Pirinç dünyayı besliyor, ancak iklim krizini de tetikliyor
Pirinç dünyayı besliyor, ancak iklim krizini de tetikliyor
Dünya nüfusunun yarısından fazlasını besleyen pirinç üretimi, artık iklim krizi açısından da kritik bir risk alanı haline geliyor. Yeni bir araştırmaya göre, çeltik tarlalarından kaynaklanan sera gazı emisyonları 1960'lardan bu yana neredeyse ikiye katlandı.
Haber Giriş Tarihi: 22.05.2026 16:27
Haber Güncellenme Tarihi: 22.05.2026 16:30
Kaynak:
Bloomberg HT
Dünya gıda sisteminin temel ürünlerinden biri olan pirinç, artık yalnızca gıda arz güvenliği açısından değil, iklim krizi açısından da tartışmaların merkezine yerleşiyor.
Boston College ve CSIRO araştırmacılarının yayımladığı yeni çalışmaya göre, çeltik tarlalarından kaynaklanan sera gazı emisyonları 1960’lı yıllardan bu yana neredeyse iki katına çıktı. 2010’lu yıllarda yıllık ortalama emisyon miktarı 1,1 milyar ton karbondioksit eşdeğerine ulaştı. Bu rakam yaklaşık 239 milyon otomobilin yıllık emisyonuna eşdeğer.
Araştırma, pirinç üretiminin hayvancılık dışında tarım sektöründeki en büyük emisyon kaynaklarından biri haline geldiğini ortaya koyuyor. Üstelik küresel pirinç talebinin artmaya devam etmesi bekleniyor.
Sorunun merkezinde ise pirincin üretim şekli bulunuyor.
Pirinç, çoğunlukla su altında kalan tarlalarda yetiştiriliyor. Ancak bu suyla kaplı ortam, metan üreten mikroorganizmalar için ideal koşullar oluşturuyor. Böylece tarımsal üretim yapılırken aynı zamanda güçlü sera gazları atmosfere salınıyor.
Araştırmaya göre, emisyonlardaki artışın iki temel nedeni var: pirinç ekim alanlarının genişlemesi ve üretim yöntemlerinin yoğunlaşması.
Özellikle Afrika’da pirinç ekim alanlarının 1960’lardan bu yana yaklaşık iki katına çıkması, bölgedeki metan emisyonlarını da ciddi şekilde artırdı.
Ancak asıl dikkat çekici unsur üretim teknikleri. Çiftçiler daha yüksek verim almak için daha fazla gübre kullanıyor, daha sık ekim yapıyor ve organik atıkları toprağa geri kazandırıyor. Özellikle hasat sonrası sapların tarlada bırakılarak toprağa sürülmesi, emisyon artışında önemli rol oynuyor. Araştırmaya göre bu uygulama, 1960’lardan bu yana pirinç kaynaklı net emisyon artışının yaklaşık yüzde 18’inden sorumlu.
Çünkü toprağa karışan organik madde, mikroorganizmalar tarafından parçalanırken daha fazla metan açığa çıkıyor.
Bir diğer kritik unsur ise gübre kullanımı. Araştırma, sentetik azotlu gübre kullanımının 2000 sonrası yaklaşık yüzde 76 arttığını ortaya koyuyor. Bu durum yalnızca metanı değil, güçlü bir sera gazı olan nitröz oksit emisyonlarını da artırıyor.
İklim değişikliği ise bu döngüyü daha da hızlandırıyor. Artan sıcaklıklar, topraktaki mikrobiyal faaliyetleri artırarak emisyonları daha da yükseltiyor. Yani pirinç üretimi hem iklim değişikliğinden etkileniyor hem de onu besleyen bir mekanizma haline geliyor.
Araştırmanın dikkat çeken yönlerinden biri de çözüm önerileri.
Bilim insanlarına göre doğru uygulamalarla pirinç üretiminden kaynaklanan emisyonlar azaltılabilir. Sulama yönetiminin değiştirilmesi, kontrollü kurutma dönemleri uygulanması, aşırı gübre kullanımının azaltılması ve toprağın daha az işlenmesi gibi yöntemlerle küresel emisyonların yüzyıl ortasına kadar yaklaşık yüzde 10 düşürülebileceği hesaplanıyor.
Özellikle kontrollü sulama yöntemi öne çıkıyor. Tarlaların sürekli su altında tutulması yerine belirli dönemlerde kurutulması, metan oluşumunu azaltabiliyor. Ancak bunun da nitröz oksit emisyonlarını bir miktar artırabileceği belirtiliyor.
Araştırmada dikkat çeken bir diğer sonuç ise “organik her zaman daha çevreci değildir” tespiti oldu.
Kimyasal gübre yerine organik materyal kullanımının her durumda daha düşük emisyon anlamına gelmediği vurgulanan araştırmaya göre, özellikle aşırı miktarda saman ve organik atık kullanımı, metan emisyonlarını artırabiliyor. Bu nedenle bilim insanları, çözümün tek tip değil bölgesel olması gerektiğini savunuyor. Çünkü her coğrafyanın iklimi, toprak yapısı, sulama altyapısı ve üretim modeli farklı.
Araştırmanın genel mesajı ise oldukça net: Dünya nüfusunu besleyen pirinç üretimi, mevcut haliyle iklim üzerinde ciddi baskı oluşturuyor. Ancak üretimden vazgeçmek mümkün olmadığı için artık temel mesele “daha az emisyonla daha verimli üretim” modeli geliştirebilmek.
Özellikle iklim krizinin derinleştiği, su stresi ve sıcaklık risklerinin arttığı bir dönemde, pirinç gibi stratejik ürünlerde üretim modeli tartışmaları önümüzdeki yıllarda çok daha kritik hale gelecek gibi görünüyor.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Pirinç dünyayı besliyor, ancak iklim krizini de tetikliyor
Dünya nüfusunun yarısından fazlasını besleyen pirinç üretimi, artık iklim krizi açısından da kritik bir risk alanı haline geliyor. Yeni bir araştırmaya göre, çeltik tarlalarından kaynaklanan sera gazı emisyonları 1960'lardan bu yana neredeyse ikiye katlandı.
Dünya gıda sisteminin temel ürünlerinden biri olan pirinç, artık yalnızca gıda arz güvenliği açısından değil, iklim krizi açısından da tartışmaların merkezine yerleşiyor.
Boston College ve CSIRO araştırmacılarının yayımladığı yeni çalışmaya göre, çeltik tarlalarından kaynaklanan sera gazı emisyonları 1960’lı yıllardan bu yana neredeyse iki katına çıktı. 2010’lu yıllarda yıllık ortalama emisyon miktarı 1,1 milyar ton karbondioksit eşdeğerine ulaştı. Bu rakam yaklaşık 239 milyon otomobilin yıllık emisyonuna eşdeğer.
Araştırma, pirinç üretiminin hayvancılık dışında tarım sektöründeki en büyük emisyon kaynaklarından biri haline geldiğini ortaya koyuyor. Üstelik küresel pirinç talebinin artmaya devam etmesi bekleniyor.
Sorunun merkezinde ise pirincin üretim şekli bulunuyor.
Pirinç, çoğunlukla su altında kalan tarlalarda yetiştiriliyor. Ancak bu suyla kaplı ortam, metan üreten mikroorganizmalar için ideal koşullar oluşturuyor. Böylece tarımsal üretim yapılırken aynı zamanda güçlü sera gazları atmosfere salınıyor.
Araştırmaya göre, emisyonlardaki artışın iki temel nedeni var: pirinç ekim alanlarının genişlemesi ve üretim yöntemlerinin yoğunlaşması.
Özellikle Afrika’da pirinç ekim alanlarının 1960’lardan bu yana yaklaşık iki katına çıkması, bölgedeki metan emisyonlarını da ciddi şekilde artırdı.
Ancak asıl dikkat çekici unsur üretim teknikleri. Çiftçiler daha yüksek verim almak için daha fazla gübre kullanıyor, daha sık ekim yapıyor ve organik atıkları toprağa geri kazandırıyor. Özellikle hasat sonrası sapların tarlada bırakılarak toprağa sürülmesi, emisyon artışında önemli rol oynuyor. Araştırmaya göre bu uygulama, 1960’lardan bu yana pirinç kaynaklı net emisyon artışının yaklaşık yüzde 18’inden sorumlu.
Çünkü toprağa karışan organik madde, mikroorganizmalar tarafından parçalanırken daha fazla metan açığa çıkıyor.
Bir diğer kritik unsur ise gübre kullanımı. Araştırma, sentetik azotlu gübre kullanımının 2000 sonrası yaklaşık yüzde 76 arttığını ortaya koyuyor. Bu durum yalnızca metanı değil, güçlü bir sera gazı olan nitröz oksit emisyonlarını da artırıyor.
İklim değişikliği ise bu döngüyü daha da hızlandırıyor. Artan sıcaklıklar, topraktaki mikrobiyal faaliyetleri artırarak emisyonları daha da yükseltiyor. Yani pirinç üretimi hem iklim değişikliğinden etkileniyor hem de onu besleyen bir mekanizma haline geliyor.
Araştırmanın dikkat çeken yönlerinden biri de çözüm önerileri.
Bilim insanlarına göre doğru uygulamalarla pirinç üretiminden kaynaklanan emisyonlar azaltılabilir. Sulama yönetiminin değiştirilmesi, kontrollü kurutma dönemleri uygulanması, aşırı gübre kullanımının azaltılması ve toprağın daha az işlenmesi gibi yöntemlerle küresel emisyonların yüzyıl ortasına kadar yaklaşık yüzde 10 düşürülebileceği hesaplanıyor.
Özellikle kontrollü sulama yöntemi öne çıkıyor. Tarlaların sürekli su altında tutulması yerine belirli dönemlerde kurutulması, metan oluşumunu azaltabiliyor. Ancak bunun da nitröz oksit emisyonlarını bir miktar artırabileceği belirtiliyor.
Araştırmada dikkat çeken bir diğer sonuç ise “organik her zaman daha çevreci değildir” tespiti oldu.
Kimyasal gübre yerine organik materyal kullanımının her durumda daha düşük emisyon anlamına gelmediği vurgulanan araştırmaya göre, özellikle aşırı miktarda saman ve organik atık kullanımı, metan emisyonlarını artırabiliyor. Bu nedenle bilim insanları, çözümün tek tip değil bölgesel olması gerektiğini savunuyor. Çünkü her coğrafyanın iklimi, toprak yapısı, sulama altyapısı ve üretim modeli farklı.
Araştırmanın genel mesajı ise oldukça net: Dünya nüfusunu besleyen pirinç üretimi, mevcut haliyle iklim üzerinde ciddi baskı oluşturuyor. Ancak üretimden vazgeçmek mümkün olmadığı için artık temel mesele “daha az emisyonla daha verimli üretim” modeli geliştirebilmek.
Özellikle iklim krizinin derinleştiği, su stresi ve sıcaklık risklerinin arttığı bir dönemde, pirinç gibi stratejik ürünlerde üretim modeli tartışmaları önümüzdeki yıllarda çok daha kritik hale gelecek gibi görünüyor.
Kaynak: Bloomberg HT
En Çok Okunan Haberler
BENZER İÇERİKLER