TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Türkiye

AGRONEWS - Türkiye haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Türkiye haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

2026-2035 Ulusal Su Planı yürürlükte: 10 yıllık hedefler Haber

2026-2035 Ulusal Su Planı yürürlükte: 10 yıllık hedefler

Resmi Gazete'de yayımlanan karara göre, Türkiye'nin su kaynaklarının yönetimi için hazırlanan en üst ölçekli strateji belgesi olan Ulusal Su Planı (2026-2035) uygulamaya konuldu. Plan, iklim değişikliği ve artan su talebi baskısı altında, suyun tüm sektörlerdeki (tarım, içme suyu, sanayi) kullanımını "su-gıda-enerji-ekosistem" bağı çerçevesinde ele alıyor. Planda Öne Çıkan Temel Stratejiler ve Hedefler: Tarımsal Sulamada Dönüşüm: Planda, tarımsal sulama randımanının artırılması temel hedef olarak belirlendi. Mevcut açık sistemlerin kapalı sistemlere dönüştürülmesi, modern sulama yöntemlerinin (basınçlı sulama) yaygınlaştırılması ve sulama birliklerinin teknik kapasitelerinin artırılması öngörülüyor. Arıtılmış Atık Suların Kullanımı: Kısıtlı olan su kaynaklarına alternatif olarak, kentsel ve endüstriyel arıtılmış atık suların tarımsal sulamada ve sanayide kullanımının artırılmasına yönelik teknik ve yasal altyapı çalışmalarına hız verilecek. Kuraklık ve Risk Yönetimi: İklim değişikliği senaryoları baz alınarak havza bazlı "Kuraklık Yönetim Planları"nın etkinleştirilmesi hedefleniyor. Plan kapsamında, su kısıtı bulunan havzalarda suyun tahsisinin önceliklendirilmesi ve kriz anlarında uygulanacak protokoller netleştirildi. Yasal ve Kurumsal Yapı: Su yönetimi alanındaki çok başlılığın giderilmesi amacıyla mevzuatın sadeleştirilmesi, "Su Kanunu" çalışmalarının plan dönemi içerisinde tamamlanması ve kurumlar arası koordinasyonun güçlendirilmesi stratejik amaçlar arasında yer alıyor. Su Verimliliği Seferberliği: Endüstriyel tesislerde su geri kazanımı, içme suyu şebekelerindeki kayıp-kaçak oranlarının kademeli olarak düşürülmesi ve kamuoyunda su tasarrufu bilincinin oluşturulması için izlenecek takvim planda yer aldı. Uygulama ve İzleme Süreci Ulusal Su Planı (2026-2035) kapsamındaki tüm faaliyetler, Tarım ve Orman Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü koordinasyonunda, ilgili tüm bakanlıklar ve yerel yönetimlerin iş birliğiyle takip edilecek. Plan, her yıl sonunda yapılacak değerlendirmelerle güncel ihtiyaçlara göre revize edilebilecek.

2026-2035 Ulusal Su Planı yürürlükte: 10 yıllık hedefler Haber

2026-2035 Ulusal Su Planı yürürlükte: 10 yıllık hedefler

Resmi Gazete'de yayımlanan karara göre, Türkiye'nin su kaynaklarının yönetimi için hazırlanan en üst ölçekli strateji belgesi olan Ulusal Su Planı (2026-2035) uygulamaya konuldu. Plan, iklim değişikliği ve artan su talebi baskısı altında, suyun tüm sektörlerdeki (tarım, içme suyu, sanayi) kullanımını "su-gıda-enerji-ekosistem" bağı çerçevesinde ele alıyor. Planda Öne Çıkan Temel Stratejiler ve Hedefler: Tarımsal Sulamada Dönüşüm: Planda, tarımsal sulama randımanının artırılması temel hedef olarak belirlendi. Mevcut açık sistemlerin kapalı sistemlere dönüştürülmesi, modern sulama yöntemlerinin (basınçlı sulama) yaygınlaştırılması ve sulama birliklerinin teknik kapasitelerinin artırılması öngörülüyor. Arıtılmış Atık Suların Kullanımı: Kısıtlı olan su kaynaklarına alternatif olarak, kentsel ve endüstriyel arıtılmış atık suların tarımsal sulamada ve sanayide kullanımının artırılmasına yönelik teknik ve yasal altyapı çalışmalarına hız verilecek. Kuraklık ve Risk Yönetimi: İklim değişikliği senaryoları baz alınarak havza bazlı "Kuraklık Yönetim Planları"nın etkinleştirilmesi hedefleniyor. Plan kapsamında, su kısıtı bulunan havzalarda suyun tahsisinin önceliklendirilmesi ve kriz anlarında uygulanacak protokoller netleştirildi. Yasal ve Kurumsal Yapı: Su yönetimi alanındaki çok başlılığın giderilmesi amacıyla mevzuatın sadeleştirilmesi, "Su Kanunu" çalışmalarının plan dönemi içerisinde tamamlanması ve kurumlar arası koordinasyonun güçlendirilmesi stratejik amaçlar arasında yer alıyor. Su Verimliliği Seferberliği: Endüstriyel tesislerde su geri kazanımı, içme suyu şebekelerindeki kayıp-kaçak oranlarının kademeli olarak düşürülmesi ve kamuoyunda su tasarrufu bilincinin oluşturulması için izlenecek takvim planda yer aldı. Uygulama ve İzleme Süreci Ulusal Su Planı (2026-2035) kapsamındaki tüm faaliyetler, Tarım ve Orman Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü koordinasyonunda, ilgili tüm bakanlıklar ve yerel yönetimlerin iş birliğiyle takip edilecek. Plan, her yıl sonunda yapılacak değerlendirmelerle güncel ihtiyaçlara göre revize edilebilecek.

Limonda hasat dönemi: Kadınların yoğun mesaisi devam ediyor Haber

Limonda hasat dönemi: Kadınların yoğun mesaisi devam ediyor

Türkiye'de yaş sebze ve meyve üretiminde önemli bir yere sahip Mersin'de limon hasadının sonuna gelindi. Limon deposu olarak bilinen Erdemli ilçesinde hem hasatta hem de tesislerdeki ayrıştırma ve paketleme de binlerce tarım işçisi çalışıyor. Eylül ayı ile birlikte hasadın başladığı bölgede Mart ayında sezon bitme aşamasına geliyor. Toplanan limonlar iç ve dış piyasaya satılırken, önemli bir bölümü de yazın tüketilmek için soğuk hava depolarına alınıyor. Binlerce ailenin ekmek yediği limonun yetiştirilmesinden, hasadına, ayrıştırmasından paketlemesine kadar ki bölümde çalışanların yüzde 70'ini ise kadınlar oluşturuyor.Geçen yıl sezonda bahçede kilogramı 5 ile 10 TL olan limon, bu sene 35 ile 50 TL arasında alıcı buldu. "Bir çok ülkeye ihraç ediliyor" Limon deposu Mersin'de hasat sonuna geldiklerini belirten üretici esnaflardan Murat Topal, son hasatların yapıldığını ancak tesislerde yoğun mesainin sürdüğünü söyledi. Topal," Hasat edilen depoya alınan ürünler tesiste tek tek ayrıştırılıp başta yurt içinde İstanbul'dan Diyarbakır'a Van'dan Ankara'ya kadar yurdun her yerine gönderiliyor.Bunun yanı sıra Balkanlar'dan Rusya'ya ve Orta Doğu‘ya bir çok ülkeye ihraç ediliyor" dedi. Bölgede yaklaşık 1 milyon ton limon üretimi yapıldığına dikkat çeken Topal, Mersin'in Türkiye'de limon üretiminde birinci sırada yer aldığının altını çizdi. Kadınların üretimdeki önemine de vurgu yapan Topal," Limon üretiminde dalından sofraya kadar olan süreçte kadınlar yoğun mesai harcıyor. Narenciye paketleme fabrikalarında çalışan ve istihdam ettiğimiz personelin yüzde 70'i kadınlardan oluşuyor" diyerek sözlerini tamamladı. Limon hasadı yapan kadınlar, artık son bahçelere girdiklerini ve yaklaşık 10–15 gün daha kesim işlerini sürdüreceklerini belirtti. Limon ayrıştırma ve paketleme çalışmalarında görev alan kadınlar ise, bölgede her evden en az bir kadının üretimde yer aldığını söyledi. Kadınlar, “Ailemizi ve çocuklarımızı geçindirmek kolay değil. Biz kadınlar, üretimde yer alarak çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.

Yeni Nesil Tarım Uygulamaları Üretimde Dönüşüm Sağlıyor Haber

Yeni Nesil Tarım Uygulamaları Üretimde Dönüşüm Sağlıyor

Tarım, geçmişte olduğu gibi bugün de ülkelerin ekonomisinde stratejik bir yere sahip. Ancak artan nüfus, iklim değişikliği ve doğal kaynakların sınırlılığı, üretim biçimlerinin yeniden düşünülmesini zorunlu kılıyor. İşte yeni nesil tarım uygulamaları tam da bu noktada devreye giriyor. Yeni nesil tarım uygulamalarıyla sensörler, yapay zekâ, nesnelerin interneti, uzaktan algılama sistemleri ve biyoteknoloji gibi teknolojilerden yararlanarak üretim sürecini veriye dayalı hâle getirmek amaçlanıyor. Böylece yalnızca daha fazla ürün almakla kalınmıyor, suyu, gübreyi ve pestisitleri doğru zamanda ve doğru miktarda kullanarak hem maliyeti hem de çevresel baskıyı azaltmak mümkün hâle geliyor. Bu sistemler, kullanılan teknolojiye, ürüne ve üretim koşullarına göre su tüketimini ve zirai ilaç kullanımını ciddi oranlarda azaltma potansiyeli sunuyor. Üretim sürecinin tahmine değil, ölçüm ve analize dayanarak planlanabilmesi, daha isabetli kararlar alınmasını ve kaynakların daha verimli kullanılmasını sağlıyor. Tarımda kullanılan yapay zekâ destekli sistemlerle toprağın işlenmesinden hasada kadar tüm aşamalar analiz edilebiliyor. Uydu görüntüleri ve geçmiş üretim verileri karşılaştırılarak bitkilerdeki gelişim farklılıkları erken dönemde tespit ediliyor. Böylece olası verim kayıpları önceden görülebiliyor ve girdi kullanımı daha bilinçli planlanabiliyor. Yeni nesil teknolojiler yalnızca mevcut süreci iyileştirmiyor, üretim sistemlerinin yeniden tasarlanmasına da imkân tanıyor. Örneğin “Dijital ikiz” adı verilen teknolojiyle üretim alanının sanal bir modeli oluşturularak bu model üzerinde farklı sulama, gübreleme ya da ekim senaryoları deneniyor. Olası riskler gerçek uygulamaya geçmeden önce simülasyon ortamında değerlendiriliyor. Böylece daha planlı ve güvenli kararlar alınabiliyor. Örneğin tarlamızda mısır yetiştireceğimizi düşünelim. Öncelikle tarlamızdan toprak örneği alarak analiz yaptırmakla işe başlarız. Bu bize mısır üretimi sırasında bitkinin ihtiyaç duyduğu besin maddelerini doğru ve dozunda kullanma imkânı verir. Mısır tohumlarını tarlamıza ekerken doğru derinlikte ekmemiz hayati bir önem taşır. Klasik mibzerlerle bazı tohumlar doğru derinliğe yerleşirken bazıları yüzlek kalabilir ya da gereğinden daha derine gömülebilir. Bu durum çimlenmeyi zorlaştırır ve verim kaybına yol açar. Yani daha tohum ekim aşamasındayken farkında olmadan kayıp yaşarız. Oysa sensörlü mibzerlerle tarlamızdaki eğimi ve toprak yapısını dikkate alarak tohumların homojen bir derinliğe yerleşmesini sağlarız. Ekim aşamasından sonra toprak nemini, ortam sıcaklığını ve yaprak yüzeylerindeki nemi düzenli olarak izleriz. Bu veriler doğrultusunda sulama suyu miktarını belirler ve zamanında sulama yaparız. Uzaktan algılama, görüntü işleme ve sensör teknolojileri sayesinde mısır tarlamızdaki bitkilerin gelişimini yakından takip ederek gerekli önlemleri zamanında almış oluruz. Ayrıca ekinlerimize bulaşan hastalıklar, zararlılar ve yabancı otlara karşı entegre (bütüncül) mücadele yaklaşımını uygulayabiliriz. Entegre mücadele, yalnızca kimyasal ilaçlara başvurmak yerine biyolojik ve kültürel yöntemleri de içeren bütüncül bir yaklaşımı ifade eder. Tarımsal zararlıların neden olduğu kayıp müdahale maliyetini aşacak olduğunda doğru teşhisle, doğru dozda, doğru zamanda ve uygun ekipmanla müdahale etme imkânı bulabiliriz. Dahası bu teknolojiler sayesinde mısır tarlamızın farklı alanlarında o bölüme özel sulama, gübreleme ve ilaçlama programları da uygulayabiliriz. Bu da yine girdi tasarrufu ve verim artışı olarak bize geri döner. Bu sayede, tüm girdi maliyetlerinde (tohum, gübre, ilaç ve su kullanımında) tasarruf sağlanıyor. Daha az kaynak kullanılarak üretim yapılıyor. Böylece karbon ayak izi azalıyor, biyolojik çeşitlilik korunuyor. İnsan, hayvan ve çevre sağlığını birlikte ele alan “Tek Sağlık” yaklaşımı da bu sayede güçleniyor. “Bitti mi?” diye soracak olursanız hayır, dahası da var. Ürettiğimiz mısırların uygun hasat olgunluğuna ulaşıp ulaşmadığını da yeni nesil tarım uygulamalarından elde ettiğimiz gerçek zamanlı verilerle belirleyebilir ve doğru zamanda hasat yapabiliriz. Depomuza aldığımız ürünlerde ise ortamdaki oksijen miktarını ayarlayarak ürünlerimizi hem depo zararlılarından koruyabilir hem de daha uzun süre depolayarak değer yitimi olmadan satabiliriz. Ayrıca gerçek zamanlı verileri işleyerek sonraki hasat dönemlerini daha verimli planlayabiliriz. Türkiye’de durum nedir? Ülkemizde üreticilerin yeni nesil tarım uygulamalarına ilişkin bilgi kaynakları çeşitlilik gösteriyor. Yaş grubuna bağlı olarak üreticiler bu tür bilgilere öncelikle sosyal medya platformları (YouTube, Facebook, TikTok, Instagram, LinkedIn) üzerinden ulaşıyor. Sosyal medya platformlarını tarım temalı televizyon programları, tarım teknolojisi fuarları, tarımsal ekipman bayileri ve teknik temsilcileri takip ediyor. Sosyal medya ve internet gibi açık erişim kanallarının etkin kullanımı, üreticilerin yeni teknolojilere yönelik farkındalığını artırıyor. Şimdilik sulama teknolojilerinde farkındalık daha yüksekken otomasyon ve robotik uygulamalarda daha düşük düzeyde bulunuyor. Araştırmalar, üreticilerin yenilikçi tarım teknolojilerine karşı genel olarak olumlu bir tutum sergilediğini gösterse de uygulama oranları hâlâ sınırlı düzeyde bulunuyor. Özellikle dijitalleşme, yapay zekâ ve otomasyon gibi alanlarda maliyet, teknik altyapı ve bilgiye erişim eksikliği önemli engeller olarak öne çıkıyor. Sonuç olarak yeni nesil tarım uygulamaları üretim süreçlerini daha ölçülebilir, daha planlı ve daha sürdürülebilir hâle getiriyor. Ancak bu dönüşümün gerçekleşmesi için yalnızca teknolojinin varlığı yeterli değil. Üreticilerin bu sistemlere erişebilmesi, doğru bilgiye ulaşabilmesi ve ekonomik olarak desteklenmesi de gerekiyor. Bu nedenle entegre politika ve destek mekanizmalarının hayata geçirilmesi, üreticilerin teknolojiye uyumunu hızlandırarak gıda güvenliği ile tarımsal sürdürülebilirliğe güçlü bir katkı sağlayabilir. Tarımın geleceği, teknoloji ile doğa arasında denge kurabilen ve kararlarını ölçülebilir verilere dayandıran üretim modellerinde yatıyor.

Sürdürülebilir Tarımda 25 Yıllık Deneyim: Sibel Elbir Haber

Sürdürülebilir Tarımda 25 Yıllık Deneyim: Sibel Elbir

Ziraat mühendisi olarak 25 yıldır tarımda sürdürülebilirlik için çalıştığını belirten Sibel Elbir, 10 yıl önce kurduğu Canbel Tarım Ürünleri ve Danışmanlık şirketiyle üreticiler ile markalar ve ihracatçılar arasında sürdürülebilir bağlar kurduğunu söyledi. Elbir, şirketin, 10 yılda 25 şehirde 23 bin kişiye eğitim verdiğini, çiftçilerin 5 bin iyi tarım sertifikası, 7 bin 800 sürdürülebilir tarım standardı belgesi almasını sağladığını bildirdi. Teknik danışmanlık yaptığı dönemde üreticilerin ne üreteceklerine bir türlü karar veremediklerini gördüğünü ifade eden Sibel Elbir, “Bunun sonucunda da ya çok kazanıyorlardı ya da hiç kazanamıyorlardı. Çok kazandıran bir ürün bir sonraki sene zarar ettirebiliyordu. Bir standartta üretim yapmak karar mekanizmasını geliştiriyor. O yüzden 2016’da bu konuda çalışmak üzere kendi şirketimi kurdum. Sürdürülebilir tarım üzerine çalışıyoruz. İşimiz sertifikasyon danışmanlığı, sürdürülebilirlik ya da sera gazı raporlamasıyla sınırlı değil. Bunlar var ama aynı zamanda sistem kuruyoruz. Yani tedarik zincirinde bir yönetim sistemi oluşturup onun çalışır halde devamlılığını sağlamaya çalışıyoruz. Sertifikalar ve denetimler bunların ne kadar doğru olduğunu, uyup uymadığını kanıtlayan kısımlar” dedi. Sürdürülebilirlik biraz da markaların, büyük firmaların çiftçiye biraz daha yaklaşabilmesi ve üretimin sürekliliği için çıktığını anlatan Elbir, “Marka ‘ne kadar sürdürülebilir’ diye soruyor, market ‘ne kadar güvenli’ diye soruyor, çiftçi ‘ben kaça satacağım, ne kadar kar edeceğim’ diye soruyor. Büyük marketler doğrudan çiftçiyle çalışmanın yollarını arıyorlar. Bunlar da sürdürülebilirlik projeleri ile mümkün olabiliyor. Biz bu tarz projelerin kurulumunu yapıp yönetiyoruz ya da kurulmuş olan projelerin yönetimini, raporlamalarını yapıyoruz” diye konuştu. “3 bine yakın çiftçi ile çalışıyoruz” Klasik danışmanlıktan biraz daha farklı bir sistemlerinin olduğunu dile getiren Elbir, “Müşterilerimiz bize daha çok referans yoluyla geliyorlar. Çalıştıkları üreticilerin belirli standartlara uygun üretim yapar hale getirilmesini istiyorlar. Daha çok tekstil ve gıda tedarik zincirleri ile çalışıyoruz. 37 firmaya hizmet veriyoruz. Bunların ürün aldığı 3 bine yakın çiftçimiz var. Yüzde 60’ı pamuk olmak üzere patates, turunçgiller, elma, kışlık sebzeler, baharat, kornişon, domates, pırasa gibi çok çeşitli ürünlere yönelik hizmet veriyoruz” dedi. Şimdiye kadar 25 ilde bin 75 eğitim programı düzenlediklerine dikkat çeken Sibel Elbir, “5 bin 25 tarım işçisine, 18 bine yakın çiftçiye eğitim verdik. 5 bin iyi tarım sertifikası, 7 bin 800 sürdürülebilir tarım standardı uyguladığımız çiftçi var. Türkiye geneline hizmet sunuyoruz. Gitmediğimiz Karadeniz bölgesi ve İstanbul çevresi kaldı. Şirkette 4 kişiyiz ama dışarıdan aldığımız hizmetlerle bu rakam çok artıyor. Şehir dışında bize hizmet veren arkadaşlarımız var” diye konuştu. Sundukları hizmetler sayesinde çiftçilerin risk analizi ve risk yönetimi yapabildiklerini söyleyen Elbir, “Çünkü biz sadece onların evraklarını tamamlayıp geçmiyoruz. Yılı gözden geçirme toplantıları yapıyoruz, karar vermelerini sağlıyoruz. Tarımda dört dörtlük bir karar mümkün değil. Çünkü su, genel ekonomi, doğal afetler gibi pek çok etken var. Yine de daha bilinçli bir üretim kararı vermelerine destek oluyoruz. Tarımdaki en büyük sorunlardan biri doğru veri. Biz üretim alanları, girdi maliyetleri, işçi ücretleri, karlılıklar, şehirlere ve bölgelere göre farklılıklar gibi doğrulanabilir veriler topluyoruz. Üretim modelleri, dijitalleşme gibi konularda çalışmalar yapıyoruz. Üretici ile markalar ve ihracatçılar arasında sürdürülebilir bağ kuruyoruz” dedi. "Mayıs ayında zirve düzenleyeceğiz" Bu yıl Tarladan Dünyaya Dönüşüm ismiyle iki günlük bir zirve düzenleyeceklerini anlatan Sibel Elbir, “Tarlayı değiştirmeden tarımda hiçbir şeyi değiştiremeyiz. Bu yıl 13-14 Mayıs tarihlerinde gerçekleştireceğimiz zirvenin ana teması pamukta dönüşüm olacak. Her yıl yapıp farklı bir konuyu işleyeceğiz. Zirvede çoğu üretici olmak üzere yurt içi ve yurt dışından katılımcılar olacak. Benim hayalim Türkiye’nin sürdürülebilirlikte yazılmış standartlara uyan değil, o standartları koyan bir ülke olması” diye konuştu.

TİGEM Projesinde Damızlık Hesabı Tartışma Yarattı Haber

TİGEM Projesinde Damızlık Hesabı Tartışma Yarattı

Hükümetin küçükbaş hayvancılığı canlandırmak amacıyla başlattığı "3 yılda 150 bin koyun" projesinde hesaplar birbirini tutmuyor. Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM) verileri üzerinde yapılan analizler, yıllık 50 bin baş damızlık dağıtımının kurumun kendi ana sürüsünü yenilemesini imkansız kıldığını ortaya koydu. Dişi Kuzu Sayısı Sınırda! Proje kapsamında üreticiye dağıtılacak hayvanların 6 ila 18 aylık genç dişi hayvanlar olması planlanıyor. Ancak TİGEM’in en verimli yılı olan 2024 verileri, bu operasyonun risklerini gözler önüne serdi. Doğan Kuzu Sayısı: 151.958 (Rekor yıl) Dişi Kuzu Tahmini: Yaklaşık 75.000 - 76.000 (Yarısının dişi olduğu varsayımıyla) Proje Gereksinimi: Yılda 50.000 baş. Eğer TİGEM, doğan dişi kuzularının 50 binini dışarıya verirse, elinde kendi sürüsünü gençleştirmek için sadece 25 bin civarı hayvan kalacak. Bu durum, Türkiye’nin genetik hafızası olan ana sürünün yaşlanmasına ve verimden düşmesine neden olacak. Islahçı Kimliği Zarar Görebilir Türkiye’nin en büyük ıslahçı kuruluşu olan TİGEM, genetik sürüsünü her yıl tazelemek zorunda. Uzmanlar uyarıyor: TİGEM’in kendi ana kadrosunu yenilemeden elindeki tüm dişi materyali 3 yıl boyunca dağıtması, kurumun "damızlık ambarı" olma özelliğini ciddi anlamda zayıflatabilir. Geçmiş Yılların Satış Ortalaması 20 Bini Geçmiyor TİGEM’in geçmişteki damızlık satış performansına bakıldığında, 50 bin rakamının ne kadar gerçek dışı olduğu daha net görülüyor: Normal Yıllar: Ortalama 13.000 - 21.000 baş arası satış. Rekor Yıl (2023): Sadece 35.000 baş satış. Yıllık 50 bin baş dağıtım hedefi, TİGEM’in tarihindeki en yüksek damızlık koyun satış rakamının bile yüzde 40 üzerinde görünüyor. "Milli Genetik Sigortası" Tehlikede mi? Sektör temsilcileri, kağıt üzerinde "bereket" olarak sunulan projenin, TİGEM gibi stratejik bir kurumun genetik stoklarını tüketmemesi gerektiğini vurguluyor. Eğer TİGEM kendi damızlıklarını yenileyemezse, 14 yılda bu noktaya gelinen sürü varlığında ciddi bir zaafiyet gündeme gelecek ve bu da ülke hayvancılığına büyük bir darbe vuracak. Bundan dolayı Tarım Bakanlığının proje kapsamında şu soruların cevabını kamuoyu ile paylaşması gerekiyor; 1. TİGEM, kendi ana kadrosunu feda etmeden bu sayılara nasıl ulaşacak? 2. Kurumun ıslah çalışmaları bu operasyondan nasıl etkilenecek? 3. Proje kapsamında dağıtılacak hayvanların bir kısmı ithal mi edilecek?

Türkiye İle Birleşik Krallık STA Görüşmelerinde Kritik Aşama Haber

Türkiye İle Birleşik Krallık STA Görüşmelerinde Kritik Aşama

Türkiye ile Birleşik Krallık arasındaki Serbest Ticaret Anlaşması’nın (STA) kapsamının genişletilmesine yönelik müzakerelerde kritik bir aşamaya gelindi. Bloomberg HT’de Ceren Dilekçi Köseoğlu’nun sunduğu programa konuk olan Avrupa Türk Markalar Birliği Başkanı Vehbi Keleş, görüşmelerde dördüncü tura geçildiğini ve sürecin hızlı ilerlediğini söyledi. Keleş, iki tarafın da anlaşmanın güncellenmesi konusunda istekli olduğunu belirterek, “Umarım bu yıl sonu her şey tamamlanır ve önümüzdeki yılın ilk aylarında yeni serbest ticaret anlaşması devreye girer” dedi. Hedef: 2027’de yeni anlaşmanın yürürlüğe girmesi Brexit sonrası Birleşik Krallık’ın yeni ticaret ağları oluşturmaya yöneldiğini hatırlatan Keleş, Londra yönetiminin Güney Kore, İsviçre ve Körfez ülkeleriyle de temas halinde olduğunu ifade etti. Türkiye ile yürütülen müzakerelerin ise dördüncü tura ulaştığını kaydetti. Mevcut anlaşmanın ağırlıklı olarak mal ticaretini kapsadığını vurgulayan Keleş, yeni dönemde özellikle tarım ve hizmet sektörlerinin öne çıkacağını dile getirdi. Tarafların hedefinin, 2027’nin ilk aylarında güncellenmiş anlaşmayı devreye almak olduğu belirtildi. Türkiye–Birleşik Krallık Ticaret Hacmi 35 Milyar Dolara Yaklaştı Türkiye ile Birleşik Krallık arasındaki ticaret hacmi 2025 yılı itibarıyla güçlü seyrini sürdürüyor. Türkiye verilerine göre iki ülke arasındaki mal ticareti hacmi 24 milyar dolar seviyesinde bulunuyor. Keleş’in aktardığı bilgilere göre, Türkiye’nin Birleşik Krallık’a ihracatı 16,7 milyar dolar, Birleşik Krallık’ın Türkiye’ye ihracatı ise 7,2 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti. Hizmet ticaretinin de dahil edilmesiyle birlikte toplam ticaret hacminin 32 milyar dolara yaklaştığı görülüyor. 2024 yılında yaklaşık 7 milyar dolar olan hizmet ticaretinin, 2025’te 8 milyar dolar seviyesine ulaştığı tahmin ediliyor. Bu seviyelerin, iki ülke arasındaki ticarette rekor düzeylere işaret ettiği değerlendiriliyor. Öte yandan Birleşik Krallık verileri, ticaret hacminin daha yüksek bir tablo ortaya koyduğunu gösteriyor. İngiliz istatistiklerine göre mal ticareti hacmi 27,2 milyar dolara ulaşmış durumda. Buna yaklaşık 8 milyar dolar seviyesinde olduğu tahmin edilen hizmet ticareti eklendiğinde, toplam ticaret hacminin 35 milyar dolar düzeyine yaklaştığı görülüyor. Bu veriler ışığında genel tablo, Türkiye ile Birleşik Krallık arasındaki ekonomik ilişkilerin son yılların en güçlü seviyelerine ulaştığını ortaya koyuyor. Hangi sektörler öne çıkıyor? Son dönemde en hızlı artışın yaşandığı sektörler arasında gıda ve kuru gıda ürünleri, kablo ve elektrik kabloları, yedek parçalar ile elektrikli ve elektronik ev eşyaları yer alıyor. Tekstil sektöründe ise maliyet artışlarına bağlı olarak düşüş gözlendiği belirtildi. Buna karşın genel tabloya bakıldığında iki ülke arasındaki ticaretin olumlu bir seyir izlediği ifade edildi. Tarımda 5 milyar dolarlık potansiyel Birleşik Krallık’ın yıllık toplam ithalatının yaklaşık 947 milyar dolar olduğunu belirten Keleş, bunun yaklaşık 100 milyar dolarının gıda ithalatından oluştuğunu söyledi. Türkiye’nin bu pastadan aldığı payın yaklaşık 1 milyar dolar ve yüzde 1 seviyesinde olduğunu kaydetti. Bu oranın yüzde 5’e çıkması halinde Türkiye’nin Birleşik Krallık’a gıda ve tarım ihracatının 5 milyar dolara ulaşabileceğini ifade eden Keleş, güncellenmiş STA’nın bu açıdan önemli fırsatlar sunduğunu vurguladı. 40 milyar dolar hedefi gerçekçi mi? Türkiye ile Birleşik Krallık arasında orta vadede 40 milyar dolarlık ticaret hacmi hedefi bulunuyor. Keleş, hizmet sektörünün de tam olarak hesaba katılmasıyla mevcut seviyenin zaten 35 milyar dolara yaklaştığını belirterek, 40 milyar dolar hedefinin “ulaşılabilir” olduğunu söyledi. Birleşik Krallık’ın yıllık ithalat hacminin 950 milyar dolara yaklaştığını hatırlatan Keleş, Türkiye’nin bu pastadan aldığı payın yüzde 2 seviyesinde kaldığını ifade etti. Bu oranın yüzde 5 ve üzerine çıkması halinde ticaret hacminin 70 milyar dolara kadar yükselebileceğini dile getirdi. Hindistan rekabeti Keleş, Birleşik Krallık’ın Hindistan ile imzaladığı yeni ticaret anlaşmasının Türkiye açısından rekabet baskısı oluşturduğunu söyledi. Birleşik Krallık’ta yaklaşık 254 bin ithalatçı firma bulunduğunu belirten Keleş, Türkiye’den yaklaşık 14 bin firmanın bu pazarda aktif olduğunu kaydetti. Hindistan yanı sıra Güney Kore, İsviçre ve Körfez ülkeleriyle yapılacak anlaşmaların da rekabeti artıracağını belirten Keleş, Türkiye ile Birleşik Krallık arasındaki güncellenmiş STA’nın bir an önce tamamlanmasının önemine dikkat çekti.

Yağışlarla birlikte 2026 hasadında rekor beklentisi Haber

Yağışlarla birlikte 2026 hasadında rekor beklentisi

Türkiye, uzun yılların ardından en yağışlı kış mevsimlerinden birini tamamlarken, artan yağış miktarı baraj doluluk oranlarını yukarı taşıdı. Tarım arazilerinde toprağın suya doyması ise üretimde yüksek verim beklentisini güçlendirdi. Barajlar doldu, göller canlandı Yağışlı hava yalnızca barajlara değil, kuraklık baskısı altındaki göllere de olumlu yansıdı. Marmara Bölgesi’nde Uluabat Gölü’nün seviyesi yükselirken, Sapanca Gölü’nde kısmi bir toparlanma kaydedildi. Ege’de Marmara Gölü ile Belevi Gölü yeniden su tutmaya başladı. İç Anadolu’da ise kuraklığın sembolleri arasında gösterilen Küçük Göl, Beyşehir Gölü ve Eğirdir Gölü’nde su seviyelerinde artış gözlendi. Uzmanlar, mevcut tabloya rağmen suyun hem tarımsal üretimde hem de bireysel tüketimde tasarruflu kullanılması gerektiğine dikkat çekiyor. Rekolte beklentisi güçlendi Türkiye Gazetesi'nin haberiene göre, tarım uzmanı Mine Ataman, son dört ayda uzun yıllar sonra ilk kez bu ölçüde yağış görüldüğünü belirterek, “Bu yağışlar barajları doldurdu, tarım için son derece sevindirici bir tablo oluştu. Bu yıl toprağın suyu var. Bu da özellikle buğday ve tahıllarda çok güçlü bir rekolte beklentisi anlamına geliyor. Eğer mart ve nisan aylarında don yaşanmazsa, Türkiye 2026’da son yıllarda görmediğimiz bir verim seviyesine ulaşabilir” dedi. Kuraklık tehdidi tamamen bitmedi Su Politikaları Derneği Başkanı Dursun Yıldız ise yağışların mevsim sonuna doğru yoğunlaşmasının taşkın riskini artırdığına işaret etti. Yıldız, “Yağışlar arttı ancak bu, kuraklık tehdidinin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Kar yağışları Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da artmasına rağmen batı bölgelerde istenilen seviyede değil. Bahar yağışlarının seyri belirleyici olacak” değerlendirmesinde bulundu. Taşkın riskine karşı önlemler artırıldı Yoğun yağışlar nedeniyle Meriç ve Tunca nehirlerinde su seviyesi taşma noktasına yaklaşırken, sel ve su baskınlarına karşı ekipler teyakkuz halinde bekliyor. Küçük sulama göletlerinin dolması ise ekili alanlar açısından tarihi bir verim beklentisini beraberinde getirdi.

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.