İzmir Ticaret Odası (İZTO) ve Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) iş birliğiyle düzenlenen etkinliğe, 250 İzmirli firma ile 32 Alman firması katıldı. Toplamda 350'den fazla ikili iş görüşmesi yapılarak yeni iş birliklerinin temelleri atıldı. Toplantının açılışına Almanya Federal Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Sibylle Katharina Sorg, T.C. Dışişleri Bakanlığı İzmir Temsilcisi Büyükelçi Yeşim Kebapcıoğlu, İzmir Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mahmut Özgener ve Ege Bölgesi Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar katıldı. SORG: "ALMAN YATIRIMCILARIN DİKKATİ İZMİR'DE" Almanya Federal Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Sibylle Katharina Sorg, İzmir’in coğrafi konumu, doğrudan uçuş imkânı ve modern altyapısıyla Alman yatırımcıların ilgisini çektiğini belirtti. Türkiye'de 8.300’den fazla Alman sermayeli şirket bulunduğunu ifade eden Sorg, İzmir’in bu firmalar için önemli bir merkez olduğunu söyledi. Sorg, "İzmir ekonomisi inşaattan enerjiye, teknolojiden telekomünikasyon ve gıdaya kadar geniş bir yelpazede şekilleniyor. Bu geniş yelpaze de Alman firmaların dikkatini çekiyor. İzmir, Türkiye ve Almanya ilişkilerinde önemli bir role sahip. İzmir’de bağımsız bir Başkonsolosluğumuzun olması bu ilişkilerin ne denli önemli olduğunun da bir göstergesi. Türkiye’de 8300’den fazla Alman sermayeli şirket faaliyet göstermektedir. Bu şirketlerin önemli bir kısmı ise otomotiv ve yenilenebilir enerji sektörlerine ilgi duymaktadır" dedi. KEBAPCIOĞLU: "ALMANYA'DAKİ TÜRK TOPLUMU İLİŞKİLERİMİZİN TEMEL UNSURU" Dışişleri Bakanlığı İzmir Temsilcisi Büyükelçi Yeşim Kebapcıoğlu, Türkiye ile Almanya arasındaki ilişkilerin yoğun ve çok boyutlu olduğuna dikkat çekti. İki ülkenin yakın ortak ve müttefik olduğunu vurgulayan Kebapcıoğlu, "Dış ilişkilerimiz açısından Almanya’nın, aramızdaki bağların çeşitlilik ve zenginliği bakımından ön sıralarda yer aldığını söylemek mümkün. Almanya’daki Türk toplumu ilişkilerimizi özel yapan başlıca unsurdur" dedi. Kebapcıoğlu, Almanya'da toplumun her kesiminde, bilimden spora, üretimden pazarlamaya kadar üstün başarılar gösteren Türklerin, iki ülke arasındaki bağların güçlenmesine önemli katkı sunduğunu belirtti. Türkiye'de faaliyet gösteren Alman şirketlerinin ve ülkede yaşayan Alman vatandaşlarının da bu ilişkilerde olumlu bir rol üstlendiğini ifade etti. ÖZGENER: "ALMANYA, TÜRKİYE'NİN EN ÖNEMLİ EKONOMİK PARTNERİ" İzmir Ticaret Odası Başkanı Mahmut Özgener, Almanya'nın Türkiye'nin en önemli ekonomik ortaklarından biri olduğunu söyledi. Almanya’nın Türkiye ihracatındaki payının yüzde 12 seviyesinde olduğunu belirten Özgener, 2024 yılı Ocak-Eylül döneminde Almanya'ya 15.3 milyar dolarlık ihracat, 19.8 milyar dolarlık ithalat gerçekleştirildiğini vurguladı. "2024 yılı sonunda ihracatımızın; geçmiş üç yılda 17-19 milyar dolar bandında gerçekleşen rakamları geride bırakacağını öngörüyoruz" diyen Özgener, Almanya, Almanya'dan iş insanlarının Türkiye'ye gelişinde yaşanan vize sorunlarına değinerek bu konuda destek beklediklerini ifade etti. BERLİN YAPAY ZEKA MODELİ, İZMİR’E TAŞINACAK Özgener, Almanya ile teknoloji, dijital dönüşüm ve yapay zeka alanında ortak projeler gerçekleştirmek istediklerini söyledi. Berlin Yapay Zeka ve Dijitalleşme Merkezi’nde yapılan incelemelerin ardından, bu modeli İzmir’e taşımaya karar verdiklerini açıkladı. Bu girişimle, İzmir’in kentsel planlamasına ve afet yönetimine katkı sağlanması hedefleniyor. YORGANCILAR: "İZMİR TEDARİK ZİNCİRİNİN GÜÇLÜ BİR PARÇASI OLABİLİR" Ege Bölgesi Sanayi Odası Başkanı Ender Yorgancılar, Almanya ile ilişkilerde vize sorununa dikkat çekti. Vize randevularının uzun sürdüğünü ve bu durumun iş insanlarının fuar ve teknik gezilerine katılımını engellediğini söyledi. Yorgancılar, "Ticaret hacmimizi karşılıklı olarak büyütmek için de vize sorununu çözümlememiz öncelik arz ediyor. Vize için randevu alma süreci maalesef ki çok uzun, randevu alabildikten sonraki bekleme süreci de uzuyor, vize alabilenlerin çoğu kısa süreli vize alabiliyor veya red görüyor. Üyelerimiz fuarlara gidemiyor, teknik ekiplerimiz makine kurulumu için vize alamıyor. Almanya vize red oranı ile listemizde 7. sırada. Ve Almanya’dan en fazla red yiyen şehir; Almanya'nın 1. sıradaki ticaret partneri olan İzmir" sözlerinin ardından Büyükelçilikten destek talebinde bulundu. Yorgancılar, Türkiye’nin küresel tedarik zincirinde önemli bir konumda olduğunu belirtti. "Türkiye, Almanya firmaların değer zincirinde önemli bir tedarikçidir. Türkiye ve İzmir olarak, tüm avantajlarımızla küresel tedarik zincirlerinin güçlü bir parçası olmaya adayız. Türkiye’nin batıya açılan kapısı İzmir’de, toplam 2.300 ürün üretilmekte olup, bu veri tabanına kayıtlı ürünlerin yüzde 58,6’sına denk gelmektedir" dedi. TÜRK VE ALMAN İŞ DÜNYASINA KATKI SAĞLAYACAK DÖRT ÖNEMLİ SUNUM Etkinlikte, Türk ve Alman iş dünyasını bilgilendirecek önemli sunumlar yapıldı. AHK Alman-Türk Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Pınar Ersoy, TD-IHK Türk-Alman Ticaret ve Sanayi Odası Genel Sekreteri Okan Özoğlu, GTAI Germany Trade and Invest Türkiye Temsilcisi Katrin Pasvantis ve BASF Türkiye CEO’su ve TÜSİAD Almanya Çalışma Grubu Başkanı Tolga Demirözü etkinlikte konuşma yapan diğer isimler oldu. Bu sunumlarda, Türk ve Alman firmaları arasındaki ticari iş birliği potansiyelini artırmak için atılabilecek adımlar ele alındı. Almanya'nın yatırım fırsatları ve Türkiye'nin üretim gücü hakkında detaylı bilgiler verildi. İKİLİ GÖRÜŞMELERDE 350'DEN FAZLA YENİ İŞ BAĞLANTISI Türk-Alman Yatırım ve İş Birliği Günü, iki ülke arasında yeni iş fırsatları yaratmayı başardı. 250 İzmirli firma ile 32 Alman firma arasında gerçekleştirilen 350'nin üzerinde birebir iş görüşmesi, taraflar arasında güçlü iş birliklerinin temelini attı. Görüşmelerin, teknoloji, dijitalleşme, otomotiv, makine, enerji ve gıda sektörlerinde yoğunlaştığı bildirildi. Bu etkinlik, Almanya ve Türkiye arasındaki ekonomik ilişkileri daha da ileriye taşımayı amaçlayan önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Vize sorunlarının çözülmesi ve dijital dönüşüm projelerinin hızlandırılmasıyla birlikte, bu iş birliklerinin daha da artması bekleniyor.

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.