TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Gıda Güvenliği

AGRONEWS - Gıda Güvenliği haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Gıda Güvenliği haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Migros’un onarıcı tarım projesi dünyaya örnek oldu Haber

Migros’un onarıcı tarım projesi dünyaya örnek oldu

Dünyanın en güçlü perakendeci ve üretici şirketlerini aynı masada buluşturan; sürdürülebilirlik, gıda güvenliği, tedarik zinciri verimliliği ve tüketici sağlığı konularında ortak hareket etmeyi sağlayan küresel platform Consumer Goods Forum (CGF), Migros’un Kayseri’de hayata geçirdiği “Yerli Yeşil Mercimek Onarıcı Tarım Projesi’ni “dünyaya örnek gösterdi. Onarıcı Tarım Modeliyle Topraklar Yeniden Hayat Kazanıyor Kayseri Şeker Fabrikası A.Ş. tarafından tahsis edilen arazide onarıcı tarım danışmanları eşliğinde uygulamaya alınan Migros’un ‘Yerli Yeşil Mercimek Onarıcı Tarım Projesi’, ürün rotasyonuna dayalı münavebeli tarım modelini temel aldı. Çalışma kapsamında, şekerpancarı ve yeşil mercimeğin ‘Birlikte Ekim’ (intercropping) sistemi hayata geçirildi. Azotu toprağa bağlayıcılığı ve proteini yüksek yeşil mercimek, şekerpancarı aralarına ekildi. Projenin ilk yıl çıktılarında; ekilen her iki bitkinin birbirine katkısı, toprak kalitesini, verimi ve besin dengesini destekledi. Böylece bitkilerin toprak, hava ve su koşullarına bağlı stres dayanıklılığı artırıldı. Toprak sağlığında iyileşme, karbon tutumunda artış ve su tüketimde optimizasyon sağlanarak birçok noktada sürdürülebilir tarım hedeflerine katkı sağlandı. Migros Grubu Pazarlama İcra Kurulu Üyesi Ekmel Baydur: “Migros olarak üretimden tüketime kadar perakendenin tüm değer zincirini geliştirmeye yönelik kapsamlı bir tarım-ekosistemi yaklaşımı benimsiyoruz. Gıda arzının sürekliliğini sağlayan, tarımsal üretimin verimliliğini artıran, çiftçiyi güçlendiren, su ve enerji kaynaklarını koruyan, bilhassa onarıcı tarımı destekleyen geniş çaplı Ar-Ge çalışmaları yürütüyoruz. Onarıcı tarım, ekosistemi iyileştirmeye odaklı bir tarım sistemi. Sürdürülebilirliğe katkı sağlarken karbon ayak izini düşürüyor, su tasarrufu sağlayıp ve biyolojik çeşitliliği koruyor. Denemeye aldığımız “Migros Yerli Yeşil Mercimek Onarıcı Tarım Projemiz” de yerel tarımda modern tekniklerin kullanımının önemini gösteren bir proje. Projemizin CGF tarafından dünyaya örnek gösterilmesinden gurur duyuyoruz” dedi.

Nilüfer’de Atıl Tarım Arazilerine “Yarına Nefes Ormanları” Haber

Nilüfer’de Atıl Tarım Arazilerine “Yarına Nefes Ormanları”

Nilüfer Belediyesi, atıl durumdaki tarım arazilerini gelir getirici ve çevresel açıdan sürdürülebilir ormanlara dönüştürmek için önemli bir projeyi hayata geçiriyor. Kestane, ıhlamur ve kızılcık ağaçlarıyla kurulan “Yarına Nefes Ormanları”, hem karbon ayak izini azaltmayı hem de yerel ekonomiyi güçlendirmeyi hedefliyor. Nilüfer Belediyesi, uzun yıllardır üretime kazandırılmayan tarım arazilerini yeniden ekonomiye ve doğaya kazandırmak amacıyla yenilikçi bir kırsal kalkınma modeli uygulamaya başladı. Belediyenin NİLKOOP ile yürüttüğü proje kapsamında, özellikle eğimi yüksek ve tarıma elverişsiz alanlar, kestane, ıhlamur ve kızılcık türlerinden oluşan gelir getirici ormanlara dönüştürülüyor. Proje, sivil toplum kuruluşlarıyla yapılan iş birliğiyle genişletiliyor. Yarına Şans Ver Derneği (YASAV), Podyum Davet (DAD) ve Inner Wheel Kulübü ile imzalanan protokoller kapsamında Güngören ve Unçukuru mahallelerinde toplam 700 fidanın toprakla buluşturdu. Nilüfer Belediyesi yetkilileri, dikilen ağaçların yıllık yaklaşık 15 ton karbon tutma kapasitesine sahip olduğunu ve yangına karşı daha dayanıklı türlerin seçildiğini belirterek, projenin iklim kriziyle mücadele ve doğa koruma açısından kritik bir önem taşıdığını açıkladı. Mahalle halkı üretime dahil ediliyor Projede dikilen ağaçların bakımının mahalle halkı tarafından yapılacağı ve elde edilecek gelirin yine mahalleye ait olacağı bildirildi. Özellikle kadınların bakım ve hasat süreçlerine katılacağı, elde edilen mahsullerin organik pazarlarda satışa sunulacağı kaydedildi. Böylece hem üretime katkı sağlanacak hem de kadın istihdamı desteklenecek. Yarına Şans Ver Derneği Kurucusu Emine Cantürk, projeyi değerlendirirken, dernek olarak “Bize bir fidan, bir nefes olsun” anlayışıyla yola çıktıklarını ifade etti. Cantürk, projenin “Yarına Nefes Ormanları” adıyla yürütüldüğünü ve hedefin toplamda 50 bin ağacı toprakla buluşturmak olduğunu açıkladı. Projede Güngören halkının özellikle kadınlarının sorumluluk alacağı vurgulandı. Dikilen fidanlar yıllık yaklaşık 15 ton karbon tutacak Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, belediye olarak atıl durumdaki tarım arazilerini yeniden üretime kazandırmayı amaçladıklarını söyledi. Özdemir, bu çalışmanın hem gıda güvenliği hem de çevresel sürdürülebilirlik açısından büyük önem taşıdığını ifade etti. Başkan Özdemir, dikilen ağaçların tür seçiminde yangın riskinin dikkate alındığını, kestane, ıhlamur ve kızılcık türlerinin hem ekonomik değer taşıdığını hem de doğa açısından dayanıklı olduğunu belirtti. Ayrıca, dikilen fidanların yıllık yaklaşık 15 ton karbon tutarak hava kalitesine katkı sağlayacağını ve yerel ekosistemi güçlendireceğini açıkladı. Özdemir, projenin en önemli yanlarından birinin de elde edilecek gelirin mahalle halkına ait olması olduğunu, özellikle kadınların projeden ekonomik fayda sağlayacağını vurguladı. Sürdürülebilir tarım ve yeni üretim modelleri Belediye yetkilileri, Nilüfer’in kırsal bölgelerinde farklı üretim modelleri üzerinde çalıştıklarını da ifade etti. Bazı mahallelerde aronya ve böğürtlen üretimine başlandığını, örnek üretimlerle hem köylülerin gelir elde etmesini hem de gençlerin kırsala dönmesini hedeflediklerini belirttiler. Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, aronya ve böğürtlen üretiminin toplam çalışma süresinin yılda yaklaşık üç ay olduğunu, böylece halkın kısa sürede önemli bir gelir elde edebileceğini söyledi. Bu modelin, hem yerel ekonomiyi canlandırmayı hem de sürdürülebilir bir tarımsal üretim kültürü oluşturmayı amaçladığı ifade edildi. Karbon ayak izini azaltan ormanlar Dikilen 700 fidanın yıllık yaklaşık 15 ton karbon tutacağı öngörülüyor. Belediye yetkilileri, bu sayede sadece köylülerin değil, tüm Nilüfer halkının daha temiz bir hava soluyacağını belirtti. Orman alanlarının son yıllarda daraldığına dikkat çeken yetkililer, bu tür ağaçlandırma projelerinin hem doğayı hem de toplumsal yaşamı güçlendirdiğini ifade etti. Projeyle 42 dekarlık bir tarım arazisinin ormana dönüştürüldüğü ve böylece hem çevresel hem de ekonomik açıdan sürdürülebilir bir modelin hayata geçirildiği vurgulandı.

Yeni Nesil Tarım Uygulamaları Üretimde Dönüşüm Sağlıyor Haber

Yeni Nesil Tarım Uygulamaları Üretimde Dönüşüm Sağlıyor

Tarım, geçmişte olduğu gibi bugün de ülkelerin ekonomisinde stratejik bir yere sahip. Ancak artan nüfus, iklim değişikliği ve doğal kaynakların sınırlılığı, üretim biçimlerinin yeniden düşünülmesini zorunlu kılıyor. İşte yeni nesil tarım uygulamaları tam da bu noktada devreye giriyor. Yeni nesil tarım uygulamalarıyla sensörler, yapay zekâ, nesnelerin interneti, uzaktan algılama sistemleri ve biyoteknoloji gibi teknolojilerden yararlanarak üretim sürecini veriye dayalı hâle getirmek amaçlanıyor. Böylece yalnızca daha fazla ürün almakla kalınmıyor, suyu, gübreyi ve pestisitleri doğru zamanda ve doğru miktarda kullanarak hem maliyeti hem de çevresel baskıyı azaltmak mümkün hâle geliyor. Bu sistemler, kullanılan teknolojiye, ürüne ve üretim koşullarına göre su tüketimini ve zirai ilaç kullanımını ciddi oranlarda azaltma potansiyeli sunuyor. Üretim sürecinin tahmine değil, ölçüm ve analize dayanarak planlanabilmesi, daha isabetli kararlar alınmasını ve kaynakların daha verimli kullanılmasını sağlıyor. Tarımda kullanılan yapay zekâ destekli sistemlerle toprağın işlenmesinden hasada kadar tüm aşamalar analiz edilebiliyor. Uydu görüntüleri ve geçmiş üretim verileri karşılaştırılarak bitkilerdeki gelişim farklılıkları erken dönemde tespit ediliyor. Böylece olası verim kayıpları önceden görülebiliyor ve girdi kullanımı daha bilinçli planlanabiliyor. Yeni nesil teknolojiler yalnızca mevcut süreci iyileştirmiyor, üretim sistemlerinin yeniden tasarlanmasına da imkân tanıyor. Örneğin “Dijital ikiz” adı verilen teknolojiyle üretim alanının sanal bir modeli oluşturularak bu model üzerinde farklı sulama, gübreleme ya da ekim senaryoları deneniyor. Olası riskler gerçek uygulamaya geçmeden önce simülasyon ortamında değerlendiriliyor. Böylece daha planlı ve güvenli kararlar alınabiliyor. Örneğin tarlamızda mısır yetiştireceğimizi düşünelim. Öncelikle tarlamızdan toprak örneği alarak analiz yaptırmakla işe başlarız. Bu bize mısır üretimi sırasında bitkinin ihtiyaç duyduğu besin maddelerini doğru ve dozunda kullanma imkânı verir. Mısır tohumlarını tarlamıza ekerken doğru derinlikte ekmemiz hayati bir önem taşır. Klasik mibzerlerle bazı tohumlar doğru derinliğe yerleşirken bazıları yüzlek kalabilir ya da gereğinden daha derine gömülebilir. Bu durum çimlenmeyi zorlaştırır ve verim kaybına yol açar. Yani daha tohum ekim aşamasındayken farkında olmadan kayıp yaşarız. Oysa sensörlü mibzerlerle tarlamızdaki eğimi ve toprak yapısını dikkate alarak tohumların homojen bir derinliğe yerleşmesini sağlarız. Ekim aşamasından sonra toprak nemini, ortam sıcaklığını ve yaprak yüzeylerindeki nemi düzenli olarak izleriz. Bu veriler doğrultusunda sulama suyu miktarını belirler ve zamanında sulama yaparız. Uzaktan algılama, görüntü işleme ve sensör teknolojileri sayesinde mısır tarlamızdaki bitkilerin gelişimini yakından takip ederek gerekli önlemleri zamanında almış oluruz. Ayrıca ekinlerimize bulaşan hastalıklar, zararlılar ve yabancı otlara karşı entegre (bütüncül) mücadele yaklaşımını uygulayabiliriz. Entegre mücadele, yalnızca kimyasal ilaçlara başvurmak yerine biyolojik ve kültürel yöntemleri de içeren bütüncül bir yaklaşımı ifade eder. Tarımsal zararlıların neden olduğu kayıp müdahale maliyetini aşacak olduğunda doğru teşhisle, doğru dozda, doğru zamanda ve uygun ekipmanla müdahale etme imkânı bulabiliriz. Dahası bu teknolojiler sayesinde mısır tarlamızın farklı alanlarında o bölüme özel sulama, gübreleme ve ilaçlama programları da uygulayabiliriz. Bu da yine girdi tasarrufu ve verim artışı olarak bize geri döner. Bu sayede, tüm girdi maliyetlerinde (tohum, gübre, ilaç ve su kullanımında) tasarruf sağlanıyor. Daha az kaynak kullanılarak üretim yapılıyor. Böylece karbon ayak izi azalıyor, biyolojik çeşitlilik korunuyor. İnsan, hayvan ve çevre sağlığını birlikte ele alan “Tek Sağlık” yaklaşımı da bu sayede güçleniyor. “Bitti mi?” diye soracak olursanız hayır, dahası da var. Ürettiğimiz mısırların uygun hasat olgunluğuna ulaşıp ulaşmadığını da yeni nesil tarım uygulamalarından elde ettiğimiz gerçek zamanlı verilerle belirleyebilir ve doğru zamanda hasat yapabiliriz. Depomuza aldığımız ürünlerde ise ortamdaki oksijen miktarını ayarlayarak ürünlerimizi hem depo zararlılarından koruyabilir hem de daha uzun süre depolayarak değer yitimi olmadan satabiliriz. Ayrıca gerçek zamanlı verileri işleyerek sonraki hasat dönemlerini daha verimli planlayabiliriz. Türkiye’de durum nedir? Ülkemizde üreticilerin yeni nesil tarım uygulamalarına ilişkin bilgi kaynakları çeşitlilik gösteriyor. Yaş grubuna bağlı olarak üreticiler bu tür bilgilere öncelikle sosyal medya platformları (YouTube, Facebook, TikTok, Instagram, LinkedIn) üzerinden ulaşıyor. Sosyal medya platformlarını tarım temalı televizyon programları, tarım teknolojisi fuarları, tarımsal ekipman bayileri ve teknik temsilcileri takip ediyor. Sosyal medya ve internet gibi açık erişim kanallarının etkin kullanımı, üreticilerin yeni teknolojilere yönelik farkındalığını artırıyor. Şimdilik sulama teknolojilerinde farkındalık daha yüksekken otomasyon ve robotik uygulamalarda daha düşük düzeyde bulunuyor. Araştırmalar, üreticilerin yenilikçi tarım teknolojilerine karşı genel olarak olumlu bir tutum sergilediğini gösterse de uygulama oranları hâlâ sınırlı düzeyde bulunuyor. Özellikle dijitalleşme, yapay zekâ ve otomasyon gibi alanlarda maliyet, teknik altyapı ve bilgiye erişim eksikliği önemli engeller olarak öne çıkıyor. Sonuç olarak yeni nesil tarım uygulamaları üretim süreçlerini daha ölçülebilir, daha planlı ve daha sürdürülebilir hâle getiriyor. Ancak bu dönüşümün gerçekleşmesi için yalnızca teknolojinin varlığı yeterli değil. Üreticilerin bu sistemlere erişebilmesi, doğru bilgiye ulaşabilmesi ve ekonomik olarak desteklenmesi de gerekiyor. Bu nedenle entegre politika ve destek mekanizmalarının hayata geçirilmesi, üreticilerin teknolojiye uyumunu hızlandırarak gıda güvenliği ile tarımsal sürdürülebilirliğe güçlü bir katkı sağlayabilir. Tarımın geleceği, teknoloji ile doğa arasında denge kurabilen ve kararlarını ölçülebilir verilere dayandıran üretim modellerinde yatıyor.

Bakan Yumaklı: Gıda ve Su İsrafını Önleme Çalışmaları Gaziantep’te Ele Alındı Haber

Bakan Yumaklı: Gıda ve Su İsrafını Önleme Çalışmaları Gaziantep’te Ele Alındı

Hasan Kalyoncu Üniversitesinde düzenlenen Sıfır Atık Çalıştayı Sonuç Konferansı'nda konuşan Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, "Küresel ölçekte her yıl yaklaşık 2,3 milyar ton gıdanın kaybedildiği veya israf edildiği hesaplanmaktadır. Bu gıdanın üretimi için kullanılan su miktarı ise yılda yaklaşık 250 kilometreküp seviyesindedir. Bu tablo bize çok net bir gerçeği göstermektedir" dedi. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Gaziantep'te Sıfır Atık Vakfı, Gaziantep Valiliği, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, Gaziantep Üniversitesi, Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü, İl Tarım ve Orman Müdürlüğü iş birliğiyle gerçekleştirilen Gaziantep Çalıştayı Sonuç Konferansı'na katıldı. Konferansta konuşan Bakan Yumaklı, gıda güvenliği, israf, kuraklık, İklim değişikliği ve sıfır atık ile ilgili önemli konulara değindi. Sürdürülebilir gıda sistemleri, su verimliliği ve israfın azaltılması yönünde küresel politikaları güçlendirmek için çabaladıklarını belirtti. "Toplantıyı ulusal politikalara entegre edilmesi yönünde önemli bir adım olarak görüyoruz" Çalıştay hakkında bilgi veren Bakan Yumaklı, "Bugün; Sıfır Atık, Çevre ve İklim Değişikliği Çalıştayları'nın sonuçlarını değerlendirmek üzere bir araya gelmiş bulunuyoruz. Sakarya ve Muğla'nın ardından, çalıştayların üçüncü ayağı olarak bugün Gaziantep'teyiz. COP31 sürecinde 'Yerelden Ulusala: İsraf ve Atık' temasıyla düzenlenen bu toplantıyı; yerelde geliştirilen bilgi, deneyim ve çözüm önerilerinin, ulusal politikalara entegre edilmesi yönünde önemli bir adım olarak görüyoruz" dedi. "Programın Gaziantep'te düzenlenmesi tesadüf değil" Çalıştayın Gaziantep'te gerçekleştirilmesinin tesadüf olmadığını belirten Bakan Yumaklı, "Gaziantep, yalnızca sanayi üretimi ve ticaret kapasitesiyle değil; tarımsal üretim gücü ve köklü gıda kültürüyle de Türkiye'nin önde gelen şehirlerinden biridir. Özellikle Antep fıstığı üretiminde, Türkiye dünyada üçüncü sırada bulunmakta, ülkemizde Antep fıstığının yaklaşık yarısı da Gaziantep'te yetiştirilmektedir. Ayrıca Gaziantep, tam 108 coğrafi işaretli ürüne sahiptir. AB coğrafi işaretli ürün sayısı ise 5'e yükselmiştir. Şehrin bu üretim kapasitesi; yüksek katma değer, kırsal istihdam, gıda sanayisi ve ihracat açısından stratejik bir alan oluşturmaktadır. Gaziantep'te tarım; işleme, depolama, ticaret ve sofraya ulaşma aşamalarını kapsayan bütüncül bir gıda ekosistemi içinde ele alınmaktadır. Bu bütüncül yapının en güçlü tamamlayıcısı ise Gaziantep'in mutfak kültürüdür. Gaziantep, UNESCO Fark Oluşturan Şehirler Ağı'na gastronomi alanında dahil edilen Türkiye'nin ilk şehridir. Bu unvan Gaziantep mutfağının, yerel üretime dayanan, mevsimine göre ürün kullanan ve israfı en aza indirmeye öncelik veren bir gelenek olduğunu da tescillemektedir. Bu yönüyle Gaziantep israfla mücadelede, sıfır atık hareketinde yalnızca bir uygulama alanı değil, aynı zamanda güçlü bir kültürel beşiktir" ifadelerini kullandı. "Küresel ölçekte her yıl yaklaşık 2,3 milyar ton gıdanın kaybedildiği veya israf edildiği hesaplanmaktadır" Dünyanın iklim değişikliği, artan kuraklık ve nüfus artışı nedeniyle su varlığı ve gıda güvenliği açısından kritik bir süreçten geçtiğine dikkati çeken Bakan Yumaklı, "Küresel ölçekte her yıl yaklaşık 2,3 milyar ton gıdanın kaybedildiği veya israf edildiği hesaplanmaktadır. Bu gıdanın üretimi için kullanılan su miktarı ise yılda yaklaşık 250 kilometreküp seviyesindedir. Bu tablo bize çok net bir gerçeği göstermektedir. Gıda israfı, aynı zamanda kaynak ve en önemlisi su israfıdır. Emine Erdoğan Hanımefendi'nin öncülüğünde, gıda ve su israfına yönelik başlatılan yaklaşımlar tam da bu sorunlara çözüm üretme iradesinin somut tezahürleridir. Bu anlayış doğrultusunda başlattığımız 'Gıdanı Koru Sofrana Sahip Çık' kampanyasıyla topluma verdiğimiz mesaj şudur: kayıp ve israf ortak çabayla önlenebilir ve bu dayanışma o kaybı umuda dönüştürebilir. Kampanya kapsamında yaptığımız faaliyetler aracılığıyla, kamuoyunda büyük bir farkındalık oluşturduk. Bu süreç israfla mücadelenin yalnızca mevzuatla değil; davranış değişikliğiyle mümkün olabileceğini açıkça göstermiştir. Suda sıfır kayıp ilkesiyle yürüttüğümüz su verimliliği seferberliği ise yalnızca bir kampanya değil bir zihniyet dönüşümüdür" ifadelerine yer verdi. "Sensör tabanlı sulama teknolojisiyle yüzde 40'a varan su tasarrufu sağlandı" Tarımda dijital ve sensör tabanlı sulama teknolojileriyle yüzde 40'a varan su tasarrufu sağlandığını söyleyen Yumaklı, "Tarımda dijital ve sensör tabanlı sulama teknolojileriyle yüzde 40'a varan su tasarrufu sağlanmıştır. Modern sulama sistemleriyle sulanan alan oranı yüzde 33'e ulaşmıştır. Hedefimiz bu oranı yüzde 50'nin üzerine çıkarmaktır. Ayrıca suyu merkeze alan üretim planlaması ve kuraklığa karşı dayanıklı yeni türlerin geliştirilmesi, bu seferberliğin önemli yapıtaşları olmuştur. Su israfı yalnızca musluğu açık bırakmak değil üretimde, tarımda, sanayide ve şehirlerde suyu verimsiz ve plansız kullanmaktır. Evlerde gri su sistemleri, sanayide geri kazanım teknolojileri, tarımda basınçlı ve damla sulama sistemleriyle bu israfı önlemek mümkündür. Amacımız; her damlanın hesabını yapan bir toplum bilinci oluşturmaktır" şeklinde konuştu. "Gıda ve su israfının tehdit oluşturduğunu ve önlenmesinin kritik bir öncelik olduğunu vurguladık" Uluslararası Sıfır Atık Forumu'nu, 17-19 Ekim tarihleri arasında İstanbul'da başarıyla gerçekleştirdiklerini belirten Bakan Yumaklı, "Foruma, 100'ün üzerinde ülke temsilcisi ile 118 kurum ve kuruluş katıldı. Kamu kurumları, özel sektör, akademi, yerel yönetimler ve sivil toplum temsilcileri, sıfır atık politika ve stratejilerini İstanbul'da kapsamlı biçimde ele aldı. Bu sürecin devamında da 'Gıda ve Su İsrafını Önlemek-Geleceği Sahiplenmek' temalı yüksek düzeyli paneli İstanbul'da düzenledik. Bu toplantıda ise 15'i bakan olmak üzere, 31 ülkenin ve uluslararası kuruluşun üst düzey temsilcisiyle buluştuk. Gıda ve su israfının küresel geleceğimiz açısından ciddi bir tehdit oluşturduğunu ve bu sorunun önlenmesinin kritik bir öncelik olduğunu güçlü bir şekilde vurguladık. Bu toplantılar Sıfır Atık Hareketi'nin küresel merkezinin İstanbul olması yönündeki iradeyi daha da güçlendirmiştir. Ancak küresel platformlarda konuşulan hedeflerin gerçek karşılığını göreceğimiz asıl yer şehirlerimizdir. İşte bu nedenle, bugün Gaziantep'teyiz. Sıfır Atık Vakfı koordinasyonunda yürütülen bu çalıştaylar, ortak bir metodolojiye dayanmaktadır. Tematik masa sistemi ve sorun, çözüm, hedef ve izleme yaklaşımı sayesinde bu toplantılar, yalnızca tespit yapmakla kalmamış; uygulanabilir ve izlenebilir politika girdileri üretmiştir. Bu kapsamda her il için hazırlanacak yerel sıfır atık hedef belgeleri, yerel ihtiyaçların ulusal politika tasarımına veri sağlaması açısından son derece önemlidir" dedi. "Evsel atıktan enerji üretmek somut örneklerden biri" Gaziantep'te yürütülen yerel uygulamaların sıfır atık yaklaşımının yerel ölçekte somut ve ölçülebilir sonuçlar üretebildiğini açıkça gösterdiğini ifade eden Bakan Yutmaklı, "Yıllık yaklaşık 650 bin ton evsel atıktan elde edilen enerjiyle, yaklaşık 50 bin hanenin elektrik ihtiyacının karşılanması, atığın çevresel bir yük olmaktan çıkarılarak ekonomik bir değere dönüştürüldüğünün en somut örneklerinden biridir. ‘Geri Dönüşüm Evde Başlar' ve 'Yeşil Antep' gibi projeler, yerelde sahiplenilen bu dönüşüm iradesinin güçlü örnekleridir. Atığı kaynağında önleme, önlenemez ise katma değere dönüştürme, israfla mücadelenin temelidir. Bu yerel çabalar Türkiye'nin iklim hedefleriyle de doğrudan ilişkilidir. Atık yönetimi, döngüsel ekonomi, gıda israfını önleme ve su verimliliği bu hedefe ulaşmada öncelikli politika alanları arasında yer almaktadır. Bu mücadele merkezi idareden yerel yönetimlere, özel sektörden hane halkına her bir vatandaşımızın ortak sorumluluğudur. Bu çalıştaylar ve sonuç konferansları, COP31 süreci öncesinde Türkiye'nin sıfır atık yaklaşımını, yerel uygulamalar üzerinden, sahaya dayalı ve somut örneklerle anlatabilmesine imkan tanımaktadır. Gaziantep Çalıştayı Sonuç Konferansı'nın elde edilen çıktıları daha da güçlendireceğine, ulusal ve yerel politika bağını pekiştireceğine ve Türkiye'nin COP 31'e ev sahipliği yaptığı bu dönemde, yeşil dönüşüm hedeflerine önemli katkılar sunacağına inanıyorum. Bütün çalışmalarımızda bize güçlü desteğini veren Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'a ve Emine Erdoğan Hanımefendiye şükranlarımı sunuyorum. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımıza, Sıfır Atık Vakfı'na, Gaziantep Valiliğine, Gaziantep Büyükşehir Belediyesine, üniversitelerimize ve sürece katkı sunan tüm paydaşlara teşekkür ediyorum" diye konuştu. Düzenlenen çalıştaya, Gaziantep Valisi Kemal Çeber, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı Fatma Varank, Hasan Kalyoncu Üniversitesi Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Haluk Kalyoncu ve akademisyenler katıldı.

J.P. Morgan, Tarımda İklim Riskine Dikkat Çekti Haber

J.P. Morgan, Tarımda İklim Riskine Dikkat Çekti

ABD merkezli yatı­rım bankası J.P. Mor­gan’ın ‘İklim Sezgisi: Gıda Güvenliği: Isınan Bir Dünyada Tarım ve Gıdanın Geleceği’ başlıklı çalışması yayınlandı. Çalışmadan der­lenen bilgilere göre, mevcut nüfus artışı ve tüketim eği­limlerinin devam etmesi ha­linde dünyada, 2010’a kıyas­la yüzde 80 daha fazla besin enerjisi üretilmesi gerekiyor. Ekilebilir arazilerin yakla­şık yarısı tarımsal faaliyetler için kullanılırken, ihtiyaç du­yulan besin enerjisinin tarım dışı arazilere ekim yapılarak karşılanamayacağı tahmin ediliyor. Dolayısıyla talebin karşı­lanması için inovasyon ve et­kin yönetimin birlikte uygu­lanması gerekiyor. Tarımsal üretimdeki artış 1960’lardan bu yana sanayi­leşme ve verimliliği yüksel­ten tarımsal teknolojilerle sağlandı. Bu artışta Çin, Hindis­tan ve Brezilya öne çıkarken ABD ve AB sınırlı kaldı. Ara­zi, gübre, makine gibi tarım­sal girdilerle toplam çıktılar­da da artış yaşandı. ‘Toplam faktör verimliliği’ olarak ad­landırılan girdiler ile çıktılar arasındaki fark zamanla arttı ve birim başına daha az kay­nak kullanılarak daha fazla üretim yapılmaya başlandı. Toprakta bozulmalar yaşanıyor Çalışmaya göre, toplam faktör verimliliğini tehdit eden dört temel çevresel risk toprak bozulması ve erozyon, su kalitesi ve miktarında­ki azalma, pestisit direnci ve yeni zararlıların ortaya çık­ması ile iklim değişikliğinin bölgesel iklim koşullarını de­ğiştirmesi oldu. Toprak sağlığına ilişkin göstergeler, küresel tarım bölgelerinde bozulmalar ya­şandığını gösteriyor. Orga­nik karbon kaybı ve üst top­rak erozyonunun, son yıl­lardaki üretim düşüşleriyle bağlantılı olduğu bilinirken, ABD’de mısır üretim bölge­lerindeki kayıplar yüzde 6’ya ulaştı. AB’de ise tarım top­raklarının yüzde 60-70’inin bozulduğu ve bunun yıllık yaklaşık 50 milyar euroluk maliyete yol açtığı tahmin ediliyor. Öte yandan, su kaynakla­rındaki bozulmanın sürmesi üretkenliği azaltabilir, mali­yetleri artırabilir ve uzun va­dede arazi varlıklarının de­ğerini baskı altına alabilir. Yer altı suyu seviyelerinin düştüğü bölgelerde tarımsal kredi geri ödeme gecikmele­ri artıyor. Gıda fiyatlarında artış yaşanıyor Çalışmada sonuçlarına yer verilen raporlar, gıda fiyatla­rındaki artışın temel neden­lerinden biri olarak aşırı ha­va olaylarını gösteriyor. Birleşik Krallık’ta yağışlı bir kışın ardından patates fi­yatları Ocak-Şubat 2024’te yüzde 22 arttı. AB’de zeytin­yağı fiyatları 2022-23 ku­raklığının etkisiyle Ocak 2024’te yüzde 50 yükselir­ken, ABD’nin batısındaki ku­raklık sonrası Kasım 2022’de sebze fiyatları yüzde 80 ar­tış gösterdi. Japonya’da ise ağustostaki sıcak hava dalga­sının ardından Eylül 2024’te pirinç fiyatları yüzde 48 yük­seldi. “İklim değişikliği toprak sağlığını doğrudan etkiliyor” Konuyla ilgili açıklamada bulunan Türkiye Toprak Bi­limi Derneği Üyesi Prof. Dr. Erhan Akça, toprağın tuttu­ğu su miktarıyla dünyanın en büyük tatlı su gölü olarak ni­telendirilebileceğini söyledi. Akça, “Dünya bir döngüler sistemi dolayısıyla toprağın nem içeriği kaybolunca yani bu döngülerdeki en ufak bo­zukluğa yol açtığınızda sis­tem bozuluyor” dedi. Gıda üretimi yenilikçi tarımla artırılabilir Yenilikçi tarım faaliyetlerinin olumlu etkileri olduğu­na dikkati çeken Türkiye Toprak Bilimi Derneği Üyesi Prof. Dr. Erhan Akça, “Sulamayı ölçülere göre yapmak, dron ve doğru gübre kullanmak çok güzel. Kimyasal, sente­tik ve aşırı su girdikçe bozulmalar yaşandı. İç Anadolu’da ba­zen mısıra 24 saat su veriyorlar ama bir sensör koyduğunuz­da 6 saatin yettiğini görüyorsunuz. Eğer uygun su ve gübre ile biyolojik kökenli malzemeler kullanırsanız yenilikçi tarım desteklediğimiz bir yaklaşım. Gıda üretimini 20-30 yılda yüzde 50-60 arttırmamız lazım ama topraklar bitiyor bunu yenilikçi tarımla yükseltebiliriz. Yani 1 litre suy­la 10 kilo ürün elde etmek de var, 2 kilo ürün elde etmek var. Yenilikçi tarım 1 kilo suyla 10 kilo ürün elde ettiği için biz bunları des­tekliyoruz” diye konuştu. Metrekare başına 100 litre azalacak Toprak sağlığındaki bozulmaların belli böl­gelerde gözlemlene­bileceğinin altını çizen Akça, “Hem kendi ça­pımızda hem ulusla­rarası projelerde iklim projeksiyonları yapı­yoruz. Türkiye ve dün­yada en çok Akdeniz ikliminde olan ülkeler yani Akdeniz havzası etkilenecek. Tropik ormanlar çok verimli gözüküyor ama top­raklar asidik olduğu için oradaki çoğu be­sin elementleri yeter­sizdir, kalsiyumsuz­dur. Projeksiyonlara göre, 1 derecelik artış­ta Akdeniz sahilimiz biraz etkileniyor. Ama 2 derecede Aydın’dan Osmaniye’ye, kıyı hat­tından Mardin, Şırnak tarafına olan bölgeler çok etkilenecek. Met­rekareye düşen yağış yaklaşık 100 milimet­re, yani metrekare ba­şına 100 litre azalacak. Bu da 100 metreka­relik evinize yılda 10 ton daha az yağmur gele­cek anlamı­nı taşıyor” dedi.

Pahalılık gıda güvenliğini tehdit ediyor Haber

Pahalılık gıda güvenliğini tehdit ediyor

Nilüfer Kent Konseyi ve Bursa Veteriner Hekimler Odası iş birliğiyle "Gıda Güvenliği ve Güvencesi" paneli düzenlendi. Bursalıların yoğun ilgi gösterdiği panelin açılışında konuşan Nilüfer Kent Konseyi Başkanı Doç. Dr. Mustafa Berkay Aydın, Türkiye’deki hayat pahalılığının mutfaklardaki güvenliği nasıl tehdit ettiğini rakamlarla ortaya koydu. Dünyada gıda enflasyonu ortalamasının yüzde 3 civarında olduğunu ifade eden Aydın, "Ülkemizde ise bu oran resmi verilerde bile yüzde 25-30 bandında seyrediyor. Hissedilen enflasyon ise bunun çok daha üzerinde. Bu fahiş maliyet artışları, gıda güvenliğini doğrudan riske atıyor" dedi. Nilüfer Kent Konseyi Genel Sekreteri Doç. Dr. Elifhan Köse Çal ise her vatandaşın sağlıklı ve güvenilir gıdaya ulaşma hakkının anayasal bir sorumluluk olduğunu hatırlattı. Bursa Veteriner Hekimler Odası Başkanı Melike Baysal, moderatörlüğünü üstlendiği panelde veteriner hekimlerin gıda zincirindeki hayati önemine değindi. Hayvansal gıdanın sağlıklı olabilmesi için sürecin hayvanın beslenmesi ve sağlığıyla başladığını belirten Baysal; et, süt, yumurta, bal ve su ürünleri gibi tüm süreçlerde veteriner hekimlerin imza ve denetim yetkisinin kritik olduğunu vurguladı. Veteriner hekim Nejlet Filiz de, ekonomik dar boğazın halk sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekti. Artan maliyetler nedeniyle piyasada taklit ve tağşiş vakalarının arttığını belirten Filiz, trans yağlar ve pestisit tehlikesine karşı uyardı. Filiz, "Kayıt dışı ekonomiyle mücadele edilmeli; denetimler daha etkin ve yetkin meslek grupları üzerinden yürütülmeli" dedi. Gıda krizinden kurtulmak ve güvenli gıdaya erişimin mümkün olduğunu söyleyen Dr. Nejlet Filiz, şu önerilerde bulundu: "Tarım girdi maliyetleri aşağı çekilmeli. Verimlilik odaklı bir tarım politikası izlenmeli. Zorunlu bir kamusal tarım sigorta sistemi kurulmalı. Döviz kuru ve para politikasında istikrar sağlanmalı. Gıda güvenliği yönetimi tek bir çatı altında toplanmalı. Rekabetçi piyasada küçük üretici korunmalı. Hal ve perakende satış noktalarında etkin denetim yapılmalı. Harcamalarda gerçekçi tasarruf tedbirleri uygulanmalı." Panel; gıda okuryazarlığı, doğru etiket okuma teknikleri ve mutfak güvenliği üzerine yapılan bilgilendirmelerle sona erdi.

Gaziantep’te 1 ton 300 kilo sağlıksız sakatat ele geçirildi Haber

Gaziantep’te 1 ton 300 kilo sağlıksız sakatat ele geçirildi

Şahinbey Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ile İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ekiplerinin ortaklaşa gerçekleştirdiği denetimlerde, halk sağlığını hiçe sayan bir işletme daha ortaya çıkarıldı. Malazgirt Mahallesi'nde merdiven altı üretim yaptığı tespit edilen bir işletmede bin 300 kilogram bağırsak, işkembe, sakatat ve iç yağa el konuldu. Ruhsatsız çalışan iş yeri kapatılırken, 264 bin TL de ceza uygulandı. Hijyen kuralları ve insan sağlığı hiçe sayıldı Denetimler sırasında işletmenin iş yeri açma ve çalışma ruhsatı olmadan faaliyet gösterdiği, üretim ve çalışma ortamının son derece kirli olduğu, iş yeri genelinde yoğun şekilde fare bulunduğu, insan gıdası olarak tüketilmemesi gereken ürünlerin depolandığı tespit edildi. Ekipler tarafından yapılan kontroller sonucunda, halk sağlığı açısından büyük risk taşıyan bin 300 kilogram ürüne imha edilmek üzere el konuldu. İşletme mühürlendi, ağır ceza uygulandı Mevzuata aykırı şekilde faaliyet gösterdiği belirlenen işletme, Şahinbey Belediyesi ekipleri tarafından mühürlenerek kapatıldı. Ayrıca İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ekiplerince, onaysız ve izinsiz üretim yaptığı gerekçesiyle işletmeye 264 bin 309 TL idari para cezası uygulandı. Denetimler aralıksız sürecek Yetkililer, gıda güvenliğinin sağlanması ve vatandaşların sağlıklı ürünlere ulaşabilmesi için denetimlerin artarak devam edeceğini vurgularken, vatandaşlardan şüpheli gördükleri durumları ilgili birimlere bildirmeleri çağrısında bulundu. "Vatandaşımızın sağlığı kırmızı çizgimizdir" Şahinbey Belediye Başkanı Mehmet Tahmazoğlu, vatandaşın sağlığı ile oynamaya kalkanlara asla müsaade etmeyeceklerini belirterek, "Vatandaşlarımızın sağlığı bizim için her şeyden önce gelir. Halk sağlığını tehdit eden, hijyen kurallarını hiçe sayan ve merdiven altı üretim yapan hiçbir işletmeye asla müsamaha göstermiyoruz. Zabıta ekiplerimiz ve İl Tarım ve Orman Müdürlüğü ile birlikte denetimlerimizi aralıksız sürdürüyoruz. Kimsenin insan sağlığı üzerinden kazanç elde etmesine izin vermeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

FAO Uyardı: Irak’ta İklim Krizi Tarımsal Üretimi Tehdit Ediyor Haber

FAO Uyardı: Irak’ta İklim Krizi Tarımsal Üretimi Tehdit Ediyor

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) Irak Temsilcisi Dr. Salah Hac, Irak’ın iklim değişikliğinin yıkıcı etkileriyle mücadele ettiğini ve mevcut koşulların devam etmesi halinde gelecek yıl tarımsal üretimin yüzde 30 oranında düşebileceği uyarısında bulundu. Dr. Hac, süregelen kuraklık nedeniyle ülkenin toplam su rezervinin 60 milyar metreküpten endişe verici biçimde 5 milyar metreküpe gerilediğini belirtti. Irak’ın iklim değişikliğinden en çok etkilenen beşinci ülke olduğunu hatırlatan Hac, bu yılın son yılların en zorlu kuraklık dönemlerinden biri olduğunu vurguladı. Azalan yağışlar ve yükselen sıcaklıklar, 13 milyon dönümlük tarım arazisinin yaklaşık 12,5 milyon dönümünün sulamaya bağımlı olduğu Irak’ta üretimi ciddi biçimde etkiledi. Geniş alanlar verimsiz hale gelirken, birçok çiftçi geçim kaygısı yaşamaya başladı. “Gıda güvenliği şimdilik korunuyor, ancak çiftçiler zor durumda” FAO temsilcisi, şu anda ülkede acil bir gıda güvenliği krizinin öngörülmediğini ve Irak’ın önümüzdeki 15 ay için yeterli buğday rezervine sahip olduğunu bildirdi. Hac, ayrıca ülkenin “gıda sepeti sistemi” sayesinde olası kıtlık etkilerinin büyük ölçüde hafifletildiğini ifade etti. Ancak esas sorunun çiftçilerin gelir kaynaklarında olduğuna dikkat çeken Hac, pirinç ve bazı sebzeler gibi üretimi kısıtlanmış ürünlere bağımlı çiftçilerin, hükümetin aldığı önlemlere rağmen ciddi gelir kaybı yaşadığını söyledi. “Su yönetiminde stratejik yaklaşım ve bölgesel işbirliği şart” Dr. Salah Hac, Irak hükümetine su kıtlığı sorununa yönelik stratejik bir planlama geliştirmesi ve hazırlanan projelerin uygulanabilmesi için gerekli bütçeyi ayırması çağrısında bulundu. Bu sorunun yalnızca Irak’a özgü olmadığını vurgulayan Hac, yağış azlığı ve su kaynaklarındaki daralmanın tüm bölge ülkelerini etkilediğini kaydetti. Kürdistan Bölgesi’ne de değinen FAO temsilcisi, su kullanım yöntemlerinin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Hac, FAO’nun Kürdistan Bölgesi Tarım ve Su Kaynakları Bakanlığı ile birlikte, su miktarını bilimsel olarak ölçmek amacıyla uzun menzilli sensör teknolojilerinin kullanımını içeren ortak bir proje yürüttüğünü açıkladı. Irak’ın tarımsal geleceği, azalan su kaynakları ve iklim değişikliğinin artan baskısı altında belirsizliğini koruyor.

İbrahim Yumaklı, Çin’e Yapacağı Ziyarette Tarımda İhracatı Genişletecek Haber

İbrahim Yumaklı, Çin’e Yapacağı Ziyarette Tarımda İhracatı Genişletecek

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, gıda güvenliği konusunda düzenlenecek uluslararası toplantıya katılmak ve Türkiye’den Çin’e su ürünleri ve badem ihracatına ilişkin ikili anlaşmaları imzalamak üzere Çin’e resmi bir ziyaret gerçekleştirecek. Bakan Yumaklı, yarın (15 Ekim Çarşamba) Çin’e gerçekleştireceği resmi ziyaret kapsamında, Şangay kentinde düzenlenecek Kuşak ve Yol İthalat-İhracat Gümrükler Gıda Güvenliği Konferansı katılacak, temas ve görüşmelerde bulunacak. Şangay’da ilk olarak Çin Gümrükler Genel İdaresi Başkanı Sun Meijun ile bir araya gelecek olan Bakan Yumaklı, Çinli mevkidaşı ile bir görüşme gerçekleştirecek. Bakan Yumaklı ve Sun Meijun görüşmede; "Türkiye Cumhuriyeti Tarım Ve Orman Bakanlığı ile Çin Halk Cumhuriyeti Gümrükler Genel İdaresi Arasında Türkiye Cumhuriyeti’nden Çin Halk Cumhuriyeti’ne İhraç Edilecek Yabani Su Ürünlerine İlişkin İnceleme ve Sağlık Şartları Hakkında Protokol", "Türkiye Cumhuriyeti Tarım ve Orman Bakanlığı ile Çin Halk Cumhuriyeti Gümrükler Genel İdaresi Arasında Türkiye Cumhuriyeti’nden Çin Halk Cumhuriyeti’ne İhraç Edilecek Yetiştiricilik Yoluyla Elde Edilmiş Su Ürünleri İçin İnceleme ve Sağlık Şartları Hakkında Protokol" ile "Türkiye Cumhuriyeti Tarım ve Orman Bakanlığı ile Çin Halk Cumhuriyeti Gümrükler Genel İdaresi Arasında Türkiye'den Çin'e İhraç Edilen Bademlerin İnceleme ve Karantina Gerekliliklerine İlişkin Protokol" metinlerini imzalayacak. Bakan Yumaklı ve mevkidaşı Sun Meijun tarafından imzalanacak protokol ile Türkiye’nin kaliteli somon, çipura ve levreği Çin ile buluşacak. Türkiye’nin uluslararası gıda güvenliğinin sağlanmasına yönelik katkısı Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı, Kuşak ve Yol İthalat-İhracat Gümrükler Gıda Güvenliği Konferansı’nda da bir konuşma yapacak. Uluslararası gıda güvenliğinin sağlanmasına yönelik Türkiye’nin katkısını ve uyguladığı politikaları aktaracak olan Yumaklı, toplantı kapsamında düzenlenecek çalışma yemeğine de katılacak. Toplantı kapsamında, katılımcı ülkeler tarafından "Şanghay Deklarasyonu"nun imza altına alınarak yayınlanması bekleniyor.

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.