TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Vahşi Sulama

AGRONEWS - Vahşi Sulama haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Vahşi Sulama haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

İzmir’de Tarım Örgütlerinden Su Krizi Tepkisi Haber

İzmir’de Tarım Örgütlerinden Su Krizi Tepkisi

İzmir’deki ziraat ve tarım örgütleri, son dönemde artan kuraklık ve su krizi tartışmalarında tarımın haksız bir şekilde hedef gösterilmesine dikkat çekti. Ziraat Odaları İzmir Koordinasyon Kurulu, TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi, Sulama Kooperatifleri İzmir Birliği, Ziraatçılar Derneği İzmir Şubesi, İzmir Tarım Grubu, Kent Konseyi Tarım Çalışma Grubu ve Türkiye Ziraatçılar Derneği ortak basın açıklaması yaptı. Türkiye Ziraatçılar Derneği MYK Üyesi İzmir Şube Başkanı İlker Ağın ise su varlıklarının korunmasının zorunluluk olduğunu belirterek, “Ne kadar su varsa o kadar tarım var. Bunu unutmamak gerekiyor” ifadelerini kullandı. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Hakan Çakıcı da arazi kullanım planlamasının önemine dikkat çekerek, “Her zaman suya ulaşmak, sağlıklı suya ulaşmak ve sağlıklı gıdaya ulaşmak üstün kamu yararı terimiyle ön plana çıkmalıdır” diye konuştu. "YAKLAŞIM EKSİK VERİYE DAYALI" İzmir Kent Konseyi Tarım Çalışma Grubu’ndan Ahmet Tomar, yaptığı açıklamada, “Son yıllarda artan kuraklık, iklim değişikliği ve su krizi tartışmalarında tarım sektörü sıklıkla su tüketiminin başlıca sorumlusu olarak gösterilmektedir. Ancak bu yaklaşım eksik veriye dayalı, bütüncül bakıştan uzak ve stratejik açıdan sakıncalıdır” dedi. Tomar, tarımda kullanılan suyun büyük kısmının doğal su döngüsüne geri döndüğünü vurgulayarak, “Dünya genelinde su kullanımının yaklaşık %70’i tarımsal üretimde gerçekleşmektedir. Türkiye’de ise bu oran %75’dir. Tarımda kullanılan suyun önemli bir bölümü toprak, yeraltı suyu ve atmosfer sistemi içinde yeniden dolaşıma katılmaktadır” ifadelerini kullandı. Ayrıca sulanan alanların dünya tarımsal üretiminde kritik rol oynadığını belirten Tomar, “Dünya toplam işlenen tarım alanlarının yaklaşık %20’si sulanmaktadır. Sulanan alanlar, dünya tarımsal üretiminin yaklaşık %40’ını sağlamaktadır. Bitkisel üretim değerinin yaklaşık %50–55’ini, sebze üretiminin %70’ten fazlasını, meyve üretiminin büyük bölümünü, pamuk, mısır, çeltik gibi stratejik ürünlerin neredeyse tamamını sulanan alanlar karşılamaktadır” dedi. "TARIM GIDA GÜVENLİĞİNİN TEMELİDİR" Tomar, Türkiye’nin kişi başına düşen su miktarının yaklaşık 1.300 m³ olduğunu ve önümüzdeki yıllarda bunun 1.000 m³’ün altına düşme riskine dikkat çekerek, “Bu gerçek, suyun her sektörde daha verimli yönetilmesini zorunlu kılmaktadır. Ancak çözüm; tarımı ötekileştirmek, üreticiyi suçlamak ya da tarımsal üretimi kısmak değildir” ifadelerini kullandı. Tarımın stratejik önemini vurgulayan Tomar, “Tarım; gıda güvenliğinin temelidir. Milli güvenlik açısından stratejik bir sektördür. Kırsal istihdamın ve sosyal dengenin ana unsurudur” diyerek pandemi süreci, Rusya-Ukrayna savaşı ve küresel krizlerin, gıda arzının enerji ve savunma sanayi kadar kritik olduğunu ortaya koyduğunu belirtti. "TARIM SEKTÖRÜ SUYU İSRAF EDEN BİR ALAN DEĞİL" Tomar, su sorunlarının kaynağını havza bazlı üretim planlamasının yetersizliği, su tüketimi yüksek ürünlerin yanlış bölgelerde yetiştirilmesi, açık kanalet sistemi ve vahşi sulama yöntemleri ile yeraltı suyunun kontrolsüz kullanımı olarak özetledi. Çözüm önerilerini de sıralayan Tomar, “Havza bazlı üretim planlaması yapmak, modern basınçlı sulama sistemlerini yaygınlaştırmak, su verimliliği yüksek üretim modellerine geçmek, arıtılmış atık suların tarımda kullanımını artırmak ve çiftçiyi teknoloji ile desteklemek doğru yaklaşımdır. Tarım sektörü ‘su israf eden bir alan’ değil, doğru yönetilmediğinde risk oluşturan bir alandır. Çözüm; üretimi azaltmak değil, verimliliği artırmaktır. Su politikaları ile tarım politikaları birlikte ele alınmalı; sürdürülebilir, bilimsel ve stratejik bir yönetim anlayışı benimsenmelidir” dedi. İLKER AĞIN: "SADECE ÜRETİM İLİŞKİLERİNİ DEĞİL, KAR VE ÇEVRENİN İLİŞKİLERİNİ DE BİRLİKTE DÜŞÜNMEK DEMEKTİR” Türkiye Ziraatçılar Derneği MYK Üyesi İzmir Şube Başkanı İlker Ağın, Bozdağ ve çevresinde altın aranmasının önünü açan ihaleye tepki gösterdi. Ağın, Tarım Bakanlığı’nın geçen yıl teoride kalan su merkezli tarım planlamasına işaret ederek, “Biz kuyularımızın ne kadar kaçak olduğunu, o kuyularda ne kadar su çekildiğini bilmeden, böyle sıcak bir iklimde Türkiye’nin Hollanda’sı olma iddiasındaki Küçük Menderes’e teslim etmenin nedenlerini ortadan kaldırmadan, aynı zamanda sularımızı kontrolsüzce ve hunharca tüketirken bir taraftan kirleterek ama bir taraftan da su fakirliğine doğru hızla ilerlediğimiz bir dönemde su varlıklarımız olan dağlarımızı, ovalarımızı, ormanlarımızı, özellikle madencilik faaliyetleri adı altında talan ederken bir taraftan kirletirken böyle bir planlamadan üretmek mümkün değil” ifadelerini kullandı. “SU VARLIKLARIMIZ HER YÖNÜYLE KORUNMALI” Ağın, madencilik faaliyetlerinin su kaynaklarını tahrip ettiğini vurgulayarak, “Su varlıklarımız her yönüyle korunmalı. Özellikle madencilik faaliyetleri adı altındaki su varlıklarımızın tahribatını hızla önüne geçirmeliyiz." dedi. “NE KADAR SU VARSA O KADAR TARIM VAR” Kuraklığa dayanıklı ürünlerin önemine dikkat çeken Ağın, “Hiçbir ürün birbirinin yüzde yüz ikamesi değildir. Su alabilen bir çiftçiden 11 birim ürün alabilirsiniz, kuraklığa dayanıklı ektiğiniz bir çeşit ise 5 birim verir. Ne kadar su varsa o kadar da tarım var. Bunu unutmamak gerekiyor” ifadelerini kullandı. “ÇİFTÇİ ÖRGÜTLÜ YAPILARLA DESTEKLENMELİ” Ağın, tarım planlamasında çiftçilerin örgütlü yapılarla desteklenmesinin önemini şöyle açıkladı: “Çiftçi ancak örgütlü bir yapı içerisinde hem kontrol edilebilir, hem planlanabilir, hem de her şey denetlenebilir. En başta bizim tarımda üreticilerimizin sağlıklı örgütlerle bu süreç üzerinden planlama yapması gerekiyor.” HAKAN ÇAKICI: “KAYNAKLAR DOĞRU KULLANILMIYOR” TMMOB Ziraat mühendisleri odası İzmir şube başkanı Hakan Çakıcı, arazi kullanım planlamasının Türkiye’de ihmal edildiğini belirterek, suya ve sağlıklı gıdaya erişimin üstün kamu yararı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Çakıcı, yerleşim alanları, tarım arazileri, sanayi bölgeleri ve maden sahalarının bilimsel esaslara göre planlanmamasının ciddi sorunlara yol açtığını ifade etti. “ARAZİ PLANLAMASI TÜRKİYE’DE YOK SAYILIYOR” Türkiye’de arazi planlamasına ilişkin bütüncül bir çalışma yapılmadığını dile getiren Çakıcı, “Bizim temelde anlattığımız konu arazi planlamasıdır. Suyun dağılımının planlanması, ürün desenlerinin hazırlanması gibi konular bunun içindedir. Ancak Türkiye’de maalesef arazi planlaması ile ilgili ciddi ve kapsamlı bir çalışma yapılmıyor” dedi. Arazi planlamasının; yerleşim alanlarının, tarım alanlarının ve sanayi bölgelerinin doğru konumlandırılmasını kapsadığını söyleyen Çakıcı, bu alanların birbirine karıştığını ve bunun da çevresel ve ekonomik sorunları büyüttüğünü belirtti. “TARIM ALANLARINA MADEN BASKISI PLANLAMA EKSİKLİĞİNİN SONUCUDUR” Özellikle altın madenleri üzerinden yaşanan tartışmalara dikkat çeken Çakıcı, “Tarım alanlarına madenlerin verdiği zarar gündeme geldiğinde, aslında planlama eksikliğiyle karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz” diye konuştu. Bu noktada kamu yararı kavramının doğru yorumlanması gerektiğini vurgulayan Çakıcı, sağlıklı suya ve sağlıklı gıdaya erişimin “üstün kamu yararı” olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. “SAĞLIKLI SU VE GIDAYA ERİŞİM ÜSTÜN KAMU YARARIDIR” Çakıcı, “Her zaman suya ulaşmak, sağlıklı suya ulaşmak ve sağlıklı gıdaya ulaşmak üstün kamu yararı terimiyle ön plana çıkmalıdır. Planlamayı bu önceliğe göre yapmak zorundayız” ifadelerini kullandı. Enerji ve maden ihtiyacı gibi gerekçelerle kısa vadeli çözümlere yönelmenin uzun vadede daha büyük sorunlar doğurduğunu belirten Çakıcı, vatandaşın sağlıklı yaşam hakkının göz ardı edilmemesi gerektiğini dile getirdi. “BAKANLIKLAR ARASI KOORDİNASYON YETERSİZ” Çevre, şehircilik ve iklim politikalarının birlikte ele alınması gerektiğini ifade eden Çakıcı, geçmişte bu başlıkların bir araya getirilmesi yönünde adımlar atıldığını ancak uygulamada beklenen bütüncül yaklaşımın sağlanamadığını söyledi. “Çevreye zarar vermeden, iklim değişikliğini de dikkate alarak tüm sürecin organize edilmesi gerekir” diyen Çakıcı, yanlış tarım politikaları ve günübirlik enerji çözümlerinin arazi kullanım planlamasını ikinci plana ittiğini kaydetti. Gelinen noktada temel sorunun kaynakların doğru planlanmaması olduğunu belirten Çakıcı, “Temelde kaynakların doğru kullanılmaması, planlamanın doğru yapılmamasından kaynaklanıyor. Bu nedenle hem su hem toprak hem de tarım alanları üzerindeki baskı artıyor” dedi. Çakıcı, arazi kullanım planlamasının bilimsel veriler ışığında ve kamu yararı öncelenerek yapılması gerektiğini söyledi.

Arin Gölü, Kuraklık Nedeniyle 200 Metre Çekildi Haber

Arin Gölü, Kuraklık Nedeniyle 200 Metre Çekildi

Bitlis'in Adilcevaz ilçesinde doğa tutkunları birçok kuş türüne ev sahipliği yapan Arin Gölü'ndeki kuraklık tehlikesine dikkat çekti. Van Gölü Aktivistleri Derneği üyeleri, göldeki kurumaya dikkat çekmek için Adilcevaz ilçesi Aydınlar beldesinde bir araya geldi. Arin köyünden başlayıp 15 kilometre yürüyüş yaparak göldeki tehlikeye dikkat çeken grup üyeleri gölün kurumasının kuşların yaşam alanını tehdit ettiğini belirtti. Dikkuyruk, uzunbacak, kızılbacak, Van Gölü martısı, angıt ve kılıçgaga gibi pek çok kuş türünün yaşadığı ve ürediği Arin Gölü'nün son yıllarda su seviyesinin hızla düşmesi nedeniyle ciddi bir tehdit altına girdiğini ifade eden aktivistler, "Son birkaç yılda gölde 200 metrelik su çekilmesi yaşandı ve kuruma hızla devam ediyor. Göldeki su seviyesinin hızla düşmesi; tarımsal sulama, vahşi sulama ve iklim değişikliği gibi faktörlerin birleşiminden kaynaklanıyor. Son birkaç yıldır bu göle dikkat çekmeye çalışıyoruz. Bu yıl ile geçen yıl arasındaki fark oldukça belirgin. Çekilme 200 metreyi geçti ve hızla devam ediyor. Bu hızla devam ederse, göl 5 yıl içinde tamamen kuruyabilir. Arin Gölü, ekosistem için çok önemli bir alan. Burası, yüzlerce kuş türünün üreme ve yaşam alanı. Eğer bu kuruma devam ederse, yalnızca göl değil, buradaki canlı yaşamı da ciddi şekilde tehdit altına girecek" dedi. Grup üyelerinden Nusret Altan ise Arin Gölü'nün yanı sıra Van Gölü'nün de benzer bir tehdit altında olduğunu vurgulayarak, "Arin Gölü'ndeki durum gerçekten içler acısı. Daha önce keyifle geldiğimiz bu yerin bu şekilde kuruduğunu görmek çok üzücü. Van Gölü için de aynı sorun söz konusu. Havzada 6 binin üzerinde su kuyusu var. Bu, büyük bir su israfı anlamına geliyor. Eğer bu şekilde devam ederse, Van Gölü de aynı akıbeti paylaşabilir" diye konuştu.

Burdur Gölü Kritik Seviyeye Ulaştı Haber

Burdur Gölü Kritik Seviyeye Ulaştı

Akdeniz Üniversitesi'nden Prof. Dr. Erdal Koşun ve Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Salda Gölü Bilim Merkezi Müdürü Prof. Dr. İskender Gülle, Burdur Gölü'nün kritik seviyeye geldiğini vurguladı. Uzmanlara göre göl, hem iklim değişikliği hem de insan eliyle yapılan tahribatın kıskacında olduğunu belirtti. Akdeniz Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erdal Koşun, Burdur Gölü'nde yaşanan su kaybının boyutlarını gözler önüne serdi. Son 50 yılda gölün su seviyesi yaklaşık 20 metre azaldığını vurgulayan Koşun, "Uydu görüntülerine göre su alanında yüzde 40 oranında küçülme görüyoruz" dedi. İklimsel etkilerin görmezden gelinemez olduğunu ancak asıl tahribatın insan kaynaklı olduğuna dikkat çekti. Prof. Koşun'a göre gölü besleyen derelerin önünün kesilmesi, kontrolsüz sondajlar ve vahşi sulama uygulamaları gölün hızla çekilmesine yol açıyor. Koşun, "Kontrolsüz sondajlar derhal durdurulmalı, geri arıtma sistemleriyle gölün suyu geri kazandırılmalı. Belediyelerin bu yöndeki projeleri desteklenmeli ve çoğaltılmalı" şeklinde konuştu. Koşun ayrıca, Burdur, Yarışlı ve Salda Gölleri'nin jeolojik olarak birbirine bağlı olduğunu hatırlatarak, "Bu göller aynı tektonik kompleksin parçaları. Burdur Gölü'ndeki tahribat, bölgedeki diğer gölleri de dolaylı olarak etkiliyor" şeklinde konuştu. "Artık göllerimizi kaybetmek üzereyiz" Salda Gölü Bilim Merkezi Müdürü Prof. Dr. İskender Gülle de Burdur Gölü'nün 'ülkemizin sıcak noktalarından biri' olduğunu belirtti. Gülle, "Sadece Burdur değil, Beyşehir ve Eğirdir gölleri de benzer durumları yaşıyor. Tüm su kaynaklarımız, yüzey ve yer altı suları dahil hem iklim değişikliğinden hem de insanın yoğun kullanım alışkanlıklarından etkileniyor" diye konuştu. Prof. Dr. Gülle, geçmişte bölgedeki birçok sulak alanın tarım amacıyla bilinçli olarak kurutulduğunu, 2000'li yıllardan sonra ise iklim değişikliği ve aşırı su kullanımı nedeniyle bu alanların kendiliğinden yok olmaya başladığını belirterek, "Burdur Gölü, 50 yıl öncesine göre hacminin ve alanının neredeyse yarısını kaybetti. Geride kalanlar bile artık risk altında. Ancak hala bir gölümüz var; bu bizim için hem umut hem de sorumluluk. Artık üzülmek değil, harekete geçmek zamanı" ifadelerini kullandı. "Gölün geleceği hem bizim, hem doğanın elinde" Burdur Gölü'nün geleceğinin hem doğal süreçlere hem de insan eliyle alınacak önlemlere bağlı olduğunda söyleyen Gülle, gölün geleceği biraz doğanın, biraz da insanlığın elinde olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Gülle, iklim değişikliğiyle mücadele, sürdürülebilir su kullanımı ve yerel yönetimlerin aktif projeleriyle göllerin kurtarılabileceğini vurguladı.

Vahşi sulama hem ürüne hem su kaynaklarına zarar veriyor Haber

Vahşi sulama hem ürüne hem su kaynaklarına zarar veriyor

Üreticiler, vahşi sulama sisteminden bir an önce kurtulup, kapalı sulama tekniğine geçmek istiyor. Bu kapsamda, Manisa Büyükşehir Belediyesi de gün geçtikçe sayısını arttırdığı kapalı sulama tesisleriyle üreticiye en sağlıklı hizmeti vermeyi sürdürüyor. Manisa, yaklaşık 5 milyon 22 bin dekar tarım arazisiyle ülkenin tarımına önemli katkılar sunuyor. Tarım arazilerinin yaklaşık yüzde 50’lik alanında sulu tarım yapılan Manisa, ihracata yönelik önemli ürünler üreten bir il olma özelliğini de sürdürüyor. Tarım arazilerin sulamaya açıldığı bugünlerde, su kaynaklarının yetersiz olduğuna dikkat çeken uzmanlar ve üreticiler, ’vahşi sulama’ diye tabir edilen sistemin terkedilip kapalı sulama tekniğine dönülmesini istiyor. Suyun kontrolsüz ve ölçülmeden toprakla buluşturulması olarak bilinen vahşi sulama, hem toprağa hem ürüne hem de su kaynağına zarar veriyor. Üreticilere doğrudan sulama desteği veren Manisa Büyükşehir Belediyesi de kendi sorumluluğunda olan sulama sahalarında yaptığı kapalı sistem tesislerle üreticilere hem destek hem de kolaylık sağlıyor. Manisa’nın Saruhanlı ilçesinde uzun yıllardır çiftçilik yapan ve vahşi sulama sistemi kullanan Muhittin Coran, bu sulama sisteminin zorluğundan ve zararlarından bahsetti. Coran; “Vahşi sulama nedeniyle su kaybımız çok oluyor. Özellikle son yıllarda yaşanan kuraklıklar da su kaybında etkili oluyor. Çiftçiler için en uygun sulama yöntemi, kapalı sistemdir. Hiçbir su kaybı yok ve tamamen bitkiye odaklı yöntemdir. 100 litre suyla sulanan bir yer, kapalı sistem sayesinde 50 litre ile sulanabilmektedir" dedi. Her geçen yıl barajlarda ve göllerde su seviyelerinin giderek azaldığına dikkat çeken Muhittin Coran “Sulama Birliği de bu sene bize yalnızca 20 gün su verme mecburiyetinde kaldı. Yeterli suyumuz olsa belki 1 ay boyunca sulama yapabiliriz. Daha Temmuz ayının başındayız. Bu bağ daha en az 2 defa daha sulama ihtiyacı duyacak. Bir noktadan sonra da sulamamızı yapmak için yeraltı sularından yararlanmaya başlayacağız ama onlar da her geçen gün daha aşağıya iniyor. Benim iktidardan tek beklentim, bu su kaybını önlemek için kapalı sistemin buraya getirilmesi lazım. Yıllardan beri bunun hep plan proje içerisinde olduğunu söylüyorlar. Ama en ufak bir teşebbüs, girişim henüz yapılmadı” diye konuştu. “Baraj kapakları açıldığı andan itibaren vahşi kayıp başlıyor” Barajlardaki doluluk oranının geçen yıllara göre yarı yarıya daha düşük olduğunu belirten Sulama Teknisyeni Hasan Hüseyin Çırak da şu sözlere yer verdi: “Bildiğiniz gibi vahşi sulama kullandığımız için, yani bu baraj kapakları açıldığı andan itibaren bu vahşi kayıp başlıyor. Nasıl başlıyor peki? Mesela sıcaktan buharlaşma oluyor, tahliyeye kaçıyor, yani suyumuz bayağı zebil oluyor. Bunun çözümü gayet basit. Bir an önce kapalı sisteme geçilmesi gerekiyor. Bu su yetmediği için çiftçiler yeraltı suyunu kullanıyorlar. Yeraltı suyu dediğimiz zamanda içme suyumuzdan gidiyor. Bu baktığımız zaman direk kendimize zarar veriyor. Çünkü yerin altından içme suyumuzu alıyorlar. Sonuçta yerin altında da deniz yok, bir yere kadar dayanacak?” "Damlama sulamayla verimimiz arttı" Damlama sulama yöntemi kullanarak ürün yetiştiren Aykut Uyar isimli çiftçi ise kapalı sistemin faydalarından bahsetti. Yaklaşık 8 yıldır kapalı sulama tekniğinden faydalandıklarını belirten Uyar, “Önceden bizde karık suyu kullanıyorduk. Damlama çıktıktan sonra damlama sistemini yaptırdık. Bunda da çok rahat ettik. Salma sulamada tarlanın tesviyeli olması gerekiyor. İstediğiniz gübreyi atamıyorsunuz, bitkinin istediği gübreyi veremiyorsunuz. Damlama sisteminde ise, bitkinin neye ihtiyacı varsa o şekilde verebiliyoruz. Verimlerimiz de arttı tabii. Bir de aşırı su tüketimi vardı, şimdi o ortadan kalktı. 7-8 seneden beri damlama sulama kullanıyoruz. Şimdi bu damlama sistemi olmasa bizim yeraltı gübresi atmamız gerekiyor. Onu da dekara 50 kg civarında atıyoruz. Ama bu sistemde bitkinin direk köküne gübre verdiğimiz için 5 ile 10 kg’ı geçmiyor. Daha önce vahşi sulama sistemini de kullandık. Vahşi sulamada suyun yüzde ellisinden fazlası israf olmuş oluyor” diye konuştu. “İklim değişikliği ve kuraklık bölgemiz için tehdit" Vahşi sulamanın bölgede oldukça yaygın olarak kullanılan bir sulama yöntemi olduğuna dikkat çeken Manisa Büyükşehir Belediyesi Kırsal Hizmetler Dairesi Başkanı Yılmaz Usta, artan kuraklığa dikkat çekti. Başkan Usta, “İklim değişikliği ve kuraklığın etkilerini her geçen gün daha şiddetli bir şekilde yaşıyoruz. Meteorolojik tahminler, öngörüler gelecek yıllarda özellikle bölgemiz için bu tehdidin artarak devam edeceğini gösteriyor. Yağış rejimindeki bozulmalar ve yağış miktarındaki azalmalar, bölgemiz için gelecek için önemli bir tehdit. Haliyle bizim de su kaynaklarımızı en doğru ve en verimli şekilde kullanmaktan başka çaremiz yok” dedi. Hem salma sulamada hem de kapalı sulama sisteminde, çiftçilerin gereğinden fazla su kullanmaması konusunda uyaran Başkan Yılmaz Usta, toprağın alabileceği belli bir su kapasitesinin olduğunu hatırlattı. Başkan Usta, bu kapasitenin üzerinde su verilmesi halinde, su israfının yanı sıra bitkilerde hastalık, çevre ve doğal dengenin bozulması, toprakta ve üründe verimliliğin azalması gibi birçok zararla karşılaşılabileceğini vurguladı. "Büyükşehrin tüm tesisleri kapalı sistem" Manisa Büyükşehir Belediyesi olarak üreticilere verilen sulama desteklerine de değinen Başkan Usta, açıklamalarını şöyle sürdürdü; “Genel anlamda kapalı sistem sulama sistemlerine tamamıyla geçmemiz kaçınılmaz bir zaruret. Manisa Büyükşehir Belediyesi olarak, biz de üreticilerimize doğrudan sulama hizmeti veriyoruz. Büyükşehir Belediyesinin sorumluluğunda şu anda yirmi yedi bin dekar sulama sahamız var. Yaptığımız bütün tesisler kapalı sistem. Tarla başına kadar getirdiğimiz ana hatlarla, suyu borularla parsel başına kadar getirip, vanamız ve sayacımızla, metreküp hesabından tarifelendirerek sulama hizmeti vermeye çalışıyoruz. Çok geçmiş yıllarda köylere yapılmış olan açık kanal sistem sulama tesislerimiz var. Bu tesislerden de imkânlar ölçüsünde, belli bir iş planına bağlı kalarak, yenileyerek kapalı sistemlerde çevirip su verimliliğini ve su kalitesini arttırmak için desteklerimizi, çalışmalarımızı yürütüyoruz. Aynı zamanda bölgemizde 110’a yakın yakın sulama kooperatif var. Bu üretici örgütlerimize de zaman içerisinde yıpranan, kırılan borular nedeniyle su kayıplarının olduğu tesislerinde, boru desteği veya sulama amaçlı depo yapımı gibi destekler verip, Büyükşehir Belediyesi olarak hem üretici örgütlerinin hem çiftçilerimizin su verimliliği için yanında olmaya gayret ediyoruz. Bu anlamda girdi bazında desteklerimiz, sulama tesisleri, hayvan içme suyu göletleri, tanker doldurma tesislerinin yapımı, gölet yapımı gibi işlemlerimiz devam ediyor” "Sulama kanallarının kullanım ömrü tamamlandı" Manisa’daki tüm ilgili birimlere, su ve sulama sistemleri konusunda acil çağrılarda bulunan Şehzadeler Ziraat Odası Başkanı Hüseyin Altındağ, “Şehzadeler Ziraat Odası Başkanlığı olarak bizim görüşümüz, kapalı sistemin kurularak tamamen damlama sistemine geçilmesidir. Bu konuda yapılacak çalışmalar için destek vermek için de tüm Manisalı yetkililerimizi davet ediyorum. Çünkü damlama sistemi Manisa’mız için artık olmazsa olmazdır. Gediz ovamız çok önemli tarım faaliyetlerinin yapıldığı bir yerdir. Uzun yıllardan beri ovamızı sulayan sulama kanallarının ise kullanım ömrünü tamamladığını söyleyebiliriz. Bu sistemin Demirköprü Barajı’ndan buraya kadar yenilenmesi önemlidir. Bunun yanı sıra ovamızda imkan bulunan noktalara da yeni sulama göletlerinin acilen yapılması gerekiyor. Çünkü her geçen yıl su kıtlığına doğru gidiyoruz. Şu anda biz Manisa ovamızda ürün yetiştirebiliyorsak, burada kullanılan suyu yer altından alarak yapıyoruz. Yakınlarımızda Bağyolu Göleti var. Bir de yakında Davutlar-Sarma Göleti faaliyete geçecek. Yani bunlar gibi göletlerin Salihli’den buraya kadar ovamızda çoğaltılması lazım. Tüm belediyelerimiz, tarım müdürlükleri ve bizlerin çalışmalarıyla bunları başarmamız gerekiyor” diye konuştu.

Sulama sahalarında suyun verimli kullanımı için kartlı sayaç Haber

Sulama sahalarında suyun verimli kullanımı için kartlı sayaç

Konya’nın Seydişehir ilçesi Taraşçı Mahallesi’nde sulama suyunun verimli kullanımı için Taraşçı Göleti sulama sahasındaki 2 bin 200 dekarlık tarım arazisine 62 ön ödemeli kartlı sayaç takılıyor. Taraşçı Mahallesi’ndeki sulama göleti kışın yağmur ve kar yağışlarından gelen sularla dolarken, üretici çiftçiler yazın mahsullerini sulamak için göletten faydalanıyor. Toplamda 2 bin 200 dekar tarım arazisi vahşi sulama yöntemiyle sulanırken, göletteki su yaklaşık 3-4 aylık sürede bitiyor. “Vahşi sulamaya son verilecek” Taraşçı Mahallesi Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Başkanı Dursun Arslan, Taraşçı Göletinin tarım alanlarını sulamak için kullanıldığını söyledi. Göletin yapımına 1992 yılında başlandığını ve 2013 yılından itibaren sulama göleti olarak faaliyete geçtiğini anlatan Arslan, “Göletimizden bugüne kadar tarım arazilerini cazibeli şekilde sulattırıyorduk. Fakat arazilere su yetmediği için sayaç sistemine geçmeye karar verdik. Sayaç sistemiyle buna çözüm bulduğumuzu inanıyoruz. Sayaç sistemi ile damlama sulama sistemine geçilecek. Vahşi sulama sistemine son vereceğiz. Sulama daha verimli hale gelecek. Bu projede bizlere destek olan Konya Devlet Su İşleri Bölge Müdürümüze ve tüm emeği geçenlere teşekkür ediyoruz. İyi bir projeyi hayata geçirdiğimize inanıyoruz” dedi. “64 adet sayaç takılıyor” Projeden Taraşçı Göleti sulama sahasında 2 bin 200 dekar arazinin faydalanacağını, bölgede sulama maliyetlerinin düşeceğini aktaran Arslan, "64 adet vana takacağız. Montaj işlemlerine başlandı. Vanalar etkin kullanılmaya başlandıktan sonra göletten kullanılan suyu anlık olarak takip edebileceğiz. Vahşi sulama sisteminden dönülecek. Kaçak oranı düşecek. Üretici kullandığı su miktarını daha kolay takip edecek ve israftan kaçınacak. Böylece çiftçimiz kullandığı suyun parasını öderken su tasarrufu sağlanmış olacak. Bu projeye başvurmamızın nedeni ise dünyada görülen kuraklık ile biz de buna önlem almak için sayaç sistemine başvurduk. DSİ tarafından yapılan 3 milyon 500 bin liralık bir projedir. Şu anda 64 adet kartlı sayaç taktırdık. Çalışmalarımız bitmek üzere. Mahallede 2 bin 200 dekar arazide sulu tarım yapılmaktadır. Başta çilek olmak üzere mısır, yonca, kiraz, ceviz bahçeleri önem kazanmaktadır. Göletimizde daha önce vanalarımızı mayıs ayında açtığımızda 3-4 ay ancak gidiyordu. Bundan sonra 6-7 ay suyun gideceğine inanıyoruz. Sayacımız kartlı sistem olacak. Yılbaşında karta ücretini yükleterek yıl boyunca sulamasını sağlıklı şekilde yapacaklar” diye konuştu. Taraşçı Mahallesinde çiftçilik ile uğraşan Mahmut Arslan, “Sebze ve meyve yetiştiriyoruz. Özellikle son yıllarda çilek yetiştiriyoruz. Sulu tarım yapıyoruz. Sulamalarımız daha önce vahşi sulama ile yapılıyordu. Göletin suyundan ancak 3-4 ay istifade ediyorduk. Sayaçların takılması ile birlikte artık 6-7 ay faydalanacağız. Herkes ihtiyacı kadar su kullanacak. Herkesin emeğinin karşılığını alacağına inanıyoruz” diye konuştu.

Tarım arazilerinde su ve elektrik israfı kaynakları zorluyor Haber

Tarım arazilerinde su ve elektrik israfı kaynakları zorluyor

Özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yaygın görülen vahşi sulama (salma sulama) yöntemi, içme suyu kaynaklarının bilinçsizce kullanılmasına neden oluyor” dedi. Ülkemizin en çok elektrik enerjisinin tüketildiği coğrafyalarından olan Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin 6 ilinde elektrik perakende satış hizmeti veren DEPSAŞ Enerji’nin Genel Müdürü Murat Karagüzel, kuraklık tehlikesine karşı tüm çiftçilerin verimli sulama metotlarını kullanması gerektiğinin altını çizdi. Sadece Diyarbakır, Şanlıurfa, Mardin, Şırnak, Batman ve Siirt illerinde 123 bin kayıtlı çiftçinin üretim gerçekleştirdiğini vurgulayan Karagüzel, “Bu 6 ilde 16 milyon dekar ekili tarımsal alan yer alıyor ve bölgedeki 123 bin çiftçinin 65 bini, sadece tarımsal sulamayla üretim gerçekleştiriyor. 800 metreye varan derinlikte açılan sondaj kuyularından elektrikle su çekildikten sonra yapılan vahşi sulama, orantısız su dağılımına sebep olurken hem ürün verimliliğini düşürüyor hem su ve elektrik maliyetlerini artırıyor” dedi. "Sürdürülebilir tarımsal kalkınma için tasarruf şart" Tarım arazilerinde sürdürülebilir kalkınmanın günümüzde hiç olmadığı kadar kritik önem taşıdığının belirten Karagüzel, “Bu kalkınmanın temelinde ise kaynakların iyi değerlendirilmesi ve tasarruf tedbirleri ile optimum verim alınması yatıyor. Ülkemizin sahip olduğu tatlı su kapasitesinin ortalama yüzde 70’i tarımsal faaliyetlerde kullanılıyor. Özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde içme suyunun tarım arazilerinde kullanımı yüksek boyutlara ulaştı. Ayrıca bölgemizde sulama birliklerine bağlı sahalarda ekilen tarım alanlarının yaklaşık yüzde 65’i ise elektrik enerjisi kullanılarak sulanmakta. Bu noktada hem enerji sarfiyatını artıran hem de su kaynaklarını olması gerekenden fazla harcayan, elektrikle kuyudan su çekilerek yapılan vahşi sulama yönteminden vazgeçilmesi gerektiğine dikkat çekmek istiyoruz” diye konuştu. "Verimli sulama yöntemleri ile en az yüzde 20 tasarruf mümkün" Tarımda yağmurlama, damla ve gece sulaması gibi metotların yaygınlaşmasıyla yıllık yaklaşık yüzde 20 enerji ve su tasarrufunun, üretimde ise yüzde 20’ye varan daha fazla verimliliğin sağlanabileceğini aktaran Karagüzel, “Örneğin bir çiftçi, doğru sulama ile 100 dönüm pamuk ekerse yıllık 50 bin kWh (120 bin TL) tasarruf edebilir. Çiftçilerimizin damla sulama, gece sulaması, hatta rüzgar enerjisi ile çalışan su pompası gibi metotlarla, tarım arazilerinde maksimum verimlilik alacaklarına ve bu sayede yüksek oranda enerji tasarrufu elde edeceklerine inanıyoruz” şeklinde konuştu.

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.