TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Iklim Değişikliği

AGRONEWS - Iklim Değişikliği haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Iklim Değişikliği haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

İzmir’de Tarım Örgütlerinden Su Krizi Açıklaması Haber

İzmir’de Tarım Örgütlerinden Su Krizi Açıklaması

İzmir’deki ziraat ve tarım örgütleri, son dönemde artan kuraklık ve su krizi tartışmalarında tarımın haksız bir şekilde hedef gösterilmesine dikkat çekti. Ziraat Odaları İzmir Koordinasyon Kurulu, TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi, Sulama Kooperatifleri İzmir Birliği, Ziraatçılar Derneği İzmir Şubesi, İzmir Tarım Grubu, Kent Konseyi Tarım Çalışma Grubu ve Türkiye Ziraatçılar Derneği ortak basın açıklaması yaptı. Türkiye Ziraatçılar Derneği MYK Üyesi İzmir Şube Başkanı İlker Ağın ise su varlıklarının korunmasının zorunluluk olduğunu belirterek, “Ne kadar su varsa o kadar tarım var. Bunu unutmamak gerekiyor” ifadelerini kullandı. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Hakan Çakıcı da arazi kullanım planlamasının önemine dikkat çekerek, “Her zaman suya ulaşmak, sağlıklı suya ulaşmak ve sağlıklı gıdaya ulaşmak üstün kamu yararı terimiyle ön plana çıkmalıdır” diye konuştu. "YAKLAŞIM EKSİK VERİYE DAYALI" İzmir Kent Konseyi Tarım Çalışma Grubu’ndan Ahmet Tomar, yaptığı açıklamada, “Son yıllarda artan kuraklık, iklim değişikliği ve su krizi tartışmalarında tarım sektörü sıklıkla su tüketiminin başlıca sorumlusu olarak gösterilmektedir. Ancak bu yaklaşım eksik veriye dayalı, bütüncül bakıştan uzak ve stratejik açıdan sakıncalıdır” dedi. Tomar, tarımda kullanılan suyun büyük kısmının doğal su döngüsüne geri döndüğünü vurgulayarak, “Dünya genelinde su kullanımının yaklaşık %70’i tarımsal üretimde gerçekleşmektedir. Türkiye’de ise bu oran %75’dir. Tarımda kullanılan suyun önemli bir bölümü toprak, yeraltı suyu ve atmosfer sistemi içinde yeniden dolaşıma katılmaktadır” ifadelerini kullandı. Ayrıca sulanan alanların dünya tarımsal üretiminde kritik rol oynadığını belirten Tomar, “Dünya toplam işlenen tarım alanlarının yaklaşık %20’si sulanmaktadır. Sulanan alanlar, dünya tarımsal üretiminin yaklaşık %40’ını sağlamaktadır. Bitkisel üretim değerinin yaklaşık %50–55’ini, sebze üretiminin %70’ten fazlasını, meyve üretiminin büyük bölümünü, pamuk, mısır, çeltik gibi stratejik ürünlerin neredeyse tamamını sulanan alanlar karşılamaktadır” dedi. "TARIM GIDA GÜVENLİĞİNİN TEMELİDİR" Tomar, Türkiye’nin kişi başına düşen su miktarının yaklaşık 1.300 m³ olduğunu ve önümüzdeki yıllarda bunun 1.000 m³’ün altına düşme riskine dikkat çekerek, “Bu gerçek, suyun her sektörde daha verimli yönetilmesini zorunlu kılmaktadır. Ancak çözüm; tarımı ötekileştirmek, üreticiyi suçlamak ya da tarımsal üretimi kısmak değildir” ifadelerini kullandı. Tarımın stratejik önemini vurgulayan Tomar, “Tarım; gıda güvenliğinin temelidir. Milli güvenlik açısından stratejik bir sektördür. Kırsal istihdamın ve sosyal dengenin ana unsurudur” diyerek pandemi süreci, Rusya-Ukrayna savaşı ve küresel krizlerin, gıda arzının enerji ve savunma sanayi kadar kritik olduğunu ortaya koyduğunu belirtti. "TARIM SEKTÖRÜ SUYU İSRAF EDEN BİR ALAN DEĞİL" Tomar, su sorunlarının kaynağını havza bazlı üretim planlamasının yetersizliği, su tüketimi yüksek ürünlerin yanlış bölgelerde yetiştirilmesi, açık kanalet sistemi ve vahşi sulama yöntemleri ile yeraltı suyunun kontrolsüz kullanımı olarak özetledi. Çözüm önerilerini de sıralayan Tomar, “Havza bazlı üretim planlaması yapmak, modern basınçlı sulama sistemlerini yaygınlaştırmak, su verimliliği yüksek üretim modellerine geçmek, arıtılmış atık suların tarımda kullanımını artırmak ve çiftçiyi teknoloji ile desteklemek doğru yaklaşımdır. Tarım sektörü ‘su israf eden bir alan’ değil, doğru yönetilmediğinde risk oluşturan bir alandır. Çözüm; üretimi azaltmak değil, verimliliği artırmaktır. Su politikaları ile tarım politikaları birlikte ele alınmalı; sürdürülebilir, bilimsel ve stratejik bir yönetim anlayışı benimsenmelidir” dedi. İLKER AĞIN: "SADECE ÜRETİM İLİŞKİLERİNİ DEĞİL, KAR VE ÇEVRENİN İLİŞKİLERİNİ DE BİRLİKTE DÜŞÜNMEK DEMEKTİR” Türkiye Ziraatçılar Derneği MYK Üyesi İzmir Şube Başkanı İlker Ağın, Bozdağ ve çevresinde altın aranmasının önünü açan ihaleye tepki gösterdi. Ağın, Tarım Bakanlığı’nın geçen yıl teoride kalan su merkezli tarım planlamasına işaret ederek, “Biz kuyularımızın ne kadar kaçak olduğunu, o kuyularda ne kadar su çekildiğini bilmeden, böyle sıcak bir iklimde Türkiye’nin Hollanda’sı olma iddiasındaki Küçük Menderes’e teslim etmenin nedenlerini ortadan kaldırmadan, aynı zamanda sularımızı kontrolsüzce ve hunharca tüketirken bir taraftan kirleterek ama bir taraftan da su fakirliğine doğru hızla ilerlediğimiz bir dönemde su varlıklarımız olan dağlarımızı, ovalarımızı, ormanlarımızı, özellikle madencilik faaliyetleri adı altında talan ederken bir taraftan kirletirken böyle bir planlamadan üretmek mümkün değil” ifadelerini kullandı. “SU VARLIKLARIMIZ HER YÖNÜYLE KORUNMALI” Ağın, madencilik faaliyetlerinin su kaynaklarını tahrip ettiğini vurgulayarak, “Su varlıklarımız her yönüyle korunmalı. Özellikle madencilik faaliyetleri adı altındaki su varlıklarımızın tahribatını hızla önüne geçirmeliyiz." dedi. “NE KADAR SU VARSA O KADAR TARIM VAR” Kuraklığa dayanıklı ürünlerin önemine dikkat çeken Ağın, “Hiçbir ürün birbirinin yüzde yüz ikamesi değildir. Su alabilen bir çiftçiden 11 birim ürün alabilirsiniz, kuraklığa dayanıklı ektiğiniz bir çeşit ise 5 birim verir. Ne kadar su varsa o kadar da tarım var. Bunu unutmamak gerekiyor” ifadelerini kullandı. “ÇİFTÇİ ÖRGÜTLÜ YAPILARLA DESTEKLENMELİ” Ağın, tarım planlamasında çiftçilerin örgütlü yapılarla desteklenmesinin önemini şöyle açıkladı: “Çiftçi ancak örgütlü bir yapı içerisinde hem kontrol edilebilir, hem planlanabilir, hem de her şey denetlenebilir. En başta bizim tarımda üreticilerimizin sağlıklı örgütlerle bu süreç üzerinden planlama yapması gerekiyor.” HAKAN ÇAKICI: “KAYNAKLAR DOĞRU KULLANILMIYOR” TMMOB Ziraat mühendisleri odası İzmir şube başkanı Hakan Çakıcı, arazi kullanım planlamasının Türkiye’de ihmal edildiğini belirterek, suya ve sağlıklı gıdaya erişimin üstün kamu yararı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Çakıcı, yerleşim alanları, tarım arazileri, sanayi bölgeleri ve maden sahalarının bilimsel esaslara göre planlanmamasının ciddi sorunlara yol açtığını ifade etti. “ARAZİ PLANLAMASI TÜRKİYE’DE YOK SAYILIYOR” Türkiye’de arazi planlamasına ilişkin bütüncül bir çalışma yapılmadığını dile getiren Çakıcı, “Bizim temelde anlattığımız konu arazi planlamasıdır. Suyun dağılımının planlanması, ürün desenlerinin hazırlanması gibi konular bunun içindedir. Ancak Türkiye’de maalesef arazi planlaması ile ilgili ciddi ve kapsamlı bir çalışma yapılmıyor” dedi. Arazi planlamasının; yerleşim alanlarının, tarım alanlarının ve sanayi bölgelerinin doğru konumlandırılmasını kapsadığını söyleyen Çakıcı, bu alanların birbirine karıştığını ve bunun da çevresel ve ekonomik sorunları büyüttüğünü belirtti. “TARIM ALANLARINA MADEN BASKISI PLANLAMA EKSİKLİĞİNİN SONUCUDUR” Özellikle altın madenleri üzerinden yaşanan tartışmalara dikkat çeken Çakıcı, “Tarım alanlarına madenlerin verdiği zarar gündeme geldiğinde, aslında planlama eksikliğiyle karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz” diye konuştu. Bu noktada kamu yararı kavramının doğru yorumlanması gerektiğini vurgulayan Çakıcı, sağlıklı suya ve sağlıklı gıdaya erişimin “üstün kamu yararı” olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. “SAĞLIKLI SU VE GIDAYA ERİŞİM ÜSTÜN KAMU YARARIDIR” Çakıcı, “Her zaman suya ulaşmak, sağlıklı suya ulaşmak ve sağlıklı gıdaya ulaşmak üstün kamu yararı terimiyle ön plana çıkmalıdır. Planlamayı bu önceliğe göre yapmak zorundayız” ifadelerini kullandı. Enerji ve maden ihtiyacı gibi gerekçelerle kısa vadeli çözümlere yönelmenin uzun vadede daha büyük sorunlar doğurduğunu belirten Çakıcı, vatandaşın sağlıklı yaşam hakkının göz ardı edilmemesi gerektiğini dile getirdi. “BAKANLIKLAR ARASI KOORDİNASYON YETERSİZ” Çevre, şehircilik ve iklim politikalarının birlikte ele alınması gerektiğini ifade eden Çakıcı, geçmişte bu başlıkların bir araya getirilmesi yönünde adımlar atıldığını ancak uygulamada beklenen bütüncül yaklaşımın sağlanamadığını söyledi. “Çevreye zarar vermeden, iklim değişikliğini de dikkate alarak tüm sürecin organize edilmesi gerekir” diyen Çakıcı, yanlış tarım politikaları ve günübirlik enerji çözümlerinin arazi kullanım planlamasını ikinci plana ittiğini kaydetti. Gelinen noktada temel sorunun kaynakların doğru planlanmaması olduğunu belirten Çakıcı, “Temelde kaynakların doğru kullanılmaması, planlamanın doğru yapılmamasından kaynaklanıyor. Bu nedenle hem su hem toprak hem de tarım alanları üzerindeki baskı artıyor” dedi. Çakıcı, arazi kullanım planlamasının bilimsel veriler ışığında ve kamu yararı öncelenerek yapılması gerektiğini söyledi.

İzmir’de Tarım Örgütlerinden Su Krizi Tepkisi Haber

İzmir’de Tarım Örgütlerinden Su Krizi Tepkisi

İzmir’deki ziraat ve tarım örgütleri, son dönemde artan kuraklık ve su krizi tartışmalarında tarımın haksız bir şekilde hedef gösterilmesine dikkat çekti. Ziraat Odaları İzmir Koordinasyon Kurulu, TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi, Sulama Kooperatifleri İzmir Birliği, Ziraatçılar Derneği İzmir Şubesi, İzmir Tarım Grubu, Kent Konseyi Tarım Çalışma Grubu ve Türkiye Ziraatçılar Derneği ortak basın açıklaması yaptı. Türkiye Ziraatçılar Derneği MYK Üyesi İzmir Şube Başkanı İlker Ağın ise su varlıklarının korunmasının zorunluluk olduğunu belirterek, “Ne kadar su varsa o kadar tarım var. Bunu unutmamak gerekiyor” ifadelerini kullandı. TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Hakan Çakıcı da arazi kullanım planlamasının önemine dikkat çekerek, “Her zaman suya ulaşmak, sağlıklı suya ulaşmak ve sağlıklı gıdaya ulaşmak üstün kamu yararı terimiyle ön plana çıkmalıdır” diye konuştu. "YAKLAŞIM EKSİK VERİYE DAYALI" İzmir Kent Konseyi Tarım Çalışma Grubu’ndan Ahmet Tomar, yaptığı açıklamada, “Son yıllarda artan kuraklık, iklim değişikliği ve su krizi tartışmalarında tarım sektörü sıklıkla su tüketiminin başlıca sorumlusu olarak gösterilmektedir. Ancak bu yaklaşım eksik veriye dayalı, bütüncül bakıştan uzak ve stratejik açıdan sakıncalıdır” dedi. Tomar, tarımda kullanılan suyun büyük kısmının doğal su döngüsüne geri döndüğünü vurgulayarak, “Dünya genelinde su kullanımının yaklaşık %70’i tarımsal üretimde gerçekleşmektedir. Türkiye’de ise bu oran %75’dir. Tarımda kullanılan suyun önemli bir bölümü toprak, yeraltı suyu ve atmosfer sistemi içinde yeniden dolaşıma katılmaktadır” ifadelerini kullandı. Ayrıca sulanan alanların dünya tarımsal üretiminde kritik rol oynadığını belirten Tomar, “Dünya toplam işlenen tarım alanlarının yaklaşık %20’si sulanmaktadır. Sulanan alanlar, dünya tarımsal üretiminin yaklaşık %40’ını sağlamaktadır. Bitkisel üretim değerinin yaklaşık %50–55’ini, sebze üretiminin %70’ten fazlasını, meyve üretiminin büyük bölümünü, pamuk, mısır, çeltik gibi stratejik ürünlerin neredeyse tamamını sulanan alanlar karşılamaktadır” dedi. "TARIM GIDA GÜVENLİĞİNİN TEMELİDİR" Tomar, Türkiye’nin kişi başına düşen su miktarının yaklaşık 1.300 m³ olduğunu ve önümüzdeki yıllarda bunun 1.000 m³’ün altına düşme riskine dikkat çekerek, “Bu gerçek, suyun her sektörde daha verimli yönetilmesini zorunlu kılmaktadır. Ancak çözüm; tarımı ötekileştirmek, üreticiyi suçlamak ya da tarımsal üretimi kısmak değildir” ifadelerini kullandı. Tarımın stratejik önemini vurgulayan Tomar, “Tarım; gıda güvenliğinin temelidir. Milli güvenlik açısından stratejik bir sektördür. Kırsal istihdamın ve sosyal dengenin ana unsurudur” diyerek pandemi süreci, Rusya-Ukrayna savaşı ve küresel krizlerin, gıda arzının enerji ve savunma sanayi kadar kritik olduğunu ortaya koyduğunu belirtti. "TARIM SEKTÖRÜ SUYU İSRAF EDEN BİR ALAN DEĞİL" Tomar, su sorunlarının kaynağını havza bazlı üretim planlamasının yetersizliği, su tüketimi yüksek ürünlerin yanlış bölgelerde yetiştirilmesi, açık kanalet sistemi ve vahşi sulama yöntemleri ile yeraltı suyunun kontrolsüz kullanımı olarak özetledi. Çözüm önerilerini de sıralayan Tomar, “Havza bazlı üretim planlaması yapmak, modern basınçlı sulama sistemlerini yaygınlaştırmak, su verimliliği yüksek üretim modellerine geçmek, arıtılmış atık suların tarımda kullanımını artırmak ve çiftçiyi teknoloji ile desteklemek doğru yaklaşımdır. Tarım sektörü ‘su israf eden bir alan’ değil, doğru yönetilmediğinde risk oluşturan bir alandır. Çözüm; üretimi azaltmak değil, verimliliği artırmaktır. Su politikaları ile tarım politikaları birlikte ele alınmalı; sürdürülebilir, bilimsel ve stratejik bir yönetim anlayışı benimsenmelidir” dedi. İLKER AĞIN: "SADECE ÜRETİM İLİŞKİLERİNİ DEĞİL, KAR VE ÇEVRENİN İLİŞKİLERİNİ DE BİRLİKTE DÜŞÜNMEK DEMEKTİR” Türkiye Ziraatçılar Derneği MYK Üyesi İzmir Şube Başkanı İlker Ağın, Bozdağ ve çevresinde altın aranmasının önünü açan ihaleye tepki gösterdi. Ağın, Tarım Bakanlığı’nın geçen yıl teoride kalan su merkezli tarım planlamasına işaret ederek, “Biz kuyularımızın ne kadar kaçak olduğunu, o kuyularda ne kadar su çekildiğini bilmeden, böyle sıcak bir iklimde Türkiye’nin Hollanda’sı olma iddiasındaki Küçük Menderes’e teslim etmenin nedenlerini ortadan kaldırmadan, aynı zamanda sularımızı kontrolsüzce ve hunharca tüketirken bir taraftan kirleterek ama bir taraftan da su fakirliğine doğru hızla ilerlediğimiz bir dönemde su varlıklarımız olan dağlarımızı, ovalarımızı, ormanlarımızı, özellikle madencilik faaliyetleri adı altında talan ederken bir taraftan kirletirken böyle bir planlamadan üretmek mümkün değil” ifadelerini kullandı. “SU VARLIKLARIMIZ HER YÖNÜYLE KORUNMALI” Ağın, madencilik faaliyetlerinin su kaynaklarını tahrip ettiğini vurgulayarak, “Su varlıklarımız her yönüyle korunmalı. Özellikle madencilik faaliyetleri adı altındaki su varlıklarımızın tahribatını hızla önüne geçirmeliyiz." dedi. “NE KADAR SU VARSA O KADAR TARIM VAR” Kuraklığa dayanıklı ürünlerin önemine dikkat çeken Ağın, “Hiçbir ürün birbirinin yüzde yüz ikamesi değildir. Su alabilen bir çiftçiden 11 birim ürün alabilirsiniz, kuraklığa dayanıklı ektiğiniz bir çeşit ise 5 birim verir. Ne kadar su varsa o kadar da tarım var. Bunu unutmamak gerekiyor” ifadelerini kullandı. “ÇİFTÇİ ÖRGÜTLÜ YAPILARLA DESTEKLENMELİ” Ağın, tarım planlamasında çiftçilerin örgütlü yapılarla desteklenmesinin önemini şöyle açıkladı: “Çiftçi ancak örgütlü bir yapı içerisinde hem kontrol edilebilir, hem planlanabilir, hem de her şey denetlenebilir. En başta bizim tarımda üreticilerimizin sağlıklı örgütlerle bu süreç üzerinden planlama yapması gerekiyor.” HAKAN ÇAKICI: “KAYNAKLAR DOĞRU KULLANILMIYOR” TMMOB Ziraat mühendisleri odası İzmir şube başkanı Hakan Çakıcı, arazi kullanım planlamasının Türkiye’de ihmal edildiğini belirterek, suya ve sağlıklı gıdaya erişimin üstün kamu yararı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Çakıcı, yerleşim alanları, tarım arazileri, sanayi bölgeleri ve maden sahalarının bilimsel esaslara göre planlanmamasının ciddi sorunlara yol açtığını ifade etti. “ARAZİ PLANLAMASI TÜRKİYE’DE YOK SAYILIYOR” Türkiye’de arazi planlamasına ilişkin bütüncül bir çalışma yapılmadığını dile getiren Çakıcı, “Bizim temelde anlattığımız konu arazi planlamasıdır. Suyun dağılımının planlanması, ürün desenlerinin hazırlanması gibi konular bunun içindedir. Ancak Türkiye’de maalesef arazi planlaması ile ilgili ciddi ve kapsamlı bir çalışma yapılmıyor” dedi. Arazi planlamasının; yerleşim alanlarının, tarım alanlarının ve sanayi bölgelerinin doğru konumlandırılmasını kapsadığını söyleyen Çakıcı, bu alanların birbirine karıştığını ve bunun da çevresel ve ekonomik sorunları büyüttüğünü belirtti. “TARIM ALANLARINA MADEN BASKISI PLANLAMA EKSİKLİĞİNİN SONUCUDUR” Özellikle altın madenleri üzerinden yaşanan tartışmalara dikkat çeken Çakıcı, “Tarım alanlarına madenlerin verdiği zarar gündeme geldiğinde, aslında planlama eksikliğiyle karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz” diye konuştu. Bu noktada kamu yararı kavramının doğru yorumlanması gerektiğini vurgulayan Çakıcı, sağlıklı suya ve sağlıklı gıdaya erişimin “üstün kamu yararı” olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. “SAĞLIKLI SU VE GIDAYA ERİŞİM ÜSTÜN KAMU YARARIDIR” Çakıcı, “Her zaman suya ulaşmak, sağlıklı suya ulaşmak ve sağlıklı gıdaya ulaşmak üstün kamu yararı terimiyle ön plana çıkmalıdır. Planlamayı bu önceliğe göre yapmak zorundayız” ifadelerini kullandı. Enerji ve maden ihtiyacı gibi gerekçelerle kısa vadeli çözümlere yönelmenin uzun vadede daha büyük sorunlar doğurduğunu belirten Çakıcı, vatandaşın sağlıklı yaşam hakkının göz ardı edilmemesi gerektiğini dile getirdi. “BAKANLIKLAR ARASI KOORDİNASYON YETERSİZ” Çevre, şehircilik ve iklim politikalarının birlikte ele alınması gerektiğini ifade eden Çakıcı, geçmişte bu başlıkların bir araya getirilmesi yönünde adımlar atıldığını ancak uygulamada beklenen bütüncül yaklaşımın sağlanamadığını söyledi. “Çevreye zarar vermeden, iklim değişikliğini de dikkate alarak tüm sürecin organize edilmesi gerekir” diyen Çakıcı, yanlış tarım politikaları ve günübirlik enerji çözümlerinin arazi kullanım planlamasını ikinci plana ittiğini kaydetti. Gelinen noktada temel sorunun kaynakların doğru planlanmaması olduğunu belirten Çakıcı, “Temelde kaynakların doğru kullanılmaması, planlamanın doğru yapılmamasından kaynaklanıyor. Bu nedenle hem su hem toprak hem de tarım alanları üzerindeki baskı artıyor” dedi. Çakıcı, arazi kullanım planlamasının bilimsel veriler ışığında ve kamu yararı öncelenerek yapılması gerektiğini söyledi.

Bakan Yumaklı: Gıda ve Su İsrafını Önleme Çalışmaları Gaziantep’te Ele Alındı Haber

Bakan Yumaklı: Gıda ve Su İsrafını Önleme Çalışmaları Gaziantep’te Ele Alındı

Hasan Kalyoncu Üniversitesinde düzenlenen Sıfır Atık Çalıştayı Sonuç Konferansı'nda konuşan Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, "Küresel ölçekte her yıl yaklaşık 2,3 milyar ton gıdanın kaybedildiği veya israf edildiği hesaplanmaktadır. Bu gıdanın üretimi için kullanılan su miktarı ise yılda yaklaşık 250 kilometreküp seviyesindedir. Bu tablo bize çok net bir gerçeği göstermektedir" dedi. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, Gaziantep'te Sıfır Atık Vakfı, Gaziantep Valiliği, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, Gaziantep Üniversitesi, Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü, İl Tarım ve Orman Müdürlüğü iş birliğiyle gerçekleştirilen Gaziantep Çalıştayı Sonuç Konferansı'na katıldı. Konferansta konuşan Bakan Yumaklı, gıda güvenliği, israf, kuraklık, İklim değişikliği ve sıfır atık ile ilgili önemli konulara değindi. Sürdürülebilir gıda sistemleri, su verimliliği ve israfın azaltılması yönünde küresel politikaları güçlendirmek için çabaladıklarını belirtti. "Toplantıyı ulusal politikalara entegre edilmesi yönünde önemli bir adım olarak görüyoruz" Çalıştay hakkında bilgi veren Bakan Yumaklı, "Bugün; Sıfır Atık, Çevre ve İklim Değişikliği Çalıştayları'nın sonuçlarını değerlendirmek üzere bir araya gelmiş bulunuyoruz. Sakarya ve Muğla'nın ardından, çalıştayların üçüncü ayağı olarak bugün Gaziantep'teyiz. COP31 sürecinde 'Yerelden Ulusala: İsraf ve Atık' temasıyla düzenlenen bu toplantıyı; yerelde geliştirilen bilgi, deneyim ve çözüm önerilerinin, ulusal politikalara entegre edilmesi yönünde önemli bir adım olarak görüyoruz" dedi. "Programın Gaziantep'te düzenlenmesi tesadüf değil" Çalıştayın Gaziantep'te gerçekleştirilmesinin tesadüf olmadığını belirten Bakan Yumaklı, "Gaziantep, yalnızca sanayi üretimi ve ticaret kapasitesiyle değil; tarımsal üretim gücü ve köklü gıda kültürüyle de Türkiye'nin önde gelen şehirlerinden biridir. Özellikle Antep fıstığı üretiminde, Türkiye dünyada üçüncü sırada bulunmakta, ülkemizde Antep fıstığının yaklaşık yarısı da Gaziantep'te yetiştirilmektedir. Ayrıca Gaziantep, tam 108 coğrafi işaretli ürüne sahiptir. AB coğrafi işaretli ürün sayısı ise 5'e yükselmiştir. Şehrin bu üretim kapasitesi; yüksek katma değer, kırsal istihdam, gıda sanayisi ve ihracat açısından stratejik bir alan oluşturmaktadır. Gaziantep'te tarım; işleme, depolama, ticaret ve sofraya ulaşma aşamalarını kapsayan bütüncül bir gıda ekosistemi içinde ele alınmaktadır. Bu bütüncül yapının en güçlü tamamlayıcısı ise Gaziantep'in mutfak kültürüdür. Gaziantep, UNESCO Fark Oluşturan Şehirler Ağı'na gastronomi alanında dahil edilen Türkiye'nin ilk şehridir. Bu unvan Gaziantep mutfağının, yerel üretime dayanan, mevsimine göre ürün kullanan ve israfı en aza indirmeye öncelik veren bir gelenek olduğunu da tescillemektedir. Bu yönüyle Gaziantep israfla mücadelede, sıfır atık hareketinde yalnızca bir uygulama alanı değil, aynı zamanda güçlü bir kültürel beşiktir" ifadelerini kullandı. "Küresel ölçekte her yıl yaklaşık 2,3 milyar ton gıdanın kaybedildiği veya israf edildiği hesaplanmaktadır" Dünyanın iklim değişikliği, artan kuraklık ve nüfus artışı nedeniyle su varlığı ve gıda güvenliği açısından kritik bir süreçten geçtiğine dikkati çeken Bakan Yumaklı, "Küresel ölçekte her yıl yaklaşık 2,3 milyar ton gıdanın kaybedildiği veya israf edildiği hesaplanmaktadır. Bu gıdanın üretimi için kullanılan su miktarı ise yılda yaklaşık 250 kilometreküp seviyesindedir. Bu tablo bize çok net bir gerçeği göstermektedir. Gıda israfı, aynı zamanda kaynak ve en önemlisi su israfıdır. Emine Erdoğan Hanımefendi'nin öncülüğünde, gıda ve su israfına yönelik başlatılan yaklaşımlar tam da bu sorunlara çözüm üretme iradesinin somut tezahürleridir. Bu anlayış doğrultusunda başlattığımız 'Gıdanı Koru Sofrana Sahip Çık' kampanyasıyla topluma verdiğimiz mesaj şudur: kayıp ve israf ortak çabayla önlenebilir ve bu dayanışma o kaybı umuda dönüştürebilir. Kampanya kapsamında yaptığımız faaliyetler aracılığıyla, kamuoyunda büyük bir farkındalık oluşturduk. Bu süreç israfla mücadelenin yalnızca mevzuatla değil; davranış değişikliğiyle mümkün olabileceğini açıkça göstermiştir. Suda sıfır kayıp ilkesiyle yürüttüğümüz su verimliliği seferberliği ise yalnızca bir kampanya değil bir zihniyet dönüşümüdür" ifadelerine yer verdi. "Sensör tabanlı sulama teknolojisiyle yüzde 40'a varan su tasarrufu sağlandı" Tarımda dijital ve sensör tabanlı sulama teknolojileriyle yüzde 40'a varan su tasarrufu sağlandığını söyleyen Yumaklı, "Tarımda dijital ve sensör tabanlı sulama teknolojileriyle yüzde 40'a varan su tasarrufu sağlanmıştır. Modern sulama sistemleriyle sulanan alan oranı yüzde 33'e ulaşmıştır. Hedefimiz bu oranı yüzde 50'nin üzerine çıkarmaktır. Ayrıca suyu merkeze alan üretim planlaması ve kuraklığa karşı dayanıklı yeni türlerin geliştirilmesi, bu seferberliğin önemli yapıtaşları olmuştur. Su israfı yalnızca musluğu açık bırakmak değil üretimde, tarımda, sanayide ve şehirlerde suyu verimsiz ve plansız kullanmaktır. Evlerde gri su sistemleri, sanayide geri kazanım teknolojileri, tarımda basınçlı ve damla sulama sistemleriyle bu israfı önlemek mümkündür. Amacımız; her damlanın hesabını yapan bir toplum bilinci oluşturmaktır" şeklinde konuştu. "Gıda ve su israfının tehdit oluşturduğunu ve önlenmesinin kritik bir öncelik olduğunu vurguladık" Uluslararası Sıfır Atık Forumu'nu, 17-19 Ekim tarihleri arasında İstanbul'da başarıyla gerçekleştirdiklerini belirten Bakan Yumaklı, "Foruma, 100'ün üzerinde ülke temsilcisi ile 118 kurum ve kuruluş katıldı. Kamu kurumları, özel sektör, akademi, yerel yönetimler ve sivil toplum temsilcileri, sıfır atık politika ve stratejilerini İstanbul'da kapsamlı biçimde ele aldı. Bu sürecin devamında da 'Gıda ve Su İsrafını Önlemek-Geleceği Sahiplenmek' temalı yüksek düzeyli paneli İstanbul'da düzenledik. Bu toplantıda ise 15'i bakan olmak üzere, 31 ülkenin ve uluslararası kuruluşun üst düzey temsilcisiyle buluştuk. Gıda ve su israfının küresel geleceğimiz açısından ciddi bir tehdit oluşturduğunu ve bu sorunun önlenmesinin kritik bir öncelik olduğunu güçlü bir şekilde vurguladık. Bu toplantılar Sıfır Atık Hareketi'nin küresel merkezinin İstanbul olması yönündeki iradeyi daha da güçlendirmiştir. Ancak küresel platformlarda konuşulan hedeflerin gerçek karşılığını göreceğimiz asıl yer şehirlerimizdir. İşte bu nedenle, bugün Gaziantep'teyiz. Sıfır Atık Vakfı koordinasyonunda yürütülen bu çalıştaylar, ortak bir metodolojiye dayanmaktadır. Tematik masa sistemi ve sorun, çözüm, hedef ve izleme yaklaşımı sayesinde bu toplantılar, yalnızca tespit yapmakla kalmamış; uygulanabilir ve izlenebilir politika girdileri üretmiştir. Bu kapsamda her il için hazırlanacak yerel sıfır atık hedef belgeleri, yerel ihtiyaçların ulusal politika tasarımına veri sağlaması açısından son derece önemlidir" dedi. "Evsel atıktan enerji üretmek somut örneklerden biri" Gaziantep'te yürütülen yerel uygulamaların sıfır atık yaklaşımının yerel ölçekte somut ve ölçülebilir sonuçlar üretebildiğini açıkça gösterdiğini ifade eden Bakan Yutmaklı, "Yıllık yaklaşık 650 bin ton evsel atıktan elde edilen enerjiyle, yaklaşık 50 bin hanenin elektrik ihtiyacının karşılanması, atığın çevresel bir yük olmaktan çıkarılarak ekonomik bir değere dönüştürüldüğünün en somut örneklerinden biridir. ‘Geri Dönüşüm Evde Başlar' ve 'Yeşil Antep' gibi projeler, yerelde sahiplenilen bu dönüşüm iradesinin güçlü örnekleridir. Atığı kaynağında önleme, önlenemez ise katma değere dönüştürme, israfla mücadelenin temelidir. Bu yerel çabalar Türkiye'nin iklim hedefleriyle de doğrudan ilişkilidir. Atık yönetimi, döngüsel ekonomi, gıda israfını önleme ve su verimliliği bu hedefe ulaşmada öncelikli politika alanları arasında yer almaktadır. Bu mücadele merkezi idareden yerel yönetimlere, özel sektörden hane halkına her bir vatandaşımızın ortak sorumluluğudur. Bu çalıştaylar ve sonuç konferansları, COP31 süreci öncesinde Türkiye'nin sıfır atık yaklaşımını, yerel uygulamalar üzerinden, sahaya dayalı ve somut örneklerle anlatabilmesine imkan tanımaktadır. Gaziantep Çalıştayı Sonuç Konferansı'nın elde edilen çıktıları daha da güçlendireceğine, ulusal ve yerel politika bağını pekiştireceğine ve Türkiye'nin COP 31'e ev sahipliği yaptığı bu dönemde, yeşil dönüşüm hedeflerine önemli katkılar sunacağına inanıyorum. Bütün çalışmalarımızda bize güçlü desteğini veren Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'a ve Emine Erdoğan Hanımefendiye şükranlarımı sunuyorum. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımıza, Sıfır Atık Vakfı'na, Gaziantep Valiliğine, Gaziantep Büyükşehir Belediyesine, üniversitelerimize ve sürece katkı sunan tüm paydaşlara teşekkür ediyorum" diye konuştu. Düzenlenen çalıştaya, Gaziantep Valisi Kemal Çeber, Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı Fatma Varank, Hasan Kalyoncu Üniversitesi Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Haluk Kalyoncu ve akademisyenler katıldı.

J.P. Morgan, Tarımda İklim Riskine Dikkat Çekti Haber

J.P. Morgan, Tarımda İklim Riskine Dikkat Çekti

ABD merkezli yatı­rım bankası J.P. Mor­gan’ın ‘İklim Sezgisi: Gıda Güvenliği: Isınan Bir Dünyada Tarım ve Gıdanın Geleceği’ başlıklı çalışması yayınlandı. Çalışmadan der­lenen bilgilere göre, mevcut nüfus artışı ve tüketim eği­limlerinin devam etmesi ha­linde dünyada, 2010’a kıyas­la yüzde 80 daha fazla besin enerjisi üretilmesi gerekiyor. Ekilebilir arazilerin yakla­şık yarısı tarımsal faaliyetler için kullanılırken, ihtiyaç du­yulan besin enerjisinin tarım dışı arazilere ekim yapılarak karşılanamayacağı tahmin ediliyor. Dolayısıyla talebin karşı­lanması için inovasyon ve et­kin yönetimin birlikte uygu­lanması gerekiyor. Tarımsal üretimdeki artış 1960’lardan bu yana sanayi­leşme ve verimliliği yüksel­ten tarımsal teknolojilerle sağlandı. Bu artışta Çin, Hindis­tan ve Brezilya öne çıkarken ABD ve AB sınırlı kaldı. Ara­zi, gübre, makine gibi tarım­sal girdilerle toplam çıktılar­da da artış yaşandı. ‘Toplam faktör verimliliği’ olarak ad­landırılan girdiler ile çıktılar arasındaki fark zamanla arttı ve birim başına daha az kay­nak kullanılarak daha fazla üretim yapılmaya başlandı. Toprakta bozulmalar yaşanıyor Çalışmaya göre, toplam faktör verimliliğini tehdit eden dört temel çevresel risk toprak bozulması ve erozyon, su kalitesi ve miktarında­ki azalma, pestisit direnci ve yeni zararlıların ortaya çık­ması ile iklim değişikliğinin bölgesel iklim koşullarını de­ğiştirmesi oldu. Toprak sağlığına ilişkin göstergeler, küresel tarım bölgelerinde bozulmalar ya­şandığını gösteriyor. Orga­nik karbon kaybı ve üst top­rak erozyonunun, son yıl­lardaki üretim düşüşleriyle bağlantılı olduğu bilinirken, ABD’de mısır üretim bölge­lerindeki kayıplar yüzde 6’ya ulaştı. AB’de ise tarım top­raklarının yüzde 60-70’inin bozulduğu ve bunun yıllık yaklaşık 50 milyar euroluk maliyete yol açtığı tahmin ediliyor. Öte yandan, su kaynakla­rındaki bozulmanın sürmesi üretkenliği azaltabilir, mali­yetleri artırabilir ve uzun va­dede arazi varlıklarının de­ğerini baskı altına alabilir. Yer altı suyu seviyelerinin düştüğü bölgelerde tarımsal kredi geri ödeme gecikmele­ri artıyor. Gıda fiyatlarında artış yaşanıyor Çalışmada sonuçlarına yer verilen raporlar, gıda fiyatla­rındaki artışın temel neden­lerinden biri olarak aşırı ha­va olaylarını gösteriyor. Birleşik Krallık’ta yağışlı bir kışın ardından patates fi­yatları Ocak-Şubat 2024’te yüzde 22 arttı. AB’de zeytin­yağı fiyatları 2022-23 ku­raklığının etkisiyle Ocak 2024’te yüzde 50 yükselir­ken, ABD’nin batısındaki ku­raklık sonrası Kasım 2022’de sebze fiyatları yüzde 80 ar­tış gösterdi. Japonya’da ise ağustostaki sıcak hava dalga­sının ardından Eylül 2024’te pirinç fiyatları yüzde 48 yük­seldi. “İklim değişikliği toprak sağlığını doğrudan etkiliyor” Konuyla ilgili açıklamada bulunan Türkiye Toprak Bi­limi Derneği Üyesi Prof. Dr. Erhan Akça, toprağın tuttu­ğu su miktarıyla dünyanın en büyük tatlı su gölü olarak ni­telendirilebileceğini söyledi. Akça, “Dünya bir döngüler sistemi dolayısıyla toprağın nem içeriği kaybolunca yani bu döngülerdeki en ufak bo­zukluğa yol açtığınızda sis­tem bozuluyor” dedi. Gıda üretimi yenilikçi tarımla artırılabilir Yenilikçi tarım faaliyetlerinin olumlu etkileri olduğu­na dikkati çeken Türkiye Toprak Bilimi Derneği Üyesi Prof. Dr. Erhan Akça, “Sulamayı ölçülere göre yapmak, dron ve doğru gübre kullanmak çok güzel. Kimyasal, sente­tik ve aşırı su girdikçe bozulmalar yaşandı. İç Anadolu’da ba­zen mısıra 24 saat su veriyorlar ama bir sensör koyduğunuz­da 6 saatin yettiğini görüyorsunuz. Eğer uygun su ve gübre ile biyolojik kökenli malzemeler kullanırsanız yenilikçi tarım desteklediğimiz bir yaklaşım. Gıda üretimini 20-30 yılda yüzde 50-60 arttırmamız lazım ama topraklar bitiyor bunu yenilikçi tarımla yükseltebiliriz. Yani 1 litre suy­la 10 kilo ürün elde etmek de var, 2 kilo ürün elde etmek var. Yenilikçi tarım 1 kilo suyla 10 kilo ürün elde ettiği için biz bunları des­tekliyoruz” diye konuştu. Metrekare başına 100 litre azalacak Toprak sağlığındaki bozulmaların belli böl­gelerde gözlemlene­bileceğinin altını çizen Akça, “Hem kendi ça­pımızda hem ulusla­rarası projelerde iklim projeksiyonları yapı­yoruz. Türkiye ve dün­yada en çok Akdeniz ikliminde olan ülkeler yani Akdeniz havzası etkilenecek. Tropik ormanlar çok verimli gözüküyor ama top­raklar asidik olduğu için oradaki çoğu be­sin elementleri yeter­sizdir, kalsiyumsuz­dur. Projeksiyonlara göre, 1 derecelik artış­ta Akdeniz sahilimiz biraz etkileniyor. Ama 2 derecede Aydın’dan Osmaniye’ye, kıyı hat­tından Mardin, Şırnak tarafına olan bölgeler çok etkilenecek. Met­rekareye düşen yağış yaklaşık 100 milimet­re, yani metrekare ba­şına 100 litre azalacak. Bu da 100 metreka­relik evinize yılda 10 ton daha az yağmur gele­cek anlamı­nı taşıyor” dedi.

Prof. Dr. Devlet Toksoy’un İklim Uyarıları Tarım Sektörünü Endişelendirdi Haber

Prof. Dr. Devlet Toksoy’un İklim Uyarıları Tarım Sektörünü Endişelendirdi

Prof. Dr. Devlet Toksoy, "Himalaya’da 2035 yılında buz kalmayacak, insan göçleri artacak, sıcaklık nedeniyle ölüm olayları artacak. Çeşitli salgın hastalıklar yaygınlaşacak, küresel bazda yiyecek krizi yaşanacak" dedi. Kastamonu Üniversitesi, küresel iklim değişikliğinin etkileri ve sürdürülebilir kalkınma hedefleri çerçevesinde yeşil ekonomi politikalarının ele alındığı panele ev sahipliği yaptı. Kastamonu Üniversitesi Orman Fakültesi, Ormancılık ve Tabiat Turizmi Alanında İhtisaslaşma Koordinatörlüğü ve Kastamonu Teknokent iş birliğiyle düzenlenen "Küresel İklim Değişikliği Ekseninde Yeşil Ekonomi Politikaları" konulu panel, Teknokent binasında gerçekleştirildi. Dr. Öğretim Üyesi Alper Bulut'un başkanlığını yaptığı panelde konuşan Karadeniz Üniversitesi'nden Prof. Dr. Devlet Toksoy, iklim değişikliğinin gelecekteki etkilerini bilimsel verilerle anlattı. "80 milyon insan bu sıcaklık artışları nedeniyle işsiz kalacak" Sıcaklık artışının devam etmesiyle en büyük kaybın tarım, ormancılık ve hayvancılıkta yaşanacağını ifade eden Toksoy, 2030 yılında Türkiye'nin su fakiri bir ülke olmasının değerlendirildiğini belirterek, "Dünya Bankası'na göre her 1 derece sıcaklık artışı neredeyse milli gayri safi yurt içi hasılatında yüzde 1’lik düşüşe neden olacak. 2100 yılında gayrisafi yurt içi hasıla yüzde 10 ila yüzde 23 azalacak. En büyük kayıp tarımda, ormancılıkta, hayvancılıkta, balıkçılıkta olacak. Yani ekonomileri kıyıya yakın olan ülkelerde yaşanacak. Çünkü bir süre sonra sular altında kalacaklar. Gıda fiyatları, enerji maliyetleri artacak, kuraklık döneminde şok gıda fiyatlarıyla karşılaşacağız. Uluslararası Çalışma Örgütü, küresel ısınmaya bağlı olarak 10 yıl içerisinde çalışma saatleri yüzde 2.2 azalacak diyor. En çok tarım sektörü ile inşaat sektöründe düşüş olacak. Çünkü sıcaklık artıyor. 80 milyon insan bu sıcaklık artışları nedeniyle işsiz kalacak. Amerika'nın bugün verimli çiftliklerinin büyük bir kısmı çöl olacak. Benzer olaylar dünyanın birçok ülkesinde de ortaya çıkacak. Türkiye'deki su kaynakları küçüleceği için su sıkıntısı ve yer yer çöl görünümlü arazi yapılarıyla kum fırtınaları da görülmeye başlanacak. Dünya tahıl üretimi azalacak, açlıklar artacak. Esasında bu içinde olduğumuz, yaşadığımız dönemi anlatıyor" dedi. "Himalaya’da 2035 yılında buz kalmayacak" İklim değişikliğinin etkilerinin devam etmesi durumunda su kaynaklarının ciddi boyutta etkileneceğine vurgu yapan Toksoy, "Himalaya’da 2035 yılında buz kalmayacak, insan göçleri artacak, sıcaklık nedeniyle ölüm olayları artacak. Çeşitli salgın hastalıklar yaygınlaşacak, küresel bazda yiyecek krizi yaşanacak. Çatışmalar ve savaşlar en az iki katına çıkacak. 5 derece ısınırsa New York sular altında kalacak. Dünyanın en önemli şehirlerini besleyen su kaynakları tümüyle kuruyacak. Los Angeles, Kahire, Türkiye, İran yaşanamaz hale gelecek. Kuzey ve Güney kutuplar da ılıman iklime sahip olacak ancak dünyanın orta enlemleri yaşanamaz olacak. 6 derece ısınırsa denizler mavi görünmesine rağmen canlı kalmayacak. Bugün uygarlığın yaygın olduğu karaların büyük bir kısmı çöle dönecek" diye konuştu. "21. yüzyılın sonunda sıcaklık 4-5 derece artacak deniliyor" Günümüzdeki çatışmaların yüzde 3'ü ile 20'si arasının iklim değişikliğinden kaynaklandığını vurgulayan Prof. Dr. Toksoy, "Tüm ülkelerde yenilenebilir enerji kaynaklarının yılda yüzde 2 oranında artması gerektiğini tespit ediyorlar. Karbondioksit gazı salınımının azaltılmaması halinde 21. yüzyılın sonunda sıcaklık 4-5 derece artacak deniliyor. Bilim insanları, dünya nüfusunun yarısının olumsuz hava şartları yüzünden öleceğini, diğer yarısının da kalan kaynakları ele geçirmek için savaşlar çıkaracağını düşünüyor. Bir dünya savaşı çıkma ihtimali 2 derece sıcaklık artması halinde yüzde 13 artıyor. 4 derece artış yaşanması halinde yüzde 26 artıyor. Günümüzde çatışmaların yüzde 3 ile yüzde 20 arasındaki kısmı iklim değişikliği nedeniyle yaşanıyor. Bize başka gösteriyorlar ama bu çıkan savaşların yüzde 2 ila 20’si iklim değişikliği hazırlıklarından kaynaklı" şeklinde konuştu. Panelde konuşan Kastamonu Üniversitesi Orman Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mahmut Gür, panelin hem öğrenciler hem de akademik camia için değerli katkılar sağlayacağını belirtti. Gür, bilim adamlarının ele alacağı konuların alanın gelişimine ışık tutacağına inandığını ifade etti. Panel Başkanı Dr. Öğretim Üyesi Alper Bulut ise iklim değişikliğinin 21. yüzyılın en büyük küresel tehditlerinden biri haline gelerek yalnızca çevresel değil, aynı zamanda ekonomik ve toplumsal açıdan ciddi riskler oluşturduğunu söyledi. Bulut, çevresel bozulma ile ekonomik büyüme arasındaki bağın koparılmasını amaçlayan yeni bir iktisadi yaklaşıma ihtiyaç duyulduğunu vurgulayarak, "Bu ihtiyaçtan doğan yeşil ekonomi kavramı, Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) tarafından toplumsal refah ve eşitlikten ödün vermeden çevresel zararları ortadan kaldıran bir ekonomi modeli olarak tanımlamaktadır" ifadelerini kullandı. Karadeniz Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mahmut Bayramoğlu ise yeşil ekonomiye geçişte doğru ve sürdürülebilir finansman modellerinin kritik bir role sahip olduğunu ifade etti. Çankırı Karatekin Üniversitesi Dr. Öğretim Üyesi Seda Erkan Buğday da iklim değişikliğinin tarım, sanayi ve enerji gibi temel sektörlerde köklü dönüşümleri zorunlu kıldığını söyledi.

Arin Gölü, Kuraklık Nedeniyle 200 Metre Çekildi Haber

Arin Gölü, Kuraklık Nedeniyle 200 Metre Çekildi

Bitlis'in Adilcevaz ilçesinde doğa tutkunları birçok kuş türüne ev sahipliği yapan Arin Gölü'ndeki kuraklık tehlikesine dikkat çekti. Van Gölü Aktivistleri Derneği üyeleri, göldeki kurumaya dikkat çekmek için Adilcevaz ilçesi Aydınlar beldesinde bir araya geldi. Arin köyünden başlayıp 15 kilometre yürüyüş yaparak göldeki tehlikeye dikkat çeken grup üyeleri gölün kurumasının kuşların yaşam alanını tehdit ettiğini belirtti. Dikkuyruk, uzunbacak, kızılbacak, Van Gölü martısı, angıt ve kılıçgaga gibi pek çok kuş türünün yaşadığı ve ürediği Arin Gölü'nün son yıllarda su seviyesinin hızla düşmesi nedeniyle ciddi bir tehdit altına girdiğini ifade eden aktivistler, "Son birkaç yılda gölde 200 metrelik su çekilmesi yaşandı ve kuruma hızla devam ediyor. Göldeki su seviyesinin hızla düşmesi; tarımsal sulama, vahşi sulama ve iklim değişikliği gibi faktörlerin birleşiminden kaynaklanıyor. Son birkaç yıldır bu göle dikkat çekmeye çalışıyoruz. Bu yıl ile geçen yıl arasındaki fark oldukça belirgin. Çekilme 200 metreyi geçti ve hızla devam ediyor. Bu hızla devam ederse, göl 5 yıl içinde tamamen kuruyabilir. Arin Gölü, ekosistem için çok önemli bir alan. Burası, yüzlerce kuş türünün üreme ve yaşam alanı. Eğer bu kuruma devam ederse, yalnızca göl değil, buradaki canlı yaşamı da ciddi şekilde tehdit altına girecek" dedi. Grup üyelerinden Nusret Altan ise Arin Gölü'nün yanı sıra Van Gölü'nün de benzer bir tehdit altında olduğunu vurgulayarak, "Arin Gölü'ndeki durum gerçekten içler acısı. Daha önce keyifle geldiğimiz bu yerin bu şekilde kuruduğunu görmek çok üzücü. Van Gölü için de aynı sorun söz konusu. Havzada 6 binin üzerinde su kuyusu var. Bu, büyük bir su israfı anlamına geliyor. Eğer bu şekilde devam ederse, Van Gölü de aynı akıbeti paylaşabilir" diye konuştu.

Growtech Antalya’da Uluslararası Tarım Diplomasisi Zirvesi Düzenlendi Haber

Growtech Antalya’da Uluslararası Tarım Diplomasisi Zirvesi Düzenlendi

Growtech Antalya kapsamında düzenlenen Uluslararası Tarım Diplomasisi konferansları, sektörün uluslararası arenadaki önemli isimlerini bir araya geldi. Türk Tarım Diplomasi Grubu (TTDG) Başkanı Melisa Tokgöz Mutlu ve Genel Sekreter İsmail Uğural'ın moderatörlüğünde gerçekleşen konferanslara Dünya Çiftçiler Birliği (WFO) Başkanı Arnold Puech d’Alissac, Dünya Tohumculuk Federasyonu (ISF) Başkanı Arthur Santosh Attavar, Uluslararası Tarım Gazetecileri Federasyonu (IFAJ) Genel Sekreteri Adrian Bell, Tohum Sanayicileri ve Üreticileri Alt Birliği (TSÜAB) Genel Sekreteri Doç. Dr. Hamit Ayanoğlu ve Uluslararası Tarım Şehirleri Birliği Temsilcisi Mahmut Ali Cengiz Körosmanoğlu konuşmacı olarak katıldı. "Tarım, ülkelerin yumuşak gücüdür" Tarımın yalnızca üretimle sınırlanamayacağını belirten TTDG Başkanı Melisa Tokgöz Mutlu, tarım sektörünün stratejik, ekonomik, jeopolitik ve uluslararası ilişkileri de kapsayan 'yumuşak güç' olduğunu vurguladı. Dünyada 8 milyar insanın yaşadığını ve her 9 kişiden birinin yetersiz beslendiğini vurgulayan Mutlu, "Nüfus artıyor; fakat globalde yaşanan iklim değişikliği ve su kıtlığı gibi nedenlerle tarımsal üretim azalıyor. Uluslararası verilere göre küresel su kullanımı son yüzyılda 6 kat arttı. Tarım sektörü ise tatlı suyun yüzde 72'sini kullanıyor. İklim değişikliği en önemli sorunlardan biri. Gıda ve su yalnızca ekonomik değil artık jeopolitik varlıklar haline geldi. Bunların korunması için tarım diplomasisinin önemi daha da büyük. Bu konuda uluslararası arenada, politika yapıcıları, devletler, STK'lar ve firmalar tarımsal sürdürülebilirlik ve su kaynaklarının korunması konusunda geleceğin nasıl kurgulanabileceğini de konuşmalı. Ülkeler kapsamlı birer strateji geliştirmeli. Uluslararası tarım diplomasisiyle bu süreçlerin sürdürülebilir hale getirilmesi gerekiyor" diye konuştu. "Tarım diplomasisi çiftçiler için önemli" Dünya Çiftçiler Birliği (WFO) Başkanı Arnold Puech d’Alissac da, "WFO, 80 birliğin birleşmesiyle meydana gelen küresel bir organizasyon. Yaklaşık 1 milyar çiftçiyi temsil ediyoruz. Her kıtada lider ülke bulunuyor; şu anda Asya'nın temsilcisi Nepal mesela. Belki de önümüzdeki yıllarda Türkiye, yeni temsilci olur. Dünyada çiftçiler adına hem iyi hem de kötü gelişmeler aynı anda yaşanıyor. Enerji ve gübre fiyatları son dönemde çok arttı. Tahıl fiyatlarında düşüş yaşanıyor. Öte yandan gübre fiyatları da düşmeye başladı. Canlı hayvan üretimi de arttı. Et, hala günlük beslenmenin önemli bir parçası. Dünyada tarım ihracatı yapan ülke sayısı dünyanın 4'te biri. Yani 4'te 3'ü tarımsal ürün ithal ediyor. Türkiye de hem ürün çeşitliliği hem de tarım alanlarının genişliğiyle birlikte önemli bir tarım ülkesi. Dünya tarımında ise önemli aktörlerden birisi. Tarımsal diplomasi ise özellikle ithalat, ihracat ve lojistik süreçlerinde belirleyici bir unsur. Üreticiler alıcılarla sözleşmeler imzalıyor. Bu süreçlerin sözleşmelerle kayıt altında olması sürdürülebilirlik açısından da çok önemli. Çiftçilerin gelir elde etmesi için de önemli bir araç" ifadesini kullandı. Growtech Antalya’yı ilk defa ziyaret ettiğini ve çok etkilendiğini dile getiren WFO Başkanı d’Alissac, şunları söyledi: "Türkiye’ye ilk kez geliyorum ve Growtech fuarına da ilk kez katılıyorum. Fuarı keşfetmekten büyük mutluluk duyuyorum. Growtech, benim gözümde dünyanın en profesyonel tarım fuarlarından biri. Buraya gelmeden önce net bir fikrim yoktu; ama şimdi bu fuarın ne kadar yüksek kaliteye sahip olduğunu görüyorum. Çok ciddi firmalar, nitelikli ziyaretçiler ve olağanüstü bir organizasyon var. 725’ten fazla katılımcı, 136’dan fazla ülke ve dört gün boyunca 40 binden fazla ziyaretçi sayısı gerçekten etkileyici. Henüz Türkiye üyemiz değil, ancak bu ziyaretin ardından bunun değişmesini gerçekten umuyorum. Bugün dünya, tarıma her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor. Türkiye bana göre çok önemli bir noktada. Avrupa, Slav ülkeleri, Orta Doğu ve Afrika ile iletişim kurabilen bir köprü konumunda. Tarım açısından da küresel üretimin merkezinde olabilecek jeostratejik bir ülke. Growtech’e tekrar gelmeyi çok isterim. Bu ilk gelişimde fuar hakkında genel bir izlenim edindim, bir sonraki gelişimde randevularımı ve ziyaretlerimi planlayarak geleceğim." "Kaliteli gıdayı, insanlarla buluşturmalıyız" Tohumun tarımın vazgeçilmezi olduğunu dile getiren Dünya Tohumculuk Federasyonu (ISF) Başkanı Arthur Santosh Attavar ise şu bilgileri verdi: "Tüm dünyada 90 ülkeden üyemiz var. Hem ulusal hem de bölgesel tohum federasyonlarıyla çalışıyoruz. Türkiye tohum federasyonu ile de İstanbul'da güzel bir buluşma yaptık, 101. yılımızı da kutladık. Öte yandan sektöre baktığımızda iklim değişikliği bizler için de önemli bir sorun. Hem tohum üretimini, hem de gıda üretimini kısıtlıyor. En önemli amacımız üretilen tohumların ülkelerden zamanında ve sorunsuzca geçebilmesi. Bu konuda ülkeler arasında çeşitli bürokratik sorunlar yaşanıyor. Gıda ve tohum nakliyesi için bir çok politika ve farklı kanun var. Kaliteli tohum üretimi için de bir çok prosedür var. Devletler tarımsal diplomasiyi daha iyi anlamalı. Bu konferans da tarım diplomasisi adına atılan önemli adımlardan biri. İnsanlar gıdaya ulaşmada zorluklar yaşıyor ve yüz milyonlarca kişi her gün açlıkla karşı karşıya kalıyor. Bunu önlemek adına bir araya gelerek çalışabilir, devletlere sesimizi daha iyi duyurabiliriz. İnsanlara daha iyi kaliteli ve hızlı şekilde gıda ürünlerine ulaşması konusunda yardımcı olabiliriz." İklim değişikliği ve su krizinin artık bir realite haline geldiğini de kaydeden Attavar, "Aşırı kuraklık kadar aşırı yağmurlar ve seller de ekili arazilere zarar veriyor. Üyeler olarak bir araya gelerek farklı iklim şartlarına dayanan özellikteki en iyi tohumları kullanmaya ve yaymaya çalışıyoruz. Tohum ıslahı alanında en iyi genetiği elde etmeye çalışıyoruz" ifadelerini kullandı. "Hedefimize bir adım daha yaklaşmış olduk" Türkiye’nin tarım, gıda ve ormancılıkta sahip olduğu potansiyelin dünyaya açılması ve tanıtılması için yola çıktıklarını belirten TTDG Genel Sekreteri İsmail Uğural da, Growtech Antalya'da dünyada ilk defa uluslararası tarım diplomasisi zirvesine imza attıklarının altını çizdi. Uğural sözlerine şöyle devam etti: "Bu yılın ocak ayında başlayıp nisan sonunda tamamlanan Tarım ve Orman Şurası kapsamında yer alan Tarımsal Diplomasi Grubu olarak, Türk tarım, gıda ve ormancılık sektörlerinin dış tanıtımı ve uluslararası düzeyde temsil gücünün artırılması için çalışıyoruz. Küresel iş birliklerinin güçlendirilmesi amacıyla çalışmalar yürütmek; bu alandaki farkındalığı artırmak, dünya ile entegre olmuş bir tarımsal diplomasi anlayışı geliştirmek, lobi faaliyetleri gerçekleştirmek ve tüm süreci sektörel bir seferberlik ruhuyla ele almayı hedefliyoruz. Tarım, gıda ve ormancılık alanında 117 sektörel temsilcinin bir araya gelerek ve gönüllülük esasıyla oluşturduğu Türk Tarımsal Diplomasi Grubu (TTDG) yenilikçi bir vizyon ortaya koyuyor. TTDG olarak bu amaçla tarım ve gıda ihracatının gelişmesi için 9 ayrı çalışma grubu da kurduk. Growtech Antalya'da düzenlediğimiz bu konferanslarla hedefimize bir adım daha yaklaşmış olduk"

Kozan’da Safran Hasadı Başladı, Rekolte Sert Düştü Video Galeri

Kozan’da Safran Hasadı Başladı, Rekolte Sert Düştü

Adana'nın Kozan ilçesinde dünyanın en pahalı baharatı safranda hasat başladı. Bu yıl kuraklık nedeniyle rekoltede büyük düşüş yaşanırken, safranın gramı 600 TL'den alıcı buluyor. Adana'nın Kozan ilçesinde bu yıl iklim şartları nedeniyle 1 dönüm alandan 100 gram safran hasat edilmesi bekleniyor. Dünyanın en pahalı baharatı olarak bilinen safranın çiçekleri tek tek toplanarak, içindeki kırmızı teller özenle çıkarılıp kurutuluyor. İlaç, kozmetik ve gıda sektöründe kullanılan safran, tıbbî aromatik bitkiler arasında yüksek katma değerli ürünler arasında yer alıyor. İlçede tek üretici olan Ali Gök, Kozan Belediye Başkanı Mustafa Atlı, Kozan Meslek Yüksekokulu Bitkisel ve Hayvansal Üretim Bölüm Başkanı Doç. Dr. Bihter Zaimoğlu Onat ve ilçe tarım müdürlüğü görevlileri ile birlikte ilk hasadını gerçekleştirdi. "140 bin çiçekten 1 kilo safran elde ediliyor" Bölgede 3 dönüm alanda üretim yapan ancak bu yıl soğanların yenilenmesi için 1 dönüm ekim gerçekleştiren üretici Ali Gök, safranın anavatanın kaynaklarda Osmanlı döneminde Toros Dağları eteklerinde üretildiğini belirterek, "650 rakımda üretim yapıyorum. Geçen yıl 3 dönümdü ama bu yıl 11 Nisan'da yağan kar nedeniyle safran soğanlarının gelişimi zayıf kaldı. Bu yüzden 1 dönüm alanda üretim yaptım. Normalde 1 dönümden 500–600 gram ürün alıyoruz ama bu yıl 100 gram civarında olacak. İklim değişikliği ve kuraklık nedeniyle çiçek sayısı azaldı. Safranın anavatanı Osmanlı döneminde Torosların etekleriydi. 140 bin çiçekten 1 kilo safran çıkıyor. Kalitesi çok yüksek, gramı 600 TL. Bu sene hem burada hem Bolu'da üretim az. Hasat dönemi yaklaşık 45 gün sürüyor" dedi. "Kozan, endemik bitkilerle öne çıkıyor" Kozan Belediye Başkanı Mustafa Atlı, ilçenin tarımsal alanda üretimde Türkiye'de öncü bir çok ürüne ev sahipliği yaptığını ifade ederek, "Torosların zirvesine çıktığınızda farklı endemik bitkilerle karşılaşıyoruz. Burada zeytin, mantar, safran üretilebiliyor. Bitkisel üretim açısından çok değerli bir bölgedeyiz. Ali Gök abimize girişimcilik ruhu için teşekkür ediyorum. Safranın gelir getirisi yüksek, iklim şartları uygun olduğunda ekonomik katkısı büyük. İlçe tarımın sulama desteğiyle kurulacak paneller ile gelecek yıl daha geniş alanda üretim yapılabilecek "diye konuştu. "Bilimsel açıdan değerli bir bitki" Kozan Meslek Yüksekokulu Bitkisel ve Hayvansal Üretim Bölüm Başkanı Doç. Dr. Bihter Zaimoğlu Onat da safranın bölge için bilimsel ve ekonomik açıdan önemli bir değer olduğunu ifade ederek, "Safran, Kozan için çok kıymetli bir bitki. Tıbbi aromatik bitki çeşitliliği açısından zengin bir bölgedeyiz. Bu üretim, mikroklimatik açıdan da önemli. Safranın yaygınlaşması ve tıbbi aromatik bitkilerin artırılması, iklim değişikliğiyle mücadelede de kritik. İran bölgesinde yoğun kullanılan safran, göğüs kanserinin önlenmesi konusunda da bilimsel araştırmalarda değerlendiriliyor" dedi.

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.