TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Iklim Değişikliği

AGRONEWS - Iklim Değişikliği haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Iklim Değişikliği haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Arin Gölü, Kuraklık Nedeniyle 200 Metre Çekildi Haber

Arin Gölü, Kuraklık Nedeniyle 200 Metre Çekildi

Bitlis'in Adilcevaz ilçesinde doğa tutkunları birçok kuş türüne ev sahipliği yapan Arin Gölü'ndeki kuraklık tehlikesine dikkat çekti. Van Gölü Aktivistleri Derneği üyeleri, göldeki kurumaya dikkat çekmek için Adilcevaz ilçesi Aydınlar beldesinde bir araya geldi. Arin köyünden başlayıp 15 kilometre yürüyüş yaparak göldeki tehlikeye dikkat çeken grup üyeleri gölün kurumasının kuşların yaşam alanını tehdit ettiğini belirtti. Dikkuyruk, uzunbacak, kızılbacak, Van Gölü martısı, angıt ve kılıçgaga gibi pek çok kuş türünün yaşadığı ve ürediği Arin Gölü'nün son yıllarda su seviyesinin hızla düşmesi nedeniyle ciddi bir tehdit altına girdiğini ifade eden aktivistler, "Son birkaç yılda gölde 200 metrelik su çekilmesi yaşandı ve kuruma hızla devam ediyor. Göldeki su seviyesinin hızla düşmesi; tarımsal sulama, vahşi sulama ve iklim değişikliği gibi faktörlerin birleşiminden kaynaklanıyor. Son birkaç yıldır bu göle dikkat çekmeye çalışıyoruz. Bu yıl ile geçen yıl arasındaki fark oldukça belirgin. Çekilme 200 metreyi geçti ve hızla devam ediyor. Bu hızla devam ederse, göl 5 yıl içinde tamamen kuruyabilir. Arin Gölü, ekosistem için çok önemli bir alan. Burası, yüzlerce kuş türünün üreme ve yaşam alanı. Eğer bu kuruma devam ederse, yalnızca göl değil, buradaki canlı yaşamı da ciddi şekilde tehdit altına girecek" dedi. Grup üyelerinden Nusret Altan ise Arin Gölü'nün yanı sıra Van Gölü'nün de benzer bir tehdit altında olduğunu vurgulayarak, "Arin Gölü'ndeki durum gerçekten içler acısı. Daha önce keyifle geldiğimiz bu yerin bu şekilde kuruduğunu görmek çok üzücü. Van Gölü için de aynı sorun söz konusu. Havzada 6 binin üzerinde su kuyusu var. Bu, büyük bir su israfı anlamına geliyor. Eğer bu şekilde devam ederse, Van Gölü de aynı akıbeti paylaşabilir" diye konuştu.

Growtech Antalya’da Uluslararası Tarım Diplomasisi Zirvesi Düzenlendi Haber

Growtech Antalya’da Uluslararası Tarım Diplomasisi Zirvesi Düzenlendi

Growtech Antalya kapsamında düzenlenen Uluslararası Tarım Diplomasisi konferansları, sektörün uluslararası arenadaki önemli isimlerini bir araya geldi. Türk Tarım Diplomasi Grubu (TTDG) Başkanı Melisa Tokgöz Mutlu ve Genel Sekreter İsmail Uğural'ın moderatörlüğünde gerçekleşen konferanslara Dünya Çiftçiler Birliği (WFO) Başkanı Arnold Puech d’Alissac, Dünya Tohumculuk Federasyonu (ISF) Başkanı Arthur Santosh Attavar, Uluslararası Tarım Gazetecileri Federasyonu (IFAJ) Genel Sekreteri Adrian Bell, Tohum Sanayicileri ve Üreticileri Alt Birliği (TSÜAB) Genel Sekreteri Doç. Dr. Hamit Ayanoğlu ve Uluslararası Tarım Şehirleri Birliği Temsilcisi Mahmut Ali Cengiz Körosmanoğlu konuşmacı olarak katıldı. "Tarım, ülkelerin yumuşak gücüdür" Tarımın yalnızca üretimle sınırlanamayacağını belirten TTDG Başkanı Melisa Tokgöz Mutlu, tarım sektörünün stratejik, ekonomik, jeopolitik ve uluslararası ilişkileri de kapsayan 'yumuşak güç' olduğunu vurguladı. Dünyada 8 milyar insanın yaşadığını ve her 9 kişiden birinin yetersiz beslendiğini vurgulayan Mutlu, "Nüfus artıyor; fakat globalde yaşanan iklim değişikliği ve su kıtlığı gibi nedenlerle tarımsal üretim azalıyor. Uluslararası verilere göre küresel su kullanımı son yüzyılda 6 kat arttı. Tarım sektörü ise tatlı suyun yüzde 72'sini kullanıyor. İklim değişikliği en önemli sorunlardan biri. Gıda ve su yalnızca ekonomik değil artık jeopolitik varlıklar haline geldi. Bunların korunması için tarım diplomasisinin önemi daha da büyük. Bu konuda uluslararası arenada, politika yapıcıları, devletler, STK'lar ve firmalar tarımsal sürdürülebilirlik ve su kaynaklarının korunması konusunda geleceğin nasıl kurgulanabileceğini de konuşmalı. Ülkeler kapsamlı birer strateji geliştirmeli. Uluslararası tarım diplomasisiyle bu süreçlerin sürdürülebilir hale getirilmesi gerekiyor" diye konuştu. "Tarım diplomasisi çiftçiler için önemli" Dünya Çiftçiler Birliği (WFO) Başkanı Arnold Puech d’Alissac da, "WFO, 80 birliğin birleşmesiyle meydana gelen küresel bir organizasyon. Yaklaşık 1 milyar çiftçiyi temsil ediyoruz. Her kıtada lider ülke bulunuyor; şu anda Asya'nın temsilcisi Nepal mesela. Belki de önümüzdeki yıllarda Türkiye, yeni temsilci olur. Dünyada çiftçiler adına hem iyi hem de kötü gelişmeler aynı anda yaşanıyor. Enerji ve gübre fiyatları son dönemde çok arttı. Tahıl fiyatlarında düşüş yaşanıyor. Öte yandan gübre fiyatları da düşmeye başladı. Canlı hayvan üretimi de arttı. Et, hala günlük beslenmenin önemli bir parçası. Dünyada tarım ihracatı yapan ülke sayısı dünyanın 4'te biri. Yani 4'te 3'ü tarımsal ürün ithal ediyor. Türkiye de hem ürün çeşitliliği hem de tarım alanlarının genişliğiyle birlikte önemli bir tarım ülkesi. Dünya tarımında ise önemli aktörlerden birisi. Tarımsal diplomasi ise özellikle ithalat, ihracat ve lojistik süreçlerinde belirleyici bir unsur. Üreticiler alıcılarla sözleşmeler imzalıyor. Bu süreçlerin sözleşmelerle kayıt altında olması sürdürülebilirlik açısından da çok önemli. Çiftçilerin gelir elde etmesi için de önemli bir araç" ifadesini kullandı. Growtech Antalya’yı ilk defa ziyaret ettiğini ve çok etkilendiğini dile getiren WFO Başkanı d’Alissac, şunları söyledi: "Türkiye’ye ilk kez geliyorum ve Growtech fuarına da ilk kez katılıyorum. Fuarı keşfetmekten büyük mutluluk duyuyorum. Growtech, benim gözümde dünyanın en profesyonel tarım fuarlarından biri. Buraya gelmeden önce net bir fikrim yoktu; ama şimdi bu fuarın ne kadar yüksek kaliteye sahip olduğunu görüyorum. Çok ciddi firmalar, nitelikli ziyaretçiler ve olağanüstü bir organizasyon var. 725’ten fazla katılımcı, 136’dan fazla ülke ve dört gün boyunca 40 binden fazla ziyaretçi sayısı gerçekten etkileyici. Henüz Türkiye üyemiz değil, ancak bu ziyaretin ardından bunun değişmesini gerçekten umuyorum. Bugün dünya, tarıma her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor. Türkiye bana göre çok önemli bir noktada. Avrupa, Slav ülkeleri, Orta Doğu ve Afrika ile iletişim kurabilen bir köprü konumunda. Tarım açısından da küresel üretimin merkezinde olabilecek jeostratejik bir ülke. Growtech’e tekrar gelmeyi çok isterim. Bu ilk gelişimde fuar hakkında genel bir izlenim edindim, bir sonraki gelişimde randevularımı ve ziyaretlerimi planlayarak geleceğim." "Kaliteli gıdayı, insanlarla buluşturmalıyız" Tohumun tarımın vazgeçilmezi olduğunu dile getiren Dünya Tohumculuk Federasyonu (ISF) Başkanı Arthur Santosh Attavar ise şu bilgileri verdi: "Tüm dünyada 90 ülkeden üyemiz var. Hem ulusal hem de bölgesel tohum federasyonlarıyla çalışıyoruz. Türkiye tohum federasyonu ile de İstanbul'da güzel bir buluşma yaptık, 101. yılımızı da kutladık. Öte yandan sektöre baktığımızda iklim değişikliği bizler için de önemli bir sorun. Hem tohum üretimini, hem de gıda üretimini kısıtlıyor. En önemli amacımız üretilen tohumların ülkelerden zamanında ve sorunsuzca geçebilmesi. Bu konuda ülkeler arasında çeşitli bürokratik sorunlar yaşanıyor. Gıda ve tohum nakliyesi için bir çok politika ve farklı kanun var. Kaliteli tohum üretimi için de bir çok prosedür var. Devletler tarımsal diplomasiyi daha iyi anlamalı. Bu konferans da tarım diplomasisi adına atılan önemli adımlardan biri. İnsanlar gıdaya ulaşmada zorluklar yaşıyor ve yüz milyonlarca kişi her gün açlıkla karşı karşıya kalıyor. Bunu önlemek adına bir araya gelerek çalışabilir, devletlere sesimizi daha iyi duyurabiliriz. İnsanlara daha iyi kaliteli ve hızlı şekilde gıda ürünlerine ulaşması konusunda yardımcı olabiliriz." İklim değişikliği ve su krizinin artık bir realite haline geldiğini de kaydeden Attavar, "Aşırı kuraklık kadar aşırı yağmurlar ve seller de ekili arazilere zarar veriyor. Üyeler olarak bir araya gelerek farklı iklim şartlarına dayanan özellikteki en iyi tohumları kullanmaya ve yaymaya çalışıyoruz. Tohum ıslahı alanında en iyi genetiği elde etmeye çalışıyoruz" ifadelerini kullandı. "Hedefimize bir adım daha yaklaşmış olduk" Türkiye’nin tarım, gıda ve ormancılıkta sahip olduğu potansiyelin dünyaya açılması ve tanıtılması için yola çıktıklarını belirten TTDG Genel Sekreteri İsmail Uğural da, Growtech Antalya'da dünyada ilk defa uluslararası tarım diplomasisi zirvesine imza attıklarının altını çizdi. Uğural sözlerine şöyle devam etti: "Bu yılın ocak ayında başlayıp nisan sonunda tamamlanan Tarım ve Orman Şurası kapsamında yer alan Tarımsal Diplomasi Grubu olarak, Türk tarım, gıda ve ormancılık sektörlerinin dış tanıtımı ve uluslararası düzeyde temsil gücünün artırılması için çalışıyoruz. Küresel iş birliklerinin güçlendirilmesi amacıyla çalışmalar yürütmek; bu alandaki farkındalığı artırmak, dünya ile entegre olmuş bir tarımsal diplomasi anlayışı geliştirmek, lobi faaliyetleri gerçekleştirmek ve tüm süreci sektörel bir seferberlik ruhuyla ele almayı hedefliyoruz. Tarım, gıda ve ormancılık alanında 117 sektörel temsilcinin bir araya gelerek ve gönüllülük esasıyla oluşturduğu Türk Tarımsal Diplomasi Grubu (TTDG) yenilikçi bir vizyon ortaya koyuyor. TTDG olarak bu amaçla tarım ve gıda ihracatının gelişmesi için 9 ayrı çalışma grubu da kurduk. Growtech Antalya'da düzenlediğimiz bu konferanslarla hedefimize bir adım daha yaklaşmış olduk"

Kozan’da Safran Hasadı Başladı, Rekolte Sert Düştü Video Galeri

Kozan’da Safran Hasadı Başladı, Rekolte Sert Düştü

Adana'nın Kozan ilçesinde dünyanın en pahalı baharatı safranda hasat başladı. Bu yıl kuraklık nedeniyle rekoltede büyük düşüş yaşanırken, safranın gramı 600 TL'den alıcı buluyor. Adana'nın Kozan ilçesinde bu yıl iklim şartları nedeniyle 1 dönüm alandan 100 gram safran hasat edilmesi bekleniyor. Dünyanın en pahalı baharatı olarak bilinen safranın çiçekleri tek tek toplanarak, içindeki kırmızı teller özenle çıkarılıp kurutuluyor. İlaç, kozmetik ve gıda sektöründe kullanılan safran, tıbbî aromatik bitkiler arasında yüksek katma değerli ürünler arasında yer alıyor. İlçede tek üretici olan Ali Gök, Kozan Belediye Başkanı Mustafa Atlı, Kozan Meslek Yüksekokulu Bitkisel ve Hayvansal Üretim Bölüm Başkanı Doç. Dr. Bihter Zaimoğlu Onat ve ilçe tarım müdürlüğü görevlileri ile birlikte ilk hasadını gerçekleştirdi. "140 bin çiçekten 1 kilo safran elde ediliyor" Bölgede 3 dönüm alanda üretim yapan ancak bu yıl soğanların yenilenmesi için 1 dönüm ekim gerçekleştiren üretici Ali Gök, safranın anavatanın kaynaklarda Osmanlı döneminde Toros Dağları eteklerinde üretildiğini belirterek, "650 rakımda üretim yapıyorum. Geçen yıl 3 dönümdü ama bu yıl 11 Nisan'da yağan kar nedeniyle safran soğanlarının gelişimi zayıf kaldı. Bu yüzden 1 dönüm alanda üretim yaptım. Normalde 1 dönümden 500–600 gram ürün alıyoruz ama bu yıl 100 gram civarında olacak. İklim değişikliği ve kuraklık nedeniyle çiçek sayısı azaldı. Safranın anavatanı Osmanlı döneminde Torosların etekleriydi. 140 bin çiçekten 1 kilo safran çıkıyor. Kalitesi çok yüksek, gramı 600 TL. Bu sene hem burada hem Bolu'da üretim az. Hasat dönemi yaklaşık 45 gün sürüyor" dedi. "Kozan, endemik bitkilerle öne çıkıyor" Kozan Belediye Başkanı Mustafa Atlı, ilçenin tarımsal alanda üretimde Türkiye'de öncü bir çok ürüne ev sahipliği yaptığını ifade ederek, "Torosların zirvesine çıktığınızda farklı endemik bitkilerle karşılaşıyoruz. Burada zeytin, mantar, safran üretilebiliyor. Bitkisel üretim açısından çok değerli bir bölgedeyiz. Ali Gök abimize girişimcilik ruhu için teşekkür ediyorum. Safranın gelir getirisi yüksek, iklim şartları uygun olduğunda ekonomik katkısı büyük. İlçe tarımın sulama desteğiyle kurulacak paneller ile gelecek yıl daha geniş alanda üretim yapılabilecek "diye konuştu. "Bilimsel açıdan değerli bir bitki" Kozan Meslek Yüksekokulu Bitkisel ve Hayvansal Üretim Bölüm Başkanı Doç. Dr. Bihter Zaimoğlu Onat da safranın bölge için bilimsel ve ekonomik açıdan önemli bir değer olduğunu ifade ederek, "Safran, Kozan için çok kıymetli bir bitki. Tıbbi aromatik bitki çeşitliliği açısından zengin bir bölgedeyiz. Bu üretim, mikroklimatik açıdan da önemli. Safranın yaygınlaşması ve tıbbi aromatik bitkilerin artırılması, iklim değişikliğiyle mücadelede de kritik. İran bölgesinde yoğun kullanılan safran, göğüs kanserinin önlenmesi konusunda da bilimsel araştırmalarda değerlendiriliyor" dedi.

Burdur Gölü Kritik Seviyeye Ulaştı Haber

Burdur Gölü Kritik Seviyeye Ulaştı

Akdeniz Üniversitesi'nden Prof. Dr. Erdal Koşun ve Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Salda Gölü Bilim Merkezi Müdürü Prof. Dr. İskender Gülle, Burdur Gölü'nün kritik seviyeye geldiğini vurguladı. Uzmanlara göre göl, hem iklim değişikliği hem de insan eliyle yapılan tahribatın kıskacında olduğunu belirtti. Akdeniz Üniversitesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erdal Koşun, Burdur Gölü'nde yaşanan su kaybının boyutlarını gözler önüne serdi. Son 50 yılda gölün su seviyesi yaklaşık 20 metre azaldığını vurgulayan Koşun, "Uydu görüntülerine göre su alanında yüzde 40 oranında küçülme görüyoruz" dedi. İklimsel etkilerin görmezden gelinemez olduğunu ancak asıl tahribatın insan kaynaklı olduğuna dikkat çekti. Prof. Koşun'a göre gölü besleyen derelerin önünün kesilmesi, kontrolsüz sondajlar ve vahşi sulama uygulamaları gölün hızla çekilmesine yol açıyor. Koşun, "Kontrolsüz sondajlar derhal durdurulmalı, geri arıtma sistemleriyle gölün suyu geri kazandırılmalı. Belediyelerin bu yöndeki projeleri desteklenmeli ve çoğaltılmalı" şeklinde konuştu. Koşun ayrıca, Burdur, Yarışlı ve Salda Gölleri'nin jeolojik olarak birbirine bağlı olduğunu hatırlatarak, "Bu göller aynı tektonik kompleksin parçaları. Burdur Gölü'ndeki tahribat, bölgedeki diğer gölleri de dolaylı olarak etkiliyor" şeklinde konuştu. "Artık göllerimizi kaybetmek üzereyiz" Salda Gölü Bilim Merkezi Müdürü Prof. Dr. İskender Gülle de Burdur Gölü'nün 'ülkemizin sıcak noktalarından biri' olduğunu belirtti. Gülle, "Sadece Burdur değil, Beyşehir ve Eğirdir gölleri de benzer durumları yaşıyor. Tüm su kaynaklarımız, yüzey ve yer altı suları dahil hem iklim değişikliğinden hem de insanın yoğun kullanım alışkanlıklarından etkileniyor" diye konuştu. Prof. Dr. Gülle, geçmişte bölgedeki birçok sulak alanın tarım amacıyla bilinçli olarak kurutulduğunu, 2000'li yıllardan sonra ise iklim değişikliği ve aşırı su kullanımı nedeniyle bu alanların kendiliğinden yok olmaya başladığını belirterek, "Burdur Gölü, 50 yıl öncesine göre hacminin ve alanının neredeyse yarısını kaybetti. Geride kalanlar bile artık risk altında. Ancak hala bir gölümüz var; bu bizim için hem umut hem de sorumluluk. Artık üzülmek değil, harekete geçmek zamanı" ifadelerini kullandı. "Gölün geleceği hem bizim, hem doğanın elinde" Burdur Gölü'nün geleceğinin hem doğal süreçlere hem de insan eliyle alınacak önlemlere bağlı olduğunda söyleyen Gülle, gölün geleceği biraz doğanın, biraz da insanlığın elinde olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Gülle, iklim değişikliğiyle mücadele, sürdürülebilir su kullanımı ve yerel yönetimlerin aktif projeleriyle göllerin kurtarılabileceğini vurguladı.

Antalya, Gıda İsrafına Karşı Bilinçlendirme Toplantısı Düzenledi Haber

Antalya, Gıda İsrafına Karşı Bilinçlendirme Toplantısı Düzenledi

Antalya'da düzenlenen 'Tarım Gündem' toplantısında israfa dikkat çekildi. Gıda Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Ali Manavoğlu, üretilen gıdanın 3'te 1'i çöpe giderken, dünyada 1 milyar insanın yatağa aç girdiğini söyledi. Antalya Ticaret Borsası (ATB) ile Antalya Tarım Konseyi (ATAK) iş birliğinde düzenlenen "Tarım Gündem" programının konukları Gıda Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Ali Manavoğlu ile Tüketici Konfederasyonu Başkan Vekili ve Tüketici Merkezi Başkanı İbrahim Güllü oldu. Antalya Ticaret Borsası Basın Danışmanı Vahide Yanık'ın sunduğu programda, 16 Ekim Dünya Gıda Günü nedeniyle gıda üretimi, güvenli gıda, gıdaya erişim konuları gündeme geldi. Gıda Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Ali Manavoğlu, FAO'nun Dünya Gıda Günü'nün bu yılki temasını "Daha iyi gıdalar ve daha iyi bir gelecek için el ele" olarak belirlediğini belirterek, sadece gıdaya değil iyi gıdaya erişimin önemine dikkat çekti. Türkiye'nin tarım potansiyelinin yüksek olduğunu ancak sürdürülebilirlik politikalarının güçlendirilmesi gerektiğini kaydeden Manavoğlu, "Mesela su kaynaklarımızı bilinçsizce tüketiyoruz. Sulama sistemlerinde teknolojiyi yeterince kullanmıyoruz. Bu durum gelecekte gıda üretimimizi olumsuz etkileyecek" dedi. "Sağlıklı beslenme bir insan hakkıdır" diyen Manavoğlu, pandemi, iklim değişikliği ve savaşlar nedeniyle gıdanın öneminin daha fazla hissedildiğini, üretimin teşvik edilmesi ve dışa bağımlılığın azaltılması gerektiğini ifade etti.

Çukurova 5 Yıl Sonra Sıfır Günü Kuraklığıyla Karşı Karşıya Haber

Çukurova 5 Yıl Sonra Sıfır Günü Kuraklığıyla Karşı Karşıya

Güney Kore'de yapılan bir araştırmada Çukurova bölgesinin 5 yıl sonra ‘Sıfır Günü Kuraklığı' ile yüzleşeceğinin açıklanması tarımsal üretim yapanları ve mühendisleri endişelendirdi. Yüreğir Ziraat Odası Başkanı Mehmet Akın Doğan, "Türkiye'de Tatlısu kaynaklarının yüzde 77'si tarımsal üretimde kullanılıyor. Bu sezonu atlattık ama önümüzdeki sezon için beklenen kar yağışı olmazsa daha ciddi sıkıntılar yaşayacağız.Damlama sulama sistemlerini devreye almamız gerekiyor" dedi. Son yıllarda artan iklim değişikliği etkileri tüm dünyayı etkisi altına alırken su kıtlığı hat safhaya ulaştı. Özellikle Türkiye'de birçok il su kıtlığı çekerken Türkiye tarımının başkenti Çukurova bölgesinde de yaşanan su kıtlığı tarımsal üretimi olumsuz etkiledi.Güney Kore'de yapılan bir araştırmaya göre iklim değişikliğinin hızlandırıcı etkisiyle Adana ve Mersin 2030'da, İstanbul ve Diyarbakır ise 2050'de, içme suyunun tükeneceği gün anlamına gelen ‘Sıfır Günü Kuraklığı' ile yüzleşmesi bekleniyor. "Damlama sulama sistemlerine geçilmeli" Araştırma sonuçlarını değerlendiren Yüreğir Ziraat Odası Başkanı Mehmet Akın Doğan, "Yıllardır Çukurova ve Türkiye'nin tamamında kuraklık olduğunu belirtiyoruz. Artık bu kuraklık kendisini ciddi bir şekilde gösteriyor. Türkiye olarak toplam tatlısu kaynaklarımızın yüzde 77'sini tarımda, yüzde 13'ünü üretim ve enerjide, yüzde 10'unu ise evlerde kullanmaktayız. Bu yüzde 77 çok büyük bir rakam. Çukurova ve Türkiye'nin tamamında damlama sulama sistemlerinin hiç zaman kaybetmeden devreye alınması gerekmektedir" ifadelerini kullandı. "Beklenen kar yağışı olmazsa daha ciddi sıkıntılar yaşayacağız" Devlet Su İşleri (DSİ) tarafından su kıtlığı nedeniyle Çukurova'da ikinci ürün ekiminin bu sene yasaklandığına dikkat çeken Doğan, "Üstü açık kanallardan tarla ve bahçeler sulanırken hep kaçaklar ve komşu çiftçilerin tarlalarına su kaçmakta. Dünyada en güzel 3 ovadan birine sahibiz ve bu su kanallarının da üstünün kapanması lazım. Bizim Çukurova'da 365 gün suya ihtiyacımız var. Ürünlere su verilmezse verim kaybımız oluyor. Bu yıl 15 Eylül'e kadar suyumuz vardı. Sonbaharda yağan yağmurlarla suyumuz bu günlere kadar geldi. Bu sezonu atlattık ama önümüzdeki sezon için beklenen kar yağışı olmazsa daha ciddi sıkıntılar yaşayacağız" şeklinde konuştu. Ziraat Mühendisi Tuğçe Tuzcu, "Güney Koreli bilim insanlarının yaptığı araştırmada Çukurova bölgesinin 2030 yılında tamamen susuz kalacağı bildirilmiş. Özellikle yer altı su kaynaklarının korunmasının ve denetlenmesini sağlamalıyız. Sürdürülebilir sulama sistemlerine karşı çiftçileri bilinçlendirmeliyiz" diye konuştu. "Gereksiz su kullanımından muhakkak kaçınılmalı" Çevre ve İklim Değişikliği Uzmanı Oğuz Şahin ise "Adana bölgesi yarı kurak bir bölge. Burası su kıtlığının yaşanabileceği bir bölge. Yapılan araştırmalarda barajların bu kıtlığa çözüm olmayacağı ortaya çıkmakta. Yeraltı sularının korunması lazım. Büyük barajların ve göllerin olması su kıtlığı olmayacağı anlamına gelmez. Yağmur yağınca yeraltı su kaynakları doluyor gibi bir algı var ancak yeraltı su kaynakları hızlı boşalır, yavaş dolar. Yeraltı su kaynaklarının vahşi sulamadan çıkartılarak, damlama sulama sistemlerine geçilmeli. Bireysel olarak da insanların alması gereken tedbirler var. Gereksiz su kullanımından muhakkak kaçınılmalı" dedi.

Akdeniz’de Toprak Sağlığı İçin Avrupa Birliği Projesi Başladı Haber

Akdeniz’de Toprak Sağlığı İçin Avrupa Birliği Projesi Başladı

Son yıllarda artan kuraklık nedeniyle Akdeniz bölgesinde toprak yapısının yüzde 70'i bozulup, verim kayıpları artınca bilim insanları 120 farklı noktadan aldıkları 480 toprak örneğini incelemeye başladı. Proje ile iklim verileri ve toprak göstergeleri entegre edilerek toprak sağlığının geliştirilmesi, tarımsal yapıların iklimsel risklere dayanıklılığının artırılması hedeflendiği bildirildi. Bir taraftan kuraklık, diğer taraftan mevcut sucul ekosistemlerin ve doğal biyoçeşitliliğin azalması, iklim değişikliğini hızlandırdı. Ayrıca tarımda kimyasal kullanımı, kulanım yoğunluğuna bağlı artan plastik karışımı ise toprak sağlığını bozdu. Bu durum Avrupa Birliği Toprak Bürosu ve FAO (Gıda ve Tarım Örgütü) gibi kuruluşların gündemine girdi. Yapılan araştırmalarda ise bu arazi bozulumunun Avrupa ekonomisine yıllık yaklaşık 50 milyar Euro maliyet getirdiği hesaplandı. Uydu verileri kullanılarak üretilen haritalarda kuraklık ile arazi bozulumunun en yoğun Akdeniz'de yaşandığı ortaya çıktı. Bu kapsamda 9 ülkede Avrupa Birliği'nce finanse edilen ‘Akdeniz Kurak Alanlarının İklim Değişimleri ve Toprak Bozulması Sonucu Bozulan Toprak Sağlığının ve Tarımsal Dayanıklılığın Sağlanması' projesi hayata geçirildi. Türkiye'den 480 toprak örneği alındı Adana'da dahil bir çok üniversitesinin de katıldığı projenin Türkiye ölçeğinde araştırmacılar, jeoloji, arazi yapısı, arazi kullanımı ve bitki örtüsü farklılıklarını temsil eden 120 farklı lokasyondan 0-20 santimetre ve 20-30 santimetre derinliklerden bozulmuş ve bozulmamış 480 toprak örneği aldı. Alınan topraklar, temel analizler için İtalya/Pisa Üniversitesi'ne gönderilecek. Ayrıca toprakların yüzde 10'u nematod analizleri için Fas/Ibn Zohr Üniversitesi'ne, mikrobiyolojik ve genom analizleri için yine yaklaşık yüzde 10'u İspanya/Granada Üniversitesi laboratuvarına gönderilecek. Analiz sonrası elde edilecek veriler toprak haritaları üretimi için sayısallaştırılarak toprak haritalarına işlenecek ve bütüncül toprak yönetimi modelleri oluşturulacak. "İklim değişikliği en fazla Akdeniz'de kendisini hissettiriyor" Konuyla ilgili Ziraat Fakültesi Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Ortaş, İHA muhabirine açıklamalarda bulundu. Prof. Dr. Ortaş, "Akdeniz ekosisteminde bozulan toprak yapısının yeniden sağlığına kavuşturulması ve tarımın dış etkilere karşı dayanıklılığını arttırmak üzere Avrupa Birliği projesi yürütüyoruz. Bu projenin ana odağı Akdeniz Çanağı. Çünkü, iklim değişikliği en fazla Akdeniz'de kendisini hissettiriyor"dedi. "Avrupa Birliği, bütün eksenini yeşil dönüşüme yönlendirdi" Avrupa Birliği'nin bozulan toprak yapısını yeniden işler hale getirmek için büyük çaba sarf ettiğini vurgu yapan Prof. Dr. Ortaş, "Toprağın içerisindeki nem azalınca toprağın yapısı bozuluyor. Toprakta tanecikleri oluşturan yapılar bozuluyor ve toprak erozyona açık hale geliyor. Bu bölgede yapının zaten bozulduğunu biliyoruz. Bu bölgedeki toprakların yüzde 70'i sağlığını kaybetmiş ve bunun Avrupa ekonomisi üzerindeki maliyeti yıllık 50 milyar Euro. Avrupa Birliği, bütün eksenini yeşil dönüşüme yönlendirdi" diye konuştu. "Toprağın bozulan sağlığını korumak istiyoruz" Toprağın bozulan sağlığını korumak istediklerini anlatan Prof. Dr. Ortaş, "Toprakta organik maddeyi arttırmak istiyoruz. Türkiye'nin 120 farklı yerinden 480 toprak örneği aldık. Bu toprak özelliklerine bağlı olarak bu toprakları yeniden tarıma nasıl dayanıklı hale getirebiliriz onu araştıracağız. Biz, toprağın bozulan sağlığını korumak istiyoruz" diyerek sözlerini tamamladı.

Aşırı sıcaklar Siirt fıstığı rekoltesinde yüzde 80 kaybettirdi Haber

Aşırı sıcaklar Siirt fıstığı rekoltesinde yüzde 80 kaybettirdi

Üreticiler, yüksek sıcaklıklar nedeniyle fıstık ağaçlarının kuruduğunu belirterek bu yıl rekoltede ciddi düşüş beklendiğini ifade etti. Özellikle sulama imkanı kısıtlı olan bölgelerde kayıpların daha fazla yaşandığı kaydedildi. Siirt Fıstık Üreticileri Birliği Başkanı Şuayip Aslan, bu yıl "var yılı" olmasına rağmen fıstıkta ciddi kayıplar yaşandığını belirterek, yaklaşık 1 milyon fıstık ağacının kuruyabileceği uyarısında bulundu. Aslan, kentte 450 bin dekar alanda fıstık üretimi yapıldığını, normal şartlarda 45 bin ton rekolte beklenirken yüzde 70-80 oranında kayıp öngörüldüğünü belirterek, "Maalesef bu kaybın cezasını da vebalini de üretici çekiyor. Eğer kuraklık bu şekilde devam ederse milyonlarca ağaç kuruyacak" dedi. Siirt'te 6 baraj bulunmasına rağmen, fıstık ağaçlarının bu barajlardan sulanamadığına dikkat çeken Aslan, "Sulanan bahçelerde kayıp oranı yüzde 1-2 civarındayken, sulanamayan bölgelerde bu oran yüzde 80'e ulaştı. Gelecek yılın ürününü de kaybettik. Nisan ayında ülke genelinde yaşanan ciddi don olayı, Siirt'teki fıstık üretimini de olumsuz etkiledi. Malatya'da kayısı üretimi zarar gördü; ancak şu anda Siirt'teki fıstık zararı, Malatya'daki kayısı zararının iki katıdır. Çünkü fıstığın katma değeri çok daha yüksek. Üstelik bir fıstık ağacı 20 yılda yetişiyor" diye konuştu. Normalde hasadın 15 Eylül'de başladığını, ancak bu yıl ürün azlığı nedeniyle 1 Ağustos'tan itibaren erken toplamaya başladıklarını belirten Aslan, "Aslında bu bir hasat değil; ürünü kaybetmemek için topluyoruz. Ağaçların kurumasını önlemek adına, üzerlerindeki yükü hafifletmeye çalışıyoruz" ifadelerini kullandı.

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.