TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
TR
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Sera Gazı

AGRONEWS - Sera Gazı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sera Gazı haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Tarım Ve Orman Bakanlığı, Kırsal Kalkınmaya 65 Milyar Lira Haber

Tarım Ve Orman Bakanlığı, Kırsal Kalkınmaya 65 Milyar Lira

Tarım ve Orman Bakanlığı, kırsal kalkınmayı güçlendirmek amacıyla önümüzdeki üç yılda yaklaşık 65,5 milyar liralık yatırım yapmayı planlıyor. Program kapsamında kırsal bölgelerde ekonomik faaliyetlerin çeşitlendirilmesi, üretim kapasitesinin artırılması ve yaşam kalitesinin yükseltilmesi hedefleniyor. Anadolu Ajansı'nın Tarım ve Orman Bakanlığının 2026 Yılı Performans Programından derlediği bilgilere göre çalışmalar, “Kırsalda Tarımsal Faaliyetlerin Desteklenmesi Alt Programı” çerçevesinde yürütülecek. Kırsalda üretim ve istihdam güçlendirilecek Program kapsamında kırsal alanlarda yaşam standartlarının yükseltilmesi ve ekonomik çeşitliliğin artırılması için çeşitli destek mekanizmaları devreye alınacak. Sürdürülebilir kırsal kalkınma anlayışı doğrultusunda üretici birlikleri ile aile işletmelerinin üretim kapasitelerinin artırılması ve kırsal iş gücünün istihdam olanaklarının genişletilmesi amaçlanıyor. Bu sayede nüfusun kırsal bölgelerde kalmasının teşvik edilmesi hedefleniyor. Ayrıca kırsal altyapının iyileştirilmesi ve tarım ile sanayi arasındaki entegrasyonun güçlendirilmesi için ekonomik yatırımlar desteklenecek. Böylece kırsal bölgelerde yaşam kalitesinin artırılması planlanıyor. Tarımsal pazarlama altyapısının geliştirilmesi, alternatif gelir kaynaklarının oluşturulması ve kırsal ekonominin güçlendirilmesi de programın öncelikleri arasında yer alıyor. Üreticilerin yeni teknolojileri kullanmasının teşvik edilmesi ve teknoloji içeren yatırımların desteklenmesi için çeşitli faaliyetler yürütülecek. Kadın çiftçilere yönelik destekler artacak Program kapsamında kırsalda kadın girişimciliğinin desteklenmesine yönelik projeler de artırılacak. Gelir getirici faaliyetlerin yanı sıra mesleki beceri kazandıran ve ekonomik çeşitliliği artıran projelerle kadın çiftçilerin sosyoekonomik açıdan güçlendirilmesi amaçlanıyor. Kadın çiftçilere yönelik projelerden yararlananların sayısı geçen yıl itibarıyla kümülatif 305 olarak kaydedildi. Bu sayının bu yıl 340’a, 2028 yılına kadar ise 410’a çıkarılması planlanıyor. Tarım-sanayi entegrasyonunu güçlendirmek amacıyla yürütülen kümelenme faaliyetleri kapsamında da Organize Tarım Bölgelerinin (OTB) sayısının artırılması hedefleniyor. Kırsal kalkınma bütçesi kademeli artacak Alt program için ayrılan bütçenin de önümüzdeki yıllarda artırılması planlanıyor. Geçen yıl 14 milyar 793 milyon 860 bin lira olan bütçe, bu yıl 19 milyar 794 milyon 994 bin liraya yükseltildi. Bütçenin 2027’de 21 milyar 960 milyon 44 bin liraya, 2028’de ise 23 milyar 723 milyon 646 bin liraya ulaşması öngörülüyor. Bu çerçevede Bakanlık, 2026-2028 döneminde kırsal kalkınma projelerine toplamda yaklaşık 65,5 milyar lira kaynak ayırmayı planlıyor. Tarımsal kuraklık için düzenli rapor hazırlanacak İklim değişikliğinin tarım üzerindeki etkilerinin artması nedeniyle “İklim Değişikliği ile Mücadele ve Uyum Alt Programı” kapsamında da çeşitli çalışmalar yürütülecek. Program doğrultusunda doğal kaynakların verimli kullanımını teşvik eden, karbon salımı ile su tüketimini azaltmayı amaçlayan sürdürülebilir tarım uygulamaları konusunda farkındalık faaliyetleri gerçekleştirilecek. Ayrıca çiftçiler ve ilgili paydaşların iklim değişikliğinin etkileri ve alınabilecek önlemler konusunda bilinçlendirilmesi sağlanarak sektörün uyum kapasitesinin artırılması hedefleniyor. Ulusal Sera Gazı Emisyon Envanteri çalışmaları kapsamında ise arazi kullanımı, arazi kullanım değişikliği ve ormancılık sektörüne ilişkin sera gazı emisyonu ile yutak hesaplamaları yapılacak. Bu çalışmaların, sektörel iklim politikalarının oluşturulmasına bilimsel katkı sağlaması amaçlanıyor. Bunun yanı sıra iklim değişikliğine bağlı olarak artan kuraklık riskine karşı düzenli tarımsal kuraklık raporları hazırlanacak. Böylece tarımsal üretim yakından izlenecek ve erken uyarı ile risk yönetimi süreçlerinin daha etkin yürütülmesi sağlanacak.

Sürdürülebilir Tarımda 25 Yıllık Deneyim: Sibel Elbir Haber

Sürdürülebilir Tarımda 25 Yıllık Deneyim: Sibel Elbir

Ziraat mühendisi olarak 25 yıldır tarımda sürdürülebilirlik için çalıştığını belirten Sibel Elbir, 10 yıl önce kurduğu Canbel Tarım Ürünleri ve Danışmanlık şirketiyle üreticiler ile markalar ve ihracatçılar arasında sürdürülebilir bağlar kurduğunu söyledi. Elbir, şirketin, 10 yılda 25 şehirde 23 bin kişiye eğitim verdiğini, çiftçilerin 5 bin iyi tarım sertifikası, 7 bin 800 sürdürülebilir tarım standardı belgesi almasını sağladığını bildirdi. Teknik danışmanlık yaptığı dönemde üreticilerin ne üreteceklerine bir türlü karar veremediklerini gördüğünü ifade eden Sibel Elbir, “Bunun sonucunda da ya çok kazanıyorlardı ya da hiç kazanamıyorlardı. Çok kazandıran bir ürün bir sonraki sene zarar ettirebiliyordu. Bir standartta üretim yapmak karar mekanizmasını geliştiriyor. O yüzden 2016’da bu konuda çalışmak üzere kendi şirketimi kurdum. Sürdürülebilir tarım üzerine çalışıyoruz. İşimiz sertifikasyon danışmanlığı, sürdürülebilirlik ya da sera gazı raporlamasıyla sınırlı değil. Bunlar var ama aynı zamanda sistem kuruyoruz. Yani tedarik zincirinde bir yönetim sistemi oluşturup onun çalışır halde devamlılığını sağlamaya çalışıyoruz. Sertifikalar ve denetimler bunların ne kadar doğru olduğunu, uyup uymadığını kanıtlayan kısımlar” dedi. Sürdürülebilirlik biraz da markaların, büyük firmaların çiftçiye biraz daha yaklaşabilmesi ve üretimin sürekliliği için çıktığını anlatan Elbir, “Marka ‘ne kadar sürdürülebilir’ diye soruyor, market ‘ne kadar güvenli’ diye soruyor, çiftçi ‘ben kaça satacağım, ne kadar kar edeceğim’ diye soruyor. Büyük marketler doğrudan çiftçiyle çalışmanın yollarını arıyorlar. Bunlar da sürdürülebilirlik projeleri ile mümkün olabiliyor. Biz bu tarz projelerin kurulumunu yapıp yönetiyoruz ya da kurulmuş olan projelerin yönetimini, raporlamalarını yapıyoruz” diye konuştu. “3 bine yakın çiftçi ile çalışıyoruz” Klasik danışmanlıktan biraz daha farklı bir sistemlerinin olduğunu dile getiren Elbir, “Müşterilerimiz bize daha çok referans yoluyla geliyorlar. Çalıştıkları üreticilerin belirli standartlara uygun üretim yapar hale getirilmesini istiyorlar. Daha çok tekstil ve gıda tedarik zincirleri ile çalışıyoruz. 37 firmaya hizmet veriyoruz. Bunların ürün aldığı 3 bine yakın çiftçimiz var. Yüzde 60’ı pamuk olmak üzere patates, turunçgiller, elma, kışlık sebzeler, baharat, kornişon, domates, pırasa gibi çok çeşitli ürünlere yönelik hizmet veriyoruz” dedi. Şimdiye kadar 25 ilde bin 75 eğitim programı düzenlediklerine dikkat çeken Sibel Elbir, “5 bin 25 tarım işçisine, 18 bine yakın çiftçiye eğitim verdik. 5 bin iyi tarım sertifikası, 7 bin 800 sürdürülebilir tarım standardı uyguladığımız çiftçi var. Türkiye geneline hizmet sunuyoruz. Gitmediğimiz Karadeniz bölgesi ve İstanbul çevresi kaldı. Şirkette 4 kişiyiz ama dışarıdan aldığımız hizmetlerle bu rakam çok artıyor. Şehir dışında bize hizmet veren arkadaşlarımız var” diye konuştu. Sundukları hizmetler sayesinde çiftçilerin risk analizi ve risk yönetimi yapabildiklerini söyleyen Elbir, “Çünkü biz sadece onların evraklarını tamamlayıp geçmiyoruz. Yılı gözden geçirme toplantıları yapıyoruz, karar vermelerini sağlıyoruz. Tarımda dört dörtlük bir karar mümkün değil. Çünkü su, genel ekonomi, doğal afetler gibi pek çok etken var. Yine de daha bilinçli bir üretim kararı vermelerine destek oluyoruz. Tarımdaki en büyük sorunlardan biri doğru veri. Biz üretim alanları, girdi maliyetleri, işçi ücretleri, karlılıklar, şehirlere ve bölgelere göre farklılıklar gibi doğrulanabilir veriler topluyoruz. Üretim modelleri, dijitalleşme gibi konularda çalışmalar yapıyoruz. Üretici ile markalar ve ihracatçılar arasında sürdürülebilir bağ kuruyoruz” dedi. "Mayıs ayında zirve düzenleyeceğiz" Bu yıl Tarladan Dünyaya Dönüşüm ismiyle iki günlük bir zirve düzenleyeceklerini anlatan Sibel Elbir, “Tarlayı değiştirmeden tarımda hiçbir şeyi değiştiremeyiz. Bu yıl 13-14 Mayıs tarihlerinde gerçekleştireceğimiz zirvenin ana teması pamukta dönüşüm olacak. Her yıl yapıp farklı bir konuyu işleyeceğiz. Zirvede çoğu üretici olmak üzere yurt içi ve yurt dışından katılımcılar olacak. Benim hayalim Türkiye’nin sürdürülebilirlikte yazılmış standartlara uyan değil, o standartları koyan bir ülke olması” diye konuştu.

BTÜ’nün projesi hayvansal kaynaklara alternatif kaynak olacak Haber

BTÜ’nün projesi hayvansal kaynaklara alternatif kaynak olacak

BTÜ Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Araştırma Görevlisi Mahmut Ekrem Parlak’ın yürütücü, Doç. Dr. Furkan Türker Sarıcaoğlu’nun danışman olduğu "Fındık Küspesi Protein Fraksiyonlarının Hava-Su ve Yağ-Su Arayüzey Reolojik Özelliklerinin Belirlenmesi" başlıklı proje 1002 - B Acil Destek Programı kapsamında desteklenmeye hak kazandı. Çalışma ile gıda endüstrisinde hayvansal kaynakların yerini, bitkisel kaynakların alması amaçlanıyor. BTÜ laboratuvarlarında yaptıkları çalışmaya göre hayvansal kaynaktan elde edilen pek çok ürünün bitkisel kaynaklardan da elde edilebileceğini gördüklerini dile getiren Mahmut Ekrem Parlak, çalışma için Türk Patent ve Marka Kurumu’na, patent başvurusunda bulunduklarını söyledi. "Sera gazının azaltmak için bitkisel kaynaklar kullanılmalı" Projenin, bitkisel kaynak üzerine yoğunlaşmasının nedeni hakkında bilgi veren Araştırma Görevlisi Mahmut Ekrem Parlak, "Proteinler, yüzey aktif maddeler olmaları sebebiyle gıda endüstrisinde köpük, jelleştirme ajanı ya da yağ ile suyu birbirine bağlamak için sıklıkla kullanılıyor. Burada genellikle endüstri tarafından hayvansal proteinler tercih ediliyor. Bu tercih, sera gazı, dolayısıyla küresel ısınmanın artmasına sanayiden çok daha fazla neden oluyor. Bu olumsuz etkinin azaltılması için bitkisel proteinlerin kullanılması artık bir zorunluluk haline gelmiş durumda. Çalışmamız ile bitkisel proteinlerin de bu amaçla yüksek verimlilikte kullanılabileceğini ortaya koymayı hedefliyoruz" dedi. Bitkisel proteinler hayvansal protein işlevini görüyor Yaptıkları çalışma ile daha önce bitkisel kaynaklardan elde edilemeyen ürünlerin artık elde edilebileceğinin ortaya konduğunu vurgulayan Mahmut Ekrem Parlak, "Gıda biliminde bitkisel kaynaklara yönelim artık zorunlu hale gelmiş durumda. Biz de fındık posasını ele alarak çalışmamızı başlattık. Fındıktaki proteinleri, sınıflarına göre ayırdığımızda gördük ki bu sınıflarda, hayvansal kaynaklara göre çok daha fazla köpürme, emisyon gibi potansiyeller var. Örneğin; protein sınıflarından albümin, yumurtadan daha fazla köpürme potansiyeline sahip, prolamin kısmı da yağ ile suyu bağlamada çok iyi durumda. Her birinin kendince hayvansal proteinlerden üstün olduğunu görüyoruz. Doğa dostu, maliyet düşürücü projemizin ilerleyen dönemlerde sanayileştirilebilir hale getirmeyi hedefliyoruz" diye konuştu. Tüm bitkisel kaynaklar aynı fonksiyona sahip Projenin, fındık üzerinde uygulandığını ancak mercimek, fasulye gibi tüm bitkisel kaynakların aynı fonksiyona sahip olduğunun altını çizen Araştırma Görevlisi Mahmut Ekrem Parlak, çalışmanın faydalarından da bahsetti. Mahmut Ekrem Parlak, "Hayvansal proteinlerin maliyeti oldukça yüksek. Çalışmamız ile beraber bitkisel kaynaklara yönelim olursa, maliyetler düşmüş olacak. Şu an insanlık tarihinde en fazla sera gazına ulaştığımız noktadayız. Günümüzde hayvancılık kaynaklı sera gazı salınımı, endüstrileşmeden daha yüksek. Bu sürdürülebilir değil. Bu nedenle gıda alanında hayvansal ürün kullanımın azaltmasına ihtiyacımız var" ifadelerini kullandı. Rektör Çağlar: Proje, akademik, çevresel ve ekonomik açıdan büyük bir kazanım Proje ekibini tebrik eden BTÜ Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar, üniversite olarak alternatif kaynaklara yönelik çalışmaları hayata geçirmeye özen gösterdiklerini söyledi. Rektör Çağlar, "Gıda endüstrisinde bitkisel kaynakların artırılması yönündeki proje, sadece akademik değil, aynı zamanda çevresel ve ekonomik açıdan da büyük bir kazanım. Gıda endüstrisine yeni bir alternatif sağlayan proje ekibini tebrik ediyorum" dedi.

Uzmanlardan gıda ve temiz su kıtlığı uyarısı Haber

Uzmanlardan gıda ve temiz su kıtlığı uyarısı

İklim krizi ve atık yönetimine dikkat çekilen seminerde, gıda ve temiz su kıtlığı uyarısı yapılarak, çözüm önerileri hakkında bilgiler verildi. Antalya Çevre ve Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’nden Çevre Mühendisi Dr. Nilgün Akbulut Çoban, Alanya Üniversitesi’nde “İklim Değişikliği ve Sıfır Atık” konulu seminer düzenledi. Küresel ısınma ve iklim krizinin zararlarına dikkat çeken Çoban, Türkiye’nin iklim krizine karşı gerçekleştirdiği çalışmalar hakkında da bilgiler aktardı. Küresel ısınma sorununun çok büyük bir sorun olduğuna vurgu yapan Dr. Çoban, "Biz şu an seçimimizi yapmalıyız. Küresel sorun uzakta değil, yakınımıza kadar gelmiş durumda. Biz kendi türümüzle birlikte bu dünyadaki, bu ekosistemdeki hiçbir türün yok olmasına izin vermemeliyiz. Buradaki ana tema, ’ben tek kişiyim hiçbir şey yapamam’ diyerek bu kendimizi bu işten alıkoymamalıyız. Kendi türümüzle birlikte diğer türleri yok etmemeyi tercih etmeliyiz. Artık iklim değişikliğinin etkilerini uzakta değil, hemen mahallemizde yaşanan sel felaketinde görüyoruz. Ülkemizde pek çok felaketler oluyor. Alanya’da da oldu. Hortumlar yaşanıyor, Kumluca’da çok yeni sel felaketi yaşadık. Bu yaşadığımız afetlerin önüne geçmek gerekiyor. Biz hep ’küresel ısınma’ diyoruz ama kavramlar bunun ötesine geçti. Bugüne kadar ’iklim değişikliği’ olarak adlandırılan durum, ’iklim krizi’ olarak adlandırılmaya başlandı” ifadelerini kullandı. "Enerji ve tarım sektörü küresel ısınmayı tetikliyor" Küresel ısınmanın neden oluştuğuna ilişkin teknik bilgiler aktaran Dr. Nilgün Akbulut Çoban, kentleşme ile birlikte atmosfere salınan sera gazlarının arttığına dikkat çekti. Atmosferdeki sera gazlarının küresel ısınmayı tetiklediğini dile getiren Dr. Çoban, "Güneşten yerküreye inen ışınların bir kısmının tekrar uzaya yansıması gerekiyor. Ama kentleşme ile birlikte atmosferin etrafını saran gazlardan dolayı yerküreden uzaya belli bir ışın yansıması gerçekleştirilemiyor. Bu durum da küresel ısınmayı beraberinde getiriyor. ‘Dünyamızın etrafını saran, sera etkisi oluşturan gazlar neler’ diye sorduğumuzda, ilk başta karbondioksit geliyor. ‘Ülkemizin sera gazı envanteri nedir, iklimlerin dengesini bozan kirleticilerin oranı nedir’ diye baktığımızda, Türkiye İstatistik Kurumu’na göre birinci bileşenin yüzde 70 oranla karbondioksit olduğunu görüyoruz. Bu karbondioksit salınımlarının yüzde 70’inin enerji sektöründen kaynaklandığını görüyoruz. Tarım sektöründen kaynaklanan sera gazı salınımı ise ikinci sırada yer alıyor. Atıkların yönetiminin de sera gazlarının oluşumunda etkili olduğunu görüyoruz. Ülkemizde sera gazlarının durumuna baktığımızda, kentleşme ve sanayileşme ile birlikte atmosfere verdiğimiz emisyonlar devam ediyor. Kişi başı ürettiğimiz sera gazı emisyonları artıyor” diye konuştu. “İklim değişikliği eylem planında Antalya öncü kentlerden” Çevre Mühendisi Dr. Nilgün Akbulut Çoban, tarım ve atık sektöründe sürdürülebilir yaklaşımların olması gerektiğine dikkat çekti. Antalya’nın bu konuda çok çaba gösterdiğine dikkat çeken Çoban, Antalya’nın bu konuda öncü kentlerden biri olduğunu anlattı. "İlimiz Antalya, Türkiye’deki birçok ile göre sürdürülebilir enerji ve iklim değişikliği eylem hazırlama konusunda öncü kentlerden. Sürdürülebilir İklim Değişikliği Eylem Planı ilk olarak 2012 yılında Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından hazırlanmış ve en günceli 2022 yılı sonunda yapılmış durumda” ifadelerini kullanan Dr. Nilgün Akbulut Çoban, konuşmasına şöyle devam etti: “Kentimizde sera etkisi oluşturan gazlarda en fazla etkinin bina sektörü olduğunu görüyoruz. Binaların ısıtılması, soğultulması ve aydınlatılması gibi alt faktörler var. İkinci sırada ulaşım, bunu atıkların yönetimi takip ediyor. Atık yönetiminde iklim değişikliğine sebep olan katı atık bertarafının iklim değişikliğine yüzde 70 oranda olumsuz etkisini görüyoruz. Dolayısıyla ürettiğimiz bu atıkların akıllı bir şekilde sürdürülebilir yaklaşımlarla kontrol edilmesi gerekiyor ki iklim krizi ile mücadele edebilelim. İlk etapta çevre problemi olarak görülen durum, şu anda çevre probleminin ötesine gitti.” "Gıda ve temiz su kıtlığı yaşanabilir” Muhtemel bir iklim değişikliğinden dolayı Akdeniz havzasının olumsuz etkileneceğini söyleyen Çevre Mühendisi Dr. Nilgün Akbulut Çoban, tarım ve turizm sektöründe yaşanabilecek su krizine dikkat çekti. Dr. Çoban, "Akdeniz havzası, iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek bölge. Bulunduğumuz kent de maalesef etkilerden en fazla etkilenecek illerden. Özellikle bir çeşitlilik bağlamında, biyoçeşitlilik bağlamında Adana’dan sonra en fazla endemik türün olduğu kentte yaşıyoruz. Attığımız adımlar, verdiğimiz kararların yönetimi sağlayacak şekilde olması gerekiyor. Sıcak bir kentte yaşıyoruz. Dolayısıyla kuraklık ve orman yangınları gibi sorunlara yol açabilecek bir durumdayız. Tarım, turizm iklim değişikliğinden olumsuz etkilenecek. Gıda ve temiz su kıtlığı kenti etkileyebilir. İklim değişikliği ile ilgili ilk adımlar, 1972 yılında Stockholm Konferansı ile başladı. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Sözleşmesi bu anlamda kilit rol oynuyor. Biz de ilk defa 2004 yılında BM İklim Değişikliği Protokolü’ne dahil olduk. 2009 yılında da Kyoto Protokolü’ne dahil olduk. İklim değişikliği ile ilgili adımlarımızda 2021 yılında Paris İklim Anlaşması’na dahil olduk. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımız yeni pozisyonunu almış oldu. Uluslararası sözleşmelerde ülkemizin ayrı bir yeri var. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere göre yapılan politika ve finansmanlardan ülkemizin BM ayrıcalıklı durumumuz var. AB, 2030 yılına kadar karbon salınımını azaltmayı planlıyor. 2050 yılına geldiğinde sıfır karbon dönemine geçmeyi vadediyor. Kendi üye devletlerine ithalat ve ihracatta sınır ve düzenlemeler gelecek. AB ile ithalat ve ihracat olan bir ülkedeyiz. Buna göre çalışmalarımız devam ediyor. AB Yeşil Mutabakat Eylem Planı hazırlandıktan sonra bakanlığımızda hazırlanan mutabakata uyumlu mutabakatlar hazırlandı” ifadelerini kullandı. "2050 yılında dünya bize yetmeyecek" Dr. Nilgün Akbulut Çoban, kişi başı üretilen atık miktarları hakkında bilgiler aktardı. Atıkları yönetmenin çok önemli olduğunu söyleyen Çoban, “Atıkları yönetmek çok önemli. Kişi başı üretim miktarı arıtıyor. Bu tüketim alışkanlığı ile devam edersek maalesef 2050 yılına geldiğinde bu dünyamız bize yetmemeye başlayacak. İki tane daha böyle bir dünyaya ihtiyacımız olacak. Çok tüketeceğiz. Maalesef çok fazla tüketim demek, çok fazla atık çok fazla emisyon demek. Bu da tüm dengelerin bozulması demektir. BM İnsani Gelişmiş İndeks Raporu’na göre; insanoğlu dünyaya geldiğinden beri ilk kez, dünyadaki tüm canlıların toplam ağırlığından fazla atık üretmeye başladı. Bu da gezegenimizde baskıya neden olmaya başladı. Bizim ülkemiz bu konuda gelişmeye devam eden bir ülke. OECD ülkeleri arasında hem ekonomik gelişim hem de sera gazı emisyonu en fazla artan ülkelerden bir tanesi. Ülkemizde atıklar her geçen gün artıyor. Bu tüketim alışkanlıklarıyla gidersek kentler için ayrılan düzenli atık depolama sahaları daha hızlı bir şekilde yaşam ömrünü tamamlayacak. O yetmediği için yeni düzenli depolama sahası açmak zorunda kalacağız. Bu da yeni bir ormanın, yeşil alanın yok olması demek. Bunun önüne geçmek gerekiyor. Bunu da atıkların geri dönüşümünü sağlıklı yaparak gerçekleştirebiliriz” dedi.

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.