Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Tarım Politikası

AGRONEWS - Tarım Politikası haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Tarım Politikası haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Ali Ekber Yıldırım’dan hobi bahçesi ve kaçak yapı uyarısı Haber

Ali Ekber Yıldırım’dan hobi bahçesi ve kaçak yapı uyarısı

Türkiye'de Nisan 2026 itibarıyla sayısı 11 bini aşan hobi bahçesi bulunduğu belirtilse de bu sayının çok daha fazla olduğu biliniyor. Tarım arazilerini betonlaştırdığı gerekçesiyle gündeme gelen bu bahçeler için torba yasa içerisindeki yeni yasal düzenlemeler ve yıkım süreçleriyle birlikte yeni olmayan tartışma süreci başladı. Büyük illerin kırsallarında, kooperatif hissesi veya izinsiz yapılarla kurulan alanlarda tarım arazileri önemli oranda yok edilme tehlikesiyle karşı karşıya kalınıyor. TBMM'ye sunulan torba yasa teklifi ile tarım arazilerindeki hobi bahçelerine sınırlama getirilmesi hedeflenmekle birlikte siyasi iktidarın çelişkili tutumları sorunun daha karmaşık hale gelmesine neden oluyor. AKP Hükümetinin, hobi bahçelerindeki yapıların yıkılması için yasa, yönetmelik çıkarmasına rağmen, yıkılması bir yana, hobi bahçelerinin sayıları her yıl daha da artıyor. Gittikçe daha da büyüyen bu sorunu tarım yazarı Ali Ekber Yıldırım ile konuştuk. Yasa ya dar geliyor ya da bol Hobi bahçeleri ile ilgili tartışmanın yeni olmadığını belirten Yıldırım, “Bundan 6 yıl önce 4 Kasım 2020 Tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 7255 Sayılı Gıda, Tarım ve Orman Alanında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun ile hobi bahçelerindeki yapıların yıkılmasına karar verilmiş ve büyük tartışmaya neden olmuştu. Bu torba yasa, 2005 yılında kabul edilen 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Yasası’nın ilgili maddelerinin yeniden düzenlenmesini kapsıyordu. Ancak yasa uygulanmadığı ve tarım toprakları amaç dışı kullanıldığı için 2020 yılında bu kez torba yasa ile yeni düzenlemeler yapıldı, cezalar artırıldı. Ancak bu yasa da tarım arazilerini korumaya yetmedi. Tarım ve Orman Bakanlığı yasa ile koruyamadığı arazileri yıllar sonra çıkardığı yönetmeliklerle korumaya çalışıyor. Bunun da başarı şansı yok. Çünkü, bakanlık sahaya hakim değil. Ankara’da masa başında dikilen elbise sahaya ya dar geliyor ya da bol” dedi. Çiftçi tarımdan uzaklaştığı için tarlasını hobi bahçesine satıyor Hobi bahçelerinin büyük bölümünün verimli tarım arazilerine kurulu olduğunu söyleyen Yıldırım, “Bu araziler kimden alındı? Çiftçi neden verimli arazisini hobi bahçesi kuran emlakçılara, kooperatif adı altındaki rantçılara sattı? Neden üretim yapmak yerine tarlasını satıp o alanların ranta dönüşmesine izin verdi? Bu soruların kısa ve net yanıtı; çiftçi üreterek para kazanamadığı için toprağı elinden çıkardı. Ayrıntısına gelince; artan üretim maliyetleri karşısında ürettiği ürün para etmeyen çiftçi tarlasını elinden çıkarmak zorunda kalıyor. Asıl işin can alıcı yeri burası. Yani çiftçi ürettiğinden para kazanamadığı için bir emlakçı gelip biraz da yüksek bir fiyat verince çiftçi yıllarca üretim yapacağı toprağını elinden çıkarmak zorunda kalıyor. Yani yıllarca ektiği üründen alacağı paradan daha fazlasına ve geleceği de umutsuz gördüğü için araziyi elinden çıkarıyor. Tarımda yaşanan bu yüksek maliyet düşük fiyat politikası sona ermedikçe daha çok çiftçi arazisini elden çıkarır ve hobi bahçesi veya başka amaçlarla kullanılır” diye konuştu. Verimli arazilere hobi bahçesi kuran belediyeler var Verimli arazilere hobi bahçeleri kuran belediyelerin olduğunu belirten Yıldırım, “Hobi bahçesi satın alan ve gerçekten orada kendi ihtiyacı olan sebzeyi, meyveyi üretenler olduğu gibi, havuzlu, otoparklı hobi bahçesi olanlar da var. Bunları da birbirinden ayırmak gerekir. Hobi bahçeciliği tümden red edilecek bir uygulama değil. Doğru yerde ve amacına uygun olarak yapılan hobi bahçeciliği desteklenmeli. Almanya’da bunun örneği var. Kuralları belirlenmiş, ağırlıklı olarak kilise ve belediye arazilerine yapılan 1,4 milyon hobi bahçesi var. Hobi bahçeleri ile ilgili derneklerin oluşturduğu 19 hobi bahçesi federasyonu var. Federal Küçük Bahçe Yasası var. Her şey yasaya bağlanmış ve herkes yasaya uyuyor. Orda kimse verimli tarım arazilerine hobi bahçesi kurmuyor, kuramıyor. Türkiye’de her işte olduğu gibi bu konuda da başıboşluk var. Verimli tarım arazilerine toplu konut yapar gibi hobi bahçeleri kuran belediyeler var.” bilgisini paylaştı. Yönetmelik yayınlamakla hobi bahçeleri sorunu çözülmez Yasa çıkarmakla, yönetmelik yayınlamakla hobi bahçeleri ile ilgili sorun çözülemeyeceğini dile getiren Yıldırım, “Bugünkü şartlarda yapılan hobi bahçelerindeki yapıları yıkmak, bahçeyi eskisi gibi tarım arazisine dönüştürmek mümkün değil. Eski haline getirilse bile orada kim tarım yapacak? Nitekim yaşanan tartışmalar üzerine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatı ile bir komisyon kurulduğu ve yeni bir yol arayışına gidildiği ifade ediliyor. Umarım bu yeni yol imar barışı değildir. İmar barışının dile getirilmesi bile hobi bahçesi sayısını daha çok artırır. Çözüm, sahada aranmalı. Öncelikle hobi bahçeleri ile ilgili durum tespiti yapılmalı. Ne kadarı verimli tarım arazilerinde, ne kadarı artık tarım arazisi olma vasfını yitirmiş alanlarda? Yıkılırsa ekonomik ve sosyal maliyeti ne olur? Yıkılmazsa ne olur? Gibi sorulara yanıt verilerek yola çıkılmalı.” ifadesini kullandı. Tarım yazarı Ali Ekber Yıldırımın önerileri; Verimli tarım arazilerinde çiftçinin para kazanacağı ve üretime devam edeceği bir tarım politikası uygulanmalı. Almanya örneği incelenerek uygun alanlarda, kuralları belirlenmiş ve yasalardan taviz vermeden, verimli tarım arazileri yerine belediye ve hazineye ait arazilerde hobi bahçeciliğinin yapılması sağlanabilir. Sorun sadece hobi bahçeleri değil, asıl madencilik, enerji, kamu yatırımları, turistik tesisler ve benzeri yatırımlar için tarım toprakları feda edilmemeli. Tarımda yaşanan bu yüksek maliyet, düşük fiyat politikası sona ermeli çiftçinin arazisini elden çıkarmaması için desteklenmeli.

Antalya’da Tarım Alanı Kaybı Alarm Veriyor Haber

Antalya’da Tarım Alanı Kaybı Alarm Veriyor

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Türkiye'nin son 20 yılda kaybettiği tarım alanı, Antalya'nın yüzölçümünü aşarken, Antalya'da ise yüzölçümünün yüzde 3'ünü aşkın tarım toprağı kaybedildi. Kumluca'da tarım alanlarının yüzde 44'ünün, Kaş'ta yüzde 43'ünün, Demre'de yüzde 42'sinin, Gazipaşa'da yüzde 35'inin, Kemer'de yüzde 32'sinin ve Alanya'da yüzde 25'inin kaybedildiği açıklandı. Elmalı'da yüzde 20, Manavgat'ta ise yüzde 12 oranında tarım alanı kaybı yaşandı. “TOPRAĞI KAYBEDERSEK GELECEĞİ KAYBEDERİZ” Alanya’da tarım arazilerinin kaybedilmesi ile ilgili konuşan Alanya Ziraat Odası Başkanı Tahir Göktepe de, “Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, son 20 yıllık süreçte Antalya genelinde ve özellikle Alanya’mızda tarım alanlarında ciddi bir azalma yaşanıyor. Bu kaybın en önemli nedenleri arasında hızlı kentleşme, yapılaşma ve sanayileşme yer alıyor. Tarım toprakları sıradan araziler değildir. Onlar milletimizin gıda güvencesidir. Toprağımızı kaybettiğimizde sadece üretim alanlarımızı değil, geleceğimizi de kaybetmiş oluruz. Tarım alanlarının azalması üretimin düşmesine, maliyetlerin artmasına ve en önemlisi vatandaşlarımızın güvenli ve uygun fiyatlı gıdaya ulaşmasında ciddi sıkıntılara yol açar. Gıdada kendi kendine yetemeyen toplumlar dışa bağımlı hale gelir. Bu da hem ekonomik hem de stratejik açıdan büyük riskler doğurur. Gıda arz güvenliği, en az savunma kadar önemli bir milli meseledir. Bugün tarım topraklarını korumak yarın çocuklarımızın sofrasını korumaktır. Bu nedenle verimli tarım arazilerimizin imara açılmaması, plansız yapılaşmanın önüne geçilmesi ve üreticimizin desteklenmesi hayati önem taşımaktadır. Toprağımıza sahip çıkmak hepimizin ortak sorumluluğudur” dedi. “TARIM TOPRAKLARI KAYBEDİLMEMELİ” Tarım topraklarının kaybedilmemesi gerektiğini belirten Alanya Hal Komisyoncuları Derneği Başkanı Adem Kaya, “Tarım bizim can damarımız. Maalesef inşaat uğruna, inşaat sektörü iyi gitsin diye her tarafı binalaştırdık. Tarım olmazsa olmaz. Özellikle verimli tarım arazilerinin oluğu yerler inşaat sahası oldu. O binalar da boş duruyor, satılmıyor. Bunların önüne geçilmesi lazım. Önlem alınması lazım. Şu ana kadar yanlışlar oldu ama bundan sonra biraz daha dikkatli ve kontrollü inşaat yapılması, tarım alanlarına müsaade edilmemesi lazım. Bu ülke ve milletimiz açısından tarımın önemine değer verilmesi lazım” diye konuştu. “GENÇLER TARIMA YÖNELMİYOR” Alanya’daki tarım arazilerinin kaybedebilmesinde önceliğin inşaat olduğunu söyleyen Kaya, “Kestel, Mahmutlar, Kargıcak arası hep tarım bölgesiydi. Ardından buralara inşaat yapıldı. İkinci etken de gençlerin tarıma yönelmemesi. Gençlerin tarıma yönelmemesinin sebebi de tarımın eski cazibesinin kalmaması, getirisinin düşük olması, girdi maliyetlerinin çok yüksek olması. Bunun için yeni nesil biraz karamsar olduğundan dolayı tarım yapmak istemiyor. Yeni nesli biraz tarıma yönlendirmemiz lazım. Yeni nesli tarıma yönlendirmek için de arımı cazibeli hale getirmek lazım. Devlet teşviki, fide teşviki, girdi maliyetlerinin düşürülmesi, ihracat potansiyelinin artırılarak değer kazandırılması olabilir” ifadelerini kullandı. “ÇİVİ BİLE ÇAKTIRILMAMASI LAZIM” Alana Avokado Üreticileri Birliği Başkanı Hilmi Sevilgen de, “Tarım politikası ile ilgili bazı politikaların gözden geçirilmesi lazım. Özel alanlar oluşturulması lazım. Tropikal bölgelerden örnek verecek olursak buralar sadece Alanya, Gazipaşa, Anamur’da var. Çayın yetiştiği Rize, antep fıstığını yetiştiği Gaziantep var. Devletin bu gibi özel bölgeleri koruma altına alması lazım. Bu bölgelere değil inşaat çivi bile çaktırılmaması lazım. Tavuk kümesi bile yaptırılmaması lazım. Çünkü kaybedilen tarım alanı bir daha geri gelmeyecek. Alanya’da Oba, Mahmutlar, Kestel kaybedildi. Bu alanlar Türkiye’nin nadir toprak yapısı olan, avokado, mango gibi tropikal ürünlerin yetiştiği alanlar. Buraya beton döküyorsun, yok ediyorsun. Sen burayı bir daha bulamayacaksın. Bina yapılacaksa Güzelbağ’a, Çamlıca’ya yapılabilir. Şu anda bina yapılacak alanlarda tarım yapacağız diye uğraşıyoruz. Oba’da sulama suyu var. Borusu döşeli halde her şeyi var. Ağaçlar yetişmiş durumda. Şimdi ağaçları sökülüyor, sulama suyu kanalını yok ediyorsun. İmamlı’ya, Hocalı’ya, Yeşilöz’e boru hattını geçirmek için uğraşıyorsun. Binaların bu mahallelere yapılması lazım. Niye hazır halde olan bahçe söktürülüyor? Su sistemi kurulu halde olan bir yer niye yok ediliyor? Biz dağları, taşları tarım arazisi yapacağız diye uğraşıyoruz. Tarım arazisi olan yerlere de bina yapacağız diye uğraşıyoruz. Buna acil bir çözüm bulunması lazım. Tarım arazileri özellikle ağaç olan yerlerin kesinlikle sökülmemesi lazım. Örneğin Zeytin Kanunu var. Tapuda zeytinlik yazıyorsa oradaki ağaçları sökemiyorsun. Devletin narenciye bahçesi, avokado, ve bahçe yazan hiçbir yeri söktürtmemesi lazım” dedi.

AB Tarım Destekleri, Hayvansal Üretim Tartışması Haber

AB Tarım Destekleri, Hayvansal Üretim Tartışması

Yeni bir rapora göre, Avrupa Birliği’nin Ortak Tarım Politikası (CAP) kapsamında sağlanan sübvansiyonların büyük bölümü kırmızı et ve süt ürünleri gibi yüksek sera gazı emisyonuna sahip hayvansal gıdalara gidiyor. Gıda politikaları alanında çalışan Foodrise adlı sivil toplum kuruluşunun analizine göre, 2020 yılında CAP bütçesinin yaklaşık yüzde 77’si — toplam 51 milyar euronun 39 milyar eurosu — hayvansal üretime yönlendirildi. Raporda, iklim üzerindeki etkileri bakımından en yoğun eleştirilen ürünler olan sığır ve kuzu etinin, mercimek ve fasulye gibi baklagillere kıyasla yaklaşık 580 kat daha fazla destek aldığı belirtiliyor. Süt ürünlerinin ise kuruyemiş ve tohumlara göre yaklaşık 554 kat daha fazla sübvansiyon aldığı ifade ediliyor. Et ve süt sektörü birlikte değerlendirildiğinde, meyve-sebze üretimine kıyasla 10 katın üzerinde daha fazla CAP desteği aldığı aktarılıyor. Hayvansal üretimin iklim etkisi Hayvansal kaynaklı gıdaların, AB’de gıda üretiminden kaynaklanan toplam sera gazı emisyonlarının yüzde 81–86’sını oluşturduğu; buna karşın kalorinin yaklaşık yüzde 32’sini ve proteinin yüzde 64’ünü sağladığı tahmin ediliyor. Küresel ölçekte ise gıda ve tarım sektörü, fosil yakıt yakımının ardından en büyük ikinci emisyon kaynağı olarak, toplam sera gazı salımının yaklaşık üçte birinden sorumlu. Karbon ayak izi hesaplamalarına göre 100 gramlık bir porsiyon sığır eti, yaklaşık 15,5 kg karbondioksit eşdeğeri salıma yol açabiliyor. Çevre örgütü Greenpeace’e göre dünyadaki memelilerin yaklaşık yüzde 60’ı çiftlik hayvanlarından oluşurken, yalnızca yüzde 4’ü vahşi hayvanlardan oluşuyor (geri kalan yüzde 36 insan). Kümes hayvanları ise dünyadaki kuş popülasyonunun yaklaşık yüzde 70’ini oluşturuyor. Hayvancılığın çevresel etkisi; metan salımı (özellikle sığır yetiştiriciliği), yapay gübre kullanımı, yoğun yem ihtiyacı ve ormansızlaşma gibi birçok faktörden kaynaklanıyor. Özellikle Amazon yağmur ormanlarındaki tahribatın önemli bir bölümünün soya üretimiyle bağlantılı olduğu çeşitli araştırmalarda ortaya kondu. Ancak bu soyanın büyük kısmı doğrudan insan tüketimi için değil, hayvan yemi olarak kullanılıyor. Doğa koruma kuruluşu WWF’ye göre dünya genelinde üretilen soyanın yaklaşık yüzde 80’i hayvan yemi olarak kullanılıyor ve üretim son 20 yılda iki katına çıktı. Hayvansal üretimdeki verim kaybı da tartışmanın önemli bir boyutu. Compassion in World Farming’in raporuna göre hayvanlara verilen her 100 kalori bitkisel yem karşılığında ortalama 40 kalori süt, 12 kalori tavuk eti ve yalnızca 3 kalori sığır eti elde edilebiliyor. 'Adaletsiz sübvansiyon' eleştirisi Foodrise temsilcisi Martin Bowman, AB vergi mükelleflerinin milyarlarca eurosunun yüksek emisyonlu et ve süt üretimini desteklemek için kullanıldığını ve bunun Avrupa’nın iklim ve sağlık hedefleriyle çeliştiğini savunuyor. Bowman’a göre CAP, “sağlıklı ve sürdürülebilir, bitki ağırlıklı beslenmeye adil bir geçiş” için yeniden yapılandırılmalı. Bowman, en azından bitkisel ürünlerin CAP fonlarından daha adil bir pay alması gerektiğini ve hayvancılıktan bitkisel üretime geçmek isteyen çiftçiler için özel bir geçiş fonu oluşturulmasını öneriyor. 2024 yılında Avrupa Komisyonu tarafından yayımlanan AB tarımının geleceğine ilişkin “Stratejik Diyalog” raporunda da tüketicilerin bitki temelli gıdalara yöneliminin desteklenmesinin “kritik” olduğu vurgulandı. Raporda, 2026 yılına kadar AB genelinde bitki temelli gıda zincirini güçlendirecek bir Eylem Planı hazırlanması çağrısı yapıldı. Avrupa Komisyonu konuya ilişkin kamuoyuna henüz resmi bir değerlendirme yapmadı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.