Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Gıda Güvenliği

AGRONEWS - Gıda Güvenliği haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Gıda Güvenliği haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Hürmüz gerilimi: Tedarikte risk artıyor Haber

Hürmüz gerilimi: Tedarikte risk artıyor

ABD ile İran arasında Hürmüz Boğazı’nda tırmanan gerilim, enerji piyasalarının yanı sıra gübre ve yarı iletken tedarik zincirlerinde de yeni riskleri gündeme getirdi. Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD), Hürmüz Boğazı’ndaki fiili kapanmanın küresel ekonomide enerji, ticaret ve finans kanalları üzerindeki baskıyı hızla artırdığını değerlendiriyor. Kurumun mart ayında yayımladığı Orta Doğu değerlendirmesini güncelleyerek, Hürmüz kaynaklı sarsıntıların küresel bir kalkınma riskine dönüştüğü uyarısında bulunduğu belirtildi. UNCTAD verilerine göre, dünyanın en kritik deniz güzergahlarından biri olan Hürmüz Boğazı’ndaki gemi geçişleri mart başından bu yana yüzde 95 geriledi. Küresel deniz yoluyla yapılan petrol ticaretinin dörtte birini ve dünya gübre ihtiyacının önemli bir kısmını taşıyan bu hattaki aksama, enerji fiyatlarının yanı sıra nakliye ücretleri ve savaş riski sigorta primlerinde de keskin artışlara yol açtı. Krizin çok boyutlu etkilerini izlemek amacıyla UNCTAD, “Hürmüz Boğazı İzleme Paneli”ni hayata geçirirken, bu platform deniz taşımacılığı, gıda, enerji ve finans göstergelerini düzenli olarak güncelleyerek mevcut şokun gelişimini takip edecek. Kurum, bu platformla krizin geçmişteki Kovid-19 ve Ukrayna savaşı gibi küresel sarsıntılarla kıyaslanmasına da olanak sağlayacak. UNCTAD, gerilim bugün sona erse dahi bazı kalıcı hasarların kaçınılmaz olduğunu da vurguluyor. Dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği bu stratejik su yolundaki belirsizlik, ekonomi yönetimleri ve uzmanlar tarafından üç temel senaryo üzerinden takip ediliyor. “SÜVEYŞ”, “KIZILDENİZ” VE “UKRAYNA” MODELLERİ Süveyş Kanalı’nda 2021’de yaşanan “Ever Given” kazasında olduğu gibi, krizin diplomasi yoluyla hızla çözülmesi durumunda piyasalarda anında rahatlama bekleniyor. Bu senaryoda, borsaların kayıplarını hızla telafi edeceği ve akaryakıt fiyatlarının birkaç hafta içinde normal seviyelerine döneceği öngörülüyor. Ancak uzmanlar, olası bir çatışmada İran’ın petrol altyapısının zarar görmesi durumunda iyileşme sürecinin sekteye uğrayabileceği konusunda uyarıyor. Kızıldeniz’deki Husi saldırılarına benzer şekilde trafiğin uzun süre aksaması, risk priminin fiyatlara kalıcı olarak yansımasına neden olabilir. Hürmüz Boğazı’nın, Kızıldeniz’in aksine “baypas” edilebilecek güçlü bir alternatifinin bulunmaması, bu modeli küresel ekonomi için daha riskli hale getiriyor. Suudi Arabistan’ın mevcut boru hatlarının, deniz yolu kapasitesini ikame etmekte yetersiz kalması bu endişeyi tetikliyor. Krizin Rusya-Ukrayna savaşı gibi yıllara yayılması, en karamsar senaryo olarak değerlendiriliyor. Avrupa’nın Rusya’ya yönelik yaptırımlar sonrası Körfez petrolüne artan bağımlılığı, Hürmüz’deki olası bir ablukayı Ukrayna savaşından daha yıkıcı hale getirebilir. Bu durumun enerji fiyatlarında kalıcı yükselişe, sanayi üretiminde maliyet krizine ve küresel arz sözleşmelerinin tamamen yeniden yazılmasına yol açabileceği belirtiliyor. GÜBRE VE YARI İLETKEN SEKTÖRÜ TEHDİT ALTINDA Orta Doğu’daki gerilim bugün sona erse dahi, küresel ekonomi için bazı kalıcı hasarlar kaçınılmaz görünüyor. Körfez kaynaklı gübre teslimatlarındaki aksamaların, mevsimsel üretim döngüsü nedeniyle tarımsal verimliliği bir yıl boyunca etkilemesi bekleniyor. Katar’da doğal gaz üretimiyle elde edilen ve çip endüstrisi için kritik öneme sahip olan asil gazların (neon, kripton, ksenon) sevkiyatındaki kesintiler, yapay zeka çiplerinin küresel arzını ciddi şekilde sekteye uğratabilir. Bu gazlar özellikle litografi ve yarı iletken üretim süreçlerinde kullanılıyor. Analistler, gerilimin düşmesi halinde borsaların neredeyse anında, akaryakıt istasyonlarının ise birkaç gün içinde rahatlayacağını öngörürken, krizin yapısal bir hal alması durumunda küresel teknoloji ve gıda arzının ağır darbe alacağını vurguluyor. KÜRESEL ÜRE ARZININ YARISI DEVRE DIŞI Asya piyasaları analisti Sadi Kaymaz, yaptığı değerlendirmede, Hürmüz Boğazı’nda tırmanan krizin enerji sektörünün ötesine geçerek kritik alanlarda ciddi tedarik kayıplarına yol açtığını vurguladı. Kaymaz, özellikle küresel tarımsal üretim için hayati öneme sahip olan üre ve gübre piyasasında büyük bir darboğaz yaşandığına dikkati çekti. Küresel üre ticaretinin yüzde 45’inin Basra Körfezi’ndeki üreticiler tarafından karşılandığını hatırlatan Kaymaz, “Bölgedeki çatışmalar nedeniyle bu üretimin yarısından fazlası tamamen devre dışı kalmış durumda. Üretimi sürdüren tesisler ise Hürmüz Boğazı’ndaki abluka sebebiyle ürünlerini dünya pazarlarına ulaştıramıyor. Şu an itibarıyla Körfez’de çok yüksek miktarda ürün mahsur kalmış vaziyette.” değerlendirmesinde bulundu. 44 GEMİ GEÇİŞ BEKLİYOR Çatışmaların başlangıcından bu yana boğazdan yalnızca 11 gübre yüklü geminin geçebildiğini belirten Kaymaz, “Geçiş yapabilen gemilerin sadece 4’ü üre taşıyordu. Halihazırda Körfez’de, yarısı üre yüklü olmak üzere toplam 44 gübre gemisi mahsur kalmış durumda. Öte yandan, azot tesislerini yeniden faaliyete geçirmek teknik olarak oldukça güç. Savaş sona erse dahi, kapasitenin eski seviyesine ulaşması ciddi bir zaman alacaktır.” ifadelerini kullandı. ÇİN’İN KISITLAMA KARARI KRİZİ DERİNLEŞTİRİYOR Küresel arzı daraltan bir diğer kritik unsurun Çin’in dış ticaret politikası olduğunu ifade eden Kaymaz, üre arzındaki daralma ve tırmanan fiyatlar nedeniyle Çin’in gübre ihracatını büyük oranda durdurduğunu belirtti. Kaymaz, bu durumun küresel tarımsal üretim ve gıda güvenliği üzerindeki baskıyı artırdığı uyarısında bulundu.

Mersin’de tarım ve gıda sektöründe kayıp riski endişesi büyüyor Haber

Mersin’de tarım ve gıda sektöründe kayıp riski endişesi büyüyor

Türkiye’nin tarımsal üre­tim ve ihracatında kilit bir rol üstlenen Mersin, geniş ürün yelpazesi, güçlü lo­jistik altyapısı ve yılın 12 ayı­na yayılan üretim kapasitesiyle hem ülkenin gıda arz güvenli­ğinde hem de küresel gıda teda­rik zincirinde stratejik bir mer­kez olarak öne çıkıyor. Diğer yandan artan maliyetler, iklim değişikliği ve su kaynaklarına yönelik riskler karşısında sür­dürülebilir üretimi destekleye­cek yapısal önlemlerin hayata geçirilmesi gerektiği de dikkat çekiyor. Mersin Ticaret Borsası Yöne­tim Kurulu Başkanı Ö. Abdul­lah Özdemir, Mersin’in başta meyve, sebze, hububat ve bak­liyat olmak üzere gıda arzının sağlanması yoluyla Türkiye’nin gıda güvenliğine önemli kat­kı sağlayan illerden biri oldu­ğunu söyledi. Mersin’in, geniş ürün yelpazesi ve yılın 12 ayı­na yayılan üretim olanakları­na sahip olduğuna vurgu yapan Özdemir, kentin üretim kültü­rü yerleşmiş, ticari altyapısının güçlü olduğunu ifade etti. Öz­demir, “Gelişmiş gıda sanayi­si sayesinde hem kendi ürettiği ürünleri hem de ithalat yoluy­la temin edilen hammaddeleri işleyerek katma değerli ihracat gerçekleştirebilmektedir. Bu potansiyel ile yalnızca ülkemi­zin gıda güvencesine ve sürdü­rülebilirliğine katkı sağlamakla kalmayıp, yaklaşık 750 milyon nüfuslu yakın coğrafya ülkele­rine açılan bir kapıdır. Bu yapı­nın daha sağlıklı işlemesi için; üretim, finansman, pazarlama, iklim değişikliği ve doğal afet­ler gibi çok sayıda riskle karşı karşıya kalan çiftçilerin gelirini koruyacak, özellikle küçük üre­ticinin gelirini artıracak poli­tikalarla sektörün kırılgan ya­pısının daha da güçlendirilme­si gerekmektedir. Ayrıca, hane halkı harcamalarının yaklaşık yüzde 20’sinin gıdaya ayrıldı­ğı ve gıda enflasyonunun yüzde 32,36 olduğu dikkate alındığın­da, dezenflasyon sürecinin da­ha güçlü desteklenmesi ve gelir dağılımının daha adil hâle ge­tirilmesi önem arz etmektedir” açıklamasında bulundu. Özdemir ayrıca tarımsal Ar- Ge yatırımlarının artırılarak, üretimin teknolojiyle moderni­ze edilmesi gerektiğine dikkat çekerek, “Bunun yanında, tarım politikaları kapsamında iklim değişikliği, su stresi, kırsal ve genç nüfusun artırılması ile gı­da kaybı ve israfının önlenme­si konularının daha etkin uygu­lanması gerekmektedir” dedi. “Orta ve uzun vadede risk oluşabilir” Mersin Gıda Mühendisleri Odası Başkanı Yusuf Değirmen­ci de Mersin özelinde gıda arz güvenliği açısından kısa vadede ciddi bir risk görmediğini söyle­di. Ancak orta ve uzun vadede ba­zı risklerin söz konusu olduğuna atıfta bulunan Değirmenci, “Bu­gün en önemli sorunlardan biri, tarımda uzun vadeli ve sürdü­rülebilir politikaların yeterince güçlü şekilde uygulanamaması. Bu durum hem üreticilerin hem de sektörün diğer paydaşlarının sağlıklı planlama yapmasını en­gelliyor. Artan maliyetler sade­ce üretimi değil, lojistik süreçleri de etkileyerek ürünlerin pazara daha yüksek fiyatlarla ulaşması­na neden oluyor. Kamu, özel sek­tör ve meslek odaları arasında bir iş birliği var ancak bunun da­ha güçlü hale gelmesi gerekiyor. Özellikle gıda ve ziraat mühen­dislerinin sürece daha aktif dahil olması, hem verimlilik hem de gıda güvenliği açısından büyük önem taşıyor” ifadesini kullandı.

Foça Gediz Nehri’nde kirlilik tehlikeli seviyeye ulaştı Haber

Foça Gediz Nehri’nde kirlilik tehlikeli seviyeye ulaştı

Foça’da, Foça Belediyesi ile TEZ-KOOP-İŞ Sendikası iş birliğinde düzenlenen “Gelenekten Geleceğe Foça Tarımı Sempozyumu”, yoğun katılımla gerçekleştirildi. Reha Midilli Kültür Merkezi’nde yapılan etkinlikte, tarımın geçmişten bugüne gelişimi ve geleceğe yönelik stratejiler iki gün boyunca çok yönlü ele alındı. "Gediz'deki kirlilik kritik boyutta" Sempozyumda konuşan Foça Belediye Başkanı Saniye Bora Fıçı, bölgedeki en önemli sorunlardan birinin Gediz Nehri’ndeki kirlilik olduğunu vurguladı. Fıçı, şu ifadelere yer verdi: “Bir zamanlar bölgenin en önemli su kaynaklarından biri olan Gediz, bugün ciddi bir kirlilik baskısı altında. Bu sadece çevresel bir sorun değil, aynı zamanda üretimin geleceğini tehdit eden bir durum” Tarım arazilerinde parçalanma riski Tarım arazilerinin plansız bölünmesinin verimliliği düşürdüğüne dikkat çeken Başkan Fıçı, üretim gücünün zayıfladığına işaret etti. Fıçı, şöyle konuştu: “Topraklarımızın parçalanması verimliliği düşürüyor. Bu gidişat, hem çiftçimizi hem de ülkemizin gıda güvencesini riske atıyor. Tarım arazilerimizi korumak, su kaynaklarımızı kirletmemek ve üretimi planlı hale getirmek zorundayız. Bu sadece bugünün değil, geleceğimizin meselesidir.” Akademisyenler ve sektör temsilcileri bir araya geldi Açılışta ICA Proje Koordinatörü Şükrü Durmuş ve TEZ-KOOP-İŞ Genel Başkanı Haydar Özdemiroğlu de konuşma yaptı. Ali Demirsoy ise küresel ısınmanın tarım üzerindeki etkilerini değerlendirerek su kaynakları ve üretim planlamasının önemine dikkat çekti. Kooperatif modeli önce çıktı “Foça’dan İyi Uygulama Örnekleri” oturumunda yerel kooperatiflerin deneyimleri paylaşıldı. Kooperatifleşmenin üreticinin gelirini artıran ve yerel ekonomiyi güçlendiren önemli bir model olduğu vurgulandı. Gıda güvenliği ve istihdam masada Nejla Kurul moderatörlüğünde gerçekleştirilen oturumlarda, tarımda istihdam, gıda güvenliği ve ekonomik politikalar ele alındı. Uzmanlar, mevcut politikaların üretim ve istihdam üzerindeki etkilerini değerlendirirken alternatif çözüm önerilerini paylaştı. Atölyeler ve saha ziyaretleriyle tamamlandı Sempozyumun ikinci gününde düzenlenen atölye çalışmaları ve saha ziyaretlerinde kooperatifleşme, kadın emeği ve hayvancılık gibi başlıklar uygulamalı olarak ele alındı. Kurulan tarım pazarı ise yerel üreticiler ile vatandaşları doğrudan buluşturdu. Etkinlik, “Tartışma ve Sonuç Bildirgesi” oturumuyla sona erdi.

Artvin Bal Çalıştayı’nda Prof. Kandemir: “Arı yoksa hayat yok” Haber

Artvin Bal Çalıştayı’nda Prof. Kandemir: “Arı yoksa hayat yok”

"Artvin'in altın değeri bal" temasıyla Nihat Gökyiğit Kongre Merkezi'nde düzenlenen "Bal Çalıştayı" düzenlendi. Çalıştayda konuşma yapan Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İrfan Kandemir, Türkiye'nin, doğal kaynakları, biyolojik çeşitliliği ve ekosistem zenginliğiyle dünyanın sayılı ülkelerinden biri olduğunu söyledi. Avrupa'da yaklaşık 2 bin bitki türü bulunduğunu ifade eden Kandemir, "Türkiye'de bu sayı 12 bin civarındadır. Üstelik bunun yaklaşık 3 bin 500'ü endemiktir. Bu zenginlik arıcılık açısından da büyük bir avantajdır" diye konuştu. Artvin'in Macahel bölgesinde uzun yıllar arıcılık üzerine çalışmalar yaptığını dile getiren Kandemir, buranın bilimsel yolculuğa başladığı yer olduğunu vurguladı. Kafkas arısının tescil sürecine ilişkin geçmiş yıllarda yaptıkları çalışmalar hakkında katılımcılara bilgi veren Kandemir, şu değerlendirmede bulundu: "Bu çalışmalar sadece bir kez yapılıp bırakılacak çalışmalar değil, süreklilik gerektirir. Biz de bu sürekliliği sağladık. 1998'de elde ettiğimiz verilerle, 2023'te yapılan çalışmaların sonuçlarının büyük ölçüde örtüştüğünü görüyoruz. Bu ne demek? Kafkas arısının Artvin'de, özellikle Camili bölgesinde genetik olarak korunmaya devam ettiğini gösterir. Bu bizim için son derece önemli bir başarıdır. Bugün şunu gururla söyleyebilirim, dünyada yerli arı ırkını en iyi koruyan ülkelerden biri Türkiye'dir. Neden koruyoruz? Çünkü arı yoksa tarım, gıda ve hayat yok. Bizim hedefimiz sadece Kafkas arısını değil, Türkiye'deki tüm yerli genetik kaynakları korumaktır. Çünkü bu sadece arıcılık meselesi değil, aynı zamanda bir gelecek meselesidir." Vali Vekili İsmail Erdoğan ise Artvin'in zengin florası, Macahel Biyosfer Rezerv Alanı ve ekolojik çeşitliliği ile arıcılık faaliyetleri açısından ülkenin en önemli merkezlerinden biri olduğunu söyledi. Artvin'de 2 bin 700'den fazla bitki türü bulunması ve endemik türlerin fazlalığının arıcılıkta bölgeye önemli avantajlar sunduğunu belirten Erdoğan, "Hatila" ve "Arhavi kestane" ballarına coğrafi işaret tescili aldığını, "Kabaca", "Macahel" ve "Ardanuç Yeşil" bal çeşitlerine de coğrafi işaret alınması çalışmalarının devam ettiğini anlattı. Saf Kafkas arı ırkının Artvin balını hem kalite hem de özgünlük açısından ayrı bir noktaya taşıdığını ifade eden Erdoğan, "Geçtiğimiz yılın verilerine göre, 112 bin civarında aktif koloni bulunmaktadır. Yıllık 1400 tona yaklaşan üretimiyle Artvin balı şehrimizde önemli bir ekonomik değer oluşturmaktadır" dedi. Artvin Ticaret Borsası Başkanı Osman Akyürek de Artvin balının ulusal ve uluslararası alanda daha güçlü bir marka haline gelmesi için çaba sarf ettiklerini söyledi. Valilik koordinesinde, Artvin Çoruh Üniversitesi, Artvin Ticaret ve Sanayi Odası, Artvin Ticaret Borsası ile Arı Yetiştiricileri Birliği işbirliğiyle organize edilen çalıştayda, Kafkas arısının gen merkezi olan Artvin'de sektörün gelişmesi için yapılması gerekenler ele alındı. Hacettepe Üniversitesi Arı ve Arı Ürünleri Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Aslı Özkırım'ın yönettiği çalıştay, çevresel sorunlar ve verim, balda kalite ve gıda güvenliği ile pazarlama konularındaki sunumlarla tamamlandı.

Samsun’da tarım ve hayvancılığa 3 milyar TL’den fazla destek Haber

Samsun’da tarım ve hayvancılığa 3 milyar TL’den fazla destek

Samsun Valiliği, il genelinde tarımsal üretimin artırılması, üreticilerin desteklenmesi ve gıda arz güvenliğinin sağlanması amacıyla yürütülen çalışmaların kararlılıkla sürdürüldüğünü açıkladı. Verimli Bafra, Çarşamba, Vezirköprü ve Ladik ovalarıyla Türkiye'nin önemli tarım merkezlerinden biri olan Samsun'da, alın teri ve emeğin toprağın bereketiyle buluştuğu vurgulandı. Valilikten yapılan açıklamada, İl Tarım ve Orman Müdürlüğü'nün, Tarım ve Orman Bakanlığı destekleri ve valilik koordinasyonunda, tarımsal üretimde verimlilik ve kaliteyi artırmaya yönelik faaliyetlerine aralıksız devam ettiği belirtildi. Edinilen bilgiye göre, Samsun'da toplam 380 bin hektar tarım arazisi bulunuyor. Bunun 285 bin hektarında ise Çiftçi Kayıt Sistemi'ne kayıtlı 77 bin 242 çiftçi üretim gerçekleştiriyor. Destekler 20232025 yılları arasında bitkisel üretime yönelik desteklemeler kapsamında çiftçilere toplam 2,33 milyar TL ödeme yapıldı. Kahverengi kokarca ile mücadele kapsamında 19 milyon TL bütçe ayrılırken, 60 bin yapının ilaçlanması için 24 bin litre biyosidal ürün ve 900 litre bitki koruma ürünü temin edildi. Ayrıca 26 bin 400 feromon tuzağı alınırken, biyolojik mücadele kapsamında 300 bin samuray arıcığı doğaya salındı. Mera alanlarına yönelik çalışmalar kapsamında 157 bin dekar alanın tespit, tahdit ve tahsis işlemleri tamamlanırken, 71 proje ile 68 bin 557 dekar mera alanında ıslah çalışması yapıldı. 3 bin 715 dekar alanı kapsayan 6 projenin ise devam ettiği öğrenildi. Bitkisel üretimde modern yöntemlerin yaygınlaştırılması amacıyla örtü altı yetiştiriciliği ve bal çiçeği ayçiçeği projeleri başta olmak üzere toplam 116 milyon TL bütçeli projeler hayata geçirildi. Hayvancılığa 525 milyon TL destek Hayvancılık alanında çiftçilere 525 milyon TL destek sağlanırken, sektörün ihracata katkısı da dikkat çekti. Bu kapsamda hayvancılık sektöründe 14,8 milyon dolar, su ürünleri sektöründe ise 283 milyon dolar ihracat gerçekleştirildi. Hayvan sağlığı çalışmaları kapsamında 3,58 milyon hayvan aşılanırken, 661 bin büyükbaş ve küçükbaş hayvana küpeleme yapıldı. Ayrıca 177 bin suni tohumlama ve 5,4 milyon sağlık taraması gerçekleştirildi. Uygulanan biyogüvenlik tedbirleri sonucunda 12 işletme hastalıktan ari işletme belgesi aldı. 365 kişiye istihdam sağlandı Su ürünleri alanında Türkiye'de önde gelen iller arasında yer alan Samsun'da 169 bin ton avcılık, 41 bin ton ise yetiştiricilik üretimi gerçekleştirildi. Son üç yılda su ürünleri alanında 11 bin 518 denetim yapıldı. Gıda güvenliği kapsamında 188 denetçi tarafından 66 bin 853 denetim gerçekleştirilirken, 6 bin 379 numune alınarak analiz edildi. Kırsal kalkınma destekleri kapsamında bireysel sulama sistemlerine yönelik 36 projeye 1,9 milyon TL hibe desteği sağlanarak 142 kişiye istihdam oluşturuldu. Ekonomik ve altyapı yatırımları kapsamında ise 200 projeye 71,7 milyon TL hibe desteği verilerek 365 kişiye istihdam sağlandı. Eğitim çalışmaları çerçevesinde düzenlenen 4 bin 920 faaliyete 139 bin 567 çiftçi katıldı.

İran savaşı kimyasal pestisit fiyatlarını yükseltti Haber

İran savaşı kimyasal pestisit fiyatlarını yükseltti

İran savaşı ve buna bağlı olarak yükselen ham petrol fiyatları, tarımda bir kritik maliyet kalemini daha yukarı taşımaya başladı. Asya’da kimyasal pestisit fiyatları son haftalarda yükselişe geçerken, üretici şirketlerin daha yüksek fiyat beklentisiyle yeni siparişlerde frene basması, piyasada kısa vadeli arz sıkışıklığını da derinleştiriyor. Piyasadaki gelişmeleri analiz eden Bloomberg'in haberine göre, bazı tarım kimyasallarının fiyatı son haftalarda yüzde 10 ila 12 yükseldi. Hindistan’da 1 Nisan’dan itibaren yeni artışların da gündemde olduğu belirtiliyor. Çin’de de benzer bir hareket dikkat çekiyor. Ülkede yaygın kullanılan yabancı ot ilacı glifosatın fiyatı bu ay yüzde 14 yükseldi. Çin, bu üründe dünyanın önemli ihracatçıları arasında yer aldığı için buradaki fiyat hareketi yalnızca iç piyasayı değil, daha geniş bölgesel dengeyi de etkileyebilecek nitelik taşıyor. Tarım kimyasallarındaki bu yükseliş, savaşın çiftçi üzerindeki maliyet baskısını daha da artırıyor. Çünkü birçok ülkede gübre fiyatları da aynı dönemde yükselirken, Avustralya gibi yerlerde yakıt arzı da daha kırılgan hale gelmiş durumda. Böylece çiftçi aynı anda birden fazla girdide maliyet şokuyla karşı karşıya kalıyor. Nitekim Avustralya hükümeti de pazartesi günü, savaş kaynaklı aksamaların ardından gıda güvenliği ve tarımsal tedarik zincirlerini gözden geçirme kararı aldı. İnceleme kapsamında bitki koruma ürünleri ve gübre gibi kritik girdiler de yer alıyor. Bu adım, sorunun artık yalnızca ticari değil, aynı zamanda stratejik bir tarım ve gıda arz güvenliği meselesi olarak görüldüğünü ortaya koyuyor. Piyasalardaki belirsizliğin sürdüğünü belirten Rabobank Şanghay Kıdemli Tahıllar, Yağlı Tohumlar ve Tarımsal Girdiler Analisti Lief Chiang, petrokimya ve temel kimyasal fiyatlarındaki oynaklığın devam ettiği bir ortamda birçok pestisit şirketinin geçici olarak fiyat vermeyi durdurduğunu söylüyor. Petrol, yaygın kullanılan tarım kimyasallarının üretiminde uygun maliyetli ve kritik bir hammadde olduğu için, enerji piyasasındaki her sert hareket pestisit fiyatlarına da hızlı şekilde yansıyor. Girdi maliyetlerinin daha da yükselmesi halinde bazı üreticilerin ilaç kullanımını azaltmak zorunda kalabileceği belirtiliyor. Bu ise yalnızca çiftçinin gelirini değil, verimi, toplam tarımsal üretimi ve nihayetinde gıda fiyatlarını da etkileyebilecek bir risk anlamına geliyor.

Migros’un onarıcı tarım projesi dünyaya örnek oldu Haber

Migros’un onarıcı tarım projesi dünyaya örnek oldu

Dünyanın en güçlü perakendeci ve üretici şirketlerini aynı masada buluşturan; sürdürülebilirlik, gıda güvenliği, tedarik zinciri verimliliği ve tüketici sağlığı konularında ortak hareket etmeyi sağlayan küresel platform Consumer Goods Forum (CGF), Migros’un Kayseri’de hayata geçirdiği “Yerli Yeşil Mercimek Onarıcı Tarım Projesi’ni “dünyaya örnek gösterdi. Onarıcı Tarım Modeliyle Topraklar Yeniden Hayat Kazanıyor Kayseri Şeker Fabrikası A.Ş. tarafından tahsis edilen arazide onarıcı tarım danışmanları eşliğinde uygulamaya alınan Migros’un ‘Yerli Yeşil Mercimek Onarıcı Tarım Projesi’, ürün rotasyonuna dayalı münavebeli tarım modelini temel aldı. Çalışma kapsamında, şekerpancarı ve yeşil mercimeğin ‘Birlikte Ekim’ (intercropping) sistemi hayata geçirildi. Azotu toprağa bağlayıcılığı ve proteini yüksek yeşil mercimek, şekerpancarı aralarına ekildi. Projenin ilk yıl çıktılarında; ekilen her iki bitkinin birbirine katkısı, toprak kalitesini, verimi ve besin dengesini destekledi. Böylece bitkilerin toprak, hava ve su koşullarına bağlı stres dayanıklılığı artırıldı. Toprak sağlığında iyileşme, karbon tutumunda artış ve su tüketimde optimizasyon sağlanarak birçok noktada sürdürülebilir tarım hedeflerine katkı sağlandı. Migros Grubu Pazarlama İcra Kurulu Üyesi Ekmel Baydur: “Migros olarak üretimden tüketime kadar perakendenin tüm değer zincirini geliştirmeye yönelik kapsamlı bir tarım-ekosistemi yaklaşımı benimsiyoruz. Gıda arzının sürekliliğini sağlayan, tarımsal üretimin verimliliğini artıran, çiftçiyi güçlendiren, su ve enerji kaynaklarını koruyan, bilhassa onarıcı tarımı destekleyen geniş çaplı Ar-Ge çalışmaları yürütüyoruz. Onarıcı tarım, ekosistemi iyileştirmeye odaklı bir tarım sistemi. Sürdürülebilirliğe katkı sağlarken karbon ayak izini düşürüyor, su tasarrufu sağlayıp ve biyolojik çeşitliliği koruyor. Denemeye aldığımız “Migros Yerli Yeşil Mercimek Onarıcı Tarım Projemiz” de yerel tarımda modern tekniklerin kullanımının önemini gösteren bir proje. Projemizin CGF tarafından dünyaya örnek gösterilmesinden gurur duyuyoruz” dedi.

Nilüfer’de Atıl Tarım Arazilerine “Yarına Nefes Ormanları” Haber

Nilüfer’de Atıl Tarım Arazilerine “Yarına Nefes Ormanları”

Nilüfer Belediyesi, atıl durumdaki tarım arazilerini gelir getirici ve çevresel açıdan sürdürülebilir ormanlara dönüştürmek için önemli bir projeyi hayata geçiriyor. Kestane, ıhlamur ve kızılcık ağaçlarıyla kurulan “Yarına Nefes Ormanları”, hem karbon ayak izini azaltmayı hem de yerel ekonomiyi güçlendirmeyi hedefliyor. Nilüfer Belediyesi, uzun yıllardır üretime kazandırılmayan tarım arazilerini yeniden ekonomiye ve doğaya kazandırmak amacıyla yenilikçi bir kırsal kalkınma modeli uygulamaya başladı. Belediyenin NİLKOOP ile yürüttüğü proje kapsamında, özellikle eğimi yüksek ve tarıma elverişsiz alanlar, kestane, ıhlamur ve kızılcık türlerinden oluşan gelir getirici ormanlara dönüştürülüyor. Proje, sivil toplum kuruluşlarıyla yapılan iş birliğiyle genişletiliyor. Yarına Şans Ver Derneği (YASAV), Podyum Davet (DAD) ve Inner Wheel Kulübü ile imzalanan protokoller kapsamında Güngören ve Unçukuru mahallelerinde toplam 700 fidanın toprakla buluşturdu. Nilüfer Belediyesi yetkilileri, dikilen ağaçların yıllık yaklaşık 15 ton karbon tutma kapasitesine sahip olduğunu ve yangına karşı daha dayanıklı türlerin seçildiğini belirterek, projenin iklim kriziyle mücadele ve doğa koruma açısından kritik bir önem taşıdığını açıkladı. Mahalle halkı üretime dahil ediliyor Projede dikilen ağaçların bakımının mahalle halkı tarafından yapılacağı ve elde edilecek gelirin yine mahalleye ait olacağı bildirildi. Özellikle kadınların bakım ve hasat süreçlerine katılacağı, elde edilen mahsullerin organik pazarlarda satışa sunulacağı kaydedildi. Böylece hem üretime katkı sağlanacak hem de kadın istihdamı desteklenecek. Yarına Şans Ver Derneği Kurucusu Emine Cantürk, projeyi değerlendirirken, dernek olarak “Bize bir fidan, bir nefes olsun” anlayışıyla yola çıktıklarını ifade etti. Cantürk, projenin “Yarına Nefes Ormanları” adıyla yürütüldüğünü ve hedefin toplamda 50 bin ağacı toprakla buluşturmak olduğunu açıkladı. Projede Güngören halkının özellikle kadınlarının sorumluluk alacağı vurgulandı. Dikilen fidanlar yıllık yaklaşık 15 ton karbon tutacak Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, belediye olarak atıl durumdaki tarım arazilerini yeniden üretime kazandırmayı amaçladıklarını söyledi. Özdemir, bu çalışmanın hem gıda güvenliği hem de çevresel sürdürülebilirlik açısından büyük önem taşıdığını ifade etti. Başkan Özdemir, dikilen ağaçların tür seçiminde yangın riskinin dikkate alındığını, kestane, ıhlamur ve kızılcık türlerinin hem ekonomik değer taşıdığını hem de doğa açısından dayanıklı olduğunu belirtti. Ayrıca, dikilen fidanların yıllık yaklaşık 15 ton karbon tutarak hava kalitesine katkı sağlayacağını ve yerel ekosistemi güçlendireceğini açıkladı. Özdemir, projenin en önemli yanlarından birinin de elde edilecek gelirin mahalle halkına ait olması olduğunu, özellikle kadınların projeden ekonomik fayda sağlayacağını vurguladı. Sürdürülebilir tarım ve yeni üretim modelleri Belediye yetkilileri, Nilüfer’in kırsal bölgelerinde farklı üretim modelleri üzerinde çalıştıklarını da ifade etti. Bazı mahallelerde aronya ve böğürtlen üretimine başlandığını, örnek üretimlerle hem köylülerin gelir elde etmesini hem de gençlerin kırsala dönmesini hedeflediklerini belirttiler. Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, aronya ve böğürtlen üretiminin toplam çalışma süresinin yılda yaklaşık üç ay olduğunu, böylece halkın kısa sürede önemli bir gelir elde edebileceğini söyledi. Bu modelin, hem yerel ekonomiyi canlandırmayı hem de sürdürülebilir bir tarımsal üretim kültürü oluşturmayı amaçladığı ifade edildi. Karbon ayak izini azaltan ormanlar Dikilen 700 fidanın yıllık yaklaşık 15 ton karbon tutacağı öngörülüyor. Belediye yetkilileri, bu sayede sadece köylülerin değil, tüm Nilüfer halkının daha temiz bir hava soluyacağını belirtti. Orman alanlarının son yıllarda daraldığına dikkat çeken yetkililer, bu tür ağaçlandırma projelerinin hem doğayı hem de toplumsal yaşamı güçlendirdiğini ifade etti. Projeyle 42 dekarlık bir tarım arazisinin ormana dönüştürüldüğü ve böylece hem çevresel hem de ekonomik açıdan sürdürülebilir bir modelin hayata geçirildiği vurgulandı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.