Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Iklim Değişikliği

AGRONEWS - Iklim Değişikliği haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Iklim Değişikliği haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

İklim değiştikçe tarım da dönüşüyor Haber

İklim değiştikçe tarım da dönüşüyor

Ani ve yoğun yağışların artması, bazı bölgelerde tarlalarda su baskınlarına ve erozyona yol açarken; farklı bölgelerde ise yağışların düzensizliği nedeniyle kuraklık etkisi daha belirgin hale geliyor. Bu durum, tarımda hem suyu daha verimli kullanan hem de toprağı koruyan uygulamaları öne çıkarıyor. İklim risklerine karşı Türkiye’de sera gazı emisyonlarının azaltılması, kuraklık takibi ve üretim planlamasının güçlendirilmesine yönelik çalışmalar yürütülüyor. Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından kuraklık izleme sistemleri, aylık tarımsal kuraklık raporları ve çiftçilere yönelik bilgilendirme faaliyetleri bu sürecin temel araçları arasında yer alıyor. Ayrıca uluslararası iklim müzakereleri ve Paris Anlaşması çerçevesinde, ulusal koşullar dikkate alınarak emisyon azaltımı ve iklim uyumuna yönelik yol haritaları hazırlanıyor. YENİ UYGULAMALAR TEST EDİLMEYE BAŞLANDI Arazi kullanımı, arazi değişimi ve ormancılık sektörüne ilişkin karbon yutak kapasitesi hesaplamaları da bu sürecin önemli parçalarından biri olarak öne çıkıyor. İklim krizine karşı en dikkat çeken yaklaşımlardan biri “onarıcı tarım” olarak adlandırılan üretim modeli. Bu yaklaşım, yalnızca üretim verimini değil, toprağın uzun vadeli sağlığını ve ekosistem dengesini merkeze alıyor. Onarıcı tarımda; toprak işlemenin azaltılması, kimyasal gübre ve ilaç kullanımının düşürülmesi, örtü bitkileri ve baklagilin dönüşümlü kullanılması, organik madde ve toprak karbonunun artırılması, biyokömür, organik gübre ve doğal döngülerin desteklenmesi gibi uygulamalar ön plana çıkıyor. Bu yöntemlerin en önemli etkilerinden biri, toprağın su tutma kapasitesini artırması. HASAT TEKNİKLERİNDE DÖNÜŞÜM ZAMANI Hem kurak dönemlerde bitkilerin strese girmesi azalıyor hem de ani ve yoğun yağışlarda yüzey akışı ve erozyon riski düşüyor. İklim koşulları, üreticiyi verim değil sürdürülebilirlik odaklı düşünmeye zorluyor. Toprağın uzun süre çıplak bırakılmaması, gereksiz sürümden kaçınılması ve kimyasal girdilerin kontrollü kullanılması artık temel üretim ilkeleri arasında görülüyor. Azotlu gübre kullanımının azaltılması, maliyetleri düşürmesi çevresel etkileri sınırlaması açısından önemli bir adım olarak değerlendiriliyor.

Pirinç dünyayı besliyor, ancak iklim krizini de tetikliyor Haber

Pirinç dünyayı besliyor, ancak iklim krizini de tetikliyor

Dünya gıda sisteminin temel ürünlerinden biri olan pirinç, artık yalnızca gıda arz güvenliği açısından değil, iklim krizi açısından da tartışmaların merkezine yerleşiyor. Boston College ve CSIRO araştırmacılarının yayımladığı yeni çalışmaya göre, çeltik tarlalarından kaynaklanan sera gazı emisyonları 1960’lı yıllardan bu yana neredeyse iki katına çıktı. 2010’lu yıllarda yıllık ortalama emisyon miktarı 1,1 milyar ton karbondioksit eşdeğerine ulaştı. Bu rakam yaklaşık 239 milyon otomobilin yıllık emisyonuna eşdeğer. Araştırma, pirinç üretiminin hayvancılık dışında tarım sektöründeki en büyük emisyon kaynaklarından biri haline geldiğini ortaya koyuyor. Üstelik küresel pirinç talebinin artmaya devam etmesi bekleniyor. Sorunun merkezinde ise pirincin üretim şekli bulunuyor. Pirinç, çoğunlukla su altında kalan tarlalarda yetiştiriliyor. Ancak bu suyla kaplı ortam, metan üreten mikroorganizmalar için ideal koşullar oluşturuyor. Böylece tarımsal üretim yapılırken aynı zamanda güçlü sera gazları atmosfere salınıyor. Araştırmaya göre, emisyonlardaki artışın iki temel nedeni var: pirinç ekim alanlarının genişlemesi ve üretim yöntemlerinin yoğunlaşması. Özellikle Afrika’da pirinç ekim alanlarının 1960’lardan bu yana yaklaşık iki katına çıkması, bölgedeki metan emisyonlarını da ciddi şekilde artırdı. Ancak asıl dikkat çekici unsur üretim teknikleri. Çiftçiler daha yüksek verim almak için daha fazla gübre kullanıyor, daha sık ekim yapıyor ve organik atıkları toprağa geri kazandırıyor. Özellikle hasat sonrası sapların tarlada bırakılarak toprağa sürülmesi, emisyon artışında önemli rol oynuyor. Araştırmaya göre bu uygulama, 1960’lardan bu yana pirinç kaynaklı net emisyon artışının yaklaşık yüzde 18’inden sorumlu. Çünkü toprağa karışan organik madde, mikroorganizmalar tarafından parçalanırken daha fazla metan açığa çıkıyor. Bir diğer kritik unsur ise gübre kullanımı. Araştırma, sentetik azotlu gübre kullanımının 2000 sonrası yaklaşık yüzde 76 arttığını ortaya koyuyor. Bu durum yalnızca metanı değil, güçlü bir sera gazı olan nitröz oksit emisyonlarını da artırıyor. İklim değişikliği ise bu döngüyü daha da hızlandırıyor. Artan sıcaklıklar, topraktaki mikrobiyal faaliyetleri artırarak emisyonları daha da yükseltiyor. Yani pirinç üretimi hem iklim değişikliğinden etkileniyor hem de onu besleyen bir mekanizma haline geliyor. Araştırmanın dikkat çeken yönlerinden biri de çözüm önerileri. Bilim insanlarına göre doğru uygulamalarla pirinç üretiminden kaynaklanan emisyonlar azaltılabilir. Sulama yönetiminin değiştirilmesi, kontrollü kurutma dönemleri uygulanması, aşırı gübre kullanımının azaltılması ve toprağın daha az işlenmesi gibi yöntemlerle küresel emisyonların yüzyıl ortasına kadar yaklaşık yüzde 10 düşürülebileceği hesaplanıyor. Özellikle kontrollü sulama yöntemi öne çıkıyor. Tarlaların sürekli su altında tutulması yerine belirli dönemlerde kurutulması, metan oluşumunu azaltabiliyor. Ancak bunun da nitröz oksit emisyonlarını bir miktar artırabileceği belirtiliyor. Araştırmada dikkat çeken bir diğer sonuç ise “organik her zaman daha çevreci değildir” tespiti oldu. Kimyasal gübre yerine organik materyal kullanımının her durumda daha düşük emisyon anlamına gelmediği vurgulanan araştırmaya göre, özellikle aşırı miktarda saman ve organik atık kullanımı, metan emisyonlarını artırabiliyor. Bu nedenle bilim insanları, çözümün tek tip değil bölgesel olması gerektiğini savunuyor. Çünkü her coğrafyanın iklimi, toprak yapısı, sulama altyapısı ve üretim modeli farklı. Araştırmanın genel mesajı ise oldukça net: Dünya nüfusunu besleyen pirinç üretimi, mevcut haliyle iklim üzerinde ciddi baskı oluşturuyor. Ancak üretimden vazgeçmek mümkün olmadığı için artık temel mesele “daha az emisyonla daha verimli üretim” modeli geliştirebilmek. Özellikle iklim krizinin derinleştiği, su stresi ve sıcaklık risklerinin arttığı bir dönemde, pirinç gibi stratejik ürünlerde üretim modeli tartışmaları önümüzdeki yıllarda çok daha kritik hale gelecek gibi görünüyor.

Mersin’de tarımda “akıllı dönüşüm” vurgusu yapıldı Haber

Mersin’de tarımda “akıllı dönüşüm” vurgusu yapıldı

Türkiye’nin önemli üretim ve tarım merkezlerinden biri olan Mersin’de, ik­lim değişikliğinin etkileri her ge­çen yıl daha belirgin hale geliyor. Artan sıcaklıklar, düzensiz yağış rejimleri ve hızla azalan su kay­nakları, ekim planlamasından ve­rimliliğe kadar tarımın tüm aşa­malarını doğrudan etkiliyor. Suya dayalı üretim modelinin sürdü­rülebilirliğini zorlayan bu tablo, kentte “ekim krizi” olarak adlan­dırılabilecek yeni bir süreci bera­berinde getiriyor. "Eski alışkanlıklarla yeni dönemi yönetemeyiz" Mersin Ticaret ve Sanayi Oda­sı (MTSO) Yönetim Kurulu Baş­kanı Hakan Sefa Çakır, iklim de­ğişikliği ve su kaynaklarının hızla tükenmesinin, artık sadece çev­resel bir sorun değil; Türkiye’nin en önemli üretim, lojistik ve tarım üslerinden biri olan Mersin için stratejik bir gıda arz güvenliği me­selesi olduğuna dikkat çekti. MT­SO olarak bu tabloyu endişeyle iz­lemekle yetinmediklerini, kent tarımını değişen iklim koşulları­na adapte etmek için uzun süredir somut adımlar attıklarını kaydet­ti. Son yıllarda artan sıcaklıklar ve azalan yağışlar nedeniyle kenttin olağanüstü kuraklık riskiyle karşı karşıya olduğuna vurgu yapan Ça­kır, “Gerçekçi olmak zorundayız; eski alışkanlıklarımızla ve gele­neksel yöntemlerle bu yeni döne­mi yönetemeyiz. Gıda arz güven­liğini sağlamanın tek yolu; ‘akıllı tarım’, ‘su verimliliği’ ve ‘bilimsel üretim’ odaklı topyekûn bir dönü­şümdür” dedi. Oda olarak, ilgili tüm kurumlar ve üreticilerle omuz omuza ve­rerek bu dönüşümün altyapısı­nı hayata geçirdikleri örnek pro­jeler hakkında bilgi veren Çakır, “Bitkilerin Sesine Kulak Verin, İklim Değişikliğine Uyum Sağ­layın projesiyle alternatif tarım­sal bitki çeşitlerini belirledik ve çiftçilerimizi yeni iklim şartları­na uyumlu ürün desenleriyle bu­luşturduk. Aynı şekilde, düzenle­diğimiz Mersin İklim Değişikliği ve Uyum Konferansları ile bilimin ışığında bölgesel eylem planları­mızı ortaya koyduk. Doğru su yö­netimi için Havza Su Kurulu ile ortak akıl çerçevesinde çalışarak ilimizin ‘Kuraklık Yönetim Pla­nı’ süreçlerine kurumsal düzeyde aktif destek verdik. Bugün ise, ta­rım ve sanayide çevreci teknolo­ji yatırımlarını hızlandırmak, su verimliliğini merkeze alan sür­dürülebilir üretimi ödüllendir­mek amacıyla Türkiye’de ilk kez bu ölçekte MTSO Yeşil Ödülle­ri’ni hayata geçiriyoruz. Bu bere­ketli topraklardan aldığımız gücü akıl, bilim ve dayanışmayla birleş­tirerek; “Mersin’de Üretilmiştir” damgasını doğaya saygının ve ka­litenin ortak mühürü yapacağız. Mersin’i hep birlikte sürdürüle­bilir üretimin model dünya kenti yapmaya kararlıyız” açıklamasın­da bulundu. Mersin Üniversitesi Su Ürün­leri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Deniz Ayas ise, su kaynaklarında yaşanan azalma ve iklim değişik­liğinin Türkiye açısından gide­rek derinleşen bir risk alanı oluş­turduğunu vurguladı. Suyun; ta­rımsal üretimden su ürünlerine kadar geniş bir yelpazede temel üretim girdisi olduğunu belirten Ayas, son yıllarda artan sıcak­lıklar, düzensiz yağış rejimleri ve sıklaşan kuraklık dönemleri­nin mevcut su varlıkları üzerin­de ciddi bir baskı yarattığını ifade etti. Bu baskının yalnızca üretim miktarını değil, üretimin sürdü­rülebilirliğini ve planlanabilirli­ğini de doğrudan etkilediğini di­le getirdi. Su ürünleri açısından da benzer bir tabloya işaret eden Ayas, denizlerde ve iç sularda meydana gelen sıcaklık artışları­nın, oksijen seviyelerindeki deği­şimlerin ve ekosistem dengesin­deki bozulmaların balık stokları­nı olumsuz etkilediğini ifade etti. Tür dağılımlarında değişim, ba­zı türlerin göç etmesi ya da azal­ması gibi sonuçların sektörde üretim istikrarsızlığına yol açtı­ğını belirten Ayas, bu durumun hem balıkçılık faaliyetlerini hem de yetiştiricilik sektörünü doğ­rudan etkilediğini söyledi. Özel­likle suyun daha verimli kullanıl­dığı modern sulama teknikleri­nin yaygınlaştırılması, kuraklığa dayanıklı bitki çeşitlerinin ter­cih edilmesi ve su kaynaklarının bütüncül bir yaklaşımla yönetil­mesinin büyük önem taşıdığını ifade etti.

Ege Tarım Zirvesi’nde “Beka” uyarısı yapıldı Haber

Ege Tarım Zirvesi’nde “Beka” uyarısı yapıldı

Ege Üniversitesi Tarım Topluluğu tarafından düzenlenen Ege Tarım Zirvesi 2026, sektörün paydaşlarını ve akademik dünyayı bir araya getirdi. Zirvenin büyük ilgi gören ilk panelinde, iklim değişikliğiyle birlikte kapıya dayanan su krizi ve sürdürülebilir tarım stratejileri masaya yatırıldı. EÜ Ziraat Fakültesi Tarımsal Yapılar ve Sulama Bölümü Başkanı Prof. Dr. Şerafettin Aşık’ın moderatörlüğünde yapılan “Kuraklıkla Mücadele: Tarımda Su Yönetimi Stratejileri” başlıklı oturumda, Türkiye’nin tarımsal geleceği için kritik uyarılar yapıldı. Ege Tarım Zirvesi 2026 kapsamında gerçekleştirilen ilk panelde, suyun sadece bir kaynak değil, stratejik bir beka meselesi olduğu vurgulandı. Panelde; İzmir Demokrasi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Cenk Küçükyumuk, Devlet Su İşleri İşletme ve Bakım Dairesi Şube Müdürü Selçuk Güzelses ve Üretici Aydın Çondur, kısıtlı su kaynaklarının verimli kullanımı için geliştirilen yeni nesil çözüm önerilerini paylaştı. “FARKINDALIK YETMEZ, BİLİNÇ SÜRDÜRÜLEBİLİR OLMALI” Prof. Dr. Cenk Küçükyumruk, sunumunda kuraklığın artık bir "ihtimal" değil, coğrafyamızın kaçınılmaz bir gerçeği olduğunun altını çizdi. Prof. Dr. Küçükyumruk “Kuraklık, içinde bulunduğumuz coğrafyanın kaçınılmaz bir gerçeğidir. Ancak en büyük sorunumuz, bu konudaki farkındalığın kalıcı olmamasıdır. Önemli olan, bu bilinci her an canlı tutarak sürdürülebilir hale getirmektir. Bugün tarımda su kullanım oranları kritik seviyelere ulaşmış durumda. Unutmamalıyız ki küçük görünen tasarruflar bile büyük etkiler yaratma gücüne sahiptir. Özellikle sulama sistemlerindeki verimsizlik en temel problemlerimizden biri. Sulama, aslında ciddi bir uzmanlık alanıdır; bitkinin kök yapısından su ihtiyacına kadar teknik detaylara hâkim olunmadan doğru bir uygulama yapılamaz. İklim değişikliği artık kapımızda değil, günlük yaşamımızın tam içinde. Yağış rejimleri değişiyor, sıcaklıklar hızla artıyor ve Akdeniz havzasında yer alan ülkemiz bu krizin tam odağında bulunuyor. 2030 ve 2040 projeksiyonları bize gösteriyor ki; eğer suyumuzu bugünden doğru yönetmeye başlarsak, yaklaşan bu büyük krizin etkilerini ancak o zaman en aza indirebiliriz” dedi. “MEVCUT SUYLA TARIM ARTIK İMKÂNSIZ” Sunumunda su kaynaklarının alarm verdiğini ve artık geri dönülemez bir noktaya yaklaşıldığını hatırlatan Selçuk Güzelses ise “Küresel ısınmayla birlikte sıcaklıklarda yaşanan yaklaşık 1,5 derecelik artış, bölgemizi geri dönülemez bir noktaya sürüklüyor. Ege Bölgesi, özellikle İzmir ve Aydın, bu kuraklıktan en ağır darbeyi alan yerlerin başında geliyor. Gediz Havzası’ndaki su kaybımız dehşet verici boyutlarda. 1960’lı yıllarda Demirköprü Barajı’na gelen su miktarı 1,5 milyar metreküp seviyesindeyken, bugün bu rakam maalesef 243 milyon metreküpe kadar geriledi. Mevcut bu su miktarıyla geniş tarım alanlarımızı sulamamız artık imkânsız hale geldi. Bazı bölgelerimizde sulama süresi bir aya kadar düştü ve bu şartlar altında tarımsal üretimi sürdürülebilir kılmak oldukça zor. Çiftçilerimiz çaresizce yer altı sularına yöneliyor fakat orada da durum iç açıcı değil. Yer altı su seviyeleri dramatik bir şekilde 10 metreden 110 metreye kadar çekildi. Artık bu kaynakları büyük ölçüde içme suyu için ayırmak zorundayız, bu yüzden yeni kuyu açımını ciddi şekilde sınırlandırdık. Kendi kaynağımız tükenirken, tarımsal geleceğimizi bu riskli döngüden kurtarmak zorundayız” diye konuştu. “PAMUKTAN VAZGEÇİP BUĞDAYA YÖNELİYORUZ” Sunumunda çiftçi gözüyle kuraklığın sahada yarattığı mecburiyetleri ve çözüm yollarından bahseden Aydın Çondur “Kuraklığın sahadaki yıkıcı etkilerini biz üreticiler bizzat yaşıyoruz. Su kaynaklarımız o kadar kısıtlı bir hale geldi ki, bölge tarımının simgesi olan pamuk üretiminden vazgeçip artık su bulamadığımız için buğdaya yönelmek zorunda kalıyoruz. Bu durum, maalesef en verimli arazilerimizin potansiyelini yeterince değerlendiremememiz anlamına geliyor. Ancak bu kriz, bize su kullanım alışkanlıklarımızı değiştirmeyi de öğretti. Eskiden hoyratça yaptığımız sulamanın yerini, artık çok daha az suyla üretim yapma bilinci alıyor. Doğru teknikler ve kuraklığa dayanıklı yeni çeşitlerle verimi artırmanın yollarını keşfediyoruz. Şunu unutmamalıyız ki; sadece tarlada değil, günlük hayatımızdaki en küçük bireysel tasarruf bile geleceğimiz için büyük bir kurtuluş reçetesi olabilir” dedi. Konferansta; kapalı sulama sistemlerinden sensör destekli otomasyonlara, hayvancılıkta küçükbaşın teşvik edilmesinden deniz suyunun arıtılmasına kadar pek çok teknolojik ve stratejik çözüm ele alındı. Oturumun kapanışında, bilinçli su kullanımı sağlanmadığı takdirde bir gıda krizinin kaçınılmaz olduğu uyarısında bulunuldu.

Tarım sezonunun ilk yarısında yağışlar rekor düzeye çıktı Haber

Tarım sezonunun ilk yarısında yağışlar rekor düzeye çıktı

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerinden derlediği bilgilere göre, her sene çiftçilerin sulama dönemine denk gelen 1 Ekim-30 Eylül aralığında ülkeye düşen ortalama yağış miktarına "su yılı yağışları" deniyor. Bu yağışlar, meteorolojik kuraklık durumunu ortaya koyuyor. Bu kapsamda yılın ilk yarısına denk gelen 1 Ekim 2025-31 Mart 2026 döneminde ülke genelinde metrekareye ortalama 468,8 kilogram yağış kaydedildi. Bu miktar, su yılı normali olan metrekareye 374,3 kilogram yağışın yüzde 25, geçen yıl aynı dönemdeki metrekareye 250,2 kilogram yağışın ise yüzde 87 üzerinde gerçekleşti. Su yılının ilk 6 aylık döneminde yağışlar, normalin ve geçen yılın aynı döneminin üzerine çıkarak Türkiye genelinde son 38 senenin en yüksek seviyesine ulaştı. Antalya, en fazla yağış alan il oldu Yağışlar, Kastamonu, Gümüşhane, Bayburt ve Artvin çevrelerinde yer yer normaline göre yüzde 20'nin üzerinde azaldı; İzmir, Balıkesir, Antalya, Mersin, Adana, Diyarbakır, Siirt, Şırnak, Van ve Hakkari çevrelerinde ise yüzde 60'ın üzerinde arttı. Bölge genelinde su yılı yağışları, tüm bölgelerde normalin ve geçen yılın üzerinde gerçekleşirken en fazla artış, yüzde 39 ile Güneydoğu Anadolu'da kaydedildi. Su yılı 6 aylık yağışlarda Ege ve İç Anadolu bölgelerinde son 11 yılın en yüksek seviyesi görüldü. İl geneli yağışlarda en fazla yağış metrekareye 904,5 kilogramla Antalya'da, normaline göre en fazla artış yüzde 74 ile Şırnak'ta kaydedildi. En az yağış alan il, metrekareye 199,5 kilogramla Iğdır, normaline göre en fazla azalma gösteren il ise yüzde 17 azalışla Rize oldu. 2026 su yılı yağışlarında Ordu'da son 58, Ağrı'da son 38, Düzce ve Zonguldak'ta son 31, İzmir ve Manisa'da son 27 senenin en yüksek seviyesi kaydedildi. Yağışlar, tüm bölgelerde arttı Marmara Bölgesi'nde su yılı yağışları, metrekareye 514,5 kilogram oldu. Yağışlar, normaline göre yüzde 15, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 57 arttı. Ege Bölgesi'nde su yılı yağışları, metrekareye 566,3 kilogram seviyesinde gerçekleşti. Yağışlar, normaline kıyasla yüzde 29, geçen yılın aynı dönemine oranla yüzde 100 yükseldi. Akdeniz Bölgesi'nde su yılı yağışları, metrekareye 691,3 kilogram olarak kayıtlara geçti. Yağışlar, normaline göre yüzde 35, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 100'den fazla artış gösterdi. İç Anadolu Bölgesi'nde su yılı yağışları, metrekareye 275,1 kilogram olarak belirlendi. Yağışlar, normaline göre yüzde 18, geçen yılın aynı dönemine oranla yüzde 100'den fazla arttı. Karadeniz Bölgesi'nde su yılı yağışları, metrekareye 417,6 kilogram düzeyinde ölçüldü. Yağışlar, normaline kıyasla yüzde 7, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 6 artış kaydetti. Doğu Anadolu Bölgesi'nde su yılı yağışları, metrekareye 435,4 kilogram olarak hesaplandı. Yağışlar, normaline oranla yüzde 34, geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 100'den fazla yükseldi. Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde su yılı yağışları, metrekareye 573,4 kilogram seviyesine çıktı. Yağışlar, normaline göre yüzde 39, geçen yılın aynı dönemine oranla yüzde 100'den fazla artış gösterdi.

Mersin’de tarım ve gıda sektöründe kayıp riski endişesi büyüyor Haber

Mersin’de tarım ve gıda sektöründe kayıp riski endişesi büyüyor

Türkiye’nin tarımsal üre­tim ve ihracatında kilit bir rol üstlenen Mersin, geniş ürün yelpazesi, güçlü lo­jistik altyapısı ve yılın 12 ayı­na yayılan üretim kapasitesiyle hem ülkenin gıda arz güvenli­ğinde hem de küresel gıda teda­rik zincirinde stratejik bir mer­kez olarak öne çıkıyor. Diğer yandan artan maliyetler, iklim değişikliği ve su kaynaklarına yönelik riskler karşısında sür­dürülebilir üretimi destekleye­cek yapısal önlemlerin hayata geçirilmesi gerektiği de dikkat çekiyor. Mersin Ticaret Borsası Yöne­tim Kurulu Başkanı Ö. Abdul­lah Özdemir, Mersin’in başta meyve, sebze, hububat ve bak­liyat olmak üzere gıda arzının sağlanması yoluyla Türkiye’nin gıda güvenliğine önemli kat­kı sağlayan illerden biri oldu­ğunu söyledi. Mersin’in, geniş ürün yelpazesi ve yılın 12 ayı­na yayılan üretim olanakları­na sahip olduğuna vurgu yapan Özdemir, kentin üretim kültü­rü yerleşmiş, ticari altyapısının güçlü olduğunu ifade etti. Öz­demir, “Gelişmiş gıda sanayi­si sayesinde hem kendi ürettiği ürünleri hem de ithalat yoluy­la temin edilen hammaddeleri işleyerek katma değerli ihracat gerçekleştirebilmektedir. Bu potansiyel ile yalnızca ülkemi­zin gıda güvencesine ve sürdü­rülebilirliğine katkı sağlamakla kalmayıp, yaklaşık 750 milyon nüfuslu yakın coğrafya ülkele­rine açılan bir kapıdır. Bu yapı­nın daha sağlıklı işlemesi için; üretim, finansman, pazarlama, iklim değişikliği ve doğal afet­ler gibi çok sayıda riskle karşı karşıya kalan çiftçilerin gelirini koruyacak, özellikle küçük üre­ticinin gelirini artıracak poli­tikalarla sektörün kırılgan ya­pısının daha da güçlendirilme­si gerekmektedir. Ayrıca, hane halkı harcamalarının yaklaşık yüzde 20’sinin gıdaya ayrıldı­ğı ve gıda enflasyonunun yüzde 32,36 olduğu dikkate alındığın­da, dezenflasyon sürecinin da­ha güçlü desteklenmesi ve gelir dağılımının daha adil hâle ge­tirilmesi önem arz etmektedir” açıklamasında bulundu. Özdemir ayrıca tarımsal Ar- Ge yatırımlarının artırılarak, üretimin teknolojiyle moderni­ze edilmesi gerektiğine dikkat çekerek, “Bunun yanında, tarım politikaları kapsamında iklim değişikliği, su stresi, kırsal ve genç nüfusun artırılması ile gı­da kaybı ve israfının önlenme­si konularının daha etkin uygu­lanması gerekmektedir” dedi. “Orta ve uzun vadede risk oluşabilir” Mersin Gıda Mühendisleri Odası Başkanı Yusuf Değirmen­ci de Mersin özelinde gıda arz güvenliği açısından kısa vadede ciddi bir risk görmediğini söyle­di. Ancak orta ve uzun vadede ba­zı risklerin söz konusu olduğuna atıfta bulunan Değirmenci, “Bu­gün en önemli sorunlardan biri, tarımda uzun vadeli ve sürdü­rülebilir politikaların yeterince güçlü şekilde uygulanamaması. Bu durum hem üreticilerin hem de sektörün diğer paydaşlarının sağlıklı planlama yapmasını en­gelliyor. Artan maliyetler sade­ce üretimi değil, lojistik süreçleri de etkileyerek ürünlerin pazara daha yüksek fiyatlarla ulaşması­na neden oluyor. Kamu, özel sek­tör ve meslek odaları arasında bir iş birliği var ancak bunun da­ha güçlü hale gelmesi gerekiyor. Özellikle gıda ve ziraat mühen­dislerinin sürece daha aktif dahil olması, hem verimlilik hem de gıda güvenliği açısından büyük önem taşıyor” ifadesini kullandı.

Fındık üretiminde iki kritik tehlike: Uzmanlar uyardı Haber

Fındık üretiminde iki kritik tehlike: Uzmanlar uyardı

Düzce’de fındık üreticileri, mevsim normallerinin üzerindeki yağışlar ve yükselen nem oranı nedeniyle artış gösteren külleme hastalığı ile kozalak akarı tehlikesine karşı uyarıldı. Düzce İl Tarım ve Orman Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamada, il genelinde yaklaşık 632 bin dekar alanda sürdürülen fındık üretiminde, küresel iklim değişikliği ve artan sıcaklıkların hastalık ve zararlı baskısını artırdığı ifade edildi. Yağış ve nem hastalık riskini büyüttü 2026 yılının ilk üç ayında yağışların mevsim ortalamalarının üzerine çıkması ve yüksek nispi nemin özellikle külleme hastalığının yayılma riskini artırdığına dikkat çekildi. Aynı zamanda yürütülen arazi kontrollerinde, fındıkta ciddi verim kayıplarına yol açabilen kozalak akarının da yaygınlaştığının belirlendiği aktarıldı. Kozalak akarıyla mücadele yöntemleri Meyve, sürgün ve yaprak gözlerinde deformasyona neden olan kozalak akarına karşı kış döneminde kozalakların toplanmasının etkili bir yöntem olduğu hatırlatıldı. Dal başına ortalama 5 ve üzeri kozalak tespit edilmesi durumunda ise kimyasal mücadeleye başlanması gerektiği bildirildi. Bakanlık tarafından ruhsatlandırılmış kükürt içerikli bitki koruma ürünlerinin kullanımının, hem kozalak akarını kontrol altına aldığı hem de bitkide erken yaşlanma ve kurumaya yol açan külleme hastalığını baskıladığı ifade edildi. Arıcılar ve çevre sağlığı için kritik uyarılar Kimyasal mücadele sırasında arıların, çevrenin ve insan sağlığının korunmasının önemine işaret edilen açıklamada şu ifadelere yer verildi: "Arıcıların zarar görmemesi adına uygulama yapılacak alanların çevresindeki arı yetiştiricilerine en az 7 gün önceden bilgi verilmelidir. İlaçlamaların arıların aktif olduğu gündüz saatlerinde değil, kovanda bulundukları akşam saatlerinde yapılması önem arz etmektedir. İnsan ve hayvan sağlığının korunması açısından, ilaçlama yapılan bahçelerde uygulamadan sonra 21 gün süreyle hayvan otlatılmamalı ve meyve tüketilmemelidir. İlaç ambalajları çevreye gelişigüzel atılmamalıdır." Üreticilerin, mücadele yöntemlerine ilişkin ayrıntılı bilgi almak için il ve ilçe tarım müdürlüklerine başvurabileceği bildirildi.

Terme’de sürdürülebilir tarım projesi tamamlandı Haber

Terme’de sürdürülebilir tarım projesi tamamlandı

Terme Belediyesi’nin ev sahipliğinde, Erasmus+ Gençlik Değişim Programı (KA152YOU) kapsamında gerçekleştirilen proje, gençlere iklim değişikliği, sürdürülebilir tarım, toprak koruma ve çevresel farkındalık konularında eğitim, atölye ve saha çalışmaları sunmayı hedefledi. Program boyunca iklim değişikliği seminerleri, drama etkinlikleri ve sürdürülebilir tarım atölyeleri düzenlendi. Katılımcılar, Terme Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü serasında ata tohumu ekimi yaparak uygulamalı deneyim kazandı. İlçe genelinde yapılan saha çalışmaları ile toprak restorasyonu ve ekosistem dengesi üzerine gözlemler kayda alındı. Gençler, çiftlik ziyaretleri ve doğa gözlem etkinlikleriyle elde ettikleri bilgileri "Nature Notebook" aracılığıyla belgeledi. "Tarımı gençlerle geleceğe taşıyoruz" Gençlerin sürdürülebilir bir gelecek için aktif rol almalarının önemine dikkat çeken Terme Belediye Başkanı Şenol Kul, "Geleceğimizi korumak, doğayı ve toprağı sahiplenmek gençlerin elinde şekilleniyor. Bu proje ile gençlerimiz, dünyanın dört bir yanından Termemize gelerek hem bilgi sahibi oldu hem de uygulamalı çalışmalarla deneyim kazandı. Sürdürülebilir bir gelecek için attıkları bu adımlar, sosyal ve akademik gelişimlerine de büyük katkı sağladı. Bu tür projeler, ilçemizin uluslararası alanda tanınmasına ve gençlerimizin sosyal, kişisel ve akademik gelişimlerine büyük katkı sağlıyor. Tarımı gençlerle geleceğe taşıyoruz. Terme Belediyesi olarak gençlerimizi her zaman desteklemeye devam edeceğiz" dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.