Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Türkiye

AGRONEWS - Türkiye haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Türkiye haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Türkiye, çam balı üretiminde dünya lideri oldu Haber

Türkiye, çam balı üretiminde dünya lideri oldu

Edremit ilçesinde. Kazdağları Dereli Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı İlhan Deveci, Türkiye'nin çam balı üretiminde birinci sırada olduğunu söyledi. Yaşanan kuraklıkların basralı çam ağaçlarının kesilmesine neden olduğunu kaydetti. Kazdağları Bal Ormanının ad mimarı olan İlhan Deveci yaptığı açıklamada, "Yaşanan küresel ısınma, kuraklıklar, basralı çam ağaçlarının kesilmesi ve yangınlarla yok olan çam ağaçları bu üretimimizi olumsuz etkiliyor. Bizler "Kazdağı Dereli Tarımsal Kalkınma Kooperatifi" olarak çam balı üretiminin bölgemizde ve ülkemizde artışının sürmesi için 4 yıldır çaba sarf ediyoruz. Bundan yaklaşık 50 yıl önce bölgenin en önemli çam balı üretim merkezi olan "Kazdağı Bal Ormanında" bugün maalesef bu üretim yapılamıyor. Yukarıda ifade ettiğiniz nedenlerle bu üretim durmuş vaziyette. Son yıllarda bu doğrultuda yaptığımız çalışmalar meyvelerini vermeye başladı. Çam Balı nektarını "Basra Böceği" üretiyor. O anlamda bu böcek Türkiye için stratejik öneme sahiptir. Kazdağı Bal Ormanına bu böceği farklı yöntemler kullanarak yerleştirmeye devam ediyoruz. Bu konuda çok önemli deneyim ve bilgiye de sahip olduk. Çam ağaçlarının olduğu tüm Bal Ormanlarında Basra Böceğinin yaygınlaşması, Basra böceğinin doğal olarak bulunduğu çam ormanlarının ise "Bal Ormanı" yapılarak korunması gerekmektedir. Bu ülkemiz için bir zorunluluk haline gelmiştir. Bereketli olsun inşallah" sözlerine yer verdi.

Çiftçilere 300 ton tohum desteği verildi Haber

Çiftçilere 300 ton tohum desteği verildi

Tarım ve Orman Bakanlığı, Kayseri Valiliği ve Kayseri Büyükşehir Belediyesi iş birliğiyle yürütülen 'Tarım Arazilerinin Kullanımının Etkinleştirilmesi Projesi' çerçevesinde düzenlenen törende, 660 ton tohum çiftçilere teslim edildi. Kur’anı Kerim tilaveti ve dualarla başlayan Tarım Arazilerinin Kullanımının Etkinleştirilmesi Projesi Tohum Temin Töreni’ne Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Memduh Büyükkılıç’ın yanı sıra Kayseri Vali Vekili Adnan Türkdamar, Talas Belediye Başkanı Mustafa Yalçın, Akkışla Belediye Başkanı Mustafa Dursun, Kayseri İl Tarım ve Orman Müdürü Bülent Saklav, Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Hüseyin Beyhan, Genel Sekreter Yardımcıları, daire başkanları, Kayseri Damızlık Sığır Yetiştiricileri Birlik Başkanı Günay Çakı, ziraat odası başkanları, muhtarlar ve çiftçiler katıldı. Kadir Has Kültür Merkezi otoparkında düzenlenen törende konuşan Başkan Büyükkılıç; Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan elim olaydan dolayı hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dileyerek, Türk milletine ve acılı ailelere baş sağlığı temenni edip, yaralılara acil şifalar diledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çıkartmış olduğu yasa ve yetkilerle, sadece belediye hizmetlerinin dışında diğer alanlarda da ülkenin kalkınmasına yönelik hizmetler gerçekleştirdiğini ifade eden Büyükkılıç, Kayseri’nin tarım ve hayvancılık şehri olduğunu kaydetti. Tarım ve hayvancılığın yanı sıra Kayseri’nin turizm alanında da kendisinden söz ettirdiğini, bu sezon Erciyes Kayak Merkezi’ne 3 milyon 300 bin ziyaretçi ağırladığını belirten Başkan Büyükkılıç, sözlerini şöyle sürdürdü; "Daha önce Avrupa’nın en iyi şehri ünvanı ile Altın bayrak ödülünü almıştık. Bu defa Dünya Spor Başkentliği olma yolunda başvurumuzu yapmıştık, Avrupa’dan heyet incelemek üzere geldi, Kayseri’mizde misafir ediliyor, spor yazarlarımız şehrimizi en güzel şekliyle tanımlıyor. Bu da yetmiyor, şehrimizi Türk Cumhuriyetleri arasında kültürün başkenti olma yönünde çabalarımızı sürdürüyoruz. Yatırımdan yatırıma, hizmetten hizmete koşan, 16 ilçemizi de ayrıştırmayan bir anlayış ile çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla insanı yaşat ki devlet yaşasın felsefesiyle ötekileştirmeden hizmet ediyoruz." Büyükkılıç, Kartal Katlı Kavşağı projesinden de bahsederek, 9 ay gibi süre içerisinde projenin tamamlanacağını belirterek, kent genelinde gerçekleşen ulaşım yatırımlarını da anlattı. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın selamlarını ileten Başkan Büyükkılıç, "Arı, tavuk, manda, koyun veriyoruz, Mevla’m bereketleniyor. Binlerce koyunu verdik, koyunların 150 bini aştığı söyleniyor. Tarım İl Müdürlüğümüz ile uyum içerisinde Bakanlığımız ve Valiliğimiz önderliğinde her projede ‘biz de varız’ diyoruz" ifadelerini kullandı. Büyükkılıç; Sultan Sazlığı Kuş Cenneti’ni canlandıracak hem de sazlık çevresindeki mahallelerde tarımsal üretime güç katacak önemli bir projeyi de hayata geçirdiklerini vurgulayarak, "Biriz, beraberiz, hep beraber Kayseri, hep beraber Türkiye’yiz" dedi. Kayseri İl Tarım ve Orman Müdürü Bülent Saklav da Kayseri ekim alan büyüklüğünde Türkiye’de 5’inci sırada olduğunu, üretim miktarında Kayseri’nin yine 5’inci sırada olduğunu, ilk 10 içerisinde 24 tane ürün olduğunu ve 32 tane de coğrafi işaretli ürünleri olduğunu anlattı. Saklav, yaklaşık 500 bin dekar atıl olan nadas araziyi tarımsal üretime kazandırdıklarını söyleyerek, "Bakanlığımız olarak 2026’da bugün yaklaşık 300 ton, Büyükşehir Belediyemiz olarak da 365 ton nohut, aspir, yeşil mercimek, kuru fasülye ve dörtlü karışım tohumu dağıtacağız" dedi. Büyükşehir belediyesine ayrı bir sayfa açmak gerektiğine vurgu yapan Müdür Saklav, şöyle konuştu; "Büyükşehir Belediyemiz son 5 yılda Kayserili çiftçilere 1 milyar 200 milyon TL’lik destek gerçekleştirdi, canlı hayvan, tohum, makine ekipman, gübre, arı, kanatlı hayvan vermiş, mera ıslahında bulunmuş, tarımsal destekleri çiftçilere aktarmış, Başkanımız Memduh Büyükkılıç’a ve tüm ekibine teşekkür ediyoruz." "Çiftçi sizinle gurur duyuyor" Kayseri Ziraat Odaları İl Koordinasyon Kurulu Başkanı Abdulkadir Güneş ise Kayseri’nin sanayi ve ticaret şehri olarak bilindiğini son yıllarda artık tarım ve hayvancılık alanında da ilk 5’te olduklarını kaydetti. Başkan Büyükkılıç’a ‘iyi ki varsınız’ diyen Güneş, "Başkanımıza çok teşekkür ediyoruz. Çiftçi sizinle gurur duyuyor. Her yerde emeğiniz var, sadece tohum değil, arazi yollarında, ekipmanlarda her yerde emeğiniz var. Türkiye’de en çok tarıma destek veren Kayseri Büyükşehir Belediyesi’dir" diye konuştu. Konuşmaların ardından çiftçilere tohum dağıtımı gerçekleştirilirken, üreticiler de bu projeden dolayı Başkan Büyükkılıç’a teşekkür ettiler. Proje kapsamında dağıtılan tohumlar; 200 ton nohut, 100 ton aspir, 60 ton yem bitkisi karışımı olmak üzere toplam 360 tona ulaştı. Bu destekle yaklaşık 45 bin dekar tarım arazisinin yeniden üretime kazandırılması hedefleniyor. Toplam maliyeti 19 milyon 320 bin TL olan projenin yarısı Kayseri Büyükşehir Belediyesi tarafından hibe olarak karşılanırken, kalan yüzde 50’lik kısım üreticiler tarafından üstlenildi. Destekler, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yürütülen "Planlı Ekim Projesi" kapsamında, ÇKS’ye kayıtlı çiftçilere verildi. Bu sayede hem planlı üretimin yaygınlaştırılması hem de tarımsal verimliliğin artırılması amaçlanıyor.

Bakan Yumaklı: Tarıma 938 milyar TL destek Haber

Bakan Yumaklı: Tarıma 938 milyar TL destek

Bakan Yumaklı, Kastamonu'da Ilgaz Dağı'ndaki bir otelde düzenlenen "Uluslararası Çiftçi Örgütleri Çalıştayı ve Forumu"nda yaptığı konuşmada, foruma Kırgızistan, Tacikistan, İtalya, Moldova, Azerbaycan, Gürcistan ve Hindistan'dan üretici birliklerinin katıldığını söyledi. Tarımsal üretimin sadece üretim faaliyeti olmanın ötesine geçtiğini belirten Yumaklı, "Tarımsal üretimin ulusal güvenliğin, ekonomik istikrarın ve toplumsal refahın temel dayanaklarından biri haline geldiği hepimizin malumudur. Ancak içinde bulunduğumuz ve yeni normal olarak tariflediğimiz tepkiler tarım sektörünü derinden ve çok boyutlu risklerle yüzleştirecek etkiye sahip durumda." diye konuştu. Bu risklerin başında küresel iklim krizi geldiğine dikkati çeken Yumaklı, "Bunun en sert etkisini geçtiğimiz yıl ülkemizde zirai don hadisesinde yaşadık. Bu yıl da geçtiğimiz yılın vermiş olduğu tedirginlikle hava olaylarını takip ettik. Bu hafta, geçtiğimiz haftanın başından itibaren büyük bir risk içeriyordu. Zirai dona karşı ne yapılması gerekiyorsa onları yaptılar. Sıcaklık değişiklikleri de bizim beklediğimiz kadar büyük oranda gerçekleşmedi. Genel itibarıyla zirai don hadisesi yaşanmadı ancak lokal olarak bazı yerlerde oldu. Bu da üretimimizi büyük ölçüde etkileyecek bir unsur taşımıyor çok şükür." ifadelerini kullandı. Kuraklığın son dönemde önemli bir sorun olmaya devam ettiğini anlatan Yumaklı, "Bir de madalyonun diğer yüzü var. O da kuraklık. Bir taraftan zirai donu, diğer taraftan kuraklığı konuşuyoruz. Küresel iklim değişikliğinin iki önemli etkisi. Her bir derecelik artışın tarımsal üretimde yüzde 8'lik kayba sebep olduğuna dair veriler var. Bu tablo hem çiftçilerimizin hem gıda sistemlerimizin sellerle, kuraklıkla, hastalıklarla, zararlılarla daha fazla mücadele edeceği bir dönemi bize gösteriyor." dedi. Yumaklı, savaşın tarım ve ekonomiye önemli etkileri bulunduğuna işaret ederek, şöyle devam etti: "Bugün yakın coğrafyamızda İran ve Amerika Birleşik Devletleri, İsrail çatışması, enerji ve gübre maliyetlerinde çok önemli maliyet baskısını tarımsal üretimin üzerine getirmiş durumda. Bununla birlikte Türkiye'nin son yıllarda izlemiş olduğu etkin dış politika ve ileriye dönük stratejik yaklaşımlar sayesinde bu tür dalgalanmalara karşı güçlü duruş sergilemiş durumdayız. Bu noktada açıkça ifade etmek isterim ki üreticimiz müsterih olsun, tüketicilerimiz endişe etmesin, sanayicilerimiz de gönül rahatlığıyla yoluna devam etsin. Türkiye bu süreçte hamdolsun, gıda arz güvenliğiyle ilgili hiçbir sıkıntı yaşamamıştır, yaşamayacaktır. Bunun en önemli nedeni de Türkiye'nin geliştirdiği çoklu tedarik stratejileridir. Proaktif yaklaşım ve küresel şoklara karşı güçlü koruma kalkanıdır." "TARIMIN GELECEĞİ GÜÇLÜ ÜRETİCİ ÖRGÜTLERİNDEN GEÇMEKTEDİR" Türkiye'nin etrafındaki ateş çemberine rağmen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde barış adası ve güvenli liman olma özelliğini sürdürdüğünü vurgulayan Yumaklı, şunları söyledi: "Türkiye, dünyadaki bütün gelişmeleri doğru okumaktadır ve sürdürülebilir stratejiler üretmeye devam edecektir. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da her hal ve koşulda devletimiz, bakanlığımız üreticimizin yanında olmuştur, olmaya devam edecektir. Bu doğrultuda 2025'te destekler, zirai don ile ilgili telafiler ve yatırım teşvikleriyle birlikte tarım sektörüne aktarılan kaynak 706 milyar lirayı bulmuştur. 2026 yılında bu çıtayı biraz daha yukarı çıkardık. Sulama yatırımlarından kredi süspansiyonlarına kadar bütün destek ve teşviklere kadar toplam 938 milyar liralık finansmanı sektöre sağlamış durumdayız. Tarım sektöründe elbette önümüzdeki dönemde en çok üzerinde duracağımız hususlar üretici örgütlerinin süreçte daha aktif rol almasıdır. Özellikle üretici organizasyonlarının değerlendirilmesiyle ilgili 2 yıl önce çalışma başlatmıştık. Şuna canıgönülden inanıyoruz, tarımın geleceği güçlü üretici örgütlerinden geçmektedir. Kooperatifler ve tarımsal örgütler sadece ekonomik bir birlikteliği ifade etmez, aynı zamanda üreticinin alın terini ve emeğini koruyan bir vazife, görev ve misyon edinmek zorundadır." Bakan Yumaklı, güçlü ölçekli üreticilerin pazarda söz sahibi olması, rekabet gücünün artması ve gelir istikrarının sağlanabilmesinin sadece ve sadece güçlü üretici örgütleriyle mümkün olduğunun altını çizerek, şöyle konuştu: "Üretimin sürekliliğini sağlayan, tedarik zincirini güçlendiren ve kriz anlarında sistemi ayakta tutan da eğer güçlüyse bu yapılardır. Bu manada üretici örgütleri güçlü üretim demektir, güvenli gıda arzı demektir ve bütün bunlar güvenli geleceğin inşası anlamına gelir. Özellikle üretici örgütlerinin derecelendirmesinde daha kurumsal, daha şeffaf, daha rekabetçi ve sürdürülebilir olunmasını istiyoruz. Üretici örgütlerine birer temsil makamı olarak bakmıyoruz. Bu doğrultuda hem kendi üyelerinin hem de ülkemizin tarımsal geleceğini daha yukarıya taşıyacak olan üretici örgütlerinin kendilerini bir kez daha kontrol etmelerini istirham ediyorum. Bugün ulaştığımız noktada birinci dereceye ulaşan üretici örgütleri bizden sadece bir belge almıyor. Aynı zamanda başarı hikayesini oluşturmuş, güven göstergesini ifade etmiş oluyor ve gelecek inşa ediyorlar. Bu yapılar çiftçimizin özellikle pazardaki gücünü tahkim edebilmesi, üretim zincirini sağlamlaştırması ve ülkemizin gıda güvenliğini sağlaması açısından çok önemli. Örgütlü tarımsal üretim bir tercih değil, zorunluluktur. Bu nedenle hem desteklerimiz hem teşviklerimiz hem de reformlarımızla üretici örgütlerimizi hep birlikte çalışarak daha güçlü, daha dayanıklı, sürdürülebilir hale getireceğiz." Programa Kastamonu Valisi Meftun Dallı, Tarım Reformu Genel Müdürü Osman Yıldız, Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (IFAD) Bölge Direktörü Naoufel Telahigue ile üretici birliklerinin temsilcileri katıldı. Bakan Yumaklı ve katılımcılar, daha sonra kooperatiflerinin yöresel ürünlerinin sergilendiği tezgahları inceledi.

Sertifikalı tohum üretimi 1,3 milyon tonu aştı Haber

Sertifikalı tohum üretimi 1,3 milyon tonu aştı

Tarım ve Orman Bakanlığı verilerinden derlenen bilgilere göre, Türkiye'de sertifikalı tohum çalışmaları, yüksek verim ve kalite hedefiyle Bakanlık denetiminde, özel sektör ve Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM) tarafından yürütülüyor. Sertifikalı tohumlar, Bakanlıktan "Tohumculuk Kuruluşu Belgesi" almış özel firmalar ve TİGEM tarafından, tohum yetiştirici belgesi sahipleriyle sözleşmeli olarak üretiliyor. Tohumlar tarla incelemesi, hasat sonrası numune alma, laboratuvar analizleri ve etiketleme aşamalarından geçerek sertifikalandırılıyor. Tarımsal üretimin tüm aşamalarında verimlilik ve kaliteyi önceliklendiren Türkiye, sertifikalı tohum ihracatını artırmak ve yerli tohum kullanımını yaygınlaştırarak tarımsal verimliliği en üst düzeye çıkarmayı hedefliyor. Türkiye, bu alandaki çalışmalara hızla devam ederken, üretimdeki artış oranlarıyla, tohum ve tohum geliştirme konusunda dünyada otorite ülkelerden biri olarak öne çıkıyor. Sertifikalı buğday tohumu üretimi rekor kırdı Bu doğrultuda, 2015 yılında 896 bin 298 ton olan sertifikalı tohum üretimi, yüzde 50,7 artışla 1 milyon 350 bin 627 tona ulaştı. Türkiye'de, 2015'te 484 bin 204 ton olan sertifikalı buğday tohumu üretimi, geçen yıl yüzde 32,3 artarak tüm zamanların rekorunu kırdı ve 640 bin 829 tonla en yüksek seviyesine çıktı. Sertifikalı arpa tohumu üretimi, 2015 yılında Türkiye'de 125 bin 18 ton seviyesindeyken, 2025 yılında yüzde 31,8 artarak 164 bin 835 tona yükseldi. Ülkede, sertifikalı mısır tohumu üretimi 2015 yılında 56 bin 671 ton iken geçen yıl yüzde 5,5 azalarak 53 bin 534 ton, çeltik tohumu üretimi 2015 yılında 8 bin 945 ton seviyesindeyken yüzde 32,1 artışla 11 bin 818 ton, patates tohumu üretimi 2015 yılında 175 bin 397 ton iken yüzde 106,6 artışla 362 bin 331 ton olarak hesaplandı. Sertifikalı nohut tohumu üretimi 2015 yılında 2 bin 305 ton seviyesindeyken yüzde 702,3 artışla 18 bin 494 tona, kuru fasulye tohumu üretimi 2015 yılında 109 ton iken yüzde 1773 artışla 2 bin 42 tona, mercimek tohumu üretimi 1140 ton iken yüzde 1046 artışla 13 bin 64 olarak kayıtlara geçti. "Üretimdeki yükseliş, sektörün eriştiği kapasiteyi gösteriyor" Türkiye Tohumcular Birliği (TÜRKTOB) Yönetim Kurulu Başkanı Kayhan Yıldırım, Türkiye'de sertifikalı tohum üretimine ilişkin açıklamalarda bulundu. Birleşmiş Milletler (BM) Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından yayımlanan rapora göre, 2050 yılına kadar bugünden daha fazla gıdaya ihtiyaç duyulacağını aktaran Yıldırım, bütün bu süreçlerin merkezinde, tohumculuk sektörünün yer aldığını anlattı. Yıldırım, sertifikalı tohum üretimindeki yükselişe işaret ederek, sektörün, teknik altyapı, üretim gücü ve kurumsal birikimindeki gelişime dikkat çekti. Bu yükselişin, Türkiye'nin tohumculukta kendi üretim gücünü daha da sağlamlaştırdığını kaydeden Yıldırım, özellikle 2020 sonrasında yüksek üretim seviyesine ulaşıldığını ve 2022 yılında kaydedilen 1 milyon 361 bin 336 tonluk üretimin, sektörün eriştiği kapasiteyi ortaya koyduğunu vurguladı. "İsrail'den tohum almıyoruz" Çiftçilerin, sertifikalı tohum kullanma alışkanlığının artırılmasının, sektör açısından büyük önem taşıdığına dikkati çeken Yıldırım, şunları kaydetti: "Sertifikalı tohum üretimindeki tablo, sektörümüzün son 10 yılda istikrarlı biçimde büyüdüğünü açıkça ortaya koymaktadır. 2015 yılında 896 bin ton seviyesinde olan üretimin, 2025 itibarıyla 1 milyon 350 bin tonun üzerine çıkması, üretim altyapımızın, teknik kapasitemizin ve sektörümüzün kurumsal birikiminin önemli ölçüde güçlendiğini göstermektedir. Bu artış, yalnızca miktarsal bir büyüme değil, aynı zamanda Türkiye'nin tohumculukta kendi üretim gücünü tahkim ettiğinin de somut göstergesidir." Yıldırım, Türkiye'nin, İsrail'den tohum aldığı iddialarına da değinerek, "Türkiye, tohumculukta güçlü ülkelerden birisi haline geldi. 117 ülkeye tohum ihraç ediyoruz. İsrail'den tohum almıyoruz, yerli üretim kapasitemizle, iç talebi büyük oranda karşılayabiliyoruz." ifadelerini kullandı.

Artvin Bal Çalıştayı’nda Prof. Kandemir: “Arı yoksa hayat yok” Haber

Artvin Bal Çalıştayı’nda Prof. Kandemir: “Arı yoksa hayat yok”

"Artvin'in altın değeri bal" temasıyla Nihat Gökyiğit Kongre Merkezi'nde düzenlenen "Bal Çalıştayı" düzenlendi. Çalıştayda konuşma yapan Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İrfan Kandemir, Türkiye'nin, doğal kaynakları, biyolojik çeşitliliği ve ekosistem zenginliğiyle dünyanın sayılı ülkelerinden biri olduğunu söyledi. Avrupa'da yaklaşık 2 bin bitki türü bulunduğunu ifade eden Kandemir, "Türkiye'de bu sayı 12 bin civarındadır. Üstelik bunun yaklaşık 3 bin 500'ü endemiktir. Bu zenginlik arıcılık açısından da büyük bir avantajdır" diye konuştu. Artvin'in Macahel bölgesinde uzun yıllar arıcılık üzerine çalışmalar yaptığını dile getiren Kandemir, buranın bilimsel yolculuğa başladığı yer olduğunu vurguladı. Kafkas arısının tescil sürecine ilişkin geçmiş yıllarda yaptıkları çalışmalar hakkında katılımcılara bilgi veren Kandemir, şu değerlendirmede bulundu: "Bu çalışmalar sadece bir kez yapılıp bırakılacak çalışmalar değil, süreklilik gerektirir. Biz de bu sürekliliği sağladık. 1998'de elde ettiğimiz verilerle, 2023'te yapılan çalışmaların sonuçlarının büyük ölçüde örtüştüğünü görüyoruz. Bu ne demek? Kafkas arısının Artvin'de, özellikle Camili bölgesinde genetik olarak korunmaya devam ettiğini gösterir. Bu bizim için son derece önemli bir başarıdır. Bugün şunu gururla söyleyebilirim, dünyada yerli arı ırkını en iyi koruyan ülkelerden biri Türkiye'dir. Neden koruyoruz? Çünkü arı yoksa tarım, gıda ve hayat yok. Bizim hedefimiz sadece Kafkas arısını değil, Türkiye'deki tüm yerli genetik kaynakları korumaktır. Çünkü bu sadece arıcılık meselesi değil, aynı zamanda bir gelecek meselesidir." Vali Vekili İsmail Erdoğan ise Artvin'in zengin florası, Macahel Biyosfer Rezerv Alanı ve ekolojik çeşitliliği ile arıcılık faaliyetleri açısından ülkenin en önemli merkezlerinden biri olduğunu söyledi. Artvin'de 2 bin 700'den fazla bitki türü bulunması ve endemik türlerin fazlalığının arıcılıkta bölgeye önemli avantajlar sunduğunu belirten Erdoğan, "Hatila" ve "Arhavi kestane" ballarına coğrafi işaret tescili aldığını, "Kabaca", "Macahel" ve "Ardanuç Yeşil" bal çeşitlerine de coğrafi işaret alınması çalışmalarının devam ettiğini anlattı. Saf Kafkas arı ırkının Artvin balını hem kalite hem de özgünlük açısından ayrı bir noktaya taşıdığını ifade eden Erdoğan, "Geçtiğimiz yılın verilerine göre, 112 bin civarında aktif koloni bulunmaktadır. Yıllık 1400 tona yaklaşan üretimiyle Artvin balı şehrimizde önemli bir ekonomik değer oluşturmaktadır" dedi. Artvin Ticaret Borsası Başkanı Osman Akyürek de Artvin balının ulusal ve uluslararası alanda daha güçlü bir marka haline gelmesi için çaba sarf ettiklerini söyledi. Valilik koordinesinde, Artvin Çoruh Üniversitesi, Artvin Ticaret ve Sanayi Odası, Artvin Ticaret Borsası ile Arı Yetiştiricileri Birliği işbirliğiyle organize edilen çalıştayda, Kafkas arısının gen merkezi olan Artvin'de sektörün gelişmesi için yapılması gerekenler ele alındı. Hacettepe Üniversitesi Arı ve Arı Ürünleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Aslı Özkırım'ın yönettiği çalıştay, çevresel sorunlar ve verim, balda kalite ve gıda güvenliği ile pazarlama konularındaki sunumlarla tamamlandı.

Tarım ve hayvancılık Karacabey’de buluştu Haber

Tarım ve hayvancılık Karacabey’de buluştu

Tarım ve hayvancılık sektörü, 14. Tarım, Hayvancılık ve Gıda Fuarı'nda bir araya geldi. Karacabey Belediyesi öncülüğünde Ömer Matlı Kapalı Pazar Yeri’nde yoğun katılımla gerçekleştirildi. Türkiye’nin dört bir yanından sektör temsilcilerini, üreticileri ve ziyaretçileri bir araya getiren fuar, 80 bine yaklaşan ziyaretçi sayısı, kapsamı ve içeriğiyle dikkat çekti. Toplam 12 bin metrekarelik alanda kurulan fuarda 200’ün üzerinde marka yer alırken, katılımcılar tarım ve hayvancılık alanındaki en yeni teknolojileri yakından inceleme fırsatı buldu. Modern tarım ekipmanlarından akıllı sulama sistemlerine, hayvancılık teknolojilerinden gıda üretim çözümlerine kadar geniş bir yelpazede ürünlerin sergilendiği fuar, sektörün gelişimine ışık tuttu. “Karacabey, Türkiye’nin en önemli üretim merkez” Tarım ve hayvancılıkla özdeşleşmiş yapısıyla bilinen Karacabey, bu büyük organizasyon sayesinde bir kez daha sektörün önemli merkezlerinden biri olduğunu ortaya koydu. Fuar kapsamında alanı ziyaret eden Karacabey Belediye Başkanı Fatih Karabatı, stantları tek tek gezerek katılımcılarla ve vatandaşlarla bir araya geldi. Başkan Karabatı, Karacabey’in tarım ve hayvancılıkta Türkiye’nin en önemli üretim merkezlerinden biri olduğunu vurgulayarak, “Karacabey, verimli toprakları ve güçlü üretim altyapısıyla ülkemizin tarımda lokomotif bölgelerinden biridir. Düzenlediğimiz bu fuar ile hem üreticilerimizi en yeni teknolojilerle buluşturuyor hem de sektör temsilcileri arasında güçlü iş birliklerinin kurulmasına katkı sağlıyoruz. Yoğun katılım bizleri son derece memnun etti. Önümüzdeki yıllarda fuarımızı daha da büyüterek uluslararası bir platforma taşımayı hedefliyoruz” dedi.

Tarım ve gıda için 'kriz masası' kurulsun önerisi Haber

Tarım ve gıda için 'kriz masası' kurulsun önerisi

Başta tarım olmak üzere bir çok disiplinde araştırmalar yapan bilim insanlarının bir araya geldiği Tarımsal Bilgi Platformu, ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasıyla bozulan küresel dengelerin Türkiye’ye tarım ve gıda güvencesi alanında etkisinin azaltılması amacıyla 11 maddeden oluşan bir önlemler dizisi hazırladı. Kısa ve orta vadede(3 ay/9 ay) alınabilecek önlemlerin toplumsal kaygının azaltılması ve çiftçinin karar verme süreçlerinin rahatlatılması açısından önemine değinilen raporda, Türkiye’nin öncelikli olarak bir kriz masası oluşturması gerektiği belirtildi. Raporda öne çıkan bir başka önemli husus ise Rusya Ukrayna savaşındaki Tahıl Koridoruna benzer, Enerji Gıda Tarım Koridoru oluşturması gerektiği vurgulandı. Tarımsal Bilgi Platformu tarafından, karar alma mekanizmasına yol gösterici nitelikle hazırlanan 11 maddelik öneriyi içeren rapor şöyle: 1. “Enerji, Gıda ve Tarım Kriz Masası” kurulsun Hazine ve Maliye, Tarım ve Orman, Enerji, Ticaret, Ulaştırma Bakanlıkları, BOTAŞ, TMO, EPDK TC Merkez Bankası, TC Ziraat Bankası ve TZOB günlük verilerle ve yüksek reflekslerle aynı masa etrafında toplanmalı-çalışmalı; mazot, gübre, yem, elektrik, sulama, navlun-lojistik ve temel gıda fiyatları için erken uyarı sistemi kurulmalıdır. Avrupa Birliği savaş kaynaklı enerji ve gıda fiyatları oynaklığı karşısında dağınık kurum tepkisi yerine merkezî koordinasyon oluşumu ile süreci izliyor. 2. “Kaygı Yönetim Birimi” oluşturulsun Üretici, tüketici, tarım-gıda sektör bileşenleri, lojistik tedarikçileri, vd. savaşın yarattığı fiyatlar, darboğazlar karşısında büyük kaygı içindedirler. Geleceğin belirsizliği bu kaygıyı daha da artırıyor. Toplumu rahatlatacak, sektöre güven verecek, kaygıları azaltacak bir birimin oluşturulması, sürekli kamuoyu bilgilendirmesi üretimin devamlılığı ve sektörel dinamizm asından gereklilik gösteriyor. 3. Çiftçiye “Üretim Hedefli Destek Paketleri” verilsin Savaş süreci ve devamındaki 2-3 yılda bitkisel üretimde bulunan, hayvancılık faaliyeti içinde yer alan çiftçilere sulama, enerji-elektrik, akaryakıt, gübre, pazara erişim desteklerinde bulunulması ve gıda fiyatlarını dizginleyici bir planlama yapılması hedeflenmelidir. Ayrıca, geniş tabanlı vergi indirimi ve çiftçi borçlarını erteleme-faizlerinden vazgeçme gibi sürükleyici desteklerle de bunlar güçlendirilebilir. ÇKS’ye ve/veya üretici örgütlerine kayıtlı üreticilere ekili alan, ürün deseni ve sulama yoğunluğuna göre dijital mazot iadesi yapılabilir ve desteklerin doğrudan üretime yansıması sağlanabilir. Gübre ve mazot fiyatlarındaki aşırı artışın etkisini hafifletmek için tarımsal destek bütçesi ivedi olarak yükseltilmeli, İlkbahar-Yaz dönemi ekimlerde gübre ihtiyacı düşük olan baklagiller, yem bitkileri gibi ürünlerin üretimini teşvik için destekler artırılmalıdır. Tarımsal desteklerin zamanında ödenmesi üretim motivasyonunu koruyacaktır. Stratejik ürünlerde ihracatın sınırlandırılması ve ihtiyaç duyulan alanlarda hızlı ithalat yapılması arz dengesini destekleyecek ve fiyat şoklarına dirençliliği artıracaktır. 4. “Gübre İçin Tedarik Çeşitlendirmesine” gidilmelidir FAO’ya göre savaş gübre ve enerji tedarik sistemlerini bozmuştur. Üre fiyatları hızla yükseliyor. Türkiye’de Hindistan, Rusya, Belarus, Fas ve Endonezya gibi alternatif kaynaklara yöneldiğini aktarıyor. Türkiye’de de özellikle üre ve DAP’ta kaynak tedarik kanallarının çeşitlendirmesine gitmelidir. Burada liman önceliği, geçici gümrük/vergisel esneklik ve kamu koordinasyonunda toplu alım mekanizması kurulmalı ve spekülatif kazançlar denetlenmelidir. Ayrıca geleceğin belirsizliği ve fiyat hareketliliği karşısında kritik yazlık ekim ve bakım dönemi için mevsimlik üre, DAP ve yem hammaddesi stokunu hedeflemeli ve oluşturmalıdır. Yerli gübre üretiminin artırılması, alternatif gübre uygulamalarının yaygınlaştırılması ve hayvansal atıkların değerlendirilmesi önem taşımaktadır. Ürün deseni daha az girdi gerektiren yapıya dönüştürülmelidir. 5. “Yem ve Hayvancılık Kırmızı Hat” desteği oluşturulmalıdır Enerji ve gübre şoku, yem ve nakliye maliyetleri hayvancılığı derinden etkiliyor. Bu nedenle hayvancılıktaki kırılganlığın önüne geçmek için özellikle gıda güvencesini önceleyen süt ve besi hayvancılığına yönelik yem kredisi, yem hammaddesi ithalatında hızlandırılmış gümrük, faiz sübvansiyonu ve soğuk zincir elektrik ve akaryakıt desteği sağlanmalıdır. 6. “Buğday, Arpa, Mısır ve Bakliyatta İç Stok” oluşturulmalıdır Bu, TMO üzerinden güven verici iç stoklama politikası ile uygulamaya koyulmalıdır. Panik alımları ve stokçuluk piyasada fiyatları bozar, yükseltir. Türkiye’de temel gıdalarda düzenli iç stok oluşturulmalı ve stok bilgisi de paylaşılmalıdır. TMO satış takvimini önden ilan etmeli ve gerekirse belirli ürünlerde piyasaya kontrollü ürün vererek beklenti enflasyonunun belini kırmalıdır. 7. “Enerji ve Gıda-Tarım Ticaret Koridoru” oluşturmalıdır Bu her şeyden önce lojistik ve sigorta maliyetlerine karşı bir önlemdir. Savaş riski ve nakliye sigortası ve Hürmüz Boğazı geçiş maliyetleri büyük sorun haline gelmiştir. Türkiye gübre, yem hammaddesi, akaryakıt ve tahıl için öncelikli navlun-finansman-depolama-sigorta destekli bir “enerji ve gıda-tarım ticaret koridoru” oluşturmalıdır. Bunun için gerekiyorsa da kamu bankaları üzerinden kısa ve orta vadeli ticaret finansmanı sağlanmalıdır. 8. “Dar Gelirliler İçin Gıda Sepeti Destek Paketi” oluşturulmalıdır Dar gelirli tüketici için temel gıda sepetinde hedefli destek, okul beslenmesi, belediye tedarik ağları ve kooperatif satış kanalları genişletilmelidir. Çünkü enerji ve girdi şoku yalnızca çiftçiyi değil, tüketiciyi de vuruyor ve bundan dolayı iki tarafı aynı anda koruyan paketler devreye konulmalıdır. Bu aynı zamanda gıda enflasyonuna karşı sosyal politikanın bir gereğidir. 9. “Belediyelerde Acil Destek Karşılama Merkezleri” oluşturulmalıdır Savaş koşullarının getirdiği üretim ve tüketim koşullarının zorlaşması ve belirsizleşmesi nedeniyle belediyelere daha fazla sorumluluk düşmektedir. Özellikle gıda tedarikinde, su temininde, ulaşım koşulların sürekliliğinde, yaşlılara bakımda, tarımsal girdi sağlanmasında belediyelerin sadece kendi bütçeleri ile değil merkezi hükümetin kaynak aktarımı yoluyla hizmetlerini artırması ve çeşitlendirmesi sağlanmalıdır. Artan akaryakıt zamları ve fiyatları karşısında toplu ulaşımda çok daha fazla devreye girmeli ve vatandaşı yönlendirici rol oynamalıdır. 10. “Tarımsal Üretim ve Ürünler Güvence” altına alınmalıdır Türkiye son yıllarda iklim değişikliğinden kaynaklı üretim şokları yaşamaktadır. Çiftçinin kayıpları artmaktadır, tüketici daha yüksek fiyatlarla tarımsal ürünlere erişim sağlayabilmektedir. Savaş ortamında çiftçinin kendisini ve ürünlerini güvende hissedebilmesi için önümüzdeki 2-3 yıl sürecince bitkisel üretim ve hayvancılığa yönelik TARSİM uygulamaları yayınlaştırılmalıdır. TARSİM, içinden geçtiğimiz bu zor süreçte sadece ÇKS’ye kayıtlılık temelinde tüm üretim alanları için sigorta uygulamalarına gitmeli ve devlet eliyle prim desteğinde bulunulmalıdır. 11. “Kısa-Orta-Uzun Vadeli Şoklara Dirençli Stratejiler” geliştirilmelidir Şimdiye kadar ortaya konulan acil önlem paketlerine dayanarak ortaya konulan kısa-orta-uzun vadeli politikalarda şunlar ön plan çıkmaktadır; Kısa vadede temel öncelik üretimin devamlılığı ve çiftçinin gelir güvencesidir. Savaşın etkisiyle artan enerji fiyatları gübre ve mazot maliyetlerini yükseltmiş, çiftçinin kararlarını doğrudan etkilemiştir. Bu nedenle girdi desteklerinin artırılması, çiftçi borçlarının ertelenmesi ve uygun finansman mekanizmalarının devreye alınması kritik önemdedir. Desteklerin zamanında ödenmesi üretim güvencesi için önemlidir. Temel stratejik ürünlerde ihracatın sınırlandırılması ve ihtiyaç duyulan alanlarda hızlı ithalat yapılması arz dengesini destekleyecektir. Ulusal stok yönetiminin güçlendirilmesi de fiyat dalgalanmalarını sınırlamak açısından gereklidir.

Türkiye, İtalya’dan tereyağı aldı Haber

Türkiye, İtalya’dan tereyağı aldı

İç piyasada hayvansal yağ fiyatlarında yaşanan hareketlilik, Et ve Süt Kurumu’nu (ESK) harekete geçirdi. Edinilen bilgilere göre kurum, piyasadaki arz sıkıntısını aşmak amacıyla İtalya’dan tereyağı ithalatı gerçekleştirdi. SANAYİCİ İSTEDİ, ESK "KENDİM YAPARIM" DEDİ İthalat sürecinde en dikkat çeken detay ise sanayicilerin talebi oldu. Sektör temsilcilerinin ithalat izni talebine olumsuz yanıt veren ESK, süreci tamamen kendi bünyesinde yürüterek dış alımı gerçekleştirdi. İthal edilen bu tereyağlarının sanayiciye hammadde olarak verilmeyeceği, doğrudan perakende kanallarıyla nihai tüketiciye ulaştırılacağı öğrenildi. İTHALATIN GEREKÇESİ: KREMA VE SÜT TOZU KRİZİ Piyasa uzmanları, tereyağı fiyatlarındaki artışın ve arz yetersizliğinin temelinde "süt tozu" stratejisini görüyor. Son dönemde süt tozu üretiminin azalmasıyla birlikte, yan ürün olan krema arzında ciddi bir düşüş yaşandığı belirtiliyor. İç piyasada yeterli krema bulunamaması tereyağı üretimini kısıtlarken, bu durum fiyatların da kontrolsüz yükselmesine neden olduğu kaydediliyor. İTHALAT MALİYETİ BİLİNMİYOR ESK’nın İtalya’dan gerçekleştirdiği bu operasyonun maliyeti ise henüz netleşmedi. İthal edilen tereyağının hangi fiyat aralığından yapıldığı bilinmezken, ürünlerin piyasaya hangi fiyattan sürüleceği şimdiden merak konusu oldu. İTHALAT YETKİSİ SADECE ESK’YA VERİLMİŞTİ Daha önce 31 Aralık 2025 tarihine kadar tereyağı ve krema ithalatına izin verilmeyeceği bildirilmişken, geçtiğimiz Ocak ayında yayınlanan yeni talimatla bu durum esnetilerek ithalatta yetki sadece Et ve Süt Kurumu'na verilmişti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.