Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Su Stresi

AGRONEWS - Su Stresi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Su Stresi haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Pirinç dünyayı besliyor, ancak iklim krizini de tetikliyor Haber

Pirinç dünyayı besliyor, ancak iklim krizini de tetikliyor

Dünya gıda sisteminin temel ürünlerinden biri olan pirinç, artık yalnızca gıda arz güvenliği açısından değil, iklim krizi açısından da tartışmaların merkezine yerleşiyor. Boston College ve CSIRO araştırmacılarının yayımladığı yeni çalışmaya göre, çeltik tarlalarından kaynaklanan sera gazı emisyonları 1960’lı yıllardan bu yana neredeyse iki katına çıktı. 2010’lu yıllarda yıllık ortalama emisyon miktarı 1,1 milyar ton karbondioksit eşdeğerine ulaştı. Bu rakam yaklaşık 239 milyon otomobilin yıllık emisyonuna eşdeğer. Araştırma, pirinç üretiminin hayvancılık dışında tarım sektöründeki en büyük emisyon kaynaklarından biri haline geldiğini ortaya koyuyor. Üstelik küresel pirinç talebinin artmaya devam etmesi bekleniyor. Sorunun merkezinde ise pirincin üretim şekli bulunuyor. Pirinç, çoğunlukla su altında kalan tarlalarda yetiştiriliyor. Ancak bu suyla kaplı ortam, metan üreten mikroorganizmalar için ideal koşullar oluşturuyor. Böylece tarımsal üretim yapılırken aynı zamanda güçlü sera gazları atmosfere salınıyor. Araştırmaya göre, emisyonlardaki artışın iki temel nedeni var: pirinç ekim alanlarının genişlemesi ve üretim yöntemlerinin yoğunlaşması. Özellikle Afrika’da pirinç ekim alanlarının 1960’lardan bu yana yaklaşık iki katına çıkması, bölgedeki metan emisyonlarını da ciddi şekilde artırdı. Ancak asıl dikkat çekici unsur üretim teknikleri. Çiftçiler daha yüksek verim almak için daha fazla gübre kullanıyor, daha sık ekim yapıyor ve organik atıkları toprağa geri kazandırıyor. Özellikle hasat sonrası sapların tarlada bırakılarak toprağa sürülmesi, emisyon artışında önemli rol oynuyor. Araştırmaya göre bu uygulama, 1960’lardan bu yana pirinç kaynaklı net emisyon artışının yaklaşık yüzde 18’inden sorumlu. Çünkü toprağa karışan organik madde, mikroorganizmalar tarafından parçalanırken daha fazla metan açığa çıkıyor. Bir diğer kritik unsur ise gübre kullanımı. Araştırma, sentetik azotlu gübre kullanımının 2000 sonrası yaklaşık yüzde 76 arttığını ortaya koyuyor. Bu durum yalnızca metanı değil, güçlü bir sera gazı olan nitröz oksit emisyonlarını da artırıyor. İklim değişikliği ise bu döngüyü daha da hızlandırıyor. Artan sıcaklıklar, topraktaki mikrobiyal faaliyetleri artırarak emisyonları daha da yükseltiyor. Yani pirinç üretimi hem iklim değişikliğinden etkileniyor hem de onu besleyen bir mekanizma haline geliyor. Araştırmanın dikkat çeken yönlerinden biri de çözüm önerileri. Bilim insanlarına göre doğru uygulamalarla pirinç üretiminden kaynaklanan emisyonlar azaltılabilir. Sulama yönetiminin değiştirilmesi, kontrollü kurutma dönemleri uygulanması, aşırı gübre kullanımının azaltılması ve toprağın daha az işlenmesi gibi yöntemlerle küresel emisyonların yüzyıl ortasına kadar yaklaşık yüzde 10 düşürülebileceği hesaplanıyor. Özellikle kontrollü sulama yöntemi öne çıkıyor. Tarlaların sürekli su altında tutulması yerine belirli dönemlerde kurutulması, metan oluşumunu azaltabiliyor. Ancak bunun da nitröz oksit emisyonlarını bir miktar artırabileceği belirtiliyor. Araştırmada dikkat çeken bir diğer sonuç ise “organik her zaman daha çevreci değildir” tespiti oldu. Kimyasal gübre yerine organik materyal kullanımının her durumda daha düşük emisyon anlamına gelmediği vurgulanan araştırmaya göre, özellikle aşırı miktarda saman ve organik atık kullanımı, metan emisyonlarını artırabiliyor. Bu nedenle bilim insanları, çözümün tek tip değil bölgesel olması gerektiğini savunuyor. Çünkü her coğrafyanın iklimi, toprak yapısı, sulama altyapısı ve üretim modeli farklı. Araştırmanın genel mesajı ise oldukça net: Dünya nüfusunu besleyen pirinç üretimi, mevcut haliyle iklim üzerinde ciddi baskı oluşturuyor. Ancak üretimden vazgeçmek mümkün olmadığı için artık temel mesele “daha az emisyonla daha verimli üretim” modeli geliştirebilmek. Özellikle iklim krizinin derinleştiği, su stresi ve sıcaklık risklerinin arttığı bir dönemde, pirinç gibi stratejik ürünlerde üretim modeli tartışmaları önümüzdeki yıllarda çok daha kritik hale gelecek gibi görünüyor.

Mersin’de tarım ve gıda sektöründe kayıp riski endişesi büyüyor Haber

Mersin’de tarım ve gıda sektöründe kayıp riski endişesi büyüyor

Türkiye’nin tarımsal üre­tim ve ihracatında kilit bir rol üstlenen Mersin, geniş ürün yelpazesi, güçlü lo­jistik altyapısı ve yılın 12 ayı­na yayılan üretim kapasitesiyle hem ülkenin gıda arz güvenli­ğinde hem de küresel gıda teda­rik zincirinde stratejik bir mer­kez olarak öne çıkıyor. Diğer yandan artan maliyetler, iklim değişikliği ve su kaynaklarına yönelik riskler karşısında sür­dürülebilir üretimi destekleye­cek yapısal önlemlerin hayata geçirilmesi gerektiği de dikkat çekiyor. Mersin Ticaret Borsası Yöne­tim Kurulu Başkanı Ö. Abdul­lah Özdemir, Mersin’in başta meyve, sebze, hububat ve bak­liyat olmak üzere gıda arzının sağlanması yoluyla Türkiye’nin gıda güvenliğine önemli kat­kı sağlayan illerden biri oldu­ğunu söyledi. Mersin’in, geniş ürün yelpazesi ve yılın 12 ayı­na yayılan üretim olanakları­na sahip olduğuna vurgu yapan Özdemir, kentin üretim kültü­rü yerleşmiş, ticari altyapısının güçlü olduğunu ifade etti. Öz­demir, “Gelişmiş gıda sanayi­si sayesinde hem kendi ürettiği ürünleri hem de ithalat yoluy­la temin edilen hammaddeleri işleyerek katma değerli ihracat gerçekleştirebilmektedir. Bu potansiyel ile yalnızca ülkemi­zin gıda güvencesine ve sürdü­rülebilirliğine katkı sağlamakla kalmayıp, yaklaşık 750 milyon nüfuslu yakın coğrafya ülkele­rine açılan bir kapıdır. Bu yapı­nın daha sağlıklı işlemesi için; üretim, finansman, pazarlama, iklim değişikliği ve doğal afet­ler gibi çok sayıda riskle karşı karşıya kalan çiftçilerin gelirini koruyacak, özellikle küçük üre­ticinin gelirini artıracak poli­tikalarla sektörün kırılgan ya­pısının daha da güçlendirilme­si gerekmektedir. Ayrıca, hane halkı harcamalarının yaklaşık yüzde 20’sinin gıdaya ayrıldı­ğı ve gıda enflasyonunun yüzde 32,36 olduğu dikkate alındığın­da, dezenflasyon sürecinin da­ha güçlü desteklenmesi ve gelir dağılımının daha adil hâle ge­tirilmesi önem arz etmektedir” açıklamasında bulundu. Özdemir ayrıca tarımsal Ar- Ge yatırımlarının artırılarak, üretimin teknolojiyle moderni­ze edilmesi gerektiğine dikkat çekerek, “Bunun yanında, tarım politikaları kapsamında iklim değişikliği, su stresi, kırsal ve genç nüfusun artırılması ile gı­da kaybı ve israfının önlenme­si konularının daha etkin uygu­lanması gerekmektedir” dedi. “Orta ve uzun vadede risk oluşabilir” Mersin Gıda Mühendisleri Odası Başkanı Yusuf Değirmen­ci de Mersin özelinde gıda arz güvenliği açısından kısa vadede ciddi bir risk görmediğini söyle­di. Ancak orta ve uzun vadede ba­zı risklerin söz konusu olduğuna atıfta bulunan Değirmenci, “Bu­gün en önemli sorunlardan biri, tarımda uzun vadeli ve sürdü­rülebilir politikaların yeterince güçlü şekilde uygulanamaması. Bu durum hem üreticilerin hem de sektörün diğer paydaşlarının sağlıklı planlama yapmasını en­gelliyor. Artan maliyetler sade­ce üretimi değil, lojistik süreçleri de etkileyerek ürünlerin pazara daha yüksek fiyatlarla ulaşması­na neden oluyor. Kamu, özel sek­tör ve meslek odaları arasında bir iş birliği var ancak bunun da­ha güçlü hale gelmesi gerekiyor. Özellikle gıda ve ziraat mühen­dislerinin sürece daha aktif dahil olması, hem verimlilik hem de gıda güvenliği açısından büyük önem taşıyor” ifadesini kullandı.

Bakanlıktan atık su planı: Tarım ve sanayide yeni dönem Haber

Bakanlıktan atık su planı: Tarım ve sanayide yeni dönem

TARIM ve Orman Bakanlığı, geçtiğimiz günlerde Resmi Gazete’de yayımlanan “Ulusal Su Planı” ile özellikle atık suların yeniden kullanımı konusuna hız vermeye hazırlanıyor. Buna göre önümüzdeki günlerde “Ulusal Atıksuların Yeniden Kullanımı Master Planı” hazırlanacak. Atık su arıtmada altyapı envanteri için 200 arıtma tesisi seçilecek, araştırma başlayacak. Hedef, tarım ve sanayide atık su dönemini başlatmak. Tarım ve Orman Bakanlığı, süreçle ilgili Hürriyet’in sorularını yanıtladı. SU KAYNAKLARI KORUNACAK Bakanlık yetkilileri öncelikle “Ulusal Su Planı”na giden yolda ihtiyaçları sıraladı: “Küresel iklim değişikliğinin etkileri ile su kaynakları üzerindeki baskıların giderek atrması, iklim değişikliğinin etkileri, hızlı nüfus artışı ve kentleşme gibi faktörler su kaynaklarının sürdürülebilir yönetimini her zamankinden daha önemli hale getirdi. Bu çerçevede, atık su yönetimi, su kaynaklarının korunması ve suyun verimli kullanılması açısından kritik bir rol oynuyor. Atık suların uygun şekilde toplanması, arıtılması ve çevreye zarar vermeden yönetilmesi hem su kalitesinin korunması hem de su kaynaklarının sürdürülebilir yönetiminde önemli bir araç. Arıtılmış atık suların tarımsal sulama, sanayi kullanımı, peyzaj sulaması ve benzeri alanlarda yeniden kullanılması ile tatlı su kaynakları üzerindeki baskının azaltılması da hedefleniyor.” 200 ARITMA TESİSİ SEÇİLECEK Bakanlık sürecin aşamaları hakkında da bilgi verdi. Plana göre takvim şöyle işleyecek: “Önümüzdeki günlerde Türkiye genelinde atık su arıtma altyapısına ilişkin veriler derlenerek seçilecek 200 atıksu arıtma tesisine yönelik teknik ve idari bilgiler toplanacak ve değerlendirmeler yapılacak. Bu değerlendirmelerde tesislerin kapasitesi, kullanılan arıtma teknolojileri, hizmet verilen nüfus ve işletme durumları incelenecek Arıtılmış atık suların yeniden kullanımına yönelik ulusal ölçekte talep ve ihtiyaç analizleri yapılacak. Farklı uygulama senaryoları değerlendirilerek sektörel bazda yeniden kullanım potansiyeli ortaya konulacak. Bölgesel su stresi, su talebi, iklim verileri ve mevcut su kaynakları dikkate alınarak öncelikli kullanım alanları belirlenecek. Daha sonra yeniden kullanımına yönelik uygulanabilir modeller geliştirilecek. YOL HARİTASI BELİRLENECEK Son aşamada elde edilen analizler doğrultusunda ‘Ulusal Atık Suların Yeniden Kullanımı Master Planı’ hazırlanacak. Plan kapsamında kısa, orta ve uzun vadeli hedefler, öncelikli yatırım alanları ve uygulama stratejileri belirlenerek uygulamaya yönelik yol haritası ortaya konulacak. Özellikle endüstriyel süreçlerde su kaynaklarının verimli kullanılması, kullanıldıktan sonra uygun işlemlerden geçirilip yeniden kullanılarak suyun kullanım döngüsünde tutulması, geleneksel olmayan su kaynaklarından azami ölçüde yararlanılması şart. Hazırlanan Ulusal Su Planı ile sanayi bölgelerinde atık su geri kazanımı ve yeniden kullanım uygulamaları ile suyun döngüsel kullanımının artırılmasına yönelik önemli çalışmalar yapılacak.” GÜVENİLİR GIDA UYGULAMASI DEVREDE ATIK su alanında çalışmalarını hızlandıran bakanlık güvenilir gıda ile ilgili önemli bir uygulamaya devreye aldığını da duyurdu. Bakanlığın geliştirdiği “Güvenilir Gıda” mobil uygulaması sayesinde kullanıcılar, denetlenen işletmelerin bilgilerine kolayca ulaşabilecek ve gıda güvenilirliğine ilişkin detayları şeffaf şekilde görebilecek. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, NSosyal hesabında yaptığı paylaşımda konuyla ilgili olarak, “Mobil uygulamamızla, toplu tüketim ve ürün satış yerlerinde gıda ile ilgili uygunsuz gördüğünüz durumları ‘çek-gönder’ ile bize bildirebilir, taklit-tağşiş listelerine anında ulaşabilirsiniz. Bu uygulama ile devletimizin denetim gücü, milletimizin bilinciyle birleşiyor, vatandaşlarımız denetim sürecinin aktif paydaşı oluyor” dedi.

Tekirdağ, Naip Barajı’nda Su Seviyesi Kritis Seviyede Haber

Tekirdağ, Naip Barajı’nda Su Seviyesi Kritis Seviyede

Tekirdağ'ın Süleymanpaşa ilçesine içme suyu sağlayan Naip Barajı'nda yaklaşık 20 günlük su kaldı. Su seviyesinin düştüğü barajde ağaçlar ve eski yapılar gün yüzüne çıkarken, barajın son durumu dronla havadan görüntülendi. Tekirdağ'ın Süleymanpaşa ilçesindeki Naip Barajı'nda su seviyesi kritik seviyeye ulaştı. Barajda kalan su miktarı neredeyse yok denecek kadar azalınca yıllardır su altında bulunan yapılar ve ağaçlar gün yüzüne çıktı. Kış mevsimi yaklaşmasına rağmen yağışların yetersiz kalması, Süleymanpaşa'yı su stresi yaşayan bölge konumuna getirdi. Kentte yüzey suyu kaynaklarının alarm vermesi, su yönetimi açısından endişeleri artırdı. "Su kesintileri uygulamak zorunda kalacağız" Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Tekirdağ Su ve Kanalizasyon İdaresi (TESKİ) Genel Müdürü Mehmet Ali Şişmanlar, "Tekirdağ'da Süleymanpaşa ilçemize su sağlayan Naip Barajı ve Yazır Göleti'nde su seviyeleri ölü hacmin altında. Son güncel verilere göre DSİ'den aldığımız bilgilere göre Naip Barajı'nda ölü hacimde yaklaşık 20 günlük suyumuz kaldı. Yazır Göleti'nde de ölü hacmin su alma yapısının altına düştüğümüz tespit edildi. Yaklaşık 350 bin metreküp civarında bir su kaldığı DSİ tarafından bize iletildi. Buna bağlı olarak biz buradan aldığımız suları en minimum seviyede tutuyoruz. Yüzey sularından beslenen mahallelerimizde sıkıntı yaşanmasın diye diğer yeraltı sularından sağladığımız bölgelerden takviye ederek bu 20 günlük süreyi uzatmaya çalışıyoruz. Ancak eğer yağışlar olmazsa, bu koşullar devam ederse ve yüzey suyu alamazsak şehirde su kesintileri, planlı su kesintileri uygulamak zorunda kalacağız. Bu kaçınılmaz bir yol gözüküyor. Bunun kısa vadeli olması için diğer su kaynaklarımızı artırmak ve iletim hatlarını yenilemek anlamında proje çalışmalarımız çok hızlı bir şekilde tamamlanıyor. Hizmet alım yöntemiyle ihale ederek, bu hatların kapasitelerini büyüterek şehrimize su vermek için elimizden geleni 7/24 yapmaya çalışıyoruz. Şu an bu barajı kullanamıyoruz. Burada su bitti dediğimiz gölet, baraj şu anda Marmaraereğlisi bölgesinde yazın kısmi bazı mahallelerde su sıkıntısı yaşadığımız yerdi. Basında da görüldü, Türkmenli Göleti'nde hiç su yok. Şu anda Türkmenli Göleti'ni hiç kullanamadık. Ama bunlarla ilgili eğer bu kış sezonunda yağış ve kar gelirse ve su birikimi olursa DSİ ve ilgili birimlerle yazışmalarımız devam ediyor. İl Su Kuraklık Komisyonu'nun tekrar toplanmasıyla ilgili talebimiz var. Çalışmalarımız devam ediyor. Öncelikli olarak şehre içme ve kullanma amaçlı suyun verilmesi, sulu tarımın en minimuma indirilmesi yönünde taleplerimiz ve görüşmelerimiz var. Ancak önemli projelerimizden biri de hemen yanı başımızda bulunan Çokal Barajı'nda yüzde 53 doluluk olması. DSİ'den aldığımız bilgilere göre yaklaşık 100 milyon metreküpün üzerinde bir su hacmi var. Bununla ilgili de proje çalışmamızı başlattık. Ama tabii bu biraz uzun sürecek bir proje. Öngörümüz 1-1.5 yıl içerisinde 1.5-2 milyarlık bir yatırımla o suyu Süleymanpaşa'ya kazandırmaya çalışıyoruz, ki önümüzdeki yıllarda bu sorunları yaşamayalım" dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.